Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Majalla’dan Lefkoşa’da bir saha araştırması

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
TT

Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)

Ömer Önhon

Kıbrıs’ın başkentinin iki farklı adı var. Rumca Nicosia olarak adlandırılan şehrin Türkçe adı ise Lefkoşa. Kıbrıslı Rumlar ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu için burası, (Berlin'in birleşmesinden sonra) dünyada iki devlet arasında bölünmüş haldeki son şehirken Kıbrıslı Türklere göre dünyada iki farklı ülkenin başkenti olan tek şehirdir.

Venedikliler tarafından 16’ncı yüzyılda inşa edilen Lefkoşa/Nicosia, on bir kulenin aralarına serpiştirildiği surlarla çevrili orijinal tarihi mahallenin merkezi etrafında büyüyüp gelişen bir şehir.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı zamanında Avrupa'yı istila eden Hun İmparatoru Attila'nın anısına ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

İki yaka arasında uzanan bu tampon bölge bazı yerlerde birkaç metreyi geçmiyor. Birleşmiş Milletlere BM) ait olan ve askerleri tarafından korunan kuleler ve diğer gözlem tesislerini içerir.

Lefkoşa çarşısında gezerken sokaklarından birinin girişinin şehrin Türk tarafında, sonu ise Rum tarafında olan binalar gördüm. Sokağın sonu iki metre yüksekliğinde bir duvarla kapatılmıştı ve duvarın arkasındaki insanlar Rumca konuşuyordu. Zira duvarın diğer tarafı Rum kesimine aitti.

Bir defasında Rocas Bastion (Yigitler) Parkı’ndaki kafelerden birinde oturmuş bulunduğum yerden sadece üç metre ötedeki çitin arasında yer alan Rum sokaklarının yayalar ve araçlarla dolup taştığını, her zamanki günlük hayatlarını sürdürdüklerini gördüm.

Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)
Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına ait verilere göre şehirde 25 bin 530 Kıbrıslı Rum ve 14 bin 682 Kıbrıslı Türk yaşıyordu. Kırsal kesimdekileri de hesaba kattığımızda Kıbrıslı Rumların toplam sayısının 64 bin 53, Kıbrıslı Türklerin sayısının ise 22 bin 130 civarında olduğunu görüyoruz.

Günümüzde Lefkoşa'nın nüfusun 100 bin Türk ve 280 bin Rum olmak üzere 380 bin civarı olduğu tahmin ediliyor. Şehrin yakınlarındaki birçok kişi, buranın Türkiye’nin 1974 yılındaki askeri müdahalesi sonucunda bölündüğünü düşünseler de gerçekler, esasında bu bölünmenin İngilizlerin özellikle 1958 yılında Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü’nün (EOKA) başlattığı isyana müdahale çabaları çerçevesinde surlarla çevrili şehrin Türk ve Rum kesimleri arasına bir ayrım hattı çekmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

‘Kanlı Noel’ olarak da bilinen ve Kıbrıs Rum Ulusal Muhafızlar tarafından desteklenen radikal EOKA militanlarının 1963 yılının aralık ayında Kıbrıs Türklerine karşı başlattığı saldırı sonrası başkentteki bu hattın kapsamı genişletildi ve yeniden teyit edildi.

Kıbrıs Rumlarının saldırısının başlamasıyla birlikte 103'ten fazla köyden yaklaşık 30 bin Kıbrıs Türkü kaçtı. Kaçanlar, Kıbrıs Türklerinin küçük topluluklar halinde yaşadığı adanın diğer bölgelerindeki güvenli yerlerin yanı sıra Lefkoşa'daki Türk mahallelerine sığınıp barikatlar kurdular.

Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Kıbrıs Rumları, yıllar içinde Lefkoşa’daki Kıbrıs Türklerinin savunma hatlarını delmek için çeşitli girişimlerde bulundularsa da Faşist EOKA militanlarının soykırım girişimlerine karşı ailelerini ve Türk toplumunu savunduklarını vurgulayan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) her seferinde onları geri püskürtmeyi başardı. Lefkoşa’daki Milli Mücadele Müzesi (Barbarlık Müzesi) Lefkoşa çevresindeki diğer eserlerin yanı sıra ülke tarihinin o acı dönemini hatırlatan fotoğraflarla ve belgelerle dolu.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

Daha sonraki olaylarla birlikte hat adanın tamamını ikiye bölecek şekilde 180 kilometre uzunluğa ulaştı. Kıbrıs adasının Türk ve Rum kesimlerini ayıran bu hat, iki ülkeyi ayıran bir sınır haline geldi.

Bugün Lefkoşa’nın eski şehir bölgesi harap halde görünüyor. Bütçe konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu söylenen belediye tarafından bölgeye yeterince bakım yapılmıyor. Belediye Başkanı beklentileri karşılayamazken birçok kişi bu alanda yetkin ve gerekli yeteneklere sahip olmadığını düşünüyor. Ancak Surlariçi bölgesi olarak anılan bu kısım halen cazibesini ve kimliğini koruyor.

Burada 19. Yüzyıldan kalma Osmanlı evleri, ünlü Arasta Çarşısı, Selimiye Camii ve Arap Ahmet Paşa Camii gibi Osmanlı eserlerinin yanı sıra şehrin çeşitli noktalarındaki kervansaraylar Lefkoşa’nın önemli tarihi ve kültürel simgeleri arasında yer alıyor.

Arasta ve Bandabuliya pazar yerlerindeki yiyecek tezgahları, kitapçılar, antika dükkanları ve el işçiliği ürünlerin bulunabileceği butiklerin yanı sıra giyim ve moda sektörünün en ünlü markalarının taklit ürünlerini satan mağazaların yer aldığı eski çaşıda fiyatlar turistler için oldukça cazip.

Ledra Palace’a bakan Zehra Caddesi’nde sıra sıra dizili kafeler, restoranlar ve barlar bulunuyor. Geceleri öğrenciler, bölge sakinleri ve turistler buraya akın ediyor ve dolayısıyla trafik de artıyor.

Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının yanı sıra diğer milletlerden insanlar da Lefkoşa’nın Türk tarafı ile Rum tarafı arasında yayalar için ayrılmış Lokmacı ve Ledra Palas sınır kapılarından geçiyorlar. Kentteki üçüncü sınır kapısı olan Metehan Sınır Kapısı’ndan ise ağırlıklı olarak araçlar geçiyor.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

İki taraf arasındaki geçişler, ancak 2003 yılında başladı. Sınır kapıları günün 24 saati açık ve Türk tarafındaki sınır görevlileri güneyden kuzeye gelen ziyaretçileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) bayrağı altında karşılıyorlar. Ziyaretçiler uyruklarına bağlı olarak pasaportla ya da sadece kimlik kartlarını göstererek karşıya geçebiliyorlar. Sınır kapılarındaki tabelalarda Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak bilgilendirmeler yapılıyor.

1940’lı yıllarda inşa edilen ünlü lüks otel Ledra Palace, Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün ana simgelerinden biri olarak görülür. Çünkü savaş yıllarında Kıbrıs Rumlarından keskin nişancılar bu otelin çatısını mevzilenip şehrin Türk tarafını hedef alıyordu. Kıbrıs Türklerinden keskin nişancılar ise diğer taraftaki en yüksek binalardan biri olan dört katlı Muharrem Apartmanı’nın çatısından karşılık veriyordu.

Ledra Palace bugün, tampon bölge içinde, 1974’ten beri burada görev yapan Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından karargah olarak kullanılıyor. Bina Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasındaki resmi toplantıların yanı sıra BM’nin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların toplantılarını gerçekleştirdikleri mekan olarak kullanılmıştı.

