‘Dost kara günde belli olur’: Rusya, Ermenistan’ı kaybediyor mu?

Erivan, Moskova’nın Kiev’e karşı savaşını desteklemedi.

Nash Weerasekera
Nash Weerasekera
TT

‘Dost kara günde belli olur’: Rusya, Ermenistan’ı kaybediyor mu?

Nash Weerasekera
Nash Weerasekera

Nazareth Seferian

Bundan sadece altı yıl önce Ermenistan eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, ‘Ermenistan-Rusya: Asırlar Boyu Gelişen Bir Dostluk’ başlıklı serginin açılışına katılarak iki ülke arasındaki ilişkiyi şu sözlerle övdü: “Ermeni-Rus stratejik ilişkileri, siyasi diyaloğumuzu güçlendiren yüksek düzeyde bir karşılıklı güvene dayanıyor. Biz uluslararası sahadaki dış politikamızı çok kutuplu çerçeveler kapsamında koordine etmeyi arzuluyor, savunma ve askerî teknoloji alanlarında ortaklıklar kurmak ve ticaret, ekonomi, enerji ve ulaştırma sektörlerinde etkin bir iş birliği geliştirmek için ortak çabalar sarf ediyoruz. Kültür, bilim ve eğitim alanlarındaki iş birliğinin genişletilmesinin yanı sıra bölgeler arasındaki ilişkiler de güçlendirilip derinleştiriliyor.”

10 seneyi aşkın bir süre önce Rusya Temsilciler Meclisi (Duma) Başkanı Boris Grızlov, Ermenistan’ı Rusya için ‘ileri bir mevzi’ olarak tanımladı ve ortak sınırlara sahip olmasalar da iki ülke arasında kabul ettiği komşuluğa ışık tuttu. Bu yorum, sömürgeciliğe veya emperyalizme dair imalar barındırdığı için Ermenistan’da alay konusu olsa da asıl mesaj, Ermenistan’ın Rusya için yakın bir stratejik ortak olarak görüldüğü idi.

Ancak işler hızla ilerledi ve 2023 sonbaharı geldi. Şimdi görünüşe bakılırsa işler bambaşka bir hale büründü.

Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılığının boyutu

1991 yılında Sovyetler Birliği’nden bağımsızlaştığından bu yana Rusya’nın Ermenistan’da ekonomik ve başka düzeylerde önemli bir rolü oldu. 2023 yılında Ermeni internet sitesi EVN Report, bir makale yayımladı. Makalede Ermenistan’ın birçok stratejik alanda Rusya’ya ne kadar bağımlı olduğu açıklanıyor. Enerji sektöründen alınan rakamlar bu duruma önemli bir kanıt sunuyor. Mesela Ermenistan’a doğalgaz ithalatının yaklaşık yüzde 89’u ve ham petrol (benzin, dizel vd.) ithalatının da yüzde 74’ü Rusya’dan geliyor. Ermenistan’daki nükleer enerji santralinin işletimi ve bakımı Rusya devletine bağlı Rosatom şirketine ait. Gazprom şirketi ise Ermenistan’ı İran’a bağlayan alternatif bir gaz boru hattı da dahil olmak üzere Ermenistan’daki gaz dağıtım ağını kontrol ediyor.

Ermenistan Başbakanı: Ukrayna ile olan savaşında Rusya’nın müttefiki değiliz.

Rusya, başka sektörlerde de toplam dış ticaretin yaklaşık yüzde 35’ine ulaşan bir oranla Ermenistan dış ticaretinin ana hedefi konumunda. Ayrıca Ermenistan’ın buğday ithalatının yaklaşık yüzde 94’ünün kaynağı da bu ülke. Rusya’daki kamu ve özel sektör şirketleri, demiryolu gibi diğer temel altyapıların yanı sıra Ermenistan’daki madencilik faaliyetlerinin de büyük bir kısmını elinde bulunduruyor.

fgeh
25 Eylül’de Dağlık Karabağ’dan Ermenistan sınırına doğru giden araba konvoyu (Reuters)

