Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Bazen çevirmenin seçtiği kelime çoğu kişiyi ikilemde bırakırken çeviride yapılan hatalar çoğu kez siyasetçiler için bir skandala dönüşebiliyor. Bu tür hataların, tarih kitaplarında mizah malzemesi olan krizlere yol açtığı da oluyor

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
TT

Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)

Emine Hayri 

Çevirinin çıkış noktasıyla ve ilk çevirinin ne zaman yapıldığıyla ilgili tartışmalar halen güncelliğini koruyor.

Ruslara göre simultane çeviri ilk kez 1928 yılında Moskova'da düzenlenen Komintern'in 6'ncı Yıllık Kongresi'nde yapıldı.

Komintern, 1919 yılında eski Sovyetler Birliği'ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki komünistlerin ve devrimci sosyalistlerin çalışmalarıyla ilgilenmek üzere kurulmuş uluslararası bir komünist gruptu.

ABD'lilere göre ise simültane çeviri modern haliyle 1945 yılında ünlü Nürnberg Duruşmaları ile başladı.

Nürnberg Duruşmaları, Almanya'nın Nürnberg şehrinde, Nazilerin üst düzey 21 yetkilisinin uluslararası mahkeme önünde ilk kez yargılandığı tarihteki en büyük davadır.

Ardıl çeviriden simultane çeviriye

Bu duruşmalara farklı ülkelerden çeşitli diller konuşan insanlar katıldı.

Hakimlerin, avukatların ve katılımcıların söyleneni söylendiği gibi takip etmesini sağlayacak bir çeviri sistemine acilen ihtiyaç duyuluyordu.

Bir kişinin sözlerinin söylendikten birkaç dakika sonra çevrilerek aktarıldığı ardıl çeviri olarak bilinen bir sistem işliyordu.

O dönem bilinen ve uygulanan tek tercüme türü olan ardıl çeviri türünde çevirmen, konuşmacının birkaç cümle söylemesini bekler, daha sonra bunları çevirerek muhataba aktarır. 

Bu duruşmalar sırasında çeviri ve tercüme hizmetlerinden sorumlu ABD'li bir görevli, Avrupa ülkelerindeki çevirmen yetiştiren kolejlerdeki ve enstitülerdeki dil öğrencileriyle iletişime geçti.

Mühendislerden oluşan bir ekiple birlikte duruşmalara katılanların söylenenlerin çevirisini anında duyabilmelerini sağlayan günümüz standartlarına göre ilkel, ancak o dönem için son derece modern bir teknik sistem geliştirdi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında İngilizceden Fransızcaya çeviri yapmak üzere çevirmenlerden oluşan bir ekip kuruldu ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarında İngilizceden Fransızcaya yapılan simultane çeviri bir ilki teşkil etti.

Onlarca yıldır çevirmenlerin (önemli belgeleri tercüme ederken ya da simultane çevirirken) yaptığı kelime ve sözcük seçimleri, bazılarını ikileme düşürmeye yetti.

Aktarılan cümlelerde yapılan hatalar ya da yanlış anlaşılan espriler ve durumlar yahut kaçırılan ifadeler sık sık krizlere yol açarken bunların bazıları neredeyse bir felakete neden oluyordu.

Bazen çeviride yapılan hatalar, bir skandala kapıyı aralarken daha sonra tarih kitaplarında mizah konusuna dönüşüyorlar.

Carter, Polonya ve yanlış anlama

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, en ünlü çeviri hatalarından birinin yapıldığı ve modern çeviri tarihine kazınan olayın yaşandığı 30 Eylül 1977 günü her yıl Dünya Çeviri Günü olarak anılıyor.

Carter, Polonya ziyareti sırasında yaptığı konuşmada Polonyalıların geleceğe dair arzularını anlamak istediğini söylemiş, ancak çevirmen bu sözleri Carter'ın Polonya'yı arzuladığı şeklinde çevirmiştir.

Çevirmen bu kadarla da yetinmeyip, Carter'ın "Bu sabah ABD'den ayrıldım" şeklindeki sözlerini "Bu sabah ABD'den bir daha dönmemek üzere ayrıldım" şeklinde çevirdi.

Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)
Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)

Aynı gün akşamı verilen özel yemekte çevirmenin değiştirilmesine rağmen Carter konuşmasını yaparken sık sık başvurduğu mizah dolu bir cümlesinin ardından gelen sessizliği anlamakta zorlandı.

İkinci cümlesi de ilkinden daha sağır edici bir sessizlikle karşılandı. Zira yeni çevirmen Başkan Carter'ın İngilizcesini anlamamış ve sessiz kalmayı tercih etmişti.

Şimdi gülün!

Daha tuhaf bir durum 1981 yılında Japonya'da kırsal kesimdeki bir üniversitenin konferans salonunda yaşandı.

