Ortadoğu’da gidişatı değiştiren ve geleceği şekillendiren tarihi bir destan: 1973 Arap-İsrail Savaşı

1973 Arap-İsrail Savaşı, Mısır ordusunun yeniden yapılanması ve Mısır’ın siyasi performansının iyileşmesi sonucunda Ortadoğu'da bir dönüm noktası oldu

Savaş kararı Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumuna geri dönmesini sağladı (AFP)
Savaş kararı Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumuna geri dönmesini sağladı (AFP)
TT

Ortadoğu’da gidişatı değiştiren ve geleceği şekillendiren tarihi bir destan: 1973 Arap-İsrail Savaşı

Savaş kararı Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumuna geri dönmesini sağladı (AFP)
Savaş kararı Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumuna geri dönmesini sağladı (AFP)

Nebil Fehmi

Şanlı 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın (Yom Kippur) üzerinden yarım asır geçti. Çatışmaların başladığını duyduğum anı, o an hissettiğim duyguyu, halkın verdiği tepkileri çok iyi hatırlıyorum. Savaşın, Ortadoğu'da belirleyici bir an ve Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin yeniden yapılanmasının, Mısır'ın siyasi performansının iyileştirilmesinin, Mısır halkının özgüveninin geri gelmesinin ve Mısır'ın Ortadoğu'daki seçkin konumuna yeniden dönmesinin destansı bir sonucu olduğunu düşünüyorum.

1967 Arap-İsrail Savaşı’nın (6 Gün Savaşı) yıkıcı sonuçlarının Mısır’ı ve halkını sarstığı herkesçe bilinen bir gerçek. Bu durum, Arap ülkelerinde ve İsrail'de, İsrail’in yenilmez bir güç olduğu yönünde yanlış bir algı oluşturdu.

Dönemin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, savaştan önce Arap-İsrail barış sürecini başlatmaya çabalamış, ancak çabaları boşa gitmişti. Sedat’ın girişimleri arasında İsrail güçlerinin 50 kilometre doğuya çekilmesi durumunda Süveyş Kanalı'nın sivil gemilerin geçişine açılması önerisi yer alıyordu. Bu amaçla Ulusal Güvenlik Danışmanı Hafız İsmail'i 1973 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile gizlice görüşmesi için önce Paris’e ardından New York'a gönderdi. Ancak İsrail ve ABD, özellikle Sedat'ın bir yıl önce ülkeyi Rus uzmanlardan terk etmelerini istemesi ve bu yüzden Mısır ordusunun başlıca silah tedarikçisi olan Rusya ile arasında gerginlik yaşamasından dolayı Mısır ve Arap dünyasının işleri daha ileriye taşıyabileceklerine ihtimal vermedikleri için bu girişimi ciddiye almadılar.

Dürüst olmam gerekirse cepheye gitme ihtimaliyle ilgili şüpheler ne bana ne de 1967 savaşının neden olduğu ciddi moral bozukluğunun halen etkili olduğu Mısır halkının çeşitli kesimlerinden çoğu kişiye uzak bir duygu olmadığını kabul etmeliyim. O dönem üniversite son sınıftaydım. Savaşta gösterilen tüm çabalara ve yapılan tüm fedakarlıklara rağmen moral bozukluğu bölgesel ve uluslararası düzeyde hakim ve yaygın bir duyguydu.

Enver Sedat, bu zor koşullarda cesurca ve doğru bir karar alarak 1973 savaşını başlattı. Ülkesinin Ortadoğu siyasi denklemindeki yerini geri kazanmak ve Arap-İsrail barış müzakerelerinin başlaması için gerekli ortamı oluşturmak amacıyla, Suriye ile koordinasyon içinde belirli askeri hedefleri olan bir savaş için akıllıca bir plan yaptı. Söz konusu müzakerelerin kaçınılmaz olarak işgal altındaki Mısır topraklarının geri alınması, kapsamlı bir Arap-İsrail barışının sağlanması ve Filistin halkının ulusal özlemlerinin gerçekleşmesiyle sona ermesini umuyordu.

Savaş kararının tüm yanlış yönlendirilmiş insanlara rağmen cesareti ve bilgeliği nedeniyle Enver Sedat tarafından alındığı söyleniyor.

Çatışmaların başlamasıyla ilgili ilk kaygılara rağmen Mareşal Ahmed İsmail komutasındaki Mısır ordusunun kahramanlığı ve en üst rütbelisinden en acemi erine kadar subayların ve askerlerin unutulmaz çabaları ve fedakarlıkları sonucunda savaş, Mısır’ın ve Arap halklarının güvenliğini yeniden tesis etti. Mısır ordusu, aşılmaz denilen Bar Lev savunma hattını mağlup etti ve tüm beklentilerin ötesinde yüksek bir askeri performans göstererek İsrail'in kibrini kırdı. Askerler, savaş için yeterli ve uygun silahların temin edilmesindeki zorlukları ve endişeleri bilmelerine rağmen vatan sevgisiyle ve toprakları için fedakarlıkla hücum ettiler.

