Ekim Savaşı… Bölgeyi değiştiren sürpriz

Hayatını barış için feda eden bir lider: Enver Sedat.

Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)
Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)
TT

Ekim Savaşı… Bölgeyi değiştiren sürpriz

Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)
Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)

Amr İmam

Abbud ez-Zümer Mart 2011’de, Büyük Kahire’nin batı eteklerindeki Nahya köyündeki ailesinin geniş evinde,merhum Mısırlı lider Enver Sedat’ın Ekim 1981’de suikastına karışmasının nedenlerini sıraladı.

Zümer, eski bir Mısır istihbarat subayıydı. Cumhurbaşkanı Sedat’ın suikastçısına, İsrail’le yalnızca iki yıl önce barış anlaşması imzalamış olan Mısır Cumhurbaşkanı’nın hayatına son vermek için kullandığı kurşunları o sağladı. 64 yaşındaki Zümer, bol miktarda griyle karışık tüylü sakalı ve burnundaki gözlükleriyle zayıf ve çok daha yaşlı görünüyordu. Kendisi, diğer 24 kişiyle birlikte suikasta karışmaktan dolayı 30 yıl yattıktan sonra yakın zamanda hapishaneden serbest bırakıldı.

Olay, 1981 yılında, Sina’nın kurtuluşunun ve Mısır ile İsrail arasındaki 1979 barış anlaşmasının yolunu açan 6 Ekim Savaşı’nın 1973’teki zaferi anısına, doğu Kahire’de düzenlenen askerî geçit töreni sırasında memurların Sedat’a ateş açmasıyla başladı. Sedat, kendi kanıyla kaplı olarak Kahire’nin güneyinde Nil Nehri kıyısındaki Nil Askeri Hastanesi’ne götürüldü ve yaklaşık iki saat sonra burada yaşamını yitirdi.

İsrail’e barış teklifi yapılmadan dört yıl önce Sedat, Mısır’ın en kuzeydoğusunda, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz, Akdeniz, İsrail ve Filistin’in Gazze Şeridi’ne komşu olan Sina’yı işgal eden İsrail ordusuna karşı daha önce ülkesini büyük bir askeri zafere taşıdı.

Zümer, hiçbir pişmanlık göstermedi ve Sedat’ın öldürülmesini ‘en büyük başarılarından biri’ olarak gururla anmaya devam etti. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre kendisi, merhum Mısır liderinin ‘ülkedeki İslamcıları bastırdığı ve İsrail ile barışı sağladığı için cezasını çektiğine’ inanıyor.

Bununla birlikte Zümer ve arkadaşlarının, Sedat’a suikasta gerekçe olarak kullandıkları İsrail ile barış anlaşmasının, Sedat’ın siyasi kariyerindeki en önemli başarı olmaya devam ettiği inkâr edilemez. Bu başarı, davranışını tahmin etmenin zor olduğu Mısırlı liderin doğasını doğruluyor.

Fotoğraf Altı: Mısır askerleri, Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 6 Ekim 1981’de askerî geçit törenini izlediği başkanlık kürsüsüne ateş açtı. (AFP Getty)
Mısır askerleri, Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 6 Ekim 1981’de askerî geçit törenini izlediği başkanlık kürsüsüne ateş açtı. (AFP Getty)

İsrail’e barış teklifi yapılmadan dört yıl önce Sedat, Mısır’ın en kuzeydoğusunda, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz, Akdeniz, İsrail ve Gazze Şeridi’ne komşu Sina’yı daha önce işgal etmiş olan İsrail ordusuna karşı ülkesini büyük bir askeri zafere taşıdı. 1973 Ekim Savaşı’ndaki zafer, bölgesel siyaseti, ekonomiyi ve askeri güç dinamiklerini temelden yeniden şekillendiren Mısır’ın elde ettiği en önemli askeri başarıyı oluşturuyor.

Daha sonra şaşırtıcı bir olay akışıyla Sedat, 9 Kasım 1977’de Mısır Parlamentosu üyelerine seslendi ve barışı görüşmek üzere İsrail Parlamentosu da dahil olmak üzere her yere seyahat etmeye istekli olduğunu açıkladı. Yalnızca on gün sonra milyonlarca Mısırlı ve Arap, uçağının İsrail’deki Ben Gurion Havalimanı’na inişini izledi. Bu, yerel ve uluslararası düzeyde yankı uyandıran tepkilere yol açan çok önemli bir olaydı. Ayrıca Mısırlılar ve İsrailliler arasında zorlu bir barış sürecine yol açtı.

