Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Majalla’dan Lefkoşa’da bir saha araştırması

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
TT

Tek şehir iki başkent: Lefkoşa

Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)
Lefkoşa’ya diğer yakasına tellerin ardından bir bakış (Majalla)

Ömer Önhon

Kıbrıs’ın başkentinin iki farklı adı var. Rumca Nicosia olarak adlandırılan şehrin Türkçe adı ise Lefkoşa. Kıbrıslı Rumlar ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu için burası, (Berlin'in birleşmesinden sonra) dünyada iki devlet arasında bölünmüş haldeki son şehirken Kıbrıslı Türklere göre dünyada iki farklı ülkenin başkenti olan tek şehirdir.

Venedikliler tarafından 16’ncı yüzyılda inşa edilen Lefkoşa/Nicosia, on bir kulenin aralarına serpiştirildiği surlarla çevrili orijinal tarihi mahallenin merkezi etrafında büyüyüp gelişen bir şehir.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı zamanında Avrupa'yı istila eden Hun İmparatoru Attila'nın anısına ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

İki yaka arasında uzanan bu tampon bölge bazı yerlerde birkaç metreyi geçmiyor. Birleşmiş Milletlere BM) ait olan ve askerleri tarafından korunan kuleler ve diğer gözlem tesislerini içerir.

Lefkoşa çarşısında gezerken sokaklarından birinin girişinin şehrin Türk tarafında, sonu ise Rum tarafında olan binalar gördüm. Sokağın sonu iki metre yüksekliğinde bir duvarla kapatılmıştı ve duvarın arkasındaki insanlar Rumca konuşuyordu. Zira duvarın diğer tarafı Rum kesimine aitti.

Bir defasında Rocas Bastion (Yigitler) Parkı’ndaki kafelerden birinde oturmuş bulunduğum yerden sadece üç metre ötedeki çitin arasında yer alan Rum sokaklarının yayalar ve araçlarla dolup taştığını, her zamanki günlük hayatlarını sürdürdüklerini gördüm.

Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)
Lefkoşa'daki UNFICYP noktası (Majalla)

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına ait verilere göre şehirde 25 bin 530 Kıbrıslı Rum ve 14 bin 682 Kıbrıslı Türk yaşıyordu. Kırsal kesimdekileri de hesaba kattığımızda Kıbrıslı Rumların toplam sayısının 64 bin 53, Kıbrıslı Türklerin sayısının ise 22 bin 130 civarında olduğunu görüyoruz.

Günümüzde Lefkoşa'nın nüfusun 100 bin Türk ve 280 bin Rum olmak üzere 380 bin civarı olduğu tahmin ediliyor. Şehrin yakınlarındaki birçok kişi, buranın Türkiye’nin 1974 yılındaki askeri müdahalesi sonucunda bölündüğünü düşünseler de gerçekler, esasında bu bölünmenin İngilizlerin özellikle 1958 yılında Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü’nün (EOKA) başlattığı isyana müdahale çabaları çerçevesinde surlarla çevrili şehrin Türk ve Rum kesimleri arasına bir ayrım hattı çekmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Günümüzde ikiye bölünmüş halde olan şehrin iki yakası dikenli teller, petrol varillerinden oluşturulan bariyerler, duvarlar ve binalar ile örülen ve ‘Yeşil Hat’ olarak adlandırılan tampon bölge ile birbirinden ayrılıyor. Rumlar ise bu hattı ‘Attila Hattı’ olarak adlandırıyorlar.

‘Kanlı Noel’ olarak da bilinen ve Kıbrıs Rum Ulusal Muhafızlar tarafından desteklenen radikal EOKA militanlarının 1963 yılının aralık ayında Kıbrıs Türklerine karşı başlattığı saldırı sonrası başkentteki bu hattın kapsamı genişletildi ve yeniden teyit edildi.