Savaşın 50’nci yıl dönümü vesilesiyle kısa bir süre önce açıklanan İsrail belgelerine göre Mısır’ın askeri performansı İsrail’in ve diğer ülkelerin tüm beklentilerini aşmıştı. Belgeler, İsrail'in Mısır’daki askeri hareketliliği takip ettiği ve haberdar olduğunu ortaya koydu. Belgeler, İsrailli liderlerin çoğu, Mısır'ın İsrail'in askeri üstünlüğüne karşısında ezici bir yenilgiye uğrayacakları düşüncesiyle savaşa girmeyeceğini düşündüklerini de gösterdi.

Savaşa girme kararı ve Mısır'ın sergilediği askeri performans, Mısır'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki konumunu geri kazanmasını sağladı. Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, savaşın son günlerine doğru Sedat’ın temsilcisi ve dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Fehmi'yi kabul etti. Başkan Nixon, Fehmi’ye Mısır'ın bölgede önemli ve stratejik bir güç olduğunu kanıtladığını ve ABD'nin duruma bu temelde yaklaşacağını söyledi. ABD Başkanı’nın tüm protokol kurallarını çiğneyerek Mısır'a övgüde bulunması ve Mısırlı Bakan’a arabasına kadar eşlik etmesi, bu şanlı savaşın Ortadoğu'daki gidişatı ve uluslararası toplumun Mısır’a ve Arap dünyasına bakışını değiştirdiğinin göstergesidir.

1973 Arap-İsrail Savaşı, müzakere edilmiş bir barış sürecinin başlatılması amacıyla yapılan yaratıcı bir askeri eylemdi. Barış sürecindeki ilk adım, ilk askeri hareket ve Mısırlı bir askerin Süveyş Kanalı'nı geçmek için yaptığı ilk atlayıştı. Bunlar duygusal ya da mesaj gönderme amaçlı sözler değil. Çünkü barış müzakerelerine başlamak, karşı tarafı müzakerelerin sonuçlarının müzakereleri başlatmaktan çok daha zor olduğuna ikna etmeyi gerektirir. Mısır ordusu da bunu başardı.

Savaşın en önemli amaçlarından ve kazanımlarından biri, İsrail'in işgale devam edebileceği ve Arap ülkelerinin haklarını ve taleplerini göz ardı edebileceği yönündeki siyasi kibrine son vermesiydi. ABD, Arap-İsrail savaşının devam etmesinin uluslararası arenada doğrudan yansımaları olacağını biliyordu. Bu yüzden savaş, müzakerelerin tek seçenek ve yol olduğu gerçeğini dayattı.

Savaşın ardından ateşkes için uygun bir tarihin belirlenmesi, ateşkes sonrasında İsrail'in Mısır mevzilerine ve askerlerine zarar vermek amacıyla işlediği bazı ihlaller karşısında esir takası yapılması ve İsrail askerlerinin işgal ettiği bölgelerden kademeli olarak geri çekilmesiyle ilgili diplomatik tartışmalar ve çekişmeler patlak verdi. Birinci Cenevre Konferansı, dünyadaki iki kutup olan Sovyetler Birliği ve ABD arasında değişen uluslararası rüzgarlar ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın gerçek bir barış sürecinden kaçınıp yalnızca mevcut durumu ve istikrarı kontrol etmekle ilgilendiği bir ortamda başladı. ABD böylece İsrail'i kayırmaya devam edebiliyor ve Sovyetler Birliği ile ilişkilere de odaklanabiliyordu. Bu kayırma, Mısır’ın egemen kararını koruması ve çıkarlarını güvence altına alması için diplomatik becerisini ortaya koymasını ve tüm taraflarla dikkatli dengeler kurmasını gerektiriyordu. Mısır, 1973-1977 yılları arasında Dışişleri Bakanı İsmail Fehmi liderliğindeki Mısır'ın çıkarlarına her zaman sadık ve egemenliğini koruma konusunda samimi olan diplomatlarının sayesinde bu diplomatik çekişmelerden de kazanımlarla çıktı.

İçinde bulunduğum şartlar bana bu süreci yakından ve doğrudan takip etme imkanı sundu. Mısır’ın diplomatik kurumları ile operasyonel ve idari kurumları arasındaki uyuma tanık oldum. Her biri kendi bakış açısına ve deneyimine sahip olan yetkilileri ve kurumları arasında karşılıklı saygı çerçevesinde Mısır’ın işgal altındaki topraklarını kurtarmak için en iyi askeri, siyasi ve diplomatik eylem araçlarıyla ilgili çeşitli tartışmalar yapıldı. Farklı görüşler ortaya koyuldu, kapsamlı bir barışa ulaşmak amacıyla yoğun çabalar sarf edildi ve başarıya ulaşıldı. Ancak bu çabalar, İsrail’in fanatizmi nedeniyle sarsıldı. Mısır Dışişleri Bakanı'nın istifasından sonra dahi Mısırlı yetkililer arasında saygı devam etti. Çünkü İsrail'in, Arap-İsrail barışını engellemek için Arapları birbirinden koparmaya çalıştığını biliyorlardı.

Mısır'ın siyasi, askeri ve diplomatik kahramanlarına selam olsun. Savaşlarda ya da savaşa katıldıktan sonraki yıllarda kaybettiğimiz kahramanlarıma Allah'tan rahmet diliyorum.

Ortadoğu’da gidişatı değiştiren ve geleceği şekillendiren şanlı bir savaşın 50’nci yıldönümünde asil Mısır halkına da selam olsun.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.