Ekim Savaşı… Bölgeyi değiştiren sürpriz

Hayatını barış için feda eden bir lider: Enver Sedat.

Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)
Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)
TT

Ekim Savaşı… Bölgeyi değiştiren sürpriz

Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)
Mısırlılar, Enver Sedat’ı vizyoner olarak görürken İslamcılar ise ona suikast düzenledi. (İllustrasyon Barry Falls)

Amr İmam

Abbud ez-Zümer Mart 2011’de, Büyük Kahire’nin batı eteklerindeki Nahya köyündeki ailesinin geniş evinde,merhum Mısırlı lider Enver Sedat’ın Ekim 1981’de suikastına karışmasının nedenlerini sıraladı.

Zümer, eski bir Mısır istihbarat subayıydı. Cumhurbaşkanı Sedat’ın suikastçısına, İsrail’le yalnızca iki yıl önce barış anlaşması imzalamış olan Mısır Cumhurbaşkanı’nın hayatına son vermek için kullandığı kurşunları o sağladı. 64 yaşındaki Zümer, bol miktarda griyle karışık tüylü sakalı ve burnundaki gözlükleriyle zayıf ve çok daha yaşlı görünüyordu. Kendisi, diğer 24 kişiyle birlikte suikasta karışmaktan dolayı 30 yıl yattıktan sonra yakın zamanda hapishaneden serbest bırakıldı.

Olay, 1981 yılında, Sina’nın kurtuluşunun ve Mısır ile İsrail arasındaki 1979 barış anlaşmasının yolunu açan 6 Ekim Savaşı’nın 1973’teki zaferi anısına, doğu Kahire’de düzenlenen askerî geçit töreni sırasında memurların Sedat’a ateş açmasıyla başladı. Sedat, kendi kanıyla kaplı olarak