Ama tüm bunlar, Ermenistan’ın halen Rusya’ya yoğun bir şekilde bağımlı olduğu temel alanla, yani güvenlikle karşılaştırıldığında önemsiz kalıyor. Ermenistan, Kolektif Güvenlik Anlaşması’nın (daha sonraki adıyla Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü) kurucu üyesi. Bu anlaşmanın bir maddesine göre örgütün bir üyesine yapılan saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılacak. Rusya, 2008 yılında komşu Gürcistan’da ve 2012 yılında Azerbaycan’daki askerî üslerinden güçlerini ve ekipmanlarını çekti, ancak Ermenistan’da halen yaklaşık 10 bin kişilik askeri varlığı bulunuyor. Bu güçler, Ermenistan’ın 1990’lı yıllarda Ermeni çoğunluğa sahip Dağlık Karabağ’ı kontrol altına almak için Azerbaycan’la girdiği kanlı savaştan ve Türkiye’nin buna tepki olarak Ermenistan’la ilişkileri dondurmasından sonra Ermenistan sınırlarındaki güvenliğin korunmasında önemli bir rol oynuyor. Devam eden çatışmanın oluşturduğu tehdit, onlarca yıl bu küçük ülkenin üzerine çadır kurdu. Sonra da çeşitli zamanlarda görülen sınır çatışmalarının yanı sıra 2016 ve 2020 yıllarında yaşanan kapsamlı iki savaşla patlak verdi.

10 yıl önce Ermenistan, Avrupa Birliği (AB) ile ortaklık anlaşması müzakerelerinde büyük bir ilerleme kaydettiğinde beklenmedik bir şekilde Cumhurbaşkanı Sarkisyan, ülkenin bunun yerine Rusya’nın yönettiği Gümrük Birliği’ne (daha sonraki versiyonuyla Avrasya Ekonomik Birliği) katılacağını ilan etti ve bu kararın, Rusya’nın güvenlik taahhütleri karşılığında siyasi bir karar olduğunu öne sürdü. Ermenistan, Rusya ile stratejik ortaklığa çoğunlukla dış politikasının özü olarak işaret ediyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin sarsılması mümkün değil gibi görünüyordu. Mesela, 21’inci yüzyılın ilk on yılında eski Sovyetler Birliği ülkelerinde ‘renkli devrimler’ meydana geldi ve Gürcistan’daki Gül Devrimi ile Ukrayna’daki Turuncu Devrim, Rusya ile ilişkilerin neredeyse anında gerilmesine yol açtı. 2018 yılında Ermenistan’da Kadife Devrim gerçekleştiğinde de benzer bir tepkinin ortaya çıkacağına dair kısa süreli endişe görüldü. Ancak Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında devrimden sadece birkaç ay geçtikten sonra yapılan toplantı, bunun aksini gösterdi. Putin o toplantıda şöyle dedi: “Zannediyorum ilişkilerimizi tarif etmeye gerek yok: Oldukça özel ilişkiler. Üstelik sadece birlikte çalışmaya başladığımızdan bu yana değil, asırlardır böyle.” Paşinyan da aynı duyguları şu sözlerle tekrar etti: “Elbette sadece ikili ilişkilerimizi değil, Avrasya Ekonomik Birliği ile Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) çerçevesinde ve başka alanlardaki ortak çalışmalarımızı daha da güçlendirmeye kararlıyız.”

Rusya, Ermenistan’dan vaz mı geçti?

Ermenistan’ın devrimden sonraki takviminde önemli bir dönüm noktası 2020 sonbaharı oldu. Bu dönemde Azerbaycan, 1990’lı yıllarda Ermenistan’a karşı kaybettiği Dağlık Karabağ bölgesini ele geçirmek için yeni bir savaş başlattı ve Türkiye’nin de desteğiyle hızlı bir ilerleme kaydetti. Ermeni güçler ise uluslararası toplumdan herhangi bir destek görmedi, çünkü bölge, Azerbaycan’ın bir parçası olarak görülmesi dışında resmî olarak tanınmıyordu. KGAÖ’nün neden müdahale etmediği sorulduğunda Putin, Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanındığını, bu yüzden de anlaşmanın yürürlüğe girmediğini belirterek şöyle dedi: “KGAÖ, kolektif güvenliğe ilişkin bir anlaşmadır ve üye ülkelerden herhangi birine yönelik saldırı halinde karşılıklı askeri desteğe izin verir. Kimse Ermenistan Cumhuriyeti topraklarına saldırmadı.”

KGAÖ’nün neden müdahale etmediği sorulduğunda Putin, Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanındığını vurguladı.

