‘Dost kara günde belli olur’: Rusya, Ermenistan’ı kaybediyor mu?

Erivan, Moskova’nın Kiev’e karşı savaşını desteklemedi.

Nash Weerasekera
Nash Weerasekera
TT

‘Dost kara günde belli olur’: Rusya, Ermenistan’ı kaybediyor mu?

Nash Weerasekera
Nash Weerasekera

Nazareth Seferian

Bundan sadece altı yıl önce Ermenistan eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, ‘Ermenistan-Rusya: Asırlar Boyu Gelişen Bir Dostluk’ başlıklı serginin açılışına katılarak iki ülke arasındaki ilişkiyi şu sözlerle övdü: “Ermeni-Rus stratejik ilişkileri, siyasi diyaloğumuzu güçlendiren yüksek düzeyde bir karşılıklı güvene dayanıyor. Biz uluslararası sahadaki dış politikamızı çok kutuplu çerçeveler kapsamında koordine etmeyi arzuluyor, savunma ve askerî teknoloji alanlarında ortaklıklar kurmak ve ticaret, ekonomi, enerji ve ulaştırma sektörlerinde etkin bir iş birliği geliştirmek için ortak çabalar sarf ediyoruz. Kültür, bilim ve eğitim alanlarındaki iş birliğinin genişletilmesinin yanı sıra bölgeler arasındaki ilişkiler de güçlendirilip derinleştiriliyor.”

10 seneyi aşkın bir süre önce Rusya Temsilciler Meclisi (Duma) Başkanı Boris Grızlov, Ermenistan’ı Rusya için ‘ileri bir mevzi’ olarak tanımladı ve ortak sınırlara sahip olmasalar da iki ülke arasında kabul ettiği komşuluğa ışık tuttu. Bu yorum, sömürgeciliğe veya emperyalizme dair imalar barındırdığı için Ermenistan’da alay konusu olsa da asıl mesaj, Ermenistan’ın Rusya için yakın bir stratejik ortak olarak görüldüğü idi.

Ancak işler hızla ilerledi ve 2023 sonbaharı geldi. Şimdi görünüşe bakılırsa işler bambaşka bir hale büründü.

Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılığının boyutu

1991 yılında Sovyetler Birliği’nden bağımsızlaştığından bu yana Rusya’nın Ermenistan’da ekonomik ve başka düzeylerde önemli bir rolü oldu. 2023 yılında Ermeni internet sitesi EVN Report, bir makale yayımladı. Makalede Ermenistan’ın birçok stratejik alanda Rusya’ya ne kadar bağımlı olduğu açıklanıyor. Enerji sektöründen alınan rakamlar bu duruma önemli bir kanıt sunuyor. Mesela Ermenistan’a doğalgaz ithalatının yaklaşık yüzde 89’u ve ham petrol (benzin, dizel vd.) ithalatının da yüzde 74’ü Rusya’dan geliyor. Ermenistan’daki nükleer enerji santralinin işletimi ve bakımı Rusya devletine bağlı Rosatom şirketine ait. Gazprom şirketi ise Ermenistan’ı İran’a bağlayan alternatif bir gaz boru hattı da dahil olmak üzere Ermenistan’daki gaz dağıtım ağını kontrol ediyor.

Ermenistan Başbakanı: Ukrayna ile olan savaşında Rusya’nın müttefiki değiliz.

