1973 Arap-İsrail Savaşı: İsrailliler ABD’lilere şantaj yapmak için nükleer silahlara başvuracaklarını ima etti

Savaş sırasında yapılan temaslar ve toplantılarla ABD tutanakları

1973 Arap-İsrail Savaşı: İsrailliler ABD’lilere şantaj yapmak için nükleer silahlara başvuracaklarını ima etti
TT

1973 Arap-İsrail Savaşı: İsrailliler ABD’lilere şantaj yapmak için nükleer silahlara başvuracaklarını ima etti

1973 Arap-İsrail Savaşı: İsrailliler ABD’lilere şantaj yapmak için nükleer silahlara başvuracaklarını ima etti

Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı 1973 Arap-İsrail Savaşı (Yom Kippur Savaşı), Arap ve yabancı araştırmacılar arasında popüler bir konu olmaya devam ediyor. Savaşın ilk kıvılcımının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen halen savaşın ayrıntılarıyla ilgili yeni bilgilerin sızdırılması ve bazı ülkelerde kanunen yayınlanması gereken bazı belgelerin ortaya çıkması bu ilgiliyi daha da artırıyor. Bu belgelere bazen savaşın sonucuna ilişkin farklı ve belki de şok edici açıklamalar eşlik ediyor.

Ancak öyle ya da böyle modern tarihin ender olaylarından biri olan bu savaş, iki farklı anlatı arasında tam bir çatışma noktasına varacak kadar çok kafa karışıklığıyla ve tartışmalarla belgelendi. Birinci anlatıda savaş, Arap ülkelerinin desteklediği Mısır ve Suriye ordularının askeri zaferi olarak aktarılıyor. Bu anlatıda ayrıca diplomasi savaşında en az İsrail'in cephede sahip olduğu Batı yapımı tanklar ve savaş teknolojileri kadar etkili olan petrolün silah olarak kullanılmasının önemi vurgulanıyor.

İkinci anlatı ise İsrail’in anlatısı. Yom Kippur Savaşı’nda (Tevrat’ta geçen bir terim) Tel Aviv’in, Mısır ve Suriye ordularının Sina ve Golan Tepeleri’nde rehavete kapılan İsrail ‘işgal’ güçlerini hava saldırılarıyla şaşırttığı anlatılıyor. İsrail’in yaşanan sürpriz karşısında verdiği tepkiyi ve daha sonra kahramanca Süveyş Kanalı'nın doğu kıyısına geçerek Bar-Lev Hattı'nın ya da bir diğer deyişle İsrail basını tarafından bir ‘efsaneye’ dönüştürülen toprak setin kurulmasını övüyor.

Belki de Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki çatışmanın gidişatında ‘stratejik’ bir dönüm noktası olduğuna karşı çıkmanın güç olduğu bu tarihi savaşta, gerçekte neler olduğuna dair ayrıntılar ve gerçekler kaybolmuş yahut çarpıtılmıştır. Savaşın 50’nci yıl dönümü yaklaşırken ne Mısır ne de Suriye henüz savaşla ilgili ellerindeki belgeleri yayınladı. Belgelerin ve tutanakların özellikle de ABD’nin en ünlü dışişleri bakanı olan Henry Kissinger'ın savaş sırasında dünya liderleri ve üst düzey diplomatlarla arasındaki temaslar ve mektuplaşmalarla ilgili belgelerin yanı sıra o dönem yapılan ABD Ulusal Güvenlik oturumlarının tutanaklarının da acilen yeniden okunması gerekiyor gibi görünüyor.

Başarısızlık mı yoksa aşırı güven mi?

Arapların yaptıkları sürprizle İsrail’e yaşattıkları şok, Süveyş Kanalı cephesi dışındaki birçok cephede büyük kafa karışıklığına neden oldu. Öyle ki Kissinger, 23 Ekim'de, savaş henüz sürerken Washington'ın, resmi kurum ve kuruluşlarından herhangi biri aracılığıyla savaşa ilişkin bir uyarı alıp almadığını ve eğer aldıysa bunu görmezden gelip gelmediğini teyit etmeye çalışmakla meşguldü.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 23 Ekim 1973 tarihli toplantı tutanaklarını özetleyen 63 nolu gizli belgeye göre Henry Kissinger, savaşın hemen öncesindeki tüm istihbarat bilgilerini bizzat inceledi ve savaşın çıkma ihtimaline dair hiçbir belirti bulunmadığını teyit etti. Aynı belgede, Kissinger'ın ABD-İsrail ilişkilerinin özel önemi üzerine oluşturulan stratejiyi yardımcılarıyla yaptığı toplantılarda bizzat tekrarladığı “İsrail'in mağlup edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Ancak bunu yaparken (dış) politikamızı da İsraillilerin eline bırakacak değiliz” sözleriyle özetlendiği de açıkça görülüyor.

fgr
İsrail Başbakanı Golda Meir, ABD Başkanı Richard Nixon ve Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın Beyaz Saray'ın önünde çekilen bir fotoğrafı, Kasım 1973

Dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Departmanı Direktörü Ray Steiner Cline, ABD istihbaratının savaşı henüz patlak vermeden çok önce öngörme (ve sonra önleme) konusundaki başarısızlığını “Tıpkı kendi beyinlerini yıkadıkları gibi bizim de beynimizi yıkayan ve bir yanılsama içinde yaşayan İsraillilere güvendik” diyerek açıkladığı bu duruma bağlıyor. Mısır ve Suriye'nin 1973 Eylülünden itibaren kısa bir süre içinde bir ortak askeri harekat düzenleme niyetine ilişkin uyarılar yapılmaya başladı. Gerçekten de Ürdün Kralı Hüseyin, İsrail Başbakanı Golda Meir'i -eylül ayı sonlarında- Suriye güçlerinin savaş pozisyonu aldığı konusunda uyarmıştı.

Savaşın başlamasına saatler kala

Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi William Quandt tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi’nden üstü Brent Scowcroft’a, 6 Ekim 1973 Cumartesi sabahı gönderilen bir notta, Washington Çalışma Grubu üyelerinin ‘Henry Kissinger yokken’ Beyaz Saray’da acilen toplandıklarına işaret ediliyor. Not, toplantıda yaşanan kargaşanın boyutunun ve Mısır ile Suriye’nin İsrail'e savaş açma olasılığına ilişkin göstergelerin ciddiyetinin yanı sıra bu saldırının ve Sovyetler Birliği’nin o dönemde Mısır ve Suriye’deki uzmanlarının ailelerini, Kahire ve Şam'dan tahliye etme kararının önemi ile ilgili yapılan tartışmalardaki atmosferi yansıtıyor.

Toplantıya katılan CIA ajanlarından biri, Sovyetler Birliği’nin kararının kısa vadede bir savaş olasılığı anlamına gelmeyebileceği, daha ziyade Arap ülkeleri ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerde bir bozulmaya işaret edebileceği şeklinde yorumladı! Belgede ‘askeri güç dengesi eşitlenmediği sürece Arap ülkelerinin İsrail'le savaşa girmeye hazır olmadıklarına dair bir fikir birliği olduğu açıkça görülürken ‘İsrail'in askeri ve teknolojik üstünlüğünün bölgede savaşın patlak vermesinin önündeki 'birincil engel' olduğu inancı’ da ortaya çıkıyor.