Azerbaycan’ın savaştaki zaferi netleştiğinde Ermenistan bir kez daha Rusya’ya başvurdu. Rusya üçlü bir açıklama hazırladı. Bu açıklama ateşkesi garanti ediyor ve halen ellerinde bulundurdukları toprakların Azerbaycan’a iadesi de dahil olmak üzere Ermenistan’ın uyması gereken birtakım şartlar içeriyordu. Rusya, bölgeye barışı koruma gücü gönderdi ve bu görünürde Rusya’nın Ermenistan’ın güvenlik planlarındaki rolünü güçlendirdi. Ermenistan, Rusya ile ilişkilerine sadakatini sürdürdü. Hatta KGAÖ yükümlülükleri çerçevesinde Ocak 2021’de Kazakistan’da hukuku ve düzeni geri getirmek için güçlerini gönderdi.

Rusya, Ukrayna’yı işgal ettiğinde Ermenistan bu adımı açıkça kınamadı. Sonraki aylarda ise Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden çekilmesine karşı oy kullandı ve Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinin askıya alınması ve BM Genel Kurulu’nda kınanması kararlarının oylanmasında çekimser davrandı.

xsdfe
Dağlık Karabağ’daki Stepanakert yakınlarındaki “Biz Dağlarımızız” anıtı (AFP)

Denebilir ki Ermenistan-Rusya ilişkilerinin aldığı ilk ciddi darbe, Mayıs 2021’de, Azerbaycan’ın Ermenistan Cumhuriyeti’nin egemenliğine tâbi topraklara askerî müdahalede bulunmasıyla yaşandı. Başbakan, askerî destek almak için KGAÖ’ye başvurdu. Ancak iki ülke arasındaki ortak sınırların net bir şekilde çizilmediği, dolayısıyla bunun askerî saldırı sayılıp sayılamayacağının belirli olmadığı yönünde bir yanıt aldı. 2022 yılında Ermenistan’ın ev sahipliği yaptığı KGAÖ zirvesinde Başbakan Paşinyan, lafı dolandırmadan şöyle dedi:

“11 Mayıs 2021’den bu yana Azerbaycan, üç kez silahlı kuvvet kullanarak Ermenistan Cumhuriyeti’nin egemenliği altındaki yaklaşık 140 kilometrelik toprakları işgal etti. Bu işgaller, 11 Mayıs 2021, 14 Kasım 2021 ve 13 Eylül 2022’de gerçekleşti…Bu konuda KGAÖ’den ne görüyoruz? Bu gerçeğin, açıkça formüle edilmiş siyasi bir değerlendirme şeklinde kaydedilmesini. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sınırların çizilmediği bahanesiyle bu değerlendirmenin yapılmasından kaçınılmasını. Yani iddiaya göre bu, KGAÖ’nün yükümlülük alanında değil. Yükümlülük çerçevesi yoksa o zaman örgüt de yok.”

Buna ilave olarak Dağlık Karabağ’daki Rus barışı koruma gücü de Ermenilerin beklenti düzeyine çıkamadı. Aralık 2022’de Azerbaycanlılar, Dağlık Karabağ bölgesini Ermenistan Cumhuriyeti’ne bağlayan Laçın Koridoru’nu kapattı. Bu koridor, sivillerin yolculuğu ve malların taşınması için hayati öneme sahip bir yol ve bu makalenin yazıldığı Eylül 2023 tarihinde kuşatma halen devam ediyor. Bu yolu kontrol etmesi için yetkilendirilen Rus barışı koruma güçleri, bu yolu yeniden açamıyor ya da bunu istemiyor gibiydi.

Ermenistan bir mesaj mı veriyor?

Rusya, Ukrayna’daki savaş devam ederken halihazırda petrol ve gaz için önemli bir geçiş pazarına dönüşen Azerbaycan’a daha da bağımlı hale gelmiş görünüyor. Azerbaycan, görünüşe bakılırsa Rusya hükümetinin duyurulmamış onayıyla Dağlık Karabağ bölgesinde daha fazla şey ele geçirmek için bu nüfuzu kullandı.

2023 yazında Başbakan Nikol Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya’dan uzaklaştığına dair birkaç imada bulundu. Haziran 2023’te CNN Kanalı’na röportaj veren Paşinyan, şu ifadeleri kullandı:

Biz, Ukrayna’yla savaşında Rusya’nın müttefiki değiliz. Bu savaş ve bu çatışma karşısında endişe duyuyoruz, zira tüm ilişkilerimizi doğrudan etkiliyor.

Eylül ayında da eşi Anna Hakobyan, Ukrayna First Lady’si Olena Zelenska’nın davetine icabet ederek, bir yardım etkinliğine katılmak ve Ermenistan’dan insani yardımları teslim etmek için Kiev’i ziyaret etti. Ermenistan ayrıca, ABD ile 10 günlük ortak askerî tatbikat gerçekleştireceğini açıkladı. Eagle Partner 2023 adlı bu tatbikata 85 ABD askeri ile 175 Ermenistan askeri katıldı. La Repubblica gazetesine konuşan Paşinyan, güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için sadece tek bir ortağa güvenmenin stratejik bir hata olduğunu ve Rusya’nın ona göre yükümlülüklerini yerine getirmeyerek görünürde ‘bölgeyi terk ettiğini’ söyledi.

xcsdf
Stepanakert sakinlerinden iki kişi, 25 Eylül’de Dağlık Karabağ’dan ayrılmaya hazırlanıyor (Reuters)

Aynı zamanda Ermenistan’ın konumunu kuşatan tehlikelere de şu sözlerle dikkat çekti:

Ermenistan Rusya’nın destekçisi olmanın avantajlarından yararlanamıyor, çünkü Rusya’da, Ermenistan’ın Rusya’ya verdiği destek yeterli görülmüyor. Onlara göre Ermenistan, örneğin, Ukrayna meselesinde onlara yeterli yardımı sunmuyor. Diğer yandan Ermenistan, Batı’nın destekçisi olmanın muhtemel avantajlarından da yararlanamaz, çünkü Batı’dakiler Ermenistan’ı yeteri kadar Batı yanlısı görmüyor. Zira onların bakış açısına göre Ermenistan, örneğin, Ukrayna meselesinde Rusya’ya yeterince karşı çıkmıyor.

Bu makalenin kaleme alınmasından sadece birkaç gün önce Azerbaycan, Dağlık Karabağ’daki ayrılıkçı silahlı Ermenilere karşı yeni bir operasyon başlattı ve bunun sonucunda yaklaşık 200 ayrılıkçı öldü. Rus barışı koruma güçleri, saldırıya uğrayan bölgelerde konuşlandırılmıştı, ancak eylemleri sivil halkın tahliye edilmesinden ibaret kaldı. Rusya’nın Ermenistan’ı ve bölgedeki saygınlığını kaybedip kaybetmediği henüz belli değil. Ama yeni bir jeopolitik düzenlemenin muhtemel olduğuna dair güçlü işaretler var.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
TT

Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)

Sağır el-Haydari

El Kaide’nin Sahel bölgesindeki kolu olan Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin’in (CNIM) finans başkent Bamako'ya doğru ilerlediği ve Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, DEAŞ ile ilişkiler belirleyici bir dönüm noktasına ulaştı. Her iki taraf da Afrika Sahel bölgesinde önemli aktörler olarak kendilerini kanıtlamak için zamana karşı yarışıyor.

DEAŞ, üyelerinin Mali'de düzenledikleri bir pusuda, CNIM’e bağlı Sahra Bölgesi Emiri Ebu Yahya gibi El Kaide'nin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmayı başardıklarını duyurdu.

DEAŞ ile El Kaide arasındaki rekabet, Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi Afrika Sahel ülkelerinde yaşanan ciddi güvenlik krizlerinin ortasında yaşanıyor ve her iki taraf da bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.

Üç daire

DEAŞ ve El Kaide'nin faaliyetleri, Afrika'nın Sahel bölgesini her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçek bir ‘terör yuvası’ haline getirdi.