Yine eski ABD Başkanı Carter konuşuyordu, ancak bu kez ciddiydi ve sözlerinin arasına espriler serpiştirmiyordu.

Fakat dinleyenler gülmeye başladı. Carter durdu ve çevirmenlere salondakilerin neden güldüğünü sordu.

Çevirmenin yanlış çeviri yaptığını öğrenince salondakilere dönüp "Şimdi gülün!" dedi.

Başkanın bu sözü üzerine salondakiler bunun kahkahalarla karşılanması gereken bir şaka olduğunu sandılar.

Normal şartlarda o an için kötü görünen durum daha sonra insanı güldüren bir olay olabilir.

Büyük bir musibetin ayak sesleri duyulurken sonradan gülünecek bir olay da olsa o an için komik değildir.  

Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden sadece birkaç ay önce, İngiltere'nin eski Trablus Büyükelçisi Oliver Miles, "Kaddafi'nin sözleri çeviri arasında nasıl kayboldu?" başlıklı bir makale kaleme aldı.

Kaddafi ikilemi

Makalesinde, Kaddafi'nin sözlerinin tercüme edilmesinin neden bazen imkânsız hale geldiğine değinen Miles, Kaddafi'nin genellikle yalnızca Libyalılar tarafından anlaşılan bir lehçeyle konuşmakta ısrar etmesi de dahil çeşitli nedenler sıralayarak "Peki bu konuşmaları İngilizceye, Fransızcaya ya da başka bir dile nasıl çevireceksiniz?!." diye yazdı.

Kaddafi'nin Londra'daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Fakültesi'nde bir grup profesör ve öğrenciye uydu aracılığıyla yaptığı konuşmada yaşananları anlatan Miles, makalesini şöyle sürdürdü:

Ses kötü aktarılıyordu. Kötü bir çevirmen vardı ve Sayın Kaddafi ile aynı anda konuşuyordu. Dolayısıyla Kaddafi'nin konuşmasının yüzde 90'ı anlaşılamadı. Sonunda oturum başkanı bu durumdan dolayı salondakilerden özür diledi. Bana döndü ve Kaddafi'nin söylediklerini özetlememi istedi. Şans eseri onun teorilerini daha önce okumuştum. Ben de bunlardan alındılar yaparak konuşmanın özetinin uydurdum. Bu tür olaylar uluslararası anlayışı oluşturuyor.

Tercüme, Hiroşima ve Nagazaki

Ancak uluslararası anlayış İkinci Dünya Savaşı'nda işe yaramadı. Savaş Avrupa'da biterken, Japonya'da devam ediyordu.

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Milliyetçi Çin lideri Çan Kay şek, 1945 yılında Potsdam Deklarasyonu'nun (Japonların Teslim Olma Koşullarını Tanımlayan Bildiri) taslağını hazırladılar.

Japonya'yı teslim olması için verilen bir ültimatom da dahil olmak üzere çeşitli maddelerin yer aldığı deklarasyon, Japonya'da savaşı sürdürmeyi isteyenlerle teslim olup can ve mal kaybını sona erdirmeyi isteyenler arasında büyük tartışmalara yol açtı.

Dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki, Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmayı reddetmesi halinde 'derhal ve mutlak olarak yok edileceği' uyarısıyla sonlanan deklarasyonda sıralanan teslim şartlarına yanıt vermek için bir basın toplantısı düzenledi.

Suzuki, bu şartlara Japonca'da iki anlamı olan 'mukasuto' kelimesiyle yanıt verdi.

Kelime ilk olarak 'yorum yok', ikincisi olarak ise 'sessiz bir küçümsemeyle aşağılanacaksınız' anlamlarına geliyordu.

Uluslararası haber ajansları, kelimenin ikinci anlamını kullanmayı 'seçtiler'.

Analistler, bu seçimin Japonya'nın tepkisinin sanki ABD'ye karşı bir tehditmiş gibi görünmesine katkıda bulunduğunu düşünüyorlar.

Bunun üzerine ilk atom bombasının Hiroşima'ya, ikinci atom bombasının ise üç gün sonra Nagazaki'ye atılmasına karar verildi.

Vietnam ve tercümede mübalağa (abartıya kaçmak)

İnsanlık tarihinin en ağır savaş, ölüm ve yıkım sahnelerinden biri olan ve muhtemelen çevirideki bu 'seçimin' de katkısının olduğu atom bombalarının atıldığı günlerden

ABD'nin girdiği bir başka istenmeyen savaş olan Vietnam Savaşı yıllarına gidiyoruz.

Vietnam Savaşı da çeviri hatalarının alevlendirdiği, uzattığı ve yansımalarını kötüleştirdiği bir savaştı.

