Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Bazen çevirmenin seçtiği kelime çoğu kişiyi ikilemde bırakırken çeviride yapılan hatalar çoğu kez siyasetçiler için bir skandala dönüşebiliyor. Bu tür hataların, tarih kitaplarında mizah malzemesi olan krizlere yol açtığı da oluyor

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
TT

Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)

Emine Hayri 

Çevirinin çıkış noktasıyla ve ilk çevirinin ne zaman yapıldığıyla ilgili tartışmalar halen güncelliğini koruyor.

Ruslara göre simultane çeviri ilk kez 1928 yılında Moskova'da düzenlenen Komintern'in 6'ncı Yıllık Kongresi'nde yapıldı.

Komintern, 1919 yılında eski Sovyetler Birliği'ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki komünistlerin ve devrimci sosyalistlerin çalışmalarıyla ilgilenmek üzere kurulmuş uluslararası bir komünist gruptu.

ABD'lilere göre ise simültane çeviri modern haliyle 1945 yılında ünlü Nürnberg Duruşmaları ile başladı.

Nürnberg Duruşmaları, Almanya'nın Nürnberg şehrinde, Nazilerin üst düzey 21 yetkilisinin uluslararası mahkeme önünde ilk kez yargılandığı tarihteki en büyük davadır.

Ardıl çeviriden simultane çeviriye

Bu duruşmalara farklı ülkelerden çeşitli diller konuşan insanlar katıldı.

Hakimlerin, avukatların ve katılımcıların söyleneni söylendiği gibi takip etmesini sağlayacak bir çeviri sistemine acilen ihtiyaç duyuluyordu.

Bir kişinin sözlerinin söylendikten birkaç dakika sonra çevrilerek aktarıldığı ardıl çeviri olarak bilinen bir sistem işliyordu.

O dönem bilinen ve uygulanan tek tercüme türü olan ardıl çeviri türünde çevirmen, konuşmacının birkaç cümle söylemesini bekler, daha sonra bunları çevirerek muhataba aktarır. 

Bu duruşmalar sırasında çeviri ve tercüme hizmetlerinden sorumlu ABD'li bir görevli, Avrupa ülkelerindeki çevirmen yetiştiren kolejlerdeki ve enstitülerdeki dil öğrencileriyle iletişime geçti.

Mühendislerden oluşan bir ekiple birlikte duruşmalara katılanların söylenenlerin çevirisini anında duyabilmelerini sağlayan günümüz standartlarına göre ilkel, ancak o dönem için son derece modern bir teknik sistem geliştirdi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında İngilizceden Fransızcaya çeviri yapmak üzere çevirmenlerden oluşan bir ekip kuruldu ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarında İngilizceden Fransızcaya yapılan simultane çeviri bir ilki teşkil etti.

Onlarca yıldır çevirmenlerin (önemli belgeleri tercüme ederken ya da simultane çevirirken) yaptığı kelime ve sözcük seçimleri, bazılarını ikileme düşürmeye yetti.

Aktarılan cümlelerde yapılan hatalar ya da yanlış anlaşılan espriler ve durumlar yahut kaçırılan ifadeler sık sık krizlere yol açarken bunların bazıları neredeyse bir felakete neden oluyordu.

Bazen çeviride yapılan hatalar, bir skandala kapıyı aralarken daha sonra tarih kitaplarında mizah konusuna dönüşüyorlar.

Carter, Polonya ve yanlış anlama

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, en ünlü çeviri hatalarından birinin yapıldığı ve modern çeviri tarihine kazınan olayın yaşandığı 30 Eylül 1977 günü her yıl Dünya Çeviri Günü olarak anılıyor.

Carter, Polonya ziyareti sırasında yaptığı konuşmada Polonyalıların geleceğe dair arzularını anlamak istediğini söylemiş, ancak çevirmen bu sözleri Carter'ın Polonya'yı arzuladığı şeklinde çevirmiştir.

Çevirmen bu kadarla da yetinmeyip, Carter'ın "Bu sabah ABD'den ayrıldım" şeklindeki sözlerini "Bu sabah ABD'den bir daha dönmemek üzere ayrıldım" şeklinde çevirdi.

Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)
Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)

Aynı gün akşamı verilen özel yemekte çevirmenin değiştirilmesine rağmen Carter konuşmasını yaparken sık sık başvurduğu mizah dolu bir cümlesinin ardından gelen sessizliği anlamakta zorlandı.

İkinci cümlesi de ilkinden daha sağır edici bir sessizlikle karşılandı. Zira yeni çevirmen Başkan Carter'ın İngilizcesini anlamamış ve sessiz kalmayı tercih etmişti.

Şimdi gülün!

Daha tuhaf bir durum 1981 yılında Japonya'da kırsal kesimdeki bir üniversitenin konferans salonunda yaşandı.

Yine eski ABD Başkanı Carter konuşuyordu, ancak bu kez ciddiydi ve sözlerinin arasına espriler serpiştirmiyordu.

Fakat dinleyenler gülmeye başladı. Carter durdu ve çevirmenlere salondakilerin neden güldüğünü sordu.

Çevirmenin yanlış çeviri yaptığını öğrenince salondakilere dönüp "Şimdi gülün!" dedi.

Başkanın bu sözü üzerine salondakiler bunun kahkahalarla karşılanması gereken bir şaka olduğunu sandılar.

Normal şartlarda o an için kötü görünen durum daha sonra insanı güldüren bir olay olabilir.

Büyük bir musibetin ayak sesleri duyulurken sonradan gülünecek bir olay da olsa o an için komik değildir.  

Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden sadece birkaç ay önce, İngiltere'nin eski Trablus Büyükelçisi Oliver Miles, "Kaddafi'nin sözleri çeviri arasında nasıl kayboldu?" başlıklı bir makale kaleme aldı.

Kaddafi ikilemi

Makalesinde, Kaddafi'nin sözlerinin tercüme edilmesinin neden bazen imkânsız hale geldiğine değinen Miles, Kaddafi'nin genellikle yalnızca Libyalılar tarafından anlaşılan bir lehçeyle konuşmakta ısrar etmesi de dahil çeşitli nedenler sıralayarak "Peki bu konuşmaları İngilizceye, Fransızcaya ya da başka bir dile nasıl çevireceksiniz?!." diye yazdı.

Kaddafi'nin Londra'daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Fakültesi'nde bir grup profesör ve öğrenciye uydu aracılığıyla yaptığı konuşmada yaşananları anlatan Miles, makalesini şöyle sürdürdü:

Ses kötü aktarılıyordu. Kötü bir çevirmen vardı ve Sayın Kaddafi ile aynı anda konuşuyordu. Dolayısıyla Kaddafi'nin konuşmasının yüzde 90'ı anlaşılamadı. Sonunda oturum başkanı bu durumdan dolayı salondakilerden özür diledi. Bana döndü ve Kaddafi'nin söylediklerini özetlememi istedi. Şans eseri onun teorilerini daha önce okumuştum. Ben de bunlardan alındılar yaparak konuşmanın özetinin uydurdum. Bu tür olaylar uluslararası anlayışı oluşturuyor.

Tercüme, Hiroşima ve Nagazaki

Ancak uluslararası anlayış İkinci Dünya Savaşı'nda işe yaramadı. Savaş Avrupa'da biterken, Japonya'da devam ediyordu.

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Milliyetçi Çin lideri Çan Kay şek, 1945 yılında Potsdam Deklarasyonu'nun (Japonların Teslim Olma Koşullarını Tanımlayan Bildiri) taslağını hazırladılar.

Japonya'yı teslim olması için verilen bir ültimatom da dahil olmak üzere çeşitli maddelerin yer aldığı deklarasyon, Japonya'da savaşı sürdürmeyi isteyenlerle teslim olup can ve mal kaybını sona erdirmeyi isteyenler arasında büyük tartışmalara yol açtı.

Dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki, Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmayı reddetmesi halinde 'derhal ve mutlak olarak yok edileceği' uyarısıyla sonlanan deklarasyonda sıralanan teslim şartlarına yanıt vermek için bir basın toplantısı düzenledi.

Suzuki, bu şartlara Japonca'da iki anlamı olan 'mukasuto' kelimesiyle yanıt verdi.

Kelime ilk olarak 'yorum yok', ikincisi olarak ise 'sessiz bir küçümsemeyle aşağılanacaksınız' anlamlarına geliyordu.

Uluslararası haber ajansları, kelimenin ikinci anlamını kullanmayı 'seçtiler'.

Analistler, bu seçimin Japonya'nın tepkisinin sanki ABD'ye karşı bir tehditmiş gibi görünmesine katkıda bulunduğunu düşünüyorlar.

Bunun üzerine ilk atom bombasının Hiroşima'ya, ikinci atom bombasının ise üç gün sonra Nagazaki'ye atılmasına karar verildi.

Vietnam ve tercümede mübalağa (abartıya kaçmak)

İnsanlık tarihinin en ağır savaş, ölüm ve yıkım sahnelerinden biri olan ve muhtemelen çevirideki bu 'seçimin' de katkısının olduğu atom bombalarının atıldığı günlerden

ABD'nin girdiği bir başka istenmeyen savaş olan Vietnam Savaşı yıllarına gidiyoruz.

Vietnam Savaşı da çeviri hatalarının alevlendirdiği, uzattığı ve yansımalarını kötüleştirdiği bir savaştı.

ABD'nin önde gelen gazetelerinden The New York Times (NYT) tarafından yıllar önce yayımlanan bir raporda, Ulusal Güvenlik Teşkilatının birçok durumda Vietnam'dan alınan istihbarat bilgilerini tercüme etmede hata yaptığı belirtiliyordu.

NYT'nin aktardığına göre 1964 yılında hazırlanan bu kapsamlı raporda, Kuzey Vietnam torpido botlarının Tonkin Körfezi'nde ABD destroyerlerine iki kez ateş açtığı bildirildi.

Bu durum, dönemin ABD yönetimini çileden çıkardı. Yönetim saldırıya derhal karşılık verilmesi talimatı verdi.

Ancak ilk etapta ikinci saldırının gerçekleşmediği, kağıt üzerinde yapılan bir çeviri hatası olduğu anlaşıldı.

Uzmanlar, Vietnam'daki savaşın uzun yıllar devam etmesinin ve yüzbinlerce Vietnamlının ve ABD'linin ölümüne yol açan şiddetin İngilizceye yanlış ya da eksik tercümeden kaynaklandığını söylüyorlar.

Üçüncü Dünya Savaşı

Bundan sadece birkaç hafta önce yüzlerde beliren anlık sıkıntılı ifadelerin ardından mantık devreye girmeseydi, şu an dünyanın kaldıramayacağı şiddetli bir savaşın, Üçüncü Dünya Savaşı'nın hayaleti ufukta belirmiş olabilirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi'de yapılan görüşmede çevirmen, "Türkiye Rusya ile savaş halinde" diye bir cümle kurdu.

O an Putin'in yüzünde adeta ünlem işaretleri belirdi. Bu durum, orada bulunanların yüzlerinde tedirginlik ifadelerinin belirmesine ve korku dolu anların yaşanmasına neden oldu.

Daha sonra herkes savaş durumuyla ilgili ciddi bir çeviri hatasının yapıldığını anladı. 

Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)
Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)

Putin'e eşlik eden çevirmenlerin çalışırken karşılaştıkları en büyük zorluk, Rusya Devlet Başkanı'nın son derece zor cümle kalıpları ve ifadeler kullanması.

Ya Rus kültüründen geldiği ya da başkalarının anlayabilmesi için tarihi ya da kültürel bir arka plan bilgisi gerektiren bir benzetme taşıdığı için bunların çevirisi genellikle çok zor oluyor.

Çeviride istenmeyen bir hata yapılmasına ve bunun kötü sonuçlar doğurmasına dair büyük bir korku hakim.

Burjuvazinin gömülmesi

Bir başka çeviri hatasının yol açtığı kriz ise 1956 yılında yaşandı. Hata tarih kitaplarına girse de düzeltilebildi.

O yıl Polonya'nın Moskova Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyonda Batılı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Nikita Kruşçev, komünizmin, 'kendisini içeriden yok edeceğini' söylediği kapitalizmi geride bırakıp yoluna devam edeceğini belirterek "İster beğenin ister beğenmeyin, tarih bizim yanımızda ve sizi tarihe gömeceğiz" ifadelerini kullandı.

Ancak Kruşçev bu sözleri, Karl Marx'ın Komünist Manifesto'sundaki 'Burjuvazi kendi mezar kazıcılarını yaratacak' cümlesine atıfla söylemişti.

Ancak çevirmen Kruşçev'in sözlerini batılı büyükelçilere "Sizi mezara gömeceğiz" diye çevirdi.

Komik olansa Kruşçev o gece ne demek istediğini açıklasa da yıllar sonra 1963 yılında (eski) Yugoslavya'da yaptığı bir konuşmada "Bir keresinde 'Sizi gömeceğiz' dedim ve bununla başımı belaya soktum" diyerek yanlış çevrilen sözlerini, "Elbette ki kürekle gömmeyeceğiz. Sizi kendi işçi sınıfınız tarihe gömecek" diye savundu.

Çin bilgeliğiyle ilgili hata

Bir çeviri hatası daha düzeltilemeyip tarih boyunca Çin bilgeliği ve felsefesiyle ilgili bir basmakalıp sonucunda "Belki de hoşlanmadığınız bir şey sizin için iyidir" ifadesi ortaya çıktı.  

ABD eski Başkanı Richard Nixon'ın 1972 yılında Çin'e yaptığı ziyaret sırasında dönemin Çin Başbakanı Çu En-Lay, Fransız devriminin sonuçlarını değerlendirmek için 'henüz çok erken' olduğunu söyledi.

Çu En-Lay, 1968 yılındaki Fransa'ya atıfta bulunmuştu, ancak 1789 tarihindeki Fransız Devrimi'nden bahsettiği sanıldı.

Özellikle Çin'de büyük bir kabul ve hayranlıkla karşılanan En-Lay'ın bu sözlerinin bilgeliği ve düşünmeyi ön plana çıkaran Çin kültürünün ayrılmaz bir parçası ve tarihi Çin felsefesinin sağlam temellerinden geldiği vurgulandı. 

Ziyaret sırasında Nixon'ın tercümanlığını yapan emekli diplomat Charles Freeman şunları söyledi:

Çin'deki devlet adamlarının Batılı liderlerden farklı olarak ileri görüşlü liderler oldukları imajı karşısında neyin yanlış gittiğini anlamak mümkün değil. İnsanlar böyle duymak ve inanmak istediler ve dolayısıyla hafızalarına da böyle kazındı.

Çin'in South China Morning Post adlı günlük gazetesi, 2011 yılında yayınladığı "Gerçeklerin iyi bir hikayeyi bozmasına izin vermeyin" başlıklı haberinde bu hataya dikkati çekmişti.

Trudeau ve Nazizm

Ancak 2016 yılında ABD'de yayın yapan televizyon kanallarından birinin Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Beyaz Saray'da yaptığı bir konuşma sırasında kullandığı çeviri programında yapılan ölümcül hatalar ne yazık ki kötü sonuçlandı.

Çeviri programı, yalnızca 'Nazi' demiryolu hatlarına gönderme yapan çeviriler yapmakla kalmayıp Kanada Başbakanı'nı "Biz yaşlı adamlarız ve Houston'ın sekiz günü uçup gidiyor" ya da "yıllar geçtikçe bu konuda ve sendikada ilerlemek için, ki bu da sit-com'u gerektiriyordu" şeklinde ve daha birçok garip ve anlaşılmaz cümle kurmuş gibi gösterdi.

Bu cümlelerden bazıları hem Trudeau'yu hem de televizyon kanalını utandırdı.

Çevirmenler, simultane ya da yazılı çevirilerde istemeden hatalar yapabiliyor ya da vatanseverlikleri nedeniyle yahut söylenen bir tehdidi veya hakareti yumuşatarak ve şiddetinin dozunu azaltarak dünyayı kurtardıklarını sandıkları için ifadelerin anlamlarını değiştirebiliyorlar.

Çeviri programlarının yaptığı hatalarsa bir yandan makinenin sınırlı öğrenme kabiliyetinden diğer yandan diller ve ülkeler arasındaki kültürel ve sembolik boyutu dikkate alacak şekilde gelişmemiş olmalarından kaynaklanıyor.

Ancak Libya'nın merhum lideri Muammer Kaddafi'nin tercümanının başına gelenler de ortada.

"Daha fazla devam edemeyeceğim"

Kaddafi, 2009 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul oturumlarına katıldı ve bir konuşma yaptı.

BM Genel Kurul konuşmalarının süresinin 15 dakikayı geçmemesi gerekirken, Kaddafi'nin konuşması 90 dakikadan fazla sürdü.

Konuşmanın 75'inci dakikasına gelindiğinde kulaklığını çıkarıp masaya atan ve yere yığılan çevirmen etrafına toplananlara "Daha fazla devam edemeyeceğim" dedi.

BM'de görevli Arapça çevirmenlerden sorumlu kişi hemen çevirmenin yardımına koştu ve konuşmanın geriye kalanını çevirdi.

İşin ilginç yanı yere yığılan çevirmen Kaddafi'nin şahsi çevirmeni Fuad ez-Zalitni'den başkası değildi.

Kaddafi ise tercümeye devam edemeyen çevirmenin BM çevirmenlerinden olduğunda ısrar etmişti. 

Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)
Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)

"ABD Genel Sekreteri"

Yine BM salonlarında 1992 yılında bir çevirmen salonda büyük bir kahkaha tufanın kopmasına neden oldu.

Çevirmenin yeni seçilen BM Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali için 'ABD Genel Sekreteri' sıfatını kullanması salondakileri kahkahaya boğdu.

Çevirmen, kahkahalara neden olan çeviri hatasını açıklamak isterken ikinci bir kahkaha tufanının kopmasına yol açtı.

Bu kez kahkahalar daha yüksek ve daha uzun sürmüştü ve kahkahalara şiddetli alkış sesleri eşlik ediyordu.

Çevirmenlik ve özellikle simultane çevirmenlik, bir kısmı düzeltilebilen, bir kısmı da kimsenin müdahalesi olmadan ortadan kaybolan hataların olduğu bir meslek olarak yapılmaya devam ediliyor.

Ancak bu hataların bazıları ülkelerin kaderini, ilişkilerini, kavramlarını ve konumlarını büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor.

Öyle ki bir çeviri hatası, çevirmenin yargı karşısına çıkarılmasına ve o ülkenin yasalarına göre belki de ceza almasına ya da baskıya uğramasına yol açabilir.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.


Trump yönetimi, İran'ın nükleer konuda tavizler vermesini bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
TT

Trump yönetimi, İran'ın nükleer konuda tavizler vermesini bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'taki görüşmelerin yapılacağı yere geldi (İran Dışişleri Bakanlığı- AFP)

İsrail medyası dün, Güvenlik Kabinesi'nin şu açıklamayı yaptığını bildirdi: "İran'ın İsrail'e zarar verme girişimlerine kararlı bir güçle karşılık vereceğiz."

Jerusalem Post gazetesinin bilgili kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Trump yönetimi İran'a, iki taraf arasında yapılacak görüşmede İran heyetinin "somut öneriler" sunmasını beklediğini bildirdi.

İsrail gazetesi, iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Amerikalıların İran'dan nükleer mesele ve diğer konularda "tavizler" vermesini beklediğini ifade etti.

Gazete, İsrail Güvenlik Kabinesinin İran rejiminin verdiği sözleri tutacağına güvenilemeyeceğine inandığını belirtti.

Jerusalem Post, askeri bir kaynağa atıfta bulunarak, “İran rejimi, verdiği sözlere güvenilemeyeceğini defalarca kanıtladı… Eğer İran egemenliğimize tecavüz etmeye veya vatandaşlarımıza zarar vermeye kalkışırsa, sonuçları ağır olacaktır… Kararlı bir güçle karşılık vereceğiz” ifadelerini aktardı.

Kaynak ayrıca, İsrail'in ABD ve İran arasındaki görüşmelerin İran'ın nükleer silah edinmesini engellemesi ve balistik füze programına kısıtlamalar getirmesi konusunda ısrar ettiğini de belirtti.

Jerusalem Post, güvenlik kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail askeri yetkililerinin yakın zamanda ABD'ye İran'ın balistik füze programının varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu, gerekirse İsrail'in Tahran'a karşı tek taraflı olarak harekete geçmeye hazır olduğunu bildirdiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Jerusalem Post’tan aktardığına göre bir güvenlik kaynağı, “İran'ın balistik füzeler konusunda belirlediğimiz kırmızı çizgiyi aşması durumunda tek taraflı olarak karşılık vereceğimizi Amerikalılara bildirdik” dedi. Kaynak, İsrail'in henüz bu noktaya ulaşmadığını ancak İran içindeki gelişmeleri yakından izlediğini belirtti.

Cuma sabahı Maskat, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında dolaylı müzakerelerin bir turuna ev sahipliği yaptı ve iki taraf görüşmelere devam etme konusunda anlaştı; tarih ve yer daha sonra belirlenecek.


Meksika, Küba'ya insani yardım malzemeleriyle dolu iki gemi gönderdi

Küba'ya insani yardım taşıyan bir Meksika donanma gemisi (Reuters)
Küba'ya insani yardım taşıyan bir Meksika donanma gemisi (Reuters)
TT

Meksika, Küba'ya insani yardım malzemeleriyle dolu iki gemi gönderdi

Küba'ya insani yardım taşıyan bir Meksika donanma gemisi (Reuters)
Küba'ya insani yardım taşıyan bir Meksika donanma gemisi (Reuters)

Meksika Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Meksika'nın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun devrilmesinin ardından ABD'nin yoğun baskısıyla karşı karşıya kalan komünist ada ülkesi Küba'ya insani yardım malzemeleriyle dolu iki gemi gönderdiğini duyurdu.

Meksika, ABD Başkanı Donald Trump'ın Küba'ya petrol tedarik eden herhangi bir ülkeye gümrük vergisi uygulayacağına dair tehdit etmesinin ardından, 814 tonluk bu yardım sevkiyatının, ABD Başkanı Trump'ın yaptırımlarına maruz kalmadan Küba'ya petrol göndermenin yollarını araştırdığı bir dönemde gerçekleştiğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı, Küba'ya malzeme taşıyan iki donanma gemisinin dün yola çıktığını ve dört gün içinde adaya varmasının beklendiğini açıkladı.

Yardım paketinin taze ve toz süt, et, tahıl, pirinç ve kişisel hijyen malzemeleri içerdiğini belirten yetkili, bin 500 ton daha gıda yardımının sevk edilmeyi beklediğini ifade etti.

Zaten zor durumda olan Küba ekonomisi, 3 Ocak'ta ABD'nin Karakas'a düzenlediği ve Maduro ile eşi Cilia Flores'in uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılanmak üzere ABD'ye götürüldüğü baskının ardından Venezuela'dan petrol tedarikinin durması nedeniyle daha da kötüleşti.