Rusya, başka sektörlerde de toplam dış ticaretin yaklaşık yüzde 35’ine ulaşan bir oranla Ermenistan dış ticaretinin ana hedefi konumunda. Ayrıca Ermenistan’ın buğday ithalatının yaklaşık yüzde 94’ünün kaynağı da bu ülke. Rusya’daki kamu ve özel sektör şirketleri, demiryolu gibi diğer temel altyapıların yanı sıra Ermenistan’daki madencilik faaliyetlerinin de büyük bir kısmını elinde bulunduruyor.

fgeh
25 Eylül’de Dağlık Karabağ’dan Ermenistan sınırına doğru giden araba konvoyu (Reuters)

Ama tüm bunlar, Ermenistan’ın halen Rusya’ya yoğun bir şekilde bağımlı olduğu temel alanla, yani güvenlikle karşılaştırıldığında önemsiz kalıyor. Ermenistan, Kolektif Güvenlik Anlaşması’nın (daha sonraki adıyla Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü) kurucu üyesi. Bu anlaşmanın bir maddesine göre örgütün bir üyesine yapılan saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılacak. Rusya, 2008 yılında komşu Gürcistan’da ve 2012 yılında Azerbaycan’daki askerî üslerinden güçlerini ve ekipmanlarını çekti, ancak Ermenistan’da halen yaklaşık 10 bin kişilik askeri varlığı bulunuyor. Bu güçler, Ermenistan’ın 1990’lı yıllarda Ermeni çoğunluğa sahip Dağlık Karabağ’ı kontrol altına almak için Azerbaycan’la girdiği kanlı savaştan ve Türkiye’nin buna tepki olarak Ermenistan’la ilişkileri dondurmasından sonra Ermenistan sınırlarındaki güvenliğin korunmasında önemli bir rol oynuyor. Devam eden çatışmanın oluşturduğu tehdit, onlarca yıl bu küçük ülkenin üzerine çadır kurdu. Sonra da çeşitli zamanlarda görülen sınır çatışmalarının yanı sıra 2016 ve 2020 yıllarında yaşanan kapsamlı iki savaşla patlak verdi.

10 yıl önce Ermenistan, Avrupa Birliği (AB) ile ortaklık anlaşması müzakerelerinde büyük bir ilerleme kaydettiğinde beklenmedik bir şekilde Cumhurbaşkanı Sarkisyan, ülkenin bunun yerine Rusya’nın yönettiği Gümrük Birliği’ne (daha sonraki versiyonuyla Avrasya Ekonomik Birliği) katılacağını ilan etti ve bu kararın, Rusya’nın güvenlik taahhütleri karşılığında siyasi bir karar olduğunu öne sürdü. Ermenistan, Rusya ile stratejik ortaklığa çoğunlukla dış politikasının özü olarak işaret ediyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin sarsılması mümkün değil gibi görünüyordu. Mesela, 21’inci yüzyılın ilk on yılında eski Sovyetler Birliği ülkelerinde ‘renkli devrimler’ meydana geldi ve Gürcistan’daki Gül Devrimi ile Ukrayna’daki Turuncu Devrim, Rusya ile ilişkilerin neredeyse anında gerilmesine yol açtı. 2018 yılında Ermenistan’da Kadife Devrim gerçekleştiğinde de benzer bir tepkinin ortaya çıkacağına dair kısa süreli endişe görüldü. Ancak Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında devrimden sadece birkaç ay geçtikten sonra yapılan toplantı, bunun aksini gösterdi. Putin o toplantıda şöyle dedi: “Zannediyorum ilişkilerimizi tarif etmeye gerek yok: Oldukça özel ilişkiler. Üstelik sadece birlikte çalışmaya başladığımızdan bu yana değil, asırlardır böyle.” Paşinyan da aynı duyguları şu sözlerle tekrar etti: “Elbette sadece ikili ilişkilerimizi değil, Avrasya Ekonomik Birliği ile Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) çerçevesinde ve başka alanlardaki ortak çalışmalarımızı daha da güçlendirmeye kararlıyız.”

Rusya, Ermenistan’dan vaz mı geçti?