Sovyetler Birliği’nin mesajı

Sovyetler Birliği, ABD Başkanı Nixon ve Dışişleri Bakanı Kissinger'a (6 Ekim 1973 Cumartesi günü, Washington saatiyle öğleden sonra saat 14.00’da) bir mesaj göndererek Washington'ın düşünce hattına dahil oldu. Mesajda, ‘Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Leonid İlyiç Brejnev'in Mısır ile Suriye’nin aldığı savaş kararı karşısında tıpkı ABD’liler gibi şoke olduğu’ belirtildi.

ABD’nin ifadesine göre Sovyet lider, savaşın ‘büyük bir yanlış hesap ve korkunç bir siyasi hata’ olduğunu düşünüyordu. Sovyetler Birliği’nin ‘Arap ordularının büyük bir yenilgiye uğramasını beklediği’ de açıktı. Ayrıca Brejnev'in Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu'daki rolünü aktif tutmak ve müttefikleri Mısır ve Suriye’nin askeri ya da siyasi bir felakette uğramaktan kaçınmaları konusunda son derece istekli olduğu da ortadaydı.

İlk değerlendirme

Ulusal Güvenlik Konseyi, saat farkını dikkate alarak Washington saatiyle öğleden sonra saat 15.00’da, Ortadoğu'daki gelişmelere ilişkin Acil Müdahale Odası ile toplantı yapıyordu. Toplantı tutanağının aşağıdaki metnine göre, savaşa saatler kala yaşananlara dair bir ön değerlendirme yer alıyordu.

Toplantı tutanağında şu ifadeler yer alıyordu:

İsrailliler Yom Kippur'u (Yahudilerin Kefaret Günü) kutlarken, Mısırlılar ve Suriyeliler, Suriye güçlerinin başlattığı hücumla eş zamanlı olarak Süveyş Kanalı'nın doğusunda İsrail güçlerinin etrafını saran 100 bin Mısır askeri ve bin tanktan oluşan bir güçle atağa geçti. O sırada Golan Tepeleri'ndeki İsrail mevzilerinde 35 bin asker ve 800 tank bulunuyordu.

sdfegr
1973 yılında Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede konuşlu İsrail askerleri (AFP)

Toplantıdakiler, ‘Arap ülkelerinin petrol ihracatını durdurulmalarından doğacak sorunlar, Sovyetler Birliği’nin olası hamleleri ve Araplar için yeni bir ağır yenilginin sonuçları’ gibi çeşitli değerlendirmeleri masaya yatırdılar.

Kissinger ve Eban

ABD’ye ait bir başka belge ise İsrail Dışişleri Bakanı Abba Eban ile ABD Dışişleri Bakanı Kissinger arasında Washington saatiyle sabah 09.00’da bir görüşme yapıldığını ortaya koyuyor. Belgeye göre Kissenger, görüşme sırasında Eban’a ‘Washington'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) hemen gitmeyeceğine’ söz verdi.

Abba Eban ile Kissinger'ın Yardımcısı Lawrence Eagleburger arasında yapılan başka bir görüşmeye ilişkin belgede Eban’ın, BM’nin savaşla ilgili herhangi bir adım atmasını ya da BMGK’dan gelecek ateşkes önerisini (8 Ekim) pazartesi gününe kadar ertelemek istediği anlaşılıyordu. Çünkü İsrail böylece Sina ve Golan Tepeleri’ndeki durumu değiştirebilecekti.

Ateşkes adımı hem Sovyetler Birliği hem de dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed tarafından memnuniyetle karşılandı. Esed’in memnuniyetinin nedeni, durumun olduğu gibi kalması ve Golan Tepeleri’nin fiilen geri alınması anlamına geliyordu. Dönemin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ise Mısır ordusunun Sina'nın derinliklerinde sağlam bir şekilde mevzilenmeden savaşı durdurmaya niyetli gibi görünmüyordu.

Çinlilerle birlikte

Kissinger, aynı gün akşam saat 21.00'da Washington'da, Çin'in Washington Büyükelçisi Huang Jun ile bir görüşme yaptı. ‘Gizli’ olarak sınıflandırılan görüşmeye ilişkin belgeye göre Kissinger, Çinli diplomata, ‘Washington'ın bu aşamadaki stratejik hedefinin, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da liderliği ele geçirmesini engellemek’ olduğunu söyledi.

Yaklaşık yirmi dakika süren görüşmenin detaylarından Kissinger’ın, İsrail'in Mısır ile Suriye'nin sürpriz saldırısını birkaç gün içinde askeri yenilgiye dönüştürebilecek askeri beceriye sahip olduğundan emin olduğu anlaşılıyor.

Kissinger, görüşmede alaycı bir tavırla “Sovyetler Birliği’nin desteğine güvenen kimse hedefine ulaşamaz” diyor. Kissinger yine aynı görüşmede, Arapların sahada kazanımlar elde ederek ve ardından BM’nin bu kazanımlarını korumalarını sağlayacak bir ateşkes kararı çıkarmasına çalışarak, başarmaya çalıştıklarını görmek istemediğini vurguluyor.

ABD Dışişleri Bakanı, amacını şu sözlerle açıklıyor:

Durumu savaş başlamadan önceki haline, yani 1967 sınırlarına döndürecek bir ateşkes anlaşmasını kabul etmeleri gerekiyor.

Belgedeki konuşma metninden “Çinlilerin Arap davasına sempati duyduğu” anlaşılıyor.

Belki de Kissinger'ı Çin’in Washington Büyükelçisi’ne garanti vermeye iten neden, Çinli diplomata söylediği, “Bir dereceye kadar İsrail’den farklı bir tutum sergilememiz gerekiyor. Ancak bu, Washington'ın ateşkes sonrası yeni sınırların çizilmesi için güvenlik garantileri sağlaması durumunda mümkün olabilir” şeklindeki sözlerden anlaşılıyordur.

İkinci gün

Savaşın üzerinden yarım asır geçmesine rağmen Kissinger’ın, savaşın ikinci günü, 7 Ekim Pazar saat 20.30'da, İsrail’in Washington Büyükelçisi Simcha Dinitz ile yaptığı görüşmeye ilişkin belgenin, ABD’nin Sidewinder havadan havaya füzelerinden ve fırlatma rampalarından oluşan silah sevkiyatı hakkındaki ‘karalamalar’ dışında ilk sayfasının yayınlanmasına halen izin verilmiyor.

rtg

Ancak belgenin ilerleyen bölümlerinde, Kissinger'ın ‘ne olursa olsun, ilk saldıran siz olmayın’ şeklindeki açık uyarısına karşı İsrail hükümetinin, Mısır ve Suriye'ye önleyici saldırılarda bulunmaları gerektiğinde ısrar etmesi sonucu yaşanan hararetli tartışmalar gibi 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın ilk anlarına ilişkin heyecan verici detaylar yer alıyor. Kissinger’ın uyarısı, dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir’in düşünceleri üzerinde önemli bir etkisi oldu. İsrail tarafı, savaşın başlamasından kısa bir süre sonra ABD’den acil askeri yardım talebinde bulundu. Öncelikle Sidewinder havadan havaya füzeler, uçaklar, mühimmat ve savaş uçağı yedek parçaları istedi. Kissinger, savaş sırasında İsrail'e savaş uçağı temin edilebileceğinden emin değilse de söz konusu füzelerin yanı sıra mühimmat da gönderilebileceğine inanıyordu.