ABD'nin önde gelen gazetelerinden The New York Times (NYT) tarafından yıllar önce yayımlanan bir raporda, Ulusal Güvenlik Teşkilatının birçok durumda Vietnam'dan alınan istihbarat bilgilerini tercüme etmede hata yaptığı belirtiliyordu.

NYT'nin aktardığına göre 1964 yılında hazırlanan bu kapsamlı raporda, Kuzey Vietnam torpido botlarının Tonkin Körfezi'nde ABD destroyerlerine iki kez ateş açtığı bildirildi.

Bu durum, dönemin ABD yönetimini çileden çıkardı. Yönetim saldırıya derhal karşılık verilmesi talimatı verdi.

Ancak ilk etapta ikinci saldırının gerçekleşmediği, kağıt üzerinde yapılan bir çeviri hatası olduğu anlaşıldı.

Uzmanlar, Vietnam'daki savaşın uzun yıllar devam etmesinin ve yüzbinlerce Vietnamlının ve ABD'linin ölümüne yol açan şiddetin İngilizceye yanlış ya da eksik tercümeden kaynaklandığını söylüyorlar.

Üçüncü Dünya Savaşı

Bundan sadece birkaç hafta önce yüzlerde beliren anlık sıkıntılı ifadelerin ardından mantık devreye girmeseydi, şu an dünyanın kaldıramayacağı şiddetli bir savaşın, Üçüncü Dünya Savaşı'nın hayaleti ufukta belirmiş olabilirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi'de yapılan görüşmede çevirmen, "Türkiye Rusya ile savaş halinde" diye bir cümle kurdu.

O an Putin'in yüzünde adeta ünlem işaretleri belirdi. Bu durum, orada bulunanların yüzlerinde tedirginlik ifadelerinin belirmesine ve korku dolu anların yaşanmasına neden oldu.

Daha sonra herkes savaş durumuyla ilgili ciddi bir çeviri hatasının yapıldığını anladı. 

Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)
Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)

Putin'e eşlik eden çevirmenlerin çalışırken karşılaştıkları en büyük zorluk, Rusya Devlet Başkanı'nın son derece zor cümle kalıpları ve ifadeler kullanması.

Ya Rus kültüründen geldiği ya da başkalarının anlayabilmesi için tarihi ya da kültürel bir arka plan bilgisi gerektiren bir benzetme taşıdığı için bunların çevirisi genellikle çok zor oluyor.

Çeviride istenmeyen bir hata yapılmasına ve bunun kötü sonuçlar doğurmasına dair büyük bir korku hakim.

Burjuvazinin gömülmesi

Bir başka çeviri hatasının yol açtığı kriz ise 1956 yılında yaşandı. Hata tarih kitaplarına girse de düzeltilebildi.

O yıl Polonya'nın Moskova Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyonda Batılı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Nikita Kruşçev, komünizmin, 'kendisini içeriden yok edeceğini' söylediği kapitalizmi geride bırakıp yoluna devam edeceğini belirterek "İster beğenin ister beğenmeyin, tarih bizim yanımızda ve sizi tarihe gömeceğiz" ifadelerini kullandı.

Ancak Kruşçev bu sözleri, Karl Marx'ın Komünist Manifesto'sundaki 'Burjuvazi kendi mezar kazıcılarını yaratacak' cümlesine atıfla söylemişti.

Ancak çevirmen Kruşçev'in sözlerini batılı büyükelçilere "Sizi mezara gömeceğiz" diye çevirdi.

Komik olansa Kruşçev o gece ne demek istediğini açıklasa da yıllar sonra 1963 yılında (eski) Yugoslavya'da yaptığı bir konuşmada "Bir keresinde 'Sizi gömeceğiz' dedim ve bununla başımı belaya soktum" diyerek yanlış çevrilen sözlerini, "Elbette ki kürekle gömmeyeceğiz. Sizi kendi işçi sınıfınız tarihe gömecek" diye savundu.

Çin bilgeliğiyle ilgili hata

Bir çeviri hatası daha düzeltilemeyip tarih boyunca Çin bilgeliği ve felsefesiyle ilgili bir basmakalıp sonucunda "Belki de hoşlanmadığınız bir şey sizin için iyidir" ifadesi ortaya çıktı.  

ABD eski Başkanı Richard Nixon'ın 1972 yılında Çin'e yaptığı ziyaret sırasında dönemin Çin Başbakanı Çu En-Lay, Fransız devriminin sonuçlarını değerlendirmek için 'henüz çok erken' olduğunu söyledi.

Çu En-Lay, 1968 yılındaki Fransa'ya atıfta bulunmuştu, ancak 1789 tarihindeki Fransız Devrimi'nden bahsettiği sanıldı.