Kıbrıs Rumlarının saldırısının başlamasıyla birlikte 103'ten fazla köyden yaklaşık 30 bin Kıbrıs Türkü kaçtı. Kaçanlar, Kıbrıs Türklerinin küçük topluluklar halinde yaşadığı adanın diğer bölgelerindeki güvenli yerlerin yanı sıra Lefkoşa'daki Türk mahallelerine sığınıp barikatlar kurdular.

Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Şehrin semtlerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Kıbrıs Rumları, yıllar içinde Lefkoşa’daki Kıbrıs Türklerinin savunma hatlarını delmek için çeşitli girişimlerde bulundularsa da Faşist EOKA militanlarının soykırım girişimlerine karşı ailelerini ve Türk toplumunu savunduklarını vurgulayan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) her seferinde onları geri püskürtmeyi başardı. Lefkoşa’daki Milli Mücadele Müzesi (Barbarlık Müzesi) Lefkoşa çevresindeki diğer eserlerin yanı sıra ülke tarihinin o acı dönemini hatırlatan fotoğraflarla ve belgelerle dolu.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

Daha sonraki olaylarla birlikte hat adanın tamamını ikiye bölecek şekilde 180 kilometre uzunluğa ulaştı. Kıbrıs adasının Türk ve Rum kesimlerini ayıran bu hat, iki ülkeyi ayıran bir sınır haline geldi.

Bugün Lefkoşa’nın eski şehir bölgesi harap halde görünüyor. Bütçe konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu söylenen belediye tarafından bölgeye yeterince bakım yapılmıyor. Belediye Başkanı beklentileri karşılayamazken birçok kişi bu alanda yetkin ve gerekli yeteneklere sahip olmadığını düşünüyor. Ancak Surlariçi bölgesi olarak anılan bu kısım halen cazibesini ve kimliğini koruyor.

Burada 19. Yüzyıldan kalma Osmanlı evleri, ünlü Arasta Çarşısı, Selimiye Camii ve Arap Ahmet Paşa Camii gibi Osmanlı eserlerinin yanı sıra şehrin çeşitli noktalarındaki kervansaraylar Lefkoşa’nın önemli tarihi ve kültürel simgeleri arasında yer alıyor.

Arasta ve Bandabuliya pazar yerlerindeki yiyecek tezgahları, kitapçılar, antika dükkanları ve el işçiliği ürünlerin bulunabileceği butiklerin yanı sıra giyim ve moda sektörünün en ünlü markalarının taklit ürünlerini satan mağazaların yer aldığı eski çaşıda fiyatlar turistler için oldukça cazip.

Ledra Palace’a bakan Zehra Caddesi’nde sıra sıra dizili kafeler, restoranlar ve barlar bulunuyor. Geceleri öğrenciler, bölge sakinleri ve turistler buraya akın ediyor ve dolayısıyla trafik de artıyor.

Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının yanı sıra diğer milletlerden insanlar da Lefkoşa’nın Türk tarafı ile Rum tarafı arasında yayalar için ayrılmış Lokmacı ve Ledra Palas sınır kapılarından geçiyorlar. Kentteki üçüncü sınır kapısı olan Metehan Sınır Kapısı’ndan ise ağırlıklı olarak araçlar geçiyor.

Adını İngiliz subayın haritayı çizerken kullandığı kalemin renginden alan Yeşil Hat, başkentte iki taraf arasındaki çatışmayı durdurmak için alınan geçici bir önlemdi. İki tarafın da geçemeyeceği bir hat olarak tanımlandı.

İki taraf arasındaki geçişler, ancak 2003 yılında başladı. Sınır kapıları günün 24 saati açık ve Türk tarafındaki sınır görevlileri güneyden kuzeye gelen ziyaretçileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) bayrağı altında karşılıyorlar. Ziyaretçiler uyruklarına bağlı olarak pasaportla ya da sadece kimlik kartlarını göstererek karşıya geçebiliyorlar. Sınır kapılarındaki tabelalarda Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak bilgilendirmeler yapılıyor.

1940’lı yıllarda inşa edilen ünlü lüks otel Ledra Palace, Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün ana simgelerinden biri olarak görülür. Çünkü savaş yıllarında Kıbrıs Rumlarından keskin nişancılar bu otelin çatısını mevzilenip şehrin Türk tarafını hedef alıyordu. Kıbrıs Türklerinden keskin nişancılar ise diğer taraftaki en yüksek binalardan biri olan dört katlı Muharrem Apartmanı’nın çatısından karşılık veriyordu.

Ledra Palace bugün, tampon bölge içinde, 1974’ten beri burada görev yapan Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) tarafından karargah olarak kullanılıyor. Bina Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları arasındaki resmi toplantıların yanı sıra BM’nin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların toplantılarını gerçekleştirdikleri mekan olarak kullanılmıştı.

Ledra Palace Sınır Kapısı’nın yakınlarında yer alan KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin biraz ilerisinde bulunan kalelerden birinde Cumhurbaşkanlığı kompleksi bulunuyor. Şu an Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılan bina, 1939 yılında dönemin İngiliz valisi için kolonyal tarzda inşa edilmişti. Bina daha sonra Kıbrıs Türkleri yönetimi tarafından kullanıldı. 1983 yılında KKTC Cumhurbaşkanlığı Ofisi olarak kullanılmaya başlandı.

Kıbrıs Türkleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisi üzerine Lefkoşa’nın yeni gelişen bölgelerinden birinde, Metehan Sınır Kapısı yakınlarında yeni, modern bir Cumhurbaşkanlığı kompleksi inşa etmeye başladılar. Burası 1974 yılı öncesinde 600 Türk askerinden oluşan Türk alayının konuşlandığı ve savaşta Türk askerleri ile Rum askerleri arasındaki en ağır çatışmaların bazılarına sahne olan bölgedir.

Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)
Lefkoşa’nın caddelerinden biri (Majalla/Ömer Önhon)

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Lefkoşa’da yeni inşa edilen binalarda dahi halen yatay mimarinin hakim olduğunu görmek gerçekten güzel. Ancak daha fazla bina inşa etme arzusu, gelecekte işlerin değişeceğine işaret ediyor.

Lefkoşa, güney dışında tüm yönlere doğru genişleyerek kuzeyde, eskiden merkeze yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan büyük bir köy olan Gönyeli’ye ulaştı.

Günyeli, son dönemde bir inşaat furyasına tanık oluyor. Yeni villalar ve apartmanlar inşa ediliyor. Artık ‘Yeni Kent’ olarak adlandırılan Gönyeli’de dünyaca ünlü markaların da olduğu birçok modern mağazaya ve hizmete ulaşılabilen bir yer haline geldi.

Üç yıl önce açılan 5 yıldızlı ve 18 katlı Concorde Hotel, Lefkoşa’nın, Girne (Beşparmak) Dağları’nın ve güneydeki Rum kesiminin tamamını panoramik olarak görme imkanı sunuyor.  Beşparmak Dağları üzerlerine boyanmış devasa Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti bayrakları, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) de dahil her yerden görülebiliyor.

Lefkoşa’nın Surlardışı bölgesi ise büyük kısmı 1970’li ve 80’li yıllarda inşa edilen, yüksekliği birkaç kattan fazla olmayan apartmanlara, narenciye ağaçları olan bahçeli küçük evlere ve villalara ev sahipliği yapıyor.

Bölgedeki bir diğer önemli nokta olan Yakın Doğu Üniversitesi ise 2,3 milyon metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Bu yıl 143 ülkeden yaklaşık 27 bin öğrencinin eğitim gördüğü üniversite uluslararası akademik çevrelerde tam akreditasyona sahip. Üniversitede ders dili olarak Türkçe ve İngilizce kullanılırken ekonomi, bankacılık ve finans gibi bazı bölümlerde dersler Arapça olarak da görülüyor.

Üniversite yerleşkesinde fakültelerin yanı sıra üniversite hastanesi, üç müze, kültür merkezi ve alışveriş merkezleri yer alırken yerleşke aynı zamanda Kıbrıs Türklerinden çeşitli sanatçıların onlarca bronz ve mermer heykelinin bulunduğu bir açık hava sergisi olma özelliği de taşıyor.

Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)
Şehirde motosikletle gezen iki genç adam (Majalla/Ömer Önhon)

Tüm bunların yanı sıra yerleşkede üniversitenin, Kıbrıs Türklerinden yetkin mühendislerin Türkiye ve diğer bazı ülkelerdeki meslektaşlarıyla birlikte yıllar süren yoğun çalışmalarının ardından, başarılı bir şekilde geliştirilen Günsel marka elektrikli otomobili üretmeyi başardığı bir tesis de bulunuyor. Tüm testleri tamamlanmış olun elektrikli otomobil seri üretime ve satışa neredeyse hazır durumda.

Kısacası Kıbrıs Türkleri Lefkoşa'yı geliştirip tüm temel tesisleriyle tam bir şehir haline getirdiler ve şehir, KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmamasından ve belediyelerin tam bir yetkinlikle yönetilmemesinden kaynaklanan tüm sorunlara rağmen bir sonraki aşamaya geçmeye artık hazır.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)

ABD'nin Küba'ya karşı olası bir savaşı hakkındaki konuşmalar önemli ölçüde arttı.

Florida'daki bir federal büyük jüri, çarşamba günü 94 yaşındaki eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya ABD vatandaşlarını öldürme ve öldürmek amacıyla komplo kurma suçlamalarını yöneltti. Bu suçlamalar, Castro, 1996 yılında savunma bakanı olarak görev yaparken, adadan sal ile kaçmaya çalışan Kübalıları arayan bir kurtarma örgütüne ait iki sivil uçağı düşürme emri verdiği iddiasıyla bağlantılı. İki uçağın düşürülmesi, üç ABD vatandaşı ve ABD'de daimî olarak ikamet eden bir kişinin ölümüne neden olmuştu.

ABD Adalet Bakanlığı'nın 30 yıl önce meydana gelen bir olayla bağlantılı olarak Castro'yu şimdi suçlaması, Trump yönetiminin bu iddianameyi Küba'ya saldırmak için bahane olarak kullanabileceği endişelerini artırdı ki bu, ocak ayında Venezuela'da dönemin Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamak için izlenen yaklaşıma benzer bir durum.

Nitekim, Florida'da bazı Cumhuriyetçi temsilciler bu yönde harekete geçilmesi çağrısında bulunmaya başladılar.

Çarşamba günü Washington'daki Temsilciler Meclisi'nde Güney Florida'dan Cumhuriyetçi meslektaşlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, “Bence tam olarak olması gereken bu ve Amerika Birleşik Devletleri'ne tam olarak hizmet eden şey bu” dedi. Şöyle devam etti: “Bu haydutların o adayı yönetmeye devam etmesine izin veremeyiz, çünkü biliyoruz ki yıllardır Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya gibi düşmanlarımıza bir platform sağladılar.”

Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Castro, 2018'de resmen devlet başkanlığından çekilmiş ve ülkenin mevcut lideri Miguel Díaz-Canel onun yerini almıştı. Ancak, torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro da dahil olmak üzere Castro ailesi, Küba'nın otoriter, tek partili sisteminde hâlâ önemli bir etkiye sahip.

Bir Cumhuriyetçi ABD Kongre üyesi, Havana'yı Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya'ya platform sağlamakla suçluyor

Kübalı en önde gelen sürgünlerden birinin oğlu olan Temsilciler Meclisi üyesi Mario Díaz-Balart ise Salazar'dan daha temkinli davrandı. “Raúl Castro'nun adalete hesap vermesi gerektiğine inanıyorum, ancak bu konuda karar yine ABD Başkanına aittir” ifadelerini kullandı.

Diaz-Balart, diğer üyelerle birlikte, Küba'nın ABD ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu savunmak için Havana'nın İran ve Rusya'dan edindiği yüzlerce taarruzi insansız hava aracına (İHA) sahip olduğunu belirten yakın tarihli bir Axios haberine atıfta bulunuyor.

Diaz-Balart “Eğer bu 300 İHA, Rusya'nın Ukrayna savaşında kullandığı veya İran'ın şu anda kullandığına benzerse, ABD'nin güneydoğusunun neredeyse her yerine ulaşabilirler. Bu nedenle, Küba ABD için doğrudan bir tehdit oluşturuyor” dedi.  Ancak, ABD ordusunun bu İHA’ları düşürme kabiliyetine sahip olduğunu da belirtti.

Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Küba Devlet Başkanı, pazartesi günü X platformundan yaptığı bir paylaşımda, Trump yönetiminin artan tehditlerini uygulamaya koyması halinde “hesaplanamaz sonuçları olan bir kan gölü” yaşanacağı konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı Foreign Policy kaynaklı analize göre ABD yönetimi, Küba'ya enerji tedarikine zaten sert bir abluka uygulamaya başlamış ve bu da adadaki insani durumu önemli ölçüde kötüleştirmişti.

Miguel Díaz-Canel, “Zaten çok yönlü bir ABD saldırganlığı altında acı çeken Küba'nın, herhangi bir askeri saldırıya karşı kendini savunma konusunda mutlak ve meşru bir hakkı vardır” dedi.

Cumhuriyetçi temsilciler, Küba'nın İran ve Rusya'dan ABD topraklarına karşı fırlatılabilecek taarruzi insansız hava araçları edinebileceği konusunda uyarıda bulunuyor

Kendisi de Kübalı bir sürgün ailenin kızı olan Salazar, ABD'nin askeri bir operasyon başlatması durumunda, Castro ailesinin ABD güçlerine karşı misilleme olarak İHA’ları kullanmaya cesaret edeceğine inanmadığını söyledi. “Savaş bahanesinin nereye kadar kullanılacağını bilmiyorum ama Castro ailesinin kendileri için en iyisini bildiğini biliyoruz ve bunu yapmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum, çünkü bu onlar için felaket olur ve bu felaketin ayrıntılara giremem” diye ekledi.

Temsilciler Meclisi Ödenekler Komitesi’ne bağlı Devlet, Dış Operasyonlar ve İlgili Programlar Alt Komitesi Başkanı olan Diaz-Balart verdiği röportajda, Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan operasyona benzer bir ABD operasyonuna dair öngörülerin hâlâ “erken” olduğunu söyledi. Ancak, Ortadoğu'da çok sayıda gemi ve uçak konuşlandırmış ve İran ile olan çatışmaya odaklanmış olsa bile, ABD ordusunun, böyle bir operasyonu gerçekleştirebilecek yeterli varlığa ve kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Trump yönetiminin şu anda böyle bir operasyona girişme arzusunda olup olmadığı, hatta bunu uygulamaya yönelik somut planlarının olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Ancak kesin olan husus, Küba'nın yönetimin düşüncelerinde önemli bir yer tuttuğudur. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X platformunda İngilizce altyazılı İspanyolca bir video yayınlayarak, adanın hükümetini ihmalkâr diye nitelendirdi ve Küba'daki kötüleşen insani durumdan onu sorumlu tuttu.

ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters) ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters)

Rubio, “Biliyorum ki bugün, bu adayı eviniz olarak adlandıran sizler, hayal edilemez zorluklar yaşıyorsunuz” dedi ve “Günde 22 saat elektriksiz kalmak zorunda kalmanızın nedeni, Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan petrol ablukası değil... Elektrik kesintilerinin, yakıt ve gıda kıtlığının gerçek nedeni, ülkenizi kontrol edenlerin milyarlarca dolar çalmış olmaları ve bu parayı hiçbir şekilde halka yardım etmek için kullanmamış olmalarıdır” diye belirtti.


Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
TT

Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın popülaritesinde yaşanan gerilemeye rağmen, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisi güçlü şekilde sürüyor. Bunun en açık göstergesi, parti içindeki muhaliflerinin ön seçimlerde peş peşe kaybetmesi olarak gösteriliyor. İran savaşı ise parti açısından tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Cumhuriyetçiler bir yandan seçmenin savaşa yönelik tepkisi ile ara seçim hesapları arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan Trump’ı memnun etme çabasını sürdürüyor. Trump’ın şu ana kadar hem mevcut hem de eski rakiplerini ön seçim sürecinde etkisiz bırakmayı başardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın (Asharq) ortak çalışması olan Washington Raporu, Cumhuriyetçi Parti’nin bu karmaşık denklemi nasıl yönetmeye çalıştığını ve İran savaşı ile ön seçimlerin, partinin geleceğini yeniden şekillendirebilecek siyasi bir sınava dönüşüp dönüşmeyeceğini ele aldı.

Amerikalıların ekonomik durumu

İran savaşı nedeniyle fiyatların yükselmeyi sürdürdüğü bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, savaşla ilgili bir sonraki adımını değerlendirirken Amerikalıların ekonomik durumunu düşünmediğini belirterek, önceliğinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, özellikle Kongre’deki çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasında endişeye yol açtı. Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi’nin eski iletişim direktörü Lisa Camooso Miller, Trump’ın bu mesajının ‘kaygı verici’ olduğunu ve seçmenlerin motivasyonunu düşürdüğünü ifade etti. Miller, İran savaşıyla bağlantılı uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak Amerikan seçmeninin öncelikli olarak kendi ekonomik koşullarına odaklandığını ve dünyada yaşananlarla fazla ilgilenmediğini söyledi. Benzin fiyatlarındaki artışın seçmenlerde daha fazla hoşnutsuzluk yaratacağını belirten Miller, “Bu çatışmayla hiçbir ilgileri yok. Kendileri ve aileleri için yiyecek temin etmeye çalışıyorlar. Savaş politikaları ise Amerikan seçmeninin desteğini kazanmak konusunda başarılı olmadı” dedi.

 ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)

Muhafazakâr strateji uzmanı Stephen Kent ise Trump’ın açıklamalarına şaşırdığını belirterek, ABD Başkanı’nın bu konuda alışılmadık derecede açık konuştuğunu söyledi. Kent, söz konusu ifadeleri ‘siyasi cesaret’ olarak nitelendirirken, siyasetçilerin genellikle bu tür düşünceleri taşısalar bile siyasi geleceklerine zarar vermemesi için kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındıklarını ifade etti. Kent, “ABD Başkanı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla bir askeri çatışmada savaş kararını sahadaki gelişmelere göre alır. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasına odaklanıyor ve ABD’deki fiyat artışları karar sürecinde belirleyici olmamalı. Bu sorumluluk göstergesi olabilir ancak siyasi açıdan akıllıca bir tutum değil” şeklinde konuştu.

Öte yandan New York eski Belediye Meclisi Demokrat üyesi Kenny Burgos, Amerikalıların yaşam koşullarına ilişkin açıklamaları nedeniyle Trump’a sert eleştiriler yöneltti. Burgos, Trump’ın seçim kampanyasını ekonomiyi iyileştirme ve hayat pahalılığını düşürme vaadi üzerine kurduğunu, Amerikalıların da esas olarak bu nedenle kendisini başkan seçtiğini söyledi. Trump’ın İran’ın nükleer programı bağlamında konuşmuş olmasının durumu değiştirmediğini belirten Burgos, başkanın temel sorumluluğunun Amerikalıların geleceğini güvence altına almak ve ekonomiyi güçlendirmek olduğunu ifade etti. Burgos ayrıca, bu tür mesajların Cumhuriyetçilere ara seçimlerde kaybettireceğini savundu.

Seçmenler unutkandır

Kasım ayında yapılacak seçimler yaklaşırken Kent, Trump’ın savaşın olumsuz etkilerinin Cumhuriyetçilere ara seçimlerde zarar vermemesi için çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kent, Trump’ın seçim sonuçlarını mı yoksa İran savaşını mı daha fazla önemsediği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, başkanın dikkatinin büyük ölçüde İran krizine yoğunlaştığını ifade etti. Kent, “Gerçekten düşünüyorum ki bu savaş İran’la bir uzlaşmayla, nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla ve boğazın yeniden açılmasıyla sonuçlanırsa Trump ne ekim ayını ne de kasımı önemser. Çünkü Amerikan seçmeni unutkandır. Seçim sandığına gitmeden önce fiyatlar düşerse, yaşanan zamları unutacaktır” dedi.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)

Burgos ise Amerikan seçmeninin unutkan olduğu görüşüne katıldığını, ancak ekonomik krizlerin etkilerinin toparlanmasının uzun zaman aldığını söyledi. Burgos, mevcut krizin savaşın sona ermesiyle birlikte hemen ortadan kalkmayacağını ve etkilerinin aylarca sürebileceğini ifade etti. “Amerikalıların siyasi kararlarla ilgili hafızası kısa olabilir, ancak mali etkiler uzun süre devam eder ve bu durum Cumhuriyetçi Parti’yi etkileyecektir” diyen Burgos, ekonomik sonuçların seçimlere yansıyacağını savundu.

Burgos ayrıca, son anketlere göre Trump’ın popülaritesinin yaklaşık yüzde 35’e kadar gerilediğini belirterek, başkanın bu oranları önemsemediğini ileri sürdü. Trump’ın ikinci ve son döneminde olduğu için artık parti geleceğinden çok kendi siyasi mirasına ve elde edeceği başarılara odaklandığını söyleyen Burgos, bunun en açık örneğinin ön seçimlerde parti içindeki rakiplerini tasfiye etmesi olduğunu ifade etti. Burgos’a göre Trump, bunun ara seçimlere olası etkilerini dikkate almadı.

Partiye değil, Trump’a bağlılık

Ön seçimlerde Donald Trump’a meydan okuyan çok sayıda Cumhuriyetçinin koltuklarını kaybetmesinin ardından, parti içinde en büyük şaşkınlık ABD Başkanı’nın Teksas Senatörü John Cornyn’in rakibini desteklemesi oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki köklü ve önde gelen isimlerinden biri olan Cornyn’in, Trump’a açık şekilde karşı çıkmamış olması, başkanın bu tercihini parti yönetimi açısından daha da dikkat çekici hale getirdi. Bu durumun, Cumhuriyetçi çevrelerde şaşkınlık yarattığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)

Miller ise Trump’ın Cornyn’e destek vermemesinin Cumhuriyetçiler arasında şaşkınlık yarattığını ve partinin hâlâ bu kararın nedenini anlamaya çalıştığını söyledi. Miller, söz konusu adımın belirsizliği nedeniyle parti içinde endişe oluşturduğunu ifade etti. Normal şartlarda Trump’ın kendisine açıkça muhalefet eden isimleri hedef almasının beklendiğini belirten Miller, Kentucky Temsilcisi Thomas Massie gibi isimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak Senatör Cornyn’in Trump’a karşı kamuoyu önünde hiçbir eleştiride bulunmadığını hatırlattı. Miller, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına karşı çıkmanın ciddi bir çekinceyle karşılandığını vurgulayarak, birçok partilinin yalnızca Trump’ın bazı politikalarına karşı oy kullanmaları halinde siyasi geleceklerini kaybetmekten endişe ettiğini söyledi.

Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)

Kent, Cumhuriyetçilerin bu korkusunun en açık örneğinin, parti ilkeleriyle çelişmesine rağmen gümrük tarifeleri politikalarına büyük ölçüde uyum göstermeleri olduğunu söyledi. Kent, Trump’ın Cornyn’den desteğini çekmesinin olası nedenlerinden birinin, Cornyn’in Senato’daki engelleme kuralının değiştirilmesine karşı çıkması olduğunu belirtti. Trump’ın bu kuralın kaldırılması çağrısını birden fazla kez yinelediği, ancak parti yönetiminden bu yönde bir karşılık bulamadığı ifade edildi. Öte yandan Burgos, Cumhuriyetçi Parti’nin bugün neredeyse tamamen Trump’ın partisine dönüştüğünü savundu. Burgos, “Partiye ve ilkelerine ne oldu? Öncelikleri ve gündemi ne?” diyerek eleştiride bulundu.

Burgos, Trump’ın Cumhuriyetçileri kendisine bağlılık göstermeye zorladığını ve bunu adeta ‘başkomutan’ gibi bir otorite anlayışıyla yürüttüğünü ileri sürdü. Trump’ın düşük popülaritesine veya partinin anketlerdeki gerilemesine aldırmadığını belirten Burgos, asıl odağının parti üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Burgos’a göre Trump, kendi görev süresi sonrasını önemsemiyor ve önceliği tamamen kişisel siyasi etkisini sürdürmek.


İsrail, ABD-İran müzakerelerinde izleyici konumunda kaldı

Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
TT

İsrail, ABD-İran müzakerelerinde izleyici konumunda kaldı

Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerde izleyici konumunda kaldı.

New York Times'ın analizinde, Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliğinin mümkün olduğuna dair ABD Başkanı Donald Trump'a verdiği güvencelerin boşa çıktığı belirtiliyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan iki İsrailli savunma yetkilisi, Netanyahu yönetiminin "ABD'yle İran arasındaki ateşkes görüşmelerinden neredeyse tamamen dışlandığını" söylüyor.

Kaynaklar, İsrail'in bölgedeki liderler ve diplomatlarla İran içindeki ajanlarından bilgi toplayarak Washington-Tahran müzakerelerini takip etmek zorunda kaldığını belirtiyor.

Süreçte kenarda bırakılmasının, bu yıl genel seçimlere gidilecek İsrail'de Netanyahu'nun işini zorlaştırabileceği yorumu yapılıyor.

İsrail lideri uzun süredir seçmenlere kendisini "Trump'a fısıldayan adam" olarak tanıttı. Netanyahu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı İran savaşının ardından yaptığı açıklamalarda Trump'la neredeyse her gün telefonda görüştüğünü de sıkça vurgulamıştı.

Ancak analize göre Trump yönetimindeki bazı yetkililer, Netanyahu'nun Tahran'da rejim değişikliği vaatlerini başından beri gerçekçi bulmuyordu. İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla Washington ve Tel Aviv'in önceliklerinin değiştiğine dikkat çekiliyor.

Axios da iki liderin 19 Mayıs'ta gergin bir telefon görüşmesi yaptığını yazmıştı.

Kaynaklar, Trump yönetiminin İran'ın nükleer programı ve Hürmüz'deki durumla ilgili 30 günlük müzakere süreci başlatmayı planladığını savunmuştu. Netanyahu'yla Trump'ın Tahran'la yapılan görüşmeler ve savaşın gidişatıyla ilgili anlaşmazlık yaşadığı yazılmıştı.

ABD ve İran, Pakistan arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde 8 Nisan'da ateşkes anlaşmasına varmıştı.

Buna rağmen ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayı sürdürmesi nedeniyle Devrim Muhafızları da gemi trafiğini normale çevirmeyi reddetmişti.

Katar ve Pakistan'dan heyetler, ABD ve İran arasındaki müzakerelerin ilerlemesini sağlamak için dün Tahran'a gitti.  

Gazze savaşında arabuluculuk yapan Doha yönetimi, İran'ın misillemeleri nedeniyle şimdiye dek müzakerelerde devreye girmemişti. Ancak Reuters'a konuşan Katarlı yetkililer, bölgedeki gerilimin sonlandırılması amacıyla ABD'yle koordineli hareket ettiklerini söylüyor.

Tesnim'in aktardığına göre Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir'le İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de dün akşam bir araya gelerek bölgedeki gelişmeleri ele aldı.

CNN de Trump'ın cuma günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Yardımcısı JD Vance ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'le güvenlik toplantısı düzenlediğini yazıyor. Ancak son günlerde saldırıları tekrar başlatma tehditleri savuran Trump'ın süreçte nasıl bir karar alacağı henüz belli değil.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Tesnim, Reuters