Berbat bir gün

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki Ortadoğu’yla ilgili operasyon merkezi’nde 7 Ekim 1973, Washington saatiyle 23.00’da gelişmelere dair bir toplantı yapıldı.

rtg
ABD Dışişleri Bakanı Kissinger ve İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın 1974'te Tel Aviv'de bir araya geldikleri bir kare (AFP)

Toplantı tutanağı, savaşın ilk gününde Suriyelilerin (işgal altındaki) Golan Tepeleri’ne, Mısırlıların da Süveyş Kanalı’nı geçip Sina'ya girmesiyle Arap kuvvetlerinin önemli kazanımlar elde ettiğini söylüyor. Tutanakta Golan Tepeleri’nin İsrail’deki yerleşim yerlerine yakın olması nedeniyle İsrail için stratejik öneminden dolayı askerlerini önce buraya yönlendirdiği belirtiliyor. Merkezin savaşın ikinci gününün sonunda toplananlara sunduğu raporun özetinde sahada durumun vahim göründüğü, her iki tarafın da büyük kayıplar verdiği ve İsrail ordusu için çok berbat bir gün olduğu ifade ediliyordu.

Ayrılma noktası

ABD'nin sahada İsrail'i askeri olarak destekleme noktasında ağırlığını koymasından önce 9 ve 10 Ekim günleri, çatışmaların gidişatında bir ‘dönüm noktası’ olarak değerlendirilebilir. Siyasi açıdan, Mısır ve Suriye ordularının Sina ve Golan Tepeleri’nin kontrolünü geri almaya çalışan İsrail’i ezici bir yenilgiye uğratarak BM salonlarındaki ve dünyanın nüfuzlu ülkelerinin kulislerindeki herkesi şaşırttı. İsrail, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ı hayrete düşüren ve Washington’ın hesaplarını karıştıran’ bir hezimete uğradı.

İsrail'in Washington Büyükelçisi Dinitz, 9 Ekim Salı sabahı çok erken saatler Kissinger’ı arayarak ‘İsrail güçlerinin önceki gün (yani 8 Ekim) başlattıkları karşı saldırının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından (çok zor) bir durumla karşı karşıya kaldığını ve İsrail ordusunun ağır kayıplar verdiğini’ söyledi.

Kissinger ve Dinitz, meseleyi derinlemesine ele alabilmek için aynı gün sabah 8.30’da bir araya geldi. Dinitz, İsrail ordusunun Mısırlılar karşısından 400’den fazla, Suriye cephesinde ise 100'e yakın tank kaybettiğini itiraf etti. Dinitz, Mısır’ın zırhlı araçlarının ve karadan havaya füzelerinin etkili olduğunu, bu yüzden İsrail hükümetinin ‘savaşta ordunun sahip olduğu tüm teçhizat ve uçakları kullanmaya’ karar verdiğini açıkladı. Gizli belgeye göre Kissinger, İsrail büyükelçisinin sözleri karşısında şoke olmuştu. Çünkü savaşın başladığı ilk andan itibaren, İsrail'in ilk günlerde kaybettiği toprakları geri almak için ABD’nin daha fazla askeri yardımda bulunmasına ihtiyaç duymayacağına inanıyordu.

Yahudi olan Kissinger öfkelenmişti. İsrailli diplomata sesini yükselterek, “Bana Mısırlıların bir savaşta dört yüz tankınızı nasıl yok edebildiğini açıklayın!” diye bağırdı.

Kissinger, o dönemde ABD’nin İsrail'e büyük miktarda askeri yardımda bulunmasının Washington için diplomatik düzeyde feci sonuçlar doğurabileceğinin farkındaydı. Kissinger ve Dinitz’in kapalı kapılar ardında görüştükleri belirtilen belgede, iki diplomatın İsrail Başbakanı Meir'in, ABD Başkanı Nixon’la gizlice görüşmesi ve acil askeri yardımda bulunulması talebini’ görüşmek için bir dakika dahi kaybetmek istemedikleri vurgulandı. Ancak belgeye göre Kissinger bu talebi, ‘Moskova'nın Arap dünyasındaki nüfuzunu artmasına neden olacağı korkusuyla’ reddetti.

Nükleer iması

Belgede ‘İsrail'in umutsuzluğa kapıldığı sırada Büyükelçi Dinitz’in bir tür şantaj olarak nükleer silah kullanma tehdidinde bulunabileceklerini ima ettiği’ aktarılıyor. İsrail Başbakanı Meir, ordunun nükleer silah kullanma önerisini -gerektiğinde kullanılmak üzere- reddederken, en azından Washington üzerinde baskı oluşturmak için (İsrail'in nükleer silah olarak güvendiği temel sistem olan) Jericho füzelerinin hazırlanmasını emretti.

Belgeye göre Kissinger, hiçbir zaman İsrail'in nükleer silahları hakkında açıkça konuşmadı. Aynı zamanda gizliliği kaldırılmış ABD belgelerinin hiçbirinde 1973 savaşı sırasında İsrail'in nükleer durumuna ilişkin bir bilgi yer almıyor. Daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki Ortadoğu’yla ilgili operasyon merkezi, İsrail’in askeri durumuyla ilişkili bir değerlendirme çerçevesinde, Washington'ın dikkatleri üzerine çekmediği sürece Tel Aviv’i silahlandırması’ tavsiyesinde bulundu. Kissinger, aynı günün akşamı yapılan bir toplantıda İsrail büyükelçisine, Başkan Nixon'ın İsrail'in talep ettiği askeri yardım listesindeki mühimmatın (lazer bombaları hariç) tamamını göndermeyi kabul ettiğini bildirdi. Kissinger, bunun yanında İsrail'e (gerekirse) kaybettiklerini telafi etmek için tankların ve savaş uçaklarının da temin edilebileceğini belirtti. Silah tedarikinde gizliliğin sağlanması için İsrail'e gönderilen sevkiyatlar üzerinde ABD’ye dair her türlü simge ve işaretin kaldırılmasında anlaşıldı. Tedarikin ticari (sivil) uçaklarla taşınması için gerekli prosedürlerin yerine getirilmesi kararlaştırıldı. Dinitz, akşam yapılan toplantıda Kissinger’a İsrail'in Golan’da büyük bir ilerleme kaydettiğini ve Suriye ordusuna ait çok sayıda tankın imha edildiğine dair aldığı yeni haberi aktardı.

Petrol tehdidi

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nden bir ekibin ortak hazırladığı raporda şöyle deniyor:

İsrail ve Arap (Mısır ve Suriye) orduları karada yeniden konuşlanırken, İsrail ve Suriye hava kuvvetleri şiddetli bir hava muharebesine girişti. İsrail savaş uçakları Şam Uluslararası Havalimanı'nı bombaladı. Öte yandan Yunanistan, İsrail ve ABD istihbaratları, Sovyetler Birliği'nin Arap müttefiklerine hava yoluyla sevkiyat yaptığına dair sinyaller yakaladı. İsrail bunu ‘füze ​​sevkiyatı’ olarak tanımladı. Sovyetler Birliği, Arap ülkeleri arasındaki nüfuzunu artıracağı düşüncesiyle savaşın ilk günlerinde Araplara (askeri) yardım gönderme kararı almış gibi görünüyor. Ancak bu, yalnızca Suriye ve Mısır'ı savaşı sürdürmeye teşvik ederek değil aynı zamanda Washington'ın, meseleyi kendi gücüne karşı bir meydan okuma olarak görmesini sağlayarak savaşın gidişatına yönelik önemli boyutları ve etkileri olan bir adım.