Özellikle Çin'de büyük bir kabul ve hayranlıkla karşılanan En-Lay'ın bu sözlerinin bilgeliği ve düşünmeyi ön plana çıkaran Çin kültürünün ayrılmaz bir parçası ve tarihi Çin felsefesinin sağlam temellerinden geldiği vurgulandı. 

Ziyaret sırasında Nixon'ın tercümanlığını yapan emekli diplomat Charles Freeman şunları söyledi:

Çin'deki devlet adamlarının Batılı liderlerden farklı olarak ileri görüşlü liderler oldukları imajı karşısında neyin yanlış gittiğini anlamak mümkün değil. İnsanlar böyle duymak ve inanmak istediler ve dolayısıyla hafızalarına da böyle kazındı.

Çin'in South China Morning Post adlı günlük gazetesi, 2011 yılında yayınladığı "Gerçeklerin iyi bir hikayeyi bozmasına izin vermeyin" başlıklı haberinde bu hataya dikkati çekmişti.

Trudeau ve Nazizm

Ancak 2016 yılında ABD'de yayın yapan televizyon kanallarından birinin Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Beyaz Saray'da yaptığı bir konuşma sırasında kullandığı çeviri programında yapılan ölümcül hatalar ne yazık ki kötü sonuçlandı.

Çeviri programı, yalnızca 'Nazi' demiryolu hatlarına gönderme yapan çeviriler yapmakla kalmayıp Kanada Başbakanı'nı "Biz yaşlı adamlarız ve Houston'ın sekiz günü uçup gidiyor" ya da "yıllar geçtikçe bu konuda ve sendikada ilerlemek için, ki bu da sit-com'u gerektiriyordu" şeklinde ve daha birçok garip ve anlaşılmaz cümle kurmuş gibi gösterdi.

Bu cümlelerden bazıları hem Trudeau'yu hem de televizyon kanalını utandırdı.

Çevirmenler, simultane ya da yazılı çevirilerde istemeden hatalar yapabiliyor ya da vatanseverlikleri nedeniyle yahut söylenen bir tehdidi veya hakareti yumuşatarak ve şiddetinin dozunu azaltarak dünyayı kurtardıklarını sandıkları için ifadelerin anlamlarını değiştirebiliyorlar.

Çeviri programlarının yaptığı hatalarsa bir yandan makinenin sınırlı öğrenme kabiliyetinden diğer yandan diller ve ülkeler arasındaki kültürel ve sembolik boyutu dikkate alacak şekilde gelişmemiş olmalarından kaynaklanıyor.

Ancak Libya'nın merhum lideri Muammer Kaddafi'nin tercümanının başına gelenler de ortada.

"Daha fazla devam edemeyeceğim"

Kaddafi, 2009 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul oturumlarına katıldı ve bir konuşma yaptı.

BM Genel Kurul konuşmalarının süresinin 15 dakikayı geçmemesi gerekirken, Kaddafi'nin konuşması 90 dakikadan fazla sürdü.

Konuşmanın 75'inci dakikasına gelindiğinde kulaklığını çıkarıp masaya atan ve yere yığılan çevirmen etrafına toplananlara "Daha fazla devam edemeyeceğim" dedi.

BM'de görevli Arapça çevirmenlerden sorumlu kişi hemen çevirmenin yardımına koştu ve konuşmanın geriye kalanını çevirdi.

İşin ilginç yanı yere yığılan çevirmen Kaddafi'nin şahsi çevirmeni Fuad ez-Zalitni'den başkası değildi.

Kaddafi ise tercümeye devam edemeyen çevirmenin BM çevirmenlerinden olduğunda ısrar etmişti. 

Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)
Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)

"ABD Genel Sekreteri"

Yine BM salonlarında 1992 yılında bir çevirmen salonda büyük bir kahkaha tufanın kopmasına neden oldu.

Çevirmenin yeni seçilen BM Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali için 'ABD Genel Sekreteri' sıfatını kullanması salondakileri kahkahaya boğdu.

Çevirmen, kahkahalara neden olan çeviri hatasını açıklamak isterken ikinci bir kahkaha tufanının kopmasına yol açtı.

Bu kez kahkahalar daha yüksek ve daha uzun sürmüştü ve kahkahalara şiddetli alkış sesleri eşlik ediyordu.

Çevirmenlik ve özellikle simultane çevirmenlik, bir kısmı düzeltilebilen, bir kısmı da kimsenin müdahalesi olmadan ortadan kaybolan hataların olduğu bir meslek olarak yapılmaya devam ediliyor.

Ancak bu hataların bazıları ülkelerin kaderini, ilişkilerini, kavramlarını ve konumlarını büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor.

Öyle ki bir çeviri hatası, çevirmenin yargı karşısına çıkarılmasına ve o ülkenin yasalarına göre belki de ceza almasına ya da baskıya uğramasına yol açabilir.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe