Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Bazen çevirmenin seçtiği kelime çoğu kişiyi ikilemde bırakırken çeviride yapılan hatalar çoğu kez siyasetçiler için bir skandala dönüşebiliyor. Bu tür hataların, tarih kitaplarında mizah malzemesi olan krizlere yol açtığı da oluyor

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
TT

Atom bombaları, yanlış anlamalar ve çeviri hatalarının neden olduğu "skandallar"

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)
Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair (solda), Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi (sağda) ve ortalarında ilk çevirmenleri (Sosyal medya)

Emine Hayri 

Çevirinin çıkış noktasıyla ve ilk çevirinin ne zaman yapıldığıyla ilgili tartışmalar halen güncelliğini koruyor.

Ruslara göre simultane çeviri ilk kez 1928 yılında Moskova'da düzenlenen Komintern'in 6'ncı Yıllık Kongresi'nde yapıldı.

Komintern, 1919 yılında eski Sovyetler Birliği'ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki komünistlerin ve devrimci sosyalistlerin çalışmalarıyla ilgilenmek üzere kurulmuş uluslararası bir komünist gruptu.

ABD'lilere göre ise simültane çeviri modern haliyle 1945 yılında ünlü Nürnberg Duruşmaları ile başladı.

Nürnberg Duruşmaları, Almanya'nın Nürnberg şehrinde, Nazilerin üst düzey 21 yetkilisinin uluslararası mahkeme önünde ilk kez yargılandığı tarihteki en büyük davadır.

Ardıl çeviriden simultane çeviriye

Bu duruşmalara farklı ülkelerden çeşitli diller konuşan insanlar katıldı.

Hakimlerin, avukatların ve katılımcıların söyleneni söylendiği gibi takip etmesini sağlayacak bir çeviri sistemine acilen ihtiyaç duyuluyordu.

Bir kişinin sözlerinin söylendikten birkaç dakika sonra çevrilerek aktarıldığı ardıl çeviri olarak bilinen bir sistem işliyordu.

O dönem bilinen ve uygulanan tek tercüme türü olan ardıl çeviri türünde çevirmen, konuşmacının birkaç cümle söylemesini bekler, daha sonra bunları çevirerek muhataba aktarır. 

Bu duruşmalar sırasında çeviri ve tercüme hizmetlerinden sorumlu ABD'li bir görevli, Avrupa ülkelerindeki çevirmen yetiştiren kolejlerdeki ve enstitülerdeki dil öğrencileriyle iletişime geçti.

Mühendislerden oluşan bir ekiple birlikte duruşmalara katılanların söylenenlerin çevirisini anında duyabilmelerini sağlayan günümüz standartlarına göre ilkel, ancak o dönem için son derece modern bir teknik sistem geliştirdi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında İngilizceden Fransızcaya çeviri yapmak üzere çevirmenlerden oluşan bir ekip kuruldu ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarında İngilizceden Fransızcaya yapılan simultane çeviri bir ilki teşkil etti.

Onlarca yıldır çevirmenlerin (önemli belgeleri tercüme ederken ya da simultane çevirirken) yaptığı kelime ve sözcük seçimleri, bazılarını ikileme düşürmeye yetti.

Aktarılan cümlelerde yapılan hatalar ya da yanlış anlaşılan espriler ve durumlar yahut kaçırılan ifadeler sık sık krizlere yol açarken bunların bazıları neredeyse bir felakete neden oluyordu.

Bazen çeviride yapılan hatalar, bir skandala kapıyı aralarken daha sonra tarih kitaplarında mizah konusuna dönüşüyorlar.

Carter, Polonya ve yanlış anlama

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, en ünlü çeviri hatalarından birinin yapıldığı ve modern çeviri tarihine kazınan olayın yaşandığı 30 Eylül 1977 günü her yıl Dünya Çeviri Günü olarak anılıyor.

Carter, Polonya ziyareti sırasında yaptığı konuşmada Polonyalıların geleceğe dair arzularını anlamak istediğini söylemiş, ancak çevirmen bu sözleri Carter'ın Polonya'yı arzuladığı şeklinde çevirmiştir.

Çevirmen bu kadarla da yetinmeyip, Carter'ın "Bu sabah ABD'den ayrıldım" şeklindeki sözlerini "Bu sabah ABD'den bir daha dönmemek üzere ayrıldım" şeklinde çevirdi.

Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)
Jimmy Carter, 2018 yılında New York'ta 'Faith: A Journey for Everyone' (İnanç: Herkes İçin Bir Yolculuk) adlı kitabını imzalarken (AFP)

Aynı gün akşamı verilen özel yemekte çevirmenin değiştirilmesine rağmen Carter konuşmasını yaparken sık sık başvurduğu mizah dolu bir cümlesinin ardından gelen sessizliği anlamakta zorlandı.

İkinci cümlesi de ilkinden daha sağır edici bir sessizlikle karşılandı. Zira yeni çevirmen Başkan Carter'ın İngilizcesini anlamamış ve sessiz kalmayı tercih etmişti.

Şimdi gülün!

Daha tuhaf bir durum 1981 yılında Japonya'da kırsal kesimdeki bir üniversitenin konferans salonunda yaşandı.

Yine eski ABD Başkanı Carter konuşuyordu, ancak bu kez ciddiydi ve sözlerinin arasına espriler serpiştirmiyordu.

Fakat dinleyenler gülmeye başladı. Carter durdu ve çevirmenlere salondakilerin neden güldüğünü sordu.

Çevirmenin yanlış çeviri yaptığını öğrenince salondakilere dönüp "Şimdi gülün!" dedi.

Başkanın bu sözü üzerine salondakiler bunun kahkahalarla karşılanması gereken bir şaka olduğunu sandılar.

Normal şartlarda o an için kötü görünen durum daha sonra insanı güldüren bir olay olabilir.

Büyük bir musibetin ayak sesleri duyulurken sonradan gülünecek bir olay da olsa o an için komik değildir.  

Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden sadece birkaç ay önce, İngiltere'nin eski Trablus Büyükelçisi Oliver Miles, "Kaddafi'nin sözleri çeviri arasında nasıl kayboldu?" başlıklı bir makale kaleme aldı.

Kaddafi ikilemi

Makalesinde, Kaddafi'nin sözlerinin tercüme edilmesinin neden bazen imkânsız hale geldiğine değinen Miles, Kaddafi'nin genellikle yalnızca Libyalılar tarafından anlaşılan bir lehçeyle konuşmakta ısrar etmesi de dahil çeşitli nedenler sıralayarak "Peki bu konuşmaları İngilizceye, Fransızcaya ya da başka bir dile nasıl çevireceksiniz?!." diye yazdı.

Kaddafi'nin Londra'daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Fakültesi'nde bir grup profesör ve öğrenciye uydu aracılığıyla yaptığı konuşmada yaşananları anlatan Miles, makalesini şöyle sürdürdü:

Ses kötü aktarılıyordu. Kötü bir çevirmen vardı ve Sayın Kaddafi ile aynı anda konuşuyordu. Dolayısıyla Kaddafi'nin konuşmasının yüzde 90'ı anlaşılamadı. Sonunda oturum başkanı bu durumdan dolayı salondakilerden özür diledi. Bana döndü ve Kaddafi'nin söylediklerini özetlememi istedi. Şans eseri onun teorilerini daha önce okumuştum. Ben de bunlardan alındılar yaparak konuşmanın özetinin uydurdum. Bu tür olaylar uluslararası anlayışı oluşturuyor.

Tercüme, Hiroşima ve Nagazaki

Ancak uluslararası anlayış İkinci Dünya Savaşı'nda işe yaramadı. Savaş Avrupa'da biterken, Japonya'da devam ediyordu.

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Milliyetçi Çin lideri Çan Kay şek, 1945 yılında Potsdam Deklarasyonu'nun (Japonların Teslim Olma Koşullarını Tanımlayan Bildiri) taslağını hazırladılar.

Japonya'yı teslim olması için verilen bir ültimatom da dahil olmak üzere çeşitli maddelerin yer aldığı deklarasyon, Japonya'da savaşı sürdürmeyi isteyenlerle teslim olup can ve mal kaybını sona erdirmeyi isteyenler arasında büyük tartışmalara yol açtı.

Dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki, Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmayı reddetmesi halinde 'derhal ve mutlak olarak yok edileceği' uyarısıyla sonlanan deklarasyonda sıralanan teslim şartlarına yanıt vermek için bir basın toplantısı düzenledi.

Suzuki, bu şartlara Japonca'da iki anlamı olan 'mukasuto' kelimesiyle yanıt verdi.

Kelime ilk olarak 'yorum yok', ikincisi olarak ise 'sessiz bir küçümsemeyle aşağılanacaksınız' anlamlarına geliyordu.

Uluslararası haber ajansları, kelimenin ikinci anlamını kullanmayı 'seçtiler'.

Analistler, bu seçimin Japonya'nın tepkisinin sanki ABD'ye karşı bir tehditmiş gibi görünmesine katkıda bulunduğunu düşünüyorlar.

Bunun üzerine ilk atom bombasının Hiroşima'ya, ikinci atom bombasının ise üç gün sonra Nagazaki'ye atılmasına karar verildi.

Vietnam ve tercümede mübalağa (abartıya kaçmak)

İnsanlık tarihinin en ağır savaş, ölüm ve yıkım sahnelerinden biri olan ve muhtemelen çevirideki bu 'seçimin' de katkısının olduğu atom bombalarının atıldığı günlerden

ABD'nin girdiği bir başka istenmeyen savaş olan Vietnam Savaşı yıllarına gidiyoruz.

Vietnam Savaşı da çeviri hatalarının alevlendirdiği, uzattığı ve yansımalarını kötüleştirdiği bir savaştı.

ABD'nin önde gelen gazetelerinden The New York Times (NYT) tarafından yıllar önce yayımlanan bir raporda, Ulusal Güvenlik Teşkilatının birçok durumda Vietnam'dan alınan istihbarat bilgilerini tercüme etmede hata yaptığı belirtiliyordu.

NYT'nin aktardığına göre 1964 yılında hazırlanan bu kapsamlı raporda, Kuzey Vietnam torpido botlarının Tonkin Körfezi'nde ABD destroyerlerine iki kez ateş açtığı bildirildi.

Bu durum, dönemin ABD yönetimini çileden çıkardı. Yönetim saldırıya derhal karşılık verilmesi talimatı verdi.

Ancak ilk etapta ikinci saldırının gerçekleşmediği, kağıt üzerinde yapılan bir çeviri hatası olduğu anlaşıldı.

Uzmanlar, Vietnam'daki savaşın uzun yıllar devam etmesinin ve yüzbinlerce Vietnamlının ve ABD'linin ölümüne yol açan şiddetin İngilizceye yanlış ya da eksik tercümeden kaynaklandığını söylüyorlar.

Üçüncü Dünya Savaşı

Bundan sadece birkaç hafta önce yüzlerde beliren anlık sıkıntılı ifadelerin ardından mantık devreye girmeseydi, şu an dünyanın kaldıramayacağı şiddetli bir savaşın, Üçüncü Dünya Savaşı'nın hayaleti ufukta belirmiş olabilirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi'de yapılan görüşmede çevirmen, "Türkiye Rusya ile savaş halinde" diye bir cümle kurdu.

O an Putin'in yüzünde adeta ünlem işaretleri belirdi. Bu durum, orada bulunanların yüzlerinde tedirginlik ifadelerinin belirmesine ve korku dolu anların yaşanmasına neden oldu.

Daha sonra herkes savaş durumuyla ilgili ciddi bir çeviri hatasının yapıldığını anladı. 

Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)
Yanlış çeviri Hiroşima'nın atom bombasıyla yok edilmesine katkıda bulundu (Sosyal medya)

Putin'e eşlik eden çevirmenlerin çalışırken karşılaştıkları en büyük zorluk, Rusya Devlet Başkanı'nın son derece zor cümle kalıpları ve ifadeler kullanması.

Ya Rus kültüründen geldiği ya da başkalarının anlayabilmesi için tarihi ya da kültürel bir arka plan bilgisi gerektiren bir benzetme taşıdığı için bunların çevirisi genellikle çok zor oluyor.

Çeviride istenmeyen bir hata yapılmasına ve bunun kötü sonuçlar doğurmasına dair büyük bir korku hakim.

Burjuvazinin gömülmesi

Bir başka çeviri hatasının yol açtığı kriz ise 1956 yılında yaşandı. Hata tarih kitaplarına girse de düzeltilebildi.

O yıl Polonya'nın Moskova Büyükelçiliği'nde düzenlenen resepsiyonda Batılı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Nikita Kruşçev, komünizmin, 'kendisini içeriden yok edeceğini' söylediği kapitalizmi geride bırakıp yoluna devam edeceğini belirterek "İster beğenin ister beğenmeyin, tarih bizim yanımızda ve sizi tarihe gömeceğiz" ifadelerini kullandı.

Ancak Kruşçev bu sözleri, Karl Marx'ın Komünist Manifesto'sundaki 'Burjuvazi kendi mezar kazıcılarını yaratacak' cümlesine atıfla söylemişti.

Ancak çevirmen Kruşçev'in sözlerini batılı büyükelçilere "Sizi mezara gömeceğiz" diye çevirdi.

Komik olansa Kruşçev o gece ne demek istediğini açıklasa da yıllar sonra 1963 yılında (eski) Yugoslavya'da yaptığı bir konuşmada "Bir keresinde 'Sizi gömeceğiz' dedim ve bununla başımı belaya soktum" diyerek yanlış çevrilen sözlerini, "Elbette ki kürekle gömmeyeceğiz. Sizi kendi işçi sınıfınız tarihe gömecek" diye savundu.

Çin bilgeliğiyle ilgili hata

Bir çeviri hatası daha düzeltilemeyip tarih boyunca Çin bilgeliği ve felsefesiyle ilgili bir basmakalıp sonucunda "Belki de hoşlanmadığınız bir şey sizin için iyidir" ifadesi ortaya çıktı.  

ABD eski Başkanı Richard Nixon'ın 1972 yılında Çin'e yaptığı ziyaret sırasında dönemin Çin Başbakanı Çu En-Lay, Fransız devriminin sonuçlarını değerlendirmek için 'henüz çok erken' olduğunu söyledi.

Çu En-Lay, 1968 yılındaki Fransa'ya atıfta bulunmuştu, ancak 1789 tarihindeki Fransız Devrimi'nden bahsettiği sanıldı.

Özellikle Çin'de büyük bir kabul ve hayranlıkla karşılanan En-Lay'ın bu sözlerinin bilgeliği ve düşünmeyi ön plana çıkaran Çin kültürünün ayrılmaz bir parçası ve tarihi Çin felsefesinin sağlam temellerinden geldiği vurgulandı. 

Ziyaret sırasında Nixon'ın tercümanlığını yapan emekli diplomat Charles Freeman şunları söyledi:

Çin'deki devlet adamlarının Batılı liderlerden farklı olarak ileri görüşlü liderler oldukları imajı karşısında neyin yanlış gittiğini anlamak mümkün değil. İnsanlar böyle duymak ve inanmak istediler ve dolayısıyla hafızalarına da böyle kazındı.

Çin'in South China Morning Post adlı günlük gazetesi, 2011 yılında yayınladığı "Gerçeklerin iyi bir hikayeyi bozmasına izin vermeyin" başlıklı haberinde bu hataya dikkati çekmişti.

Trudeau ve Nazizm

Ancak 2016 yılında ABD'de yayın yapan televizyon kanallarından birinin Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Beyaz Saray'da yaptığı bir konuşma sırasında kullandığı çeviri programında yapılan ölümcül hatalar ne yazık ki kötü sonuçlandı.

Çeviri programı, yalnızca 'Nazi' demiryolu hatlarına gönderme yapan çeviriler yapmakla kalmayıp Kanada Başbakanı'nı "Biz yaşlı adamlarız ve Houston'ın sekiz günü uçup gidiyor" ya da "yıllar geçtikçe bu konuda ve sendikada ilerlemek için, ki bu da sit-com'u gerektiriyordu" şeklinde ve daha birçok garip ve anlaşılmaz cümle kurmuş gibi gösterdi.

Bu cümlelerden bazıları hem Trudeau'yu hem de televizyon kanalını utandırdı.

Çevirmenler, simultane ya da yazılı çevirilerde istemeden hatalar yapabiliyor ya da vatanseverlikleri nedeniyle yahut söylenen bir tehdidi veya hakareti yumuşatarak ve şiddetinin dozunu azaltarak dünyayı kurtardıklarını sandıkları için ifadelerin anlamlarını değiştirebiliyorlar.

Çeviri programlarının yaptığı hatalarsa bir yandan makinenin sınırlı öğrenme kabiliyetinden diğer yandan diller ve ülkeler arasındaki kültürel ve sembolik boyutu dikkate alacak şekilde gelişmemiş olmalarından kaynaklanıyor.

Ancak Libya'nın merhum lideri Muammer Kaddafi'nin tercümanının başına gelenler de ortada.

"Daha fazla devam edemeyeceğim"

Kaddafi, 2009 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul oturumlarına katıldı ve bir konuşma yaptı.

BM Genel Kurul konuşmalarının süresinin 15 dakikayı geçmemesi gerekirken, Kaddafi'nin konuşması 90 dakikadan fazla sürdü.

Konuşmanın 75'inci dakikasına gelindiğinde kulaklığını çıkarıp masaya atan ve yere yığılan çevirmen etrafına toplananlara "Daha fazla devam edemeyeceğim" dedi.

BM'de görevli Arapça çevirmenlerden sorumlu kişi hemen çevirmenin yardımına koştu ve konuşmanın geriye kalanını çevirdi.

İşin ilginç yanı yere yığılan çevirmen Kaddafi'nin şahsi çevirmeni Fuad ez-Zalitni'den başkası değildi.

Kaddafi ise tercümeye devam edemeyen çevirmenin BM çevirmenlerinden olduğunda ısrar etmişti. 

Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)
Çevirmen hatası Boutros Boutros-Ghali'yi ABD Genel Sekreteri yaptı (AFP)

"ABD Genel Sekreteri"

Yine BM salonlarında 1992 yılında bir çevirmen salonda büyük bir kahkaha tufanın kopmasına neden oldu.

Çevirmenin yeni seçilen BM Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali için 'ABD Genel Sekreteri' sıfatını kullanması salondakileri kahkahaya boğdu.

Çevirmen, kahkahalara neden olan çeviri hatasını açıklamak isterken ikinci bir kahkaha tufanının kopmasına yol açtı.

Bu kez kahkahalar daha yüksek ve daha uzun sürmüştü ve kahkahalara şiddetli alkış sesleri eşlik ediyordu.

Çevirmenlik ve özellikle simultane çevirmenlik, bir kısmı düzeltilebilen, bir kısmı da kimsenin müdahalesi olmadan ortadan kaybolan hataların olduğu bir meslek olarak yapılmaya devam ediliyor.

Ancak bu hataların bazıları ülkelerin kaderini, ilişkilerini, kavramlarını ve konumlarını büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor.

Öyle ki bir çeviri hatası, çevirmenin yargı karşısına çıkarılmasına ve o ülkenin yasalarına göre belki de ceza almasına ya da baskıya uğramasına yol açabilir.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.