Fotoğraf Altı: Eski Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 7 Kasım 1973. (AFP)
Eski Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 7 Kasım 1973. (AFP)

Mısırlı diplomat Muhammed Hicazi de Sedat’ın uçağından ve daha sonra merdivenlerden inip havaalanında toplanan İsrailli yetkililerle el sıkıştığını görenler arasındaydı. Hicazi için bu olay, Neil Armstrong’un aya ayak basması gibiydi. Mısır Dışişleri Bakanı’nın eski yardımcısı Hicazi, Al-Majalla’ya verdiği bir röportajda şunları söyledi:

Ziyaret, Sedat’ın en cesur kararıydı. Yalnızca bölgedeki değil, küresel düzeydeki siyasi durum üzerinde derin bir etki bırakan bir karardı. Ziyaret sadece Mısırlılar ve Araplar için değil, tüm dünya için sürpriz oldu.

İsrail ziyaretinden sadece üç gün önce Sedat, Kahire’deki bir grup ABD Kongre üyesine, gerçeği anlatmak için İsrail topraklarına gitmeyi planladığını söyledi. Ayrıca bu geziyi kutsal bir görev olarak gördüğünü, içinde yaşadıkları bu kısır döngünün kırılması gerektiğini ifade etti.

Dizginleri salıvermek

Zümer ve diğer radikal İslamcılar, Sedat’a suikast düzenlemeyi planlarken Mısır lideri, siyasi olarak en iyi durumdaydı. Bu dönem, Sedat’ın iktidara gelmesinden bu yana ülkenin savaşta olmadığı ilk dönemdi. Sedat, Mısır’daki siyasi ve ekonomik sahneye gölge düşürmeye devam eden önde gelen siyasi figür olan selefi Cemal Abdünnasır’ın ölümünden sonra 1970 yılında Mısır'da iktidara geldi.

Sedat, Mısır’ın İsrail’le yaptığı barış anlaşması nedeniyle Arap Birliği’nin muhalefetiyle karşı karşıya kaldığı dönemde bile İsrail’le yapılan savaş ve barıştan siyasi bir kahraman olarak çıktı.

Sedat, anti-komünist Müslüman Kardeşler’in birçok üyesini ve liderini hapishaneden serbest bırakarak Abdünnasır’ın İslamcılara yönelik baskı dönemine son verdi. İslamcı nüfuz, özellikle 1967 yenilgisi ve Sina’nın işgalinden sonra birkaç yıldır yükselişteydi. Yenilgiyi Abdünnasır’ın milliyetçiliğine meydan okumak ve ‘Çözüm İslam’dır’ sloganıyla özetlenen kendi ideolojilerini desteklemek için bir fırsat olarak gördüler.

Mısırlı lider, Washington ile güçlü ilişkiler geliştirdi. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter ile kişisel bir dostluk geliştirdi ve neredeyse tüm diğer Batı başkentleriyle olumlu ilişkiler sürdürdü.

Fotoğraf Altı: Merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın mezarının yer aldığı Meçhul Asker Anıtı. (AFP)
Merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın mezarının yer aldığı Meçhul Asker Anıtı. (AFP)

Ancak birkaç yıl önce, halen Sovyetler Birliği ile daha yakın ilişkilerden yana olan sol ve Abdünnasır döneminin kalıntılarıyla mücadele etmek için onları harekete geçirme stratejisinin bir parçası olarak ülkesindeki İslamcılara ‘kur yapmaya’ da başlamıştı. Sedat, 1972’de Sovyetlerin Mısır’a saldırı silahları sağlamayı reddetmesi nedeniyle Mısır’ı ondan uzaklaştırmıştı.

Sedat, anti-komünist Müslüman Kardeşler’in birçok üyesini ve liderini hapishaneden çıkartarak Abdünnasır’ın İslamcılara yönelik baskı dönemine son verdi. İslamcı nüfuz, özellikle 1967 yenilgisi ve Sina’nın işgalinden sonra birkaç yıldır yükselişteydi. Yenilgiyi Abdünnasır’ın milliyetçiliğine meydan okumak ve ‘Çözüm İslam’dır’ sloganıyla özetlenen kendi ideolojilerini desteklemek için bir fırsat olarak gördüler.