Afrika meseleleri uzmanı ve siyasi araştırmacı Sultan Elban, Sahel bölgesinde El Kaide ile DAEŞ arasındaki rekabetin, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir çatışmaya dönüştüğünü, ancak sahada bunun ideolojik bir anlaşmazlıktan çok insan gücü ve kaynaklar üzerinde bir yarış halini aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Elban genel olarak bakıldığında CNIM'in El Kaide'nin Afrika Sahel'deki kolunu temsil ettiğini ve özellikle Burkina Faso, Mali ve Nijer'de en yaygın ve sosyal olarak en köklü örgüt olduğunu, askeri üslere karmaşık saldırılar düzenleme, insansız hava araçları ve patlayıcı cihazlar kullanma ve çok sayıda savaşçıyı seferber etme konusunda gelişmiş operasyonel kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Buna karşın DEAŞ’ın Afrika Saheli’nin bazı bölgelerinde, özellikle Mali'nin kuzeyindeki Minaka bölgesinde daha agresif göründüğünü söyleyen Elban, Nijer, Burkina Faso ve diğer bölgelerin büyük bir kısmını kontrol ettiğini, ancak yerel olarak daha az köklü ve ulusal ordular ile CNIM'in çifte direnişiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. CNIM, 2020'den bu yana Mali ve Burkina Faso'nun merkezi bölgelerinden bu örgütü kovmayı başardı ve sonraki yıllarda da genişlemesini engellemişti.

evfrv
El Kaide'nin CNIM lideri Iyad Ag Ghali'ye bağlı birkaç şubesi bulunuyor (AP)

El Kaide'nin şu anda Afrika Sahel bölgesindeki en önemli yapısal güç olduğunun altını çizen Elban, DEAŞ’ın ise belirli bölgelerde en ölümcül güç olduğunu ve kitlesel katliamlara ve halkı terörize etmeye daha yatkın olduğunu vurguladı. İki örgüt arasındaki rekabetin üç alanda yoğunlaştığını belirten Elban’a göre bunlardan birincisi, sınır geçişleri ve kaçakçılık rotalarının kontrol edilmesi, ikincisi, köylerde ve kırsal alanlarda tahkim ve yargı yetkisinin dayatılması ve üçüncüsü, merkezin önünde, yani Suriye ve Afganistan'ın önünde ve hatta Sahel'deki yerel sıcak noktaların önünde, küresel cihadın tekelleştirilmesi.

Kayıpların telafisi

Afrika'nın Sahel bölgesindeki ülkeler, son yıllarda bazı askeri darbelere tanık oldu. Bu darbeler sonucunda, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme sözü veren askeri konseyler iktidara geldi. Ancak, özellikle Ensaruddin gibi radikal grupların yeni bölgelere doğru ilerleme kaydetmeleri bakımından bu konseylerin çabaları eleştirilmeye devam ediyor.

Nijeryalı güvenlik araştırmacısı Issa Mounkaila, gerçekte, El Kaide’nin yıllardır Afrika'nın Sahel bölgesini tekelinde tuttuğunu ve bu bölgenin El Kaide için Afganistan gibi ülkelerde yaşadığı başarısızlıkların ardından güvenli bir sığınak haline geldiğini söyledi.

Aynı durumun DAEŞ için de geçerli olduğunu belirten Mounkaila, DAEŞ'in şu anda Afrika kıyılarına, nüfuz kazanmanın kolay olduğu bir güvenlik kırılganlığı bölgesi olarak geri döndüğünü ve DAEŞ'in şu anda Suriye, Irak ve Libya'daki kayıplarını telafi etmeye çalıştığını söyledi. Mounkaila’ya göre bu telafi, ancak El Kaide'nin kontrolündeki bölgelerin aleyhine olabilir. Nijeryalı uzman ayrıca, DEAŞ’ın merkezi düzeyde net bir liderlik kaybına uğraması ve örgütün bölgedeki nüfuzunu ve hedeflerini yönetme planına ilişkin belirsizlikler göz önüne alındığında, El Kaide'nin hala üstünlüğünü koruduğuna inanıyor.

Denge El Kaide lehine değişiyor

El Kaide, CNIM gibi kendisine bağlı örgütler aracılığıyla, Rusya ve daha önce Fransa ile ittifak kuran Afrika Sahel'deki askeri konseylere karşı çıkıp kendi saflarına katılmaya çağıran videolar yayınlamaya devam ediyor.

Öte yandan ise DEAŞ, haftalık dergisi en-Nebe'de savaşın sürdürülmesi çağrısında bulunurken, El Kaide'ye karşı saldırılar başlattığını da açıklayarak iki grup arasındaki çatışmanın şiddetlendiğini gösteriyor.