Ermenistan’ın devrimden sonraki takviminde önemli bir dönüm noktası 2020 sonbaharı oldu. Bu dönemde Azerbaycan, 1990’lı yıllarda Ermenistan’a karşı kaybettiği Dağlık Karabağ bölgesini ele geçirmek için yeni bir savaş başlattı ve Türkiye’nin de desteğiyle hızlı bir ilerleme kaydetti. Ermeni güçler ise uluslararası toplumdan herhangi bir destek görmedi, çünkü bölge, Azerbaycan’ın bir parçası olarak görülmesi dışında resmî olarak tanınmıyordu. KGAÖ’nün neden müdahale etmediği sorulduğunda Putin, Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanındığını, bu yüzden de anlaşmanın yürürlüğe girmediğini belirterek şöyle dedi: “KGAÖ, kolektif güvenliğe ilişkin bir anlaşmadır ve üye ülkelerden herhangi birine yönelik saldırı halinde karşılıklı askeri desteğe izin verir. Kimse Ermenistan Cumhuriyeti topraklarına saldırmadı.”

KGAÖ’nün neden müdahale etmediği sorulduğunda Putin, Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanındığını vurguladı.

Azerbaycan’ın savaştaki zaferi netleştiğinde Ermenistan bir kez daha Rusya’ya başvurdu. Rusya üçlü bir açıklama hazırladı. Bu açıklama ateşkesi garanti ediyor ve halen ellerinde bulundurdukları toprakların Azerbaycan’a iadesi de dahil olmak üzere Ermenistan’ın uyması gereken birtakım şartlar içeriyordu. Rusya, bölgeye barışı koruma gücü gönderdi ve bu görünürde Rusya’nın Ermenistan’ın güvenlik planlarındaki rolünü güçlendirdi. Ermenistan, Rusya ile ilişkilerine sadakatini sürdürdü. Hatta KGAÖ yükümlülükleri çerçevesinde Ocak 2021’de Kazakistan’da hukuku ve düzeni geri getirmek için güçlerini gönderdi.

Rusya, Ukrayna’yı işgal ettiğinde Ermenistan bu adımı açıkça kınamadı. Sonraki aylarda ise Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden çekilmesine karşı oy kullandı ve Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinin askıya alınması ve BM Genel Kurulu’nda kınanması kararlarının oylanmasında çekimser davrandı.

xsdfe
Dağlık Karabağ’daki Stepanakert yakınlarındaki “Biz Dağlarımızız” anıtı (AFP)

Denebilir ki Ermenistan-Rusya ilişkilerinin aldığı ilk ciddi darbe, Mayıs 2021’de, Azerbaycan’ın Ermenistan Cumhuriyeti’nin egemenliğine tâbi topraklara askerî müdahalede bulunmasıyla yaşandı. Başbakan, askerî destek almak için KGAÖ’ye başvurdu. Ancak iki ülke arasındaki ortak sınırların net bir şekilde çizilmediği, dolayısıyla bunun askerî saldırı sayılıp sayılamayacağının belirli olmadığı yönünde bir yanıt aldı. 2022 yılında Ermenistan’ın ev sahipliği yaptığı KGAÖ zirvesinde Başbakan Paşinyan, lafı dolandırmadan şöyle dedi:

“11 Mayıs 2021’den bu yana Azerbaycan, üç kez silahlı kuvvet kullanarak Ermenistan Cumhuriyeti’nin egemenliği altındaki yaklaşık 140 kilometrelik toprakları işgal etti. Bu işgaller, 11 Mayıs 2021, 14 Kasım 2021 ve 13 Eylül 2022’de gerçekleşti…Bu konuda KGAÖ’den ne görüyoruz? Bu gerçeğin, açıkça formüle edilmiş siyasi bir değerlendirme şeklinde kaydedilmesini. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sınırların çizilmediği bahanesiyle bu değerlendirmenin yapılmasından kaçınılmasını. Yani iddiaya göre bu, KGAÖ’nün yükümlülük alanında değil. Yükümlülük çerçevesi yoksa o zaman örgüt de yok.”