Sedat ayrıca, İslamcılara daha fazla hareket ve çalışma özgürlüğü vererek onları desteklemeye çalıştı. Bu da bazılarının ‘İslami uyanış’ olarak adlandırdığı bir hareketle üniversitelerde, sendikalarda, okullarda, camilerde ve spor kulüplerinde varlıklarının artmasına olanak sağladı.

Maceranın sonuçları

Ancak Sedat’ın 1981’de sol gruplara karşı güçlendirmeye çalıştığı aynı İslamcılar tarafından öldürülmesine yol açan şey, bu grupların nüfuzunun yeniden canlanmasıydı. Ölümü, onun maceracı doğasını ve eylemlerinin sonuçlarını küçümseme eğilimini ortaya çıkardı, bu da onun güvenliği konusunda endişe duymadığını gösteriyor. 2015 yılında merhum eşi Cihan Sedat, güvenliğini hiçbir zaman umursamadığını söyledi.

Sedat’ın öldürülmesi, İslamcıların Mısır’daki liderliğin kontrolünü ele geçirmeye yönelik daha geniş bir planının parçasıydı. Cumhurbaşkanına düzenlenen suikastın ardından Mısır polisi ile İslamcı militanlar arasında ülkenin farklı yerlerinde, özellikle de güney vilayetlerinde yaşanan çatışmalar bu plana ışık tutuyor.

Bu olaylar, aynı zamanda İslamcıların ahlaki zafer duygusunu güçlendirdi ve onları, şiddet içeren ideolojilerinin değişim yaratabileceğine ikna etti.

Sedat’ın öldürülmesi, İslamcıların Mısır’daki liderliğin kontrolünü ele geçirmeye yönelik daha geniş bir planının parçasıydı. Cumhurbaşkanına düzenlenen suikastın ardından Mısır polisi ile İslamcı militanlar arasında ülkenin farklı yerlerinde, özellikle de güney vilayetlerinde yaşanan çatışmalar bu plana ışık tutuyor.

Sedat suikastıyla ilgili olarak tutuklanan çok sayıda kişi arasında Zümer’in yanı sıra Eymen ez-Zevahiri adında tanınmış bir doktor da vardı. Kendisi ardından Sovyetlerle savaşmak için Mısır’dan Afganistan’a gitti. Nihayetinde El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in yakın bir yardımcısı oldu. İki adam 2001 yılında New York ve Washington’da korkunç saldırılar düzenleyerek dünyayı şoka uğratmıştı.

Karmaşık bir miras

Sedat’ın Mısır ordusunu İsrail’e karşı zafere götürme başarısının, İsrail’in sık sık kendini lanse ettiği gibi yenilmez bir ülke olmadığını tüm bölgeye kanıtlaması şaşırtıcı değil. Ancak İsrail’le imzaladığı barış anlaşması bölgede köklü değişikliklerin başlangıcı olsa da Arapları ve Filistinlileri hayal kırıklığına uğrattı.

Süveyş Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Cemal Selame’nin açıkladığı gibi Mısır, İsrail ile savaş durumuna son verdi, ancak bunun Arap- İsrail çatışmasının dinamikleri üzerinde olumsuz yansımaları oldu. Selame, “Barış anlaşması, Mısır’ı büyük ölçüde İsrail’in lehine olan önlemler almaya zorladı” dedi.

Barış anlaşması, Mısır’ın Arap- İsrail çatışmasında askeri tarafsızlığını sağlayarak, İsrail’in Arap toprakları işgalinin genişletilmesi ve İsrail’in Haziran 1982’de güney Lübnan’ı işgal etmesi de dahil olmak üzere bölgede önemli gelişmelerin önünü açtı.

Sedat’ın Batı’da gördüğü hayranlığın aksine bazı Arap ülkelerinde ve ülkesindeki İslamcıların belirli kesimlerinde nefretle karşılanmasının nedeni bu olabilir.

Ancak Mısırlıların büyük bir kısmı, onu halem güçlü ve ileri görüşlü bir lider olarak görüyor. Onlara göre Sedat, ülkesini İsrail’le daha fazla çatışmaya maruz kalmaktan kurtarmak için kendini isteyerek tehlikeye attı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.