Raporda daha sonra ABD basınında Virginia eyaletindeki Norfolk Askeri Üssü’nde bulunan bir havaalanında füze ve bomba yükleyen bir İsrail Boeing 707'si ile ilgili çıkan haberlere değiniliyor. Son olarak raporda, dönemin Suudi Arabistan Petrol Bakanı Ahmed Zeki Yemani’nin ABD'nin İsrail'e askeri yardımda bulunmasına tepki olarak petrol üretimini azaltma tehdidinde bulunduğu açıklamalarının önemi vurgulanıyor.



Neuralink'in beyin çipi taktığı ilk kişide sorunlar çıktı

Neuralink, cihazın metin girişiyle imleç kontrolünü geliştirmek için çalıştığını belirtiyor (Reuters)
Neuralink, cihazın metin girişiyle imleç kontrolünü geliştirmek için çalıştığını belirtiyor (Reuters)
TT

Neuralink'in beyin çipi taktığı ilk kişide sorunlar çıktı

Neuralink, cihazın metin girişiyle imleç kontrolünü geliştirmek için çalıştığını belirtiyor (Reuters)
Neuralink, cihazın metin girişiyle imleç kontrolünü geliştirmek için çalıştığını belirtiyor (Reuters)

Neuralink'in beyin çipini denediği ilk kişide problemler baş gösterdi. Cihazın, hastanın beyninden aldığı veri miktarında azalma yaşanırken, bunun neden kaynaklandığı açıklanmadı. 

Geçirdiği dalış kazası nedeniyle 2016'dan beri omzundan aşağısı felç olan Noland Arbaugh, bu yıl ocakta Neuralink'in beyin çipi taktığı ilk kişi olmuştu. Şirketin sahibi Elon Musk, ameliyattan bir ay kadar sonra Arbaugh'un bilgisayar faresini beyniyle hareket ettirebildiği açıklamış, martta da hastanın satranç oynadığı görüntüler paylaşılmıştı.

Nöroteknoloji şirketi dün yaptığı açıklamada, operasyondan birkaç hafta sonra Arbaugh'un beynindeki implantın bazı ipliklerinin yerinden çıkmasıyla bir miktar verinin kaybolduğunu belirtti. Neuralink'in blog yazısında 29 yaşındaki hastanın imleci kontrol etme hızı ve hassasiyetinde azalma olduğu aktarıldı. 

sdc
8 yıldır felçli olan Noland Arbaugh, Neuralink'in beyin çipi taktığı ilk kişi oldu (Neuralink)​​​​​

Öte yandan şirket implantı daha hassas hale getirerek performansını ilk baştakinden daha ileri seviyeye taşımayı başardığını açıkladı. 

Musk'ın şirketi bu arızaya neyin yol açtığını açıklamasa da bazı tahminler var. Wall Street Journal'ın (WSJ) olaya yakın kaynaklardan aktardığı üzere ipliklerin çıkmasına, ameliyattan sonra Arbaugh'un kafatasının içinde hava sıkışması yol açmış olabilir. Bu durum hastanın sağlığını tehdit etmese de çipin çıkarılmasının gündeme geldiği bildirildi. 

Beyin implantı alanında çalışan bazı uzmanlar da ipliklerin bağlandığı cihazın beyin dokusunun yüzeyine değil, kafatası kemiğine konması sonucu bu sorunun çıkmış olabileceğini düşünüyor. 

Başka bir beyin implantı şirketi Paradromics CEO'su Matt Angle, genellikle doğrudan beyin dokusunun üzerine yerleştirilen beyin implantlarının, burada "su üzerindeki bir tekne gibi" hareket ettiğini söylüyor. Angle'a göre beyin implantının ipliklerin çıkması "normal değil".

Neuralink daha önce domuz, koyun ve maymunlara N1 adlı beyin çipini takmıştı. Arbaugh henüz tek insan denek olmasına karşın şirket bu yıl 10 kişiye daha implantı yerleştirmeyi planlıyor. 

Nöroteknoloji şirketinin kurucu ortağı  Dr. Benjamin Rapoport geçen hafta güvenlik endişeleri nedeniyle şirketten ayrıldığına işaret etmişti. 2016'da Elon Musk'la birlikte Neuralink'i kuran Rapoport iki yıl sonra ayrılmış ve kendi beyin-bilgisayar arayüzü şirketi Precision Neuroscience'ı kurmuştu.

WSJ'nin The Future of Everything adlı poscast'inin 3 Mayıs'taki bölümüne katılan Rapoport, "Profesyonel hayatımın neredeyse tamamını sinirsel arayüzleri bilim dünyasından tıp dünyasına taşımaya adadım" demişti.

Ancak tıp ve teknoloji dünyasına geçerken güvenliğin her şeyden önemli olduğunu hissettim.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Economic Times, Futurism, Neuralink


Hamaney'in danışmanı: İsrail varlığını tehdit ederse Tahran nükleer doktrinini değiştirecek

Buşehr Nükleer Santrali’nin bir modeli, İsfahan kentinde düzenlenen bir nükleer sergi sırasında sergilendi. (AFP)
Buşehr Nükleer Santrali’nin bir modeli, İsfahan kentinde düzenlenen bir nükleer sergi sırasında sergilendi. (AFP)
TT

Hamaney'in danışmanı: İsrail varlığını tehdit ederse Tahran nükleer doktrinini değiştirecek

Buşehr Nükleer Santrali’nin bir modeli, İsfahan kentinde düzenlenen bir nükleer sergi sırasında sergilendi. (AFP)
Buşehr Nükleer Santrali’nin bir modeli, İsfahan kentinde düzenlenen bir nükleer sergi sırasında sergilendi. (AFP)

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanlarından Kemal Harrazi, ‘İsrail'in varlığını tehdit etmesi halinde Tahran'ın nükleer doktrinini değiştirmek zorunda kalacağını’ söyledi. Harrazi’nin açıklamaları, İran'ın nükleer silahına ilişkin endişeleri arttırdı.

Şarku’l Avsat’ın İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Harrazi bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer silaha sahip olma kabiliyetine atıfta bulunarak, “Henüz nükleer bomba yapma kararı almadık, ancak İran'ın varlığı tehdit altına girerse askeri doktrinimizi değiştirmekten başka çaremiz kalmaz” dedi. İran Dini Lideri Ali Hamaney milenyumun başında verdiği bir fetvayla nükleer silah yapımını yasaklamış ve 2019 yılında da nükleer silah yapımını yasaklayan bir fetva yayımlayarak, “Nükleer bomba yapmak ve depolamak yanlıştır ve bunların kullanımı yasaktır. Nükleer teknolojiye sahip olmamıza rağmen İran bunu yapmaktan tamamen kaçınmıştır” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak İran'ın o dönemki İstihbarat Bakanı 2021 yılında, Batı baskısının Tahran'ı nükleer silah arayışına itebileceğini söyledi. Harrazi, “İsrail nükleer tesislerimize saldırırsa caydırıcılığımız değişecektir” dedi.

Nisan ayında İran ve İsrail arasındaki gerilim, İsrail'in Şam'daki İran büyükelçiliği yerleşkesine yönelik saldırısına yanıt olarak İran'ın İsrail'e 300 kadar füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatmasıyla en üst düzeye ulaştı.


İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği saldırıda 4 Hizbullah üyesi öldürüldü

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği saldırıda 4 Hizbullah üyesi öldürüldü

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği baskınlar sonucu yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, bugün (Perşembe) İsrail'in güney Lübnan'da bir araca düzenlediği hava saldırısında dört kişinin öldüğünü açıkladı. Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, İsrail'in saldırısı sonucu yanan araçtan 4 cesedin çıkarıldığını belirtti. Reuters'e konuşan iki güvenlik kaynağı ise ölenlerin, Hizbullah üyesi olduğunu söyledi.

İsrail ordusu ve Lübnan Hizbullah'ı, Gazze Şeridi'nde savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana hemen hemen her gün karşılıklı sınır ötesi bombardıman gerçekleştiriyor.


Ben-Gvir, ABD'nin İsrail'e silah sevkiyatını durdurmasını yorumladı: Hamas Biden'ı seviyor

Güney Kaliforniya Üniversitesi önünde dün (çarşamba) düzenlenen İsrail yanlısı mitingin ardından İsrail ve ABD bayrağı taşıyan insanlar (EPA)
Güney Kaliforniya Üniversitesi önünde dün (çarşamba) düzenlenen İsrail yanlısı mitingin ardından İsrail ve ABD bayrağı taşıyan insanlar (EPA)
TT

Ben-Gvir, ABD'nin İsrail'e silah sevkiyatını durdurmasını yorumladı: Hamas Biden'ı seviyor

Güney Kaliforniya Üniversitesi önünde dün (çarşamba) düzenlenen İsrail yanlısı mitingin ardından İsrail ve ABD bayrağı taşıyan insanlar (EPA)
Güney Kaliforniya Üniversitesi önünde dün (çarşamba) düzenlenen İsrail yanlısı mitingin ardından İsrail ve ABD bayrağı taşıyan insanlar (EPA)

ABD'nin İsrail'e silah sevkiyatını durdurma kararının ve ABD Başkanı Joe Biden'ın, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine büyük bir saldırı başlatması halinde silah sevkiyatını durdurma sözü vermesinin ardından aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, bugün (Perşembe) X platformundaki kişisel hesabından, Biden'ın Tel Aviv'e ABD bombaları göndermeyi durdurma kararına bir gönderme yaparak şu gönderiyi paylaştı: “Hamas Biden'ı seviyor.”

İsrail'den Refah'taki sivilleri korumak için bir plan geliştirmesini isteyen ABD Başkanı, dün (Çarşamba) CNN'e verdiği demeçte, “Refah'a girerlerse onlara silah sağlamayacağımı açıkça belirttim” dedi. Biden, ülkesi tarafından İsrail'e sağlanan bombaların, Hamas'ı ortadan kaldırmayı amaçlayan yedi aylık saldırı sırasında Gazze Şeridi'ndeki sivilleri öldürmek için kullanıldığını kabul etti.

Biden'ın şimdiye kadarki en sert açıklamaları, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bombardıman ve çatışmalardan kaçan yüz binlerce Filistinlinin sığındığı Refah'a geniş çaplı bir saldırı başlatmaktan kaçınması için İsrail üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN, İsrail savunma üretimi ve tedarikinin eski başkanının bugün, İsrail'in ABD silahları olmadan Hamas’la başa çıkabileceği iddiasını reddettiğini ve İsrail'in başka yerlerden silah almak zorunda olduğunu söylediğini bildirdi.

İsrail'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Gilad Erdan, ABD Başkanı Joe Biden'ın yoğun nüfuslu Refah kentini işgal etmesi halinde İsrail'e bazı silah yardımlarını kesme tehdidini ‘hayal kırıklığı’ olarak değerlendirdi.

Biden'ın uyarısına İsrail'den gelen ilk tepki olarak Erdan, “Savaşın başından beri minnettarlığımızı ifade ettiğimiz Biden'dan gelen bu açıklama hayal kırıklığı yarattı” dedi.

Times of Israel, Erdan’ın Yahudilerin ABD seçimlerinde Biden'ın Demokrat Partisi lehine oy kullanma konusunda artık ‘isteksiz’ olduklarını söylediğini aktardı.

CNN'e verdiği röportaj sırasında Biden, Gazze Şeridi'nde sivillerin yerleşim bölgelerinde bomba ve diğer araçların kullanılmasıyla öldürüldüğünü açıklayarak, yönetiminin geçen hafta İsrail'e sevkiyatı askıya alma kararı aldığı 907 kiloluk bombalara atıfta bulundu.

Biden, “Refah'a girerlerse, ki şu ana kadar böyle bir şey olmadı, daha önce Refah'a karşı kullanılmış silahları teslim etmeyeceğimi açıkça söyledim” dedi.

ABD Başkanı, İsrail'in Refah'ı işgal etmesi halinde silah sevkiyatının durdurulacağını da belirtti.

Biden, “İsrail'in Demir Kubbe konusunda güvenliğinin ve son dönemde Ortadoğu'dan gelen saldırılara cevap verme yeteneğinin sağlanması için çalışmaya devam ediyoruz. Ancak silah ve topçu mühimmatı sağlamayacağız” ifadelerini kullandı.

Biden, İsrail'in Refah'taki askeri operasyonlarının “henüz yoğun nüfuslu bölgelere girerek kırmızı çizgiyi aşma seviyesine yükselmediğini” de belirtti.

ABD Başkanı, Gazze Şeridi'ni yeniden inşa etmek ve savaş sonrasında iki devletli çözüme geçişte yardımcı olmak isteyen Arap ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını açıkladı.


Çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Darfur'un en önemli kenti el-Faşir'de sürekli terör olayları yaşanıyor

Darfur bölgesindeki Sudanlılar (arşiv - Reuters)
Darfur bölgesindeki Sudanlılar (arşiv - Reuters)
TT

Çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Darfur'un en önemli kenti el-Faşir'de sürekli terör olayları yaşanıyor

Darfur bölgesindeki Sudanlılar (arşiv - Reuters)
Darfur bölgesindeki Sudanlılar (arşiv - Reuters)

Sudanlı tüccar İshak Muhammed, Sudan'ın batısındaki el-Faşir kentinde çatışmaların yoğunlaşmasıyla bir aydır evine hapsolmuş durumda. El-Faşir, bir yılı aşkın süredir orduya karşı savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) kontrolü altında olmayan Darfur'daki tek büyük şehir.

Telefonla AFP'ye konuşan Muhammed, “Bir aydan fazla bir süredir dükkanımı açmadım ve üzerimize top mermisi düşer korkusuyla evde kaldım” dedi.

Muhammed, Birleşmiş Milletler'in (BM) 1,5 milyon nüfuslu şehir için sonuçlarına dair uyarılarına rağmen yaşanan şiddetli çatışmalara atıfta bulunarak, “Sürekli terör içinde yaşıyoruz” dedi.

BM uzmanlarına göre, Sudan'da Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki HDK arasındaki savaş, bir yıl içinde Batı Darfur'un başkenti el-Cuneyne'de 15 bine yakın kişi dahil olmak üzere binlerce kişinin ölümüne yol açtı.

BM'ye göre savaş 48 milyonluk ülkeyi kıtlığın eşiğine getirdi, zaten çökmekte olan altyapıyı tahrip etti ve 8,5 milyondan fazla insanı yerinden etti.

BM verilerine göre, Hamideti’ye bağlı güçler şu anda ülkenin batı bölgesini oluşturan beş eyaletin başkentlerinden dördünü kontrol ediyor. HDK’nin kontrolü altına girmeyen tek başkent olan el-Faşir’de yerinden edilmiş yaklaşık 800 bin kişi sığınmış durumda.

El-Faşir sakinlerinden Ahmed Âdem AFP’ye gönderdiği mesajda, “Tam bir kuşatma altındayız” ifadesini kullandı. Âdem, ülkenin batısındaki geniş Darfur bölgesinde telekomünikasyon ve internet hizmetlerinin neredeyse tamamen yok olduğunu belirtti.

Âdem, “HDK kontrolü olmadan şehre giriş ya da çıkış yok” dedi.

El-Faşir, savaşın başında çatışmanın her iki tarafına da mesafeli durma sözü veren ve kentin yakın zamana kadar çatışmaya kaymasını engelleyen iki ana silahlı isyancı hareket grubuna ev sahipliği yapıyor.

Şehirdeki şiddet, 2021 yılında Cuba'da Sudan hükümetiyle tarihi bir barış anlaşması imzalayan silahlı hareketlerin ‘artık tarafsız olmayacaklarını’ açıklayarak, ‘ulusal müttefikleri ve silahlı kuvvetleriyle birlikte HDK milislerine ve onların ücretli işbirlikçilerine karşı savaşacaklarını’ vurgulamalarının ardından arttı.

Kuzey Darfur'daki çatışmaların artması, BM Güvenlik Konseyi'nin el-Faşir'de yaşananlardan ‘derin endişe’ duyduğunu ifade etmesine yol açtı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Darfur Koordinatörü Toby Harward, X platformundaki hesabından “Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir ve kenti çevreleyen bölgelerdeki insani durum felaket” diye yazdı.

Harward, “Keyfi cinayetlerin, hayvanların çalınmasının, hırsızlığın, kırsal bölgelerdeki tüm köylerin sistematik olarak yakılmasının ve şehrin bazı bölgelerine yönelik hava bombardımanının artmasına ve el-Faşir çevresindeki kuşatmanın sıkılaştırılmasına” dikkat çekti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), HDK’yi Batı Darfur eyaletinin başkenti el-Cuneyne'de Masalitlere karşı ‘etnik temizlik ve soykırımın gerçekleştiğini veya gerçekleşmekte olduğunu gösterebilecek’ cinayetler işlemekle suçladı.

ABD'nin BM Daimî Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield geçen hafta yaptığı açıklamada, el-Faşir kentinde yaşananlara atıfta bulunarak “trajik bir felaketin yaklaşmakta olduğunu” belirtti.

Evde kalmak ve yiyecek stoğunun bitmesi

Görgü tanıklarının ifadelerine göre şiddet el-Faşir sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Kentin bitişiğinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı Ebu Şuk Mülteci Kampı da saldırıya uğradı ve HDK ile ordu arasında çatışmalara sahne oldu.

Kamp sakinlerinden İsa Abdurrahman, “Kampın içinde çatışmalar yaşanıyor ve şu ana kadar kampı terk edemeyenler evlerinde kalıyor. Bazılarının yiyeceği tükenmiş durumda ve kimse onlara ulaşamıyor” ifadelerini kullandı.

Kuzey Darfur eyaletinin başkentinin kuşatılması, yardımların yoğunlaştığı ve el-Faşir'den diğer eyaletlere dağıtıldığı tüm bölgedeki insani yardım çalışmalarını engelledi.

Şehirde faaliyet gösteren tek sağlık tesisi olan el-Faşir Güney Hastanesi'nden bir sağlık görevlisi, “Sağlık personeli tamamen bitkin durumda. Çünkü uzun süredir dinlenmeden çalışıyorlar ve bazıları bir aydan fazla süredir hastaneden ayrılmadı” şeklinde konuştu.

Yetkili, gelen vakaların çoğunun “gerçek mermi veya top mermilerinin neden olduğu yaralanmalar olduğunu, ayrıca çocuklar arasında yetersiz beslenme vakaları da görüldüğünü” söyledi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), el-Faşir'e yönelik saldırının yüz binlerce çocuğu risk altına sokacağı uyarısında bulundu.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell geçen hafta yaptığı açıklamada, “Sudan'ın Kuzey Darfur eyaletinde artan çatışmalar son haftalarda çok sayıda çocuk kaybına yol açtı. El-Faşir'e yönelik yakın askeri saldırı tehdidi, 750 bin çocuğun ve potansiyel olarak milyonlarca çocuğun hayatını ve refahını tehlikeye atacak feci bir tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Kuzey Darfur'un başkentinde 330 binden fazla insanın akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğuna dair raporlara atıfta bulunan Russell, ‘El-Faşir'in silahlı gruplar tarafından kuşatılması ve şehir dışındaki ana yollarda hareket kısıtlamaları ailelerin bölgeden ayrılmasını engelliyor’ dedi.

'Daha güçlü müzakere pozisyonu'

ABD Dışişleri Bakanlığı 16 Nisan'da, Suudi Arabistan'ın ‘önümüzdeki üç hafta içinde’ Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yeni müzakerelere ev sahipliği yapacağını bildirdi.

ABD ve Suudi Arabistan daha önce de Cidde kentinde birkaç tur müzakereye ev sahipliği yapmış, ancak sonuç alamamıştı. Afrika Birliği (AfB) ve Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi'nin (IGAD) arabuluculuğu da başarısızlıkla sonuçlandı.

Sudanlı siyasi analist Emced Ferid, müzakere masasına geri dönülmesinin HDK'nin gözünü bir kez daha el-Faşir kentine dikmesine yol açtığını düşünüyor.

Ferid, “HDK el-Faşir'i kontrol etmek için çabalarını yoğunlaştırıyor, bu da ona daha güçlü bir müzakere pozisyonu sağlıyor. HDK, tüm Darfur bölgesini temsil ettiğini iddia edebilir” ifadelerini kullandı.


Sudanlı siyasi güçler orduya destek için Kahire'de ‘ulusal anlaşma’ imzaladı

Sudanlı siyasi güçler dün (Çarşamba) Kahire'de bir uzlaşma belgesi imzaladı. (Şarku’l Avsat)
Sudanlı siyasi güçler dün (Çarşamba) Kahire'de bir uzlaşma belgesi imzaladı. (Şarku’l Avsat)
TT

Sudanlı siyasi güçler orduya destek için Kahire'de ‘ulusal anlaşma’ imzaladı

Sudanlı siyasi güçler dün (Çarşamba) Kahire'de bir uzlaşma belgesi imzaladı. (Şarku’l Avsat)
Sudanlı siyasi güçler dün (Çarşamba) Kahire'de bir uzlaşma belgesi imzaladı. (Şarku’l Avsat)

Sudanlı bir dizi siyasi oluşum ve güç, dün (Çarşamba) Kahire'de siyasi güçleri, kapsamlı bir çözüm için idari yol haritası sağlayan birleşik bir grupta birleştirerek geçiş dönemini yönetmek için bir çerçeve vizyonu içeren ve ‘ulusal anlaşma’ olarak adlandırdıkları belgeyi imzaladı.

İmza törenine katılanlara göre yeni siyasi gruplaşma, Sudan ordusunu Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile mevcut savaşında desteklemenin yanı sıra, kimseyi dışlamadan tüm siyasi oluşumları birleştirmeyi amaçlaması bakımından Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu’ndan (Tekaddum) farklı bir yol izliyor.

Ulusal anlaşma belgesi, Cafer el-Mirgani başkanlığındaki Demokratik Blok, Tijani Sisi liderliğindeki Ulusal Hareket Bloğu, el-Emin Mahmud başkanlığındaki Sudan Halk Kongresi Partisi, Mübarek el-Fadıl et-Taradi başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Bloğu, Muhammed Vadaa liderliğindeki Sudan Baas Partisi, Sivil Demokratik Geçişi Destekleme ve Savaşı Durdurma Ulusal Mekanizması, en-Nazır Muhammed el-Emin Türk başkanlığındaki Ulusal Cephe, sivil toplum örgütleri, bir dizi Sufi tarikatı ve cemaat yönetimi lideri ile Kiliseler Konseyi tarafından imzalandı.

Rusya'nın Kahire Büyükelçisi Georgiy Borisenko'nun şahitlik ettiği yeni belge, “Sudan'ın birliğini, kararlarının bağımsızlığını ve silahlı kuvvetlerin ülkede güvenlik ve savunmanın sağlanmasından sorumlu meşru kurum olduğunu” teyit ediyor.

Anlaşma ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre 8 milyondan fazla insanın evlerini terk etmesine ve 1,8 milyondan fazla insanın komşu ülkelere göç etmesine neden olan Sudan ordusu ile HDK arasında bir yılı aşkın süredir devam eden savaşı durdurmak için Cidde Platformu’ndaki diyaloğu sürdürerek mevcut krize barışçıl bir çözüm bulmayı amaçlıyor.

dfrbtrb
Sudanlı siyasi blokların liderleri dün (Çarşamba) Kahire'de geçiş dönemi için bir çerçeve belge imzaladı. (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat’ın incelediği belgeye göre, siyasi güçler arasındaki uzlaşının temelleri, dışlama veya dış müdahale olmaksızın Sudan-Sudan diyaloğunun başlatılmasıyla başlıyor. Belgede ayrıca, yeniden yapılanma, halk referandumu yoluyla kalıcı bir anayasa hazırlanması, savaştan etkilenenlerin durumunun ele alınması ve silahlı hareketlerle Cuba Barış Anlaşması’nın uygulanmasından başlayarak geçiş dönemi için görevler tanımlanıyor.

Belgede, yedi askeri ve sivil üyeden oluşan Egemenlik Konseyi, ulusal birlik hükümeti ve 11 üyeli bir akil adamlar komitesi tarafından aday gösterilen üç isim arasından seçilecek bir başbakandan başlamak üzere geçiş dönemi yönetim organlarının oluşturulmasına yönelik mekanizmalar da öngörülüyor. Belge ayrıca, Sudan Ulusal Diyalog Konferansı’na katılan güçler arasından 15 üyeli bir komite tarafından seçilecek 300 üyeli bir geçiş dönemi yasama konseyinin oluşturulmasına yönelik bir mekanizmanın ana hatlarını çiziyor.

Söz konusu belgenin imzalanması, son birkaç gün içinde Mısır'ın başkentinde bazı siyasi güçlerin ev sahipliğinde düzenlenen bir dizi toplantının ardından gerçekleşti.

Şarku’l Avsat'a açıklamalarda bulunan Ulusal Hareket Bloğu Başkanı Tijani Sisi, “Yeni siyasi güçler şemsiyesi tarafından sunulan vizyon, Sudan krizinin çözümünde üzerine inşa edilebilecek ulusal siyasi projeler olduğunu vurgulamak için uluslararası topluma sunulacak” ifadesini kullandı.

Ulusal Hareket Bloğu Başkanı, ‘siyasi vizyonlarının Tekaddum girişiminden farklı olduğunu, çünkü Tekaddum'un halen başkalarını dışlayan çözümler sunduğunu’ belirterek, “Bazı uluslararası taraflar Tekaddum'un yanında yer alırken, dünya Sudan arenasında çözüm için bir giriş noktası olabilecek kapsayıcı bir ulusal projeye sahip olanların olduğunu bilmeli” dedi.

Eski Başbakan Dr. Abdullah Hamduk başkanlığındaki Tekaddum koalisyonu, ağırlıklı olarak Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), sivil toplum örgütleri, sendikalar ve meslek kuruluşlarından oluşuyor. Tekaddum, ordu ve HDK arasındaki savaşın her iki tarafa da destek beyan edilmeden derhal durdurulmasını talep ediyor.

Tijani Sisi ulusal anlaşma taslağının ‘ulusal egemenliği ve Sudan devlet kurumlarını zayıflatmayı reddettiğini’ ifade etti.

Sudan Demokratik Bloğu lideri Mubarek Erdul, yeni ittifakın 50'den fazla siyasi partiyi, silahlı hareketi ve dini grubu bir araya getiren yaklaşık sekiz büyük siyasi bloğu içerdiğini belirterek, Sudanlı güçlerin ve akımların Sudan'daki mevcut savaşın başlangıcından bu yana bu ölçekte bir araya gelmediğini vurguladı.

Erdul Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, ‘grubun Sudan ordusunu HDK'ye karşı yürüttüğü savaşta desteklediğini ve herhangi bir siyasi akımın dışlanmasını reddettiğini’ vurgulayarak Tekaddum'dan ayrı bir yere koydu.


Refah operasyonunu genişleten İsrail, Mısır'a güvence veriyor

Refah'taki İsrail kuvvetleri (İsrail ordusu - AFP)
Refah'taki İsrail kuvvetleri (İsrail ordusu - AFP)
TT

Refah operasyonunu genişleten İsrail, Mısır'a güvence veriyor

Refah'taki İsrail kuvvetleri (İsrail ordusu - AFP)
Refah'taki İsrail kuvvetleri (İsrail ordusu - AFP)

İsrail, Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirdikten sonra Refah'taki operasyonunu genişleterek ABD'yi kızdıracak bir hamle yaptı.

İsrail ordusu dün (Çarşamba) yaptığı açıklamada, güçlerinin Refah'ın doğusunda Hamas militanlarına karşı yoğun faaliyetlerini sürdürdüğünü, tünellerin bulunduğunu ve 20 militanın öldürüldüğünü kaydetti. Bir askeri sözcü hava kuvvetlerinin Gazze Şeridi'ne 100'den fazla saldırı düzenlediğini duyurdu. Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, savaşçılarının Refah'ın doğusunda şiddetli çatışmalara girdiğini doğruladı.

Filistin Yönetimi dün, salı günü işgal güçleri tarafından ele geçirilen Refah Sınır Kapısı üzerindeki herhangi bir vesayet biçimini reddetti. Diğer yandan İsrail'in sınır kapısını daha sonraki bir aşamada özel bir ABD güvenlik şirketine devretme niyetinde olduğuna dair haberlerin ardından Filistinli gruplar, buradaki herhangi bir güce işgalci güç muamelesi yapma tehdidinde bulundu.

Bu arada İsrail, İsrail ordusunun Refah sınırındaki hareketlerinden endişe duyan Mısır'a güvence mesajı gönderdi. İsrail Başbakanlık sözcüsü Ofir Gendelman dün yaptığı açıklamada, İsrail'in Mısır sınırı yakınlarında askeri operasyon yürütmenin hassasiyetinin farkında olduğunu belirterek, operasyonun iki taraf arasındaki barış anlaşmasını ihlal etmediğini vurguladı. Gendelman ayrıca, Refah operasyonunun ‘sınırlı’ olduğuna dair daha önce verilen güvenceleri de yineledi.

Ancak Refah saldırısı ABD'nin öfkesine yol açtı. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin Senato'da yaptığı konuşmada, “Başından beri İsrail'in Refah'ta, bu savaşın çevresindeki sivilleri dikkate almadan ve korumadan büyük bir saldırı başlatmaması gerektiği konusunda çok net olduk” ifadesini kullandı. Austin ayrıca, İsrail'e ‘yüksek patlayıcılı mühimmat sevkiyatının’ dondurulduğunu da doğruladı.

Diğer yandan Gazze Şeridi'ndeki Sağlık Bakanlığı, Gazze’deki Şifa Tıp Kompleksi yerleşkesinde bir toplu mezar bulunduğunu ve 49 cesedin çıkarıldığını duyurdu.


Irak Hizbullahı ‘Kalkınma Yolu’ konusunda endişeli

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani dün (çarşamba) Bağdat'ta ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ozra Zia'yı kabul etti. (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani dün (çarşamba) Bağdat'ta ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ozra Zia'yı kabul etti. (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Irak Hizbullahı ‘Kalkınma Yolu’ konusunda endişeli

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani dün (çarşamba) Bağdat'ta ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ozra Zia'yı kabul etti. (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani dün (çarşamba) Bağdat'ta ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ozra Zia'yı kabul etti. (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Hizbullahı, hükümetin Körfez'den Türkiye'ye mal taşımak için üzerinde çalıştığı stratejik yol projesini sert bir dille eleştirdi.

Silahlı grubun sözcüsü Ebu Ali el-Askeri X platformunda yaptığı paylaşımda, Kalkınma Yolu projesini sorgulayarak “Bu yol bizim için halen endişe kaynağı. Hükümetten istediğimiz şey, uygulamaya geçmeden önce şüpheleri ortadan kaldıracak kanıtlardır” dedi.

Irak hükümeti, Türkiye ile koordinasyon halinde uygulamaya başladığını ve Bağdat gibi şehirlerin güzergâh için saha planlarını onayladığını söylüyor. Geçtiğimiz Nisan ayında Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar ile birlikte Kalkınma Yolu’nun uygulanmasında iş birliği yapmak üzere dört yönlü bir mutabakat zaptının imzalanmasına nezaret ettiler.

Bir başka konuda ise İran yanlısı grubun sözcüsü Irak hükümetini “ABD güçlerini ülkeden çıkarma konusunda ciddi olmadığı” iddiasıyla eleştirdi. El-Askeri, “Irak hükümetinden Amerikalıları çıkarmak için gerekli ciddiyeti görmedik ve bu okumamızda haklılık payı var” ifadesini kullandı.

Sudani ise dün (çarşamba) ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ozra Zia'yı kabulünde iki ülke arasındaki stratejik anlaşma konusunda ABD’lilerle görüşmelerini sürdürdü. Sudani'nin ofisinden yapılan açıklamada, Zia'nın geçtiğimiz Nisan ayında Washington'a yaptığı son ziyaret sırasında imzalanan onlarca anlaşmayı ele aldığı belirtildi.


İsrail Lübnan'ı ‘sıcak bir yaz’ ile tehdit ediyor

İsrail'in dün (çarşamba) Lübnan'ın güneyindeki el-Adise köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in dün (çarşamba) Lübnan'ın güneyindeki el-Adise köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. (AFP)
TT

İsrail Lübnan'ı ‘sıcak bir yaz’ ile tehdit ediyor

İsrail'in dün (çarşamba) Lübnan'ın güneyindeki el-Adise köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in dün (çarşamba) Lübnan'ın güneyindeki el-Adise köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. (AFP)

İsrail dün (Çarşamba) Lübnan'ı ‘sıcak bir yaz’ ile tehdit etti. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Lübnan sınırındaki bir askeri üssü ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “İsrail ordusunun Hizbullah'ı temas hatlarından uzak mesafelere ittiğini” belirterek, “Bu yok olduğu anlamına gelmiyor ama artık orada (temas hatlarında) değil” dedi.

Kuvvetlerinin “savaşa girmeden bir duruma ulaşmaya çalıştığını” ifade eden Gallant, “Ancak bu (savaş) son çare ise buna başvuracağız. Çünkü sonuçta vatandaşlarla aramızdaki sözleşmeye karşı bir yükümlülüğümüz var. Çok büyük ve çok ağır yangın sistemlerimiz var. İhtiyaç duyulması halinde bunları devreye sokacağımızdan emin olabilirsiniz. Bu yaz sıcak geçebilir” şeklinde konuştu.

Gallant’ın Ras en-Nakura'dan Hermon Dağı'na (Şeyh Dağı) kadar Lübnan'la olan cephe hattından sorumlu olan Kuzey Komutanlığı'na bağlı 91’inci Tümen karargahından yaptığı açıklamadan kısa bir süre sonra Hizbullah, askeri karargâhı ağır tip Burkan füzesiyle hedef aldığını duyurdu. Bu açıklamayı, Hizbullah'ın beş sınır kasabasında İsrail güçleri için geçici karargâh haline gelen evlerin hedef alındığını duyurduğu diğer açıklamalar izledi.

Diğer yandan İsrail, Güney Lübnan'a yönelik bombardımanında sığınak patlatıcı bombalar kullandı. İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Hizbullah'a ait 20'den fazla askeri hedefin vurulduğunu, hedefler arasında askeri binalar ve askeri altyapının da bulunduğunu belirtti.

Bu arada Şarku’l Avsat'a konuşan siyasi kaynaklar, kuzey cephesindeki durumun kontrolsüz bir şekilde kötüleştiğine dair Batı'dan gelen uyarıları ve Netanyahu'nun Hizbullah'la çatışmayı daha önce görülmemiş bir şekilde tırmandıracağı yönündeki uyarıları hafife almadan, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) kararını uygulamakta acele ederek İsrail'in savaşı genişletmesini engellemek için ABD ve Fransa'nın çabalarına karşı itidalli ve esnek davranılması gerektiğini belirttiler.


İsrail ordusu, Gazze bombardımanında Hamas'ın deniz kuvvetleri komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Gazze Şeridi sınırı yakınında konuşlanmış İsrail askeri araçları, 8 Mayıs 2024. (Reuters)
Gazze Şeridi sınırı yakınında konuşlanmış İsrail askeri araçları, 8 Mayıs 2024. (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze bombardımanında Hamas'ın deniz kuvvetleri komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Gazze Şeridi sınırı yakınında konuşlanmış İsrail askeri araçları, 8 Mayıs 2024. (Reuters)
Gazze Şeridi sınırı yakınında konuşlanmış İsrail askeri araçları, 8 Mayıs 2024. (Reuters)

Arap Dünyası Haber Ajansı'nın (AWP) haberine göre İsrail ordusu dün (Çarşamba) yaptığı açıklamada, Hamas'ın deniz kuvvetleri komutanının Gazze'de gerçekleştirilen bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu ve Genel Güvenlik Servisi'nin ortak faaliyeti sırasında, Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçak Gazze'deki Hamas deniz kuvvetlerinin komutanı Ahmed Ali'yi ortadan kaldırmayı başardı” ifadelerini kullandı.

Adraee, Ali'nin son haftalarda “Gazze Şeridi'nin merkezinde faaliyet gösteren İsrail ordu güçlerine karşı terörist saldırıları teşvik ettiğini ve Gazze Şeridi'ndeki Hamas deniz gücü için projeler yürüttüğünü” söyledi.

Bu arada İsrail medyası dün, İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'nin kuzeyine komşu bölgelerde harekete geçtiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığına göre Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki ordu hareketliliğinin, muhtemelen bölgeye saldırılar düzenlemek ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bölgeleri işgal etmek için olduğu belirtildi.