Buna ilave olarak Dağlık Karabağ’daki Rus barışı koruma gücü de Ermenilerin beklenti düzeyine çıkamadı. Aralık 2022’de Azerbaycanlılar, Dağlık Karabağ bölgesini Ermenistan Cumhuriyeti’ne bağlayan Laçın Koridoru’nu kapattı. Bu koridor, sivillerin yolculuğu ve malların taşınması için hayati öneme sahip bir yol ve bu makalenin yazıldığı Eylül 2023 tarihinde kuşatma halen devam ediyor. Bu yolu kontrol etmesi için yetkilendirilen Rus barışı koruma güçleri, bu yolu yeniden açamıyor ya da bunu istemiyor gibiydi.

Ermenistan bir mesaj mı veriyor?

Rusya, Ukrayna’daki savaş devam ederken halihazırda petrol ve gaz için önemli bir geçiş pazarına dönüşen Azerbaycan’a daha da bağımlı hale gelmiş görünüyor. Azerbaycan, görünüşe bakılırsa Rusya hükümetinin duyurulmamış onayıyla Dağlık Karabağ bölgesinde daha fazla şey ele geçirmek için bu nüfuzu kullandı.

2023 yazında Başbakan Nikol Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya’dan uzaklaştığına dair birkaç imada bulundu. Haziran 2023’te CNN Kanalı’na röportaj veren Paşinyan, şu ifadeleri kullandı:

Biz, Ukrayna’yla savaşında Rusya’nın müttefiki değiliz. Bu savaş ve bu çatışma karşısında endişe duyuyoruz, zira tüm ilişkilerimizi doğrudan etkiliyor.

Eylül ayında da eşi Anna Hakobyan, Ukrayna First Lady’si Olena Zelenska’nın davetine icabet ederek, bir yardım etkinliğine katılmak ve Ermenistan’dan insani yardımları teslim etmek için Kiev’i ziyaret etti. Ermenistan ayrıca, ABD ile 10 günlük ortak askerî tatbikat gerçekleştireceğini açıkladı. Eagle Partner 2023 adlı bu tatbikata 85 ABD askeri ile 175 Ermenistan askeri katıldı. La Repubblica gazetesine konuşan Paşinyan, güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için sadece tek bir ortağa güvenmenin stratejik bir hata olduğunu ve Rusya’nın ona göre yükümlülüklerini yerine getirmeyerek görünürde ‘bölgeyi terk ettiğini’ söyledi.

xcsdf
Stepanakert sakinlerinden iki kişi, 25 Eylül’de Dağlık Karabağ’dan ayrılmaya hazırlanıyor (Reuters)

Aynı zamanda Ermenistan’ın konumunu kuşatan tehlikelere de şu sözlerle dikkat çekti:

Ermenistan Rusya’nın destekçisi olmanın avantajlarından yararlanamıyor, çünkü Rusya’da, Ermenistan’ın Rusya’ya verdiği destek yeterli görülmüyor. Onlara göre Ermenistan, örneğin, Ukrayna meselesinde onlara yeterli yardımı sunmuyor. Diğer yandan Ermenistan, Batı’nın destekçisi olmanın muhtemel avantajlarından da yararlanamaz, çünkü Batı’dakiler Ermenistan’ı yeteri kadar Batı yanlısı görmüyor. Zira onların bakış açısına göre Ermenistan, örneğin, Ukrayna meselesinde Rusya’ya yeterince karşı çıkmıyor.

Bu makalenin kaleme alınmasından sadece birkaç gün önce Azerbaycan, Dağlık Karabağ’daki ayrılıkçı silahlı Ermenilere karşı yeni bir operasyon başlattı ve bunun sonucunda yaklaşık 200 ayrılıkçı öldü. Rus barışı koruma güçleri, saldırıya uğrayan bölgelerde konuşlandırılmıştı, ancak eylemleri sivil halkın tahliye edilmesinden ibaret kaldı. Rusya’nın Ermenistan’ı ve bölgedeki saygınlığını kaybedip kaybetmediği henüz belli değil. Ama yeni bir jeopolitik düzenlemenin muhtemel olduğuna dair güçlü işaretler var.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.