5 dava, onlarca suçlama: Trump'ın Beyaz Saray yürüyüşü yargı engeline mi takılacak?

Eski ABD Başkanı Donald Trump, hakkındaki davalardan birinde hakim karşısına çıktı

Eski ABD Başkanı Donald Trump, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor (Reuters)
Eski ABD Başkanı Donald Trump, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor (Reuters)
TT

5 dava, onlarca suçlama: Trump'ın Beyaz Saray yürüyüşü yargı engeline mi takılacak?

Eski ABD Başkanı Donald Trump, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor (Reuters)
Eski ABD Başkanı Donald Trump, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor (Reuters)

Barış Kaygusuz

Eski ABD Başkanı Donald Trump, hakkında açılan davalardan birinin ilk duruşması için New York'ta hakim karşısına çıktı.

Trump ve iki oğlunun da aralarında bulunduğu sanıklar, geçen yıl New York Başsavcısı Letitia James tarafından hazırlanan dosyada ellerinde tuttukları varlıkların değerini şişirerek usulsüz şekilde kredi ve sigorta anlaşmaları elde etmekle suçlanıyor.

Davaya bakan yargıç Arthur F. Engoron, geçen hafta Trump ve diğer sanıkların dolandırıcılıktan sorumlu olduğuna hükmetmiş ve Trump'ın varlıklarının listelendiği yıllık mali raporların usulsüzlüklerle dolu olduğuna karar vermişti.

Engoron ayrıca, New York'ta faaliyet gösteren bazı Trump şirketlerinin ruhsatlarının iptal edilmesine karar vermiş ve bu şirketlerin feshinin yönetilmesi için bir kayyum atanmasına hükmetmişti.

New York'ta dün başlayan dava sürecindeyse Trump ve oğulları Donald Jr. ve Eric'in usulsüzlüklerle ilgili ceza ödeyip ödemeyeceklerine karar verilecek.

Savcı James, eski ABD Başkanı ve oğullarının 250 milyon dolar ceza ödemesini ve New York'ta iş yapmalarının yasaklanmasını istiyor.

Savcılık ayrıca Trump'ın eyaletteki bankalardan 5 yıl boyunca kredi almasının ve New York'ta mülk edinmesinin yasaklanmasını talep ediyor.

Dosya bir ceza yargılamasına konu olmadığı için duruşmalarda jüri yer almıyor ve Yargıç Engoron davadan çıkacak kararın tek sorumlusu konumunda. Ancak yine aynı gerekçeyle sanıklar hakkında hapis cezası verilmesi de mümkün değil. 

Trump, davanın yargıcını hedef aldı

New York mahkemesinde görülen davanın ilk duruşmasına katılan Donald Trump, hakkındaki suçlamaların siyasi olduğunu belirtirken, davanın yargıcı Arthur F. Engoron'u hedef aldı.

Duruşma salonuna girmeden önce bir açıklama yapan eski ABD Başkanı, davanın Demokrat hakim ve savcısının seçimlere müdahale etme çabası içinde olduğunu ve yargılanmaları gerektiğini savundu.

Duruşmada iddia makamı, Trump'ın servetini olduğundan fazla göstermek için Trump Tower ve 40 Wall Street gibi mülklerinin değerinin rasgele şekilde belirlediğini öne sürerken, Trump'ın savunma ekibiyse emlak sektöründe değişken fiyatların bir standart olduğu yönünde savunma yaptı.

Trump, Amerikan yargısına karşı: Eski ABD lideri hangi davada, neyle suçlanıyor?

2024'te yapılacak seçimlerle Oval Ofis'e dönmenin yollarını arayan Donald Trump'ın yargılandığı tek dosya New York'taki dolandırıcılık davası değil.

Seçimlere yaklaşık bir yıl süre kalmışken, eski ABD başkanı hakkında 4 farklı iddianame hazırlandı.

Hukukçular, ülkenin birçok yerinde hakkında soruşturmalar yürütülen Trump hakkında açılan ceza davalarının hapis cezalarıyla sonuçlanabileceğine dikkat çekiyor.

Trump duruşma salonuna girmeden gazetecilere yaptığı açıklamada dava sürecinin başkanlık kampanyasını yok etmek için tasarlandığını söyledi
Trump duruşma salonuna girmeden gazetecilere yaptığı açıklamada dava sürecinin başkanlık kampanyasını yok etmek için tasarlandığını söyledi

Gizli Belge Davası: Trump hakkında açılan en ciddi davalardan biri, eski ABD liderinin "çok gizli" ibareli bazı belgeleri Florida'daki malikanesine taşıdığı suçlamalarıyla ilgili.

Haziranda iddianamesi hazırlanan bu davada Trump'a 40 ayrı suçlama yöneltilmiş durumda ve bunlardan en ciddisi için 20 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Trump'a yöneltilen suçlamalardan 32'si ulusal savunma bilgilerini alıkoymakla, 5'i gizli belgeleri saklamakla, biri yalan beyanda bulunmakla ve sonradan iddianameye eklenen ikisiyse belgelerin saklandığı Florida'daki konutun kamera görüntülerini sildirmekle bağlantılı.

Davada Trump'ın yanı sıra, vale Walt Nauta ve konut temsilcisi Carlos De Oliveira da yargılanıyor.