Elban, iki taraf arasındaki çatışmanın geçmişi çerçevesinde, özellikle 2020'den bu yana Çad ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde, ara sıra ateşkeslerle birlikte, sınırlı çatışmalardan açık savaşa kadar çeşitli aşamalardan geçtiğini söyledi.

sddvd
Burkina Faso terör örgütlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor (Reuters)

Elban, her iki örgütün de kontrol ve finansman mekanizmalarına sahip olduğunu, özellikle de vergilerle, bu örgütleri kontrol ettikleri bölgelerde devlete paralel vergi otoriteleri haline getirdiğini, yönetim boşluğundan ve ekonomik çöküşten faydalanarak vergi uygulayıp zekat topladıklarını söyledi. Çobanların hayvanlarına el konulduğunu ve yerel pazarlarda veya Moritanya, Senegal ve başka yerlerdeki pazarlarda satıldığını da sözlerine ekledi.

İki örgüt arasında ince farkın El Kaide'nin gelirlerinin bir kısmını yoksulları destekleyerek ve anlaşmazlıkları çözerek yargı alternatifi olarak kendini dayatacak şekilde belirli bölgeleri kayırma eğiliminde olması olduğuna dikkati çeken Elban, El Kaide’nin bazen de imajını iyileştirmek ve meşruiyetini pekiştirmek için insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına göz yumduğunu, DEAŞ’ın ise daha nefret dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduğunu ve sosyal kabul görme konusunda endişelenmediğini vurguladı.

Bölge ülkelerinin bazılarının ordu tarafından yönetilmesi ve mevcut kırılganlık bakımından ağlar ve yerel entegrasyon açısından dengelerin El Kaide lehine kaydığına işaret eden Elban, ancak DEAŞ’ın savunmasız bölgelerde hedefli saldırılar düzenleme ve katliamlar gerçekleştirme yeteneğini üst düzeyde tuttuğunu belirtti.


İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.


Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
TT

Birleşmiş Milletler, ABD'nin aidatlarını ne zaman ödeyeceğine dair açıklama talep ediyor

ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 23 Eylül'de New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde yaptığı konuşmada (AFP)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, Washington'ın geçen hafta birkaç hafta içinde ilk ödemeyi yapacağına dair verdiği sözün ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nin ödenmemiş bütçe borçlarını ne zaman ödeyeceğine dair ayrıntıları beklediğini belirtti.

BM sözcüsü Stéphane Dujarric basın toplantısında, “Verileri gördük ve açıkçası, Genel Sekreter bu konu hakkında bir süredir Büyükelçi (Mike) Walts ile temas halinde” dedi. “Bütçe Kontrol Birimimiz Amerika Birleşik Devletleri ile temas halinde ve bazı göstergeler sağlandı. Ödemenin kesin tarihini ve taksitlerin büyüklüğünü öğrenmeyi bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Genel Sekreteri António Guterres, 28 Ocak'ta üye devletlere yazdığı bir mektupta, 193 üyeli örgütün aidatların ödenmemesi nedeniyle “yaklaşan mali çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, örgütün mali durumu hakkında uyarıda bulundu.

cvfthyj
ABD Başkanı Donald Trump, New York'taki Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmanın ardından eliyle jest yapıyor (AFP)

Başkan Donald Trump döneminde Washington, Birleşmiş Milletler'in sistemlerini reforme etmesini ve bütçesini azaltmasını talep ederek birçok cephede çok taraflılıktan çekildi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Waltz cuma günü verdiği demeçte, "Çok yakında kesinlikle bir ilk ödeme göreceksiniz" dedi. "Yıllık aidatlarımızın önemli bir ilk ödemesi olacak... Nihai miktarın henüz belirlendiğini sanmıyorum, ancak birkaç hafta içinde belli olacak" ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler yetkilileri, ABD'nin uluslararası örgütün bütçesine ödenmesi gereken aidatların %95'inden fazlasından sorumlu olduğunu söylüyor. Şubat ayı itibarıyla Washington'ın 2,19 milyar dolar borcu bulunuyordu; buna ilave olarak mevcut ve geçmiş barış koruma misyonları için 2,4 milyar dolar ve BM mahkemeleri için 43,6 milyon dolar daha ödenmesi gerekiyordu.

BM yetkilileri, ABD'nin geçen yılki düzenli bütçe için aidatlarını ödemediğini, bu nedenle 827 milyon dolar, cari yıl için ise 767 milyon dolar borcu olduğunu, geri kalanının ise önceki yıllardan kalan borçlardan oluştuğunu ifade etti.