Ledra Palace Sınır Kapısı’nın yakınlarında yer alan KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin biraz ilerisinde bulunan kalelerden birinde Cumhurbaşkanlığı kompleksi bulunuyor. Şu an Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılan bina, 1939 yılında dönemin İngiliz valisi için kolonyal tarzda inşa edilmişti. Bina daha sonra Kıbrıs Türkleri yönetimi tarafından kullanıldı. 1983 yılında KKTC Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılmaya başlandı.

Kıbrıs Türkleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisi üzerine Lefkoşa’nın yeni gelişen bölgelerinden birinde, Metehan Sınır Kapısı yakınlarında yeni, modern bir Cumhurbaşkanlığı kompleksi inşa etmeye başladılar. Burası 1974 yılı öncesinde 600 Türk askerinden oluşan Türk alayının konuşlandığı ve savaşta Türk askerleri ile Rum askerleri arasındaki en ağır çatışmaların bazılarına sahne olan bölgedir.

Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Lefkoşa’da yeni inşa edilen binalarda dahi halen yatay mimarinin hakim olduğunu görmek gerçekten güzel. Ancak daha fazla bina inşa etme arzusu, gelecekte işlerin değişeceğine işaret ediyor.

Lefkoşa, güney dışında tüm yönlere doğru genişleyerek kuzeyde, eskiden merkeze yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan büyük bir köy olan Gönyeli’ye ulaştı.

Günyeli, son dönemde bir inşaat furyasına tanık oluyor. Yeni villalar ve apartmanlar inşa ediliyor. Artık ‘Yeni Kent’ olarak adlandırılan Gönyeli’de dünyaca ünlü markaların da olduğu birçok modern mağazaya ve hizmete ulaşılabilen bir yer haline geldi.

Üç yıl önce açılan 5 yıldızlı ve 18 katlı Concorde Hotel, Lefkoşa’nın, Girne (Beşparmak) Dağları’nın ve güneydeki Rum kesiminin tamamını panoramik olarak görme imkanı sunuyor.  Beşparmak Dağları üzerlerine boyanmış devasa Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti bayrakları, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) de dahil her yerden görülebiliyor.

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Bölgedeki bir diğer önemli nokta olan Yakın Doğu Üniversitesi ise 2,3 milyon metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Bu yıl 143 ülkeden yaklaşık 27 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversite uluslararası akademik çevrelerde tam akreditasyona sahip. Üniversitede ders dili olarak Türkçe ve İngilizce kullanılırken ekonomi, bankacılık ve finans gibi bazı bölümlerde dersler Arapça olarak da görülüyor.

Üniversite yerleşkesinde fakültelerin yanı sıra üniversite hastanesi, üç müze, kültür merkezi ve alışveriş merkezleri yer alırken yerleşke aynı zamanda Kıbrıs Türklerinden çeşitli sanatçıların onlarca bronz ve mermer heykelinin bulunduğu bir açık hava sergisi olma özelliği de taşıyor.

Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)
Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)

Tüm bunların yanı sıra yerleşkede üniversitenin, Kıbrıs Türklerinden yetkin mühendislerin Türkiye ve diğer bazı ülkelerdeki meslektaşlarıyla birlikte yıllar süren yoğun çalışmalarının ardından, başarılı bir şekilde geliştirilen Günsel marka elektrikli otomobili üretmeyi başardığı bir tesis de bulunuyor. Tüm testleri tamamlanmış olun elektrikli otomobil seri üretime ve satışa neredeyse hazır durumda.

Kısacası Kıbrıs Türkleri Lefkoşa'yı geliştirip tüm temel tesisleriyle tam bir şehir haline getirdiler ve şehir, KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmamasından ve belediyelerin tam bir yetkinlikle yönetilmemesinden kaynaklanan tüm sorunlara rağmen bir sonraki aşamaya geçmeye artık hazır.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.