Davanın ilk duruşması için verilen tarihse 20 Mayıs 2024. Bu tarih, Cumhuriyetçilerin başkan adayının belli olmasından sonra gizli belge davasının başlaması anlamına geliyor.

Seçimlere Müdahale Davası: 2020'deki seçimler ve ardından 6 Ocak 2021'de gerçekleşen Kongre baskınını konu alan davanın iddianamesi geçen ağustosta hazırlandı.

Trump, bu dosyada Amerikan hükümetini aldatmak ve resmi süreçlerin işlemesini engellemek için komplo kurmakla suçlanıyor. Trump'ın destekçilerine seçimleri kazandığına dair yalan söylediği ve resmi sonuçları değiştirmek için Kongre'yi ikna etmeye çalıştığı yönündeki iddialar da dava dosyasında yer alıyor.

Dosyada ayrıca Trump'ın 6 Ocak 2021'deki Kongre baskınında yaşanan olayları yönlendirdiği iddiası da yer alıyor.

Trump, Cumhuriyetçiler'den aldığı yüzde 60'a yakın destekle başkan adayı olmaya en yakın isim (Reuters)
Trump, Cumhuriyetçiler'den aldığı yüzde 60'a yakın destekle başkan adayı olmaya en yakın isim (Reuters)

İddianamenin açıklandığı dönemde hakkındaki suçlamaları reddeden Trump, davanın neden olaylardan iki buçuk yıl sonra açıldığı sorusunu gündeme taşımıştı.

Davanın ilk duruşmasının Washington'daki bir federal mahkemede 4 Mart 2024'te görülmesi planlanıyor.

Sus Payı Davası: Martta New York mahkemesi tarafından iddianamesi açıklanan dava Trump'ı cezai kovuşturmayla karşı karşıya kalan ilk eski ABD Başkanı yapmıştı.

Dava, Trump'ın 2016'daki seçimler öncesinde, porno yıldızı Stormy Daniels'le ilişkilerini gizlemek için sus payı ödemesi yaptığı iddiaları etrafında şekilleniyor. 

Trump'ın Daniels'a yapılan ödemeler için avukatı Michael Cohen'e bazı çekler yazmasını evrakta sahtecilik olarak değerlendiren iddia makamı, Trump'a 34 farklı suçlama yöneltmişti. 

Davanın duruşmasının 4 Ocak'ta, Cumhuriyetçilerin aday belirleme süreci başlamadan önce görülmesi bekleniyor.

Georgia Seçim Davası: Donald Trump'ın aralarında eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani ve eski Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Mark Meadows'un da olduğu 18 isimle birlikte yargınlandığı dava, 2020'de seçimlerinde Georgia eyaletindeki sonuçları değiştirme çabalarına odaklanıyor.

İddianamede, Trump ve bağlantılı kişilerin Georgia'nın Cumhuriyetçi eyalet sekreterine seçimi kendilerine kazandırmaları için telkinde bulunduğu yönünde iddialar yer alıyor. Ayrıca, Georgia milletvekillerin seçim sonuçlarını dikkate almadan Trump yanlısı bir Seçiciler Kurulu delegesi atanması için baskı yapıldığı suçlaması da dava dosyasına giren detaylardan biri.

Dosyada sanık konumunda bulunan 19 kişiden biri geçen cuma suçunu kabul ederek, savcılıkla işbirliği yapma kararı aldı ve ifade vermeyi kabul etti. Diğer 18 sanıksa üzerlerine atılı suçlamaları reddediyor.

Trump, hakkındaki "sus payı" davasının ön duruşmasına video konferans yoluyla katılmıştı (Reuters)
Trump, hakkındaki "sus payı" davasının ön duruşmasına video konferans yoluyla katılmıştı (Reuters)

Davanın ilk duruşması için henüz bir tarih belirlenmiş değil.

Davalar Trump'ın Beyaz Saray yolunu kapatabilir mi?

ABD'de yaklaşan 2024 seçimleri öncesinde, Cumhuriyetçilerin adayı olmak için favori konumda bulunan Donald Trump'ın başkan olmak için önünde yasal bir engel yok.

Zira Amerikan yasalarına göre, herhangi bir suçlamadan dolayı hüküm giymek aday olmaya ve başkan seçilmeye engel değil.

Ancak Trump'ın hakkındaki suçlamalardan hüküm giyerek cezaevine girmesi durumunda, görevini buradan yürütüp yürütemeyeceği konusunda soru işaretleri mevcut.

ABD'li birçok hukukçu Trump'ın başkan seçilmesi durumunda hakkındaki cezaları da affetme yetkisine kavuşacağı konusunda görüş bildiriyor. Ancak böyle bir durumun daha önce yaşanmamış olması, konunun Yüksek Mahkeme'ye taşınmasını neredeyse kesin kılıyor.

Ancak olayın bir de siyasi boyutu var. Trump hakkında peş peşe açılan davalar, eski ABD liderinin takipçilerinden aldığı desteği artırıyor. Destekçilerinin önemli bir bölümü Trump'ın adil olmayan bir şekilde, siyasi amaçlarla yargılandığını savunuyor.

Independent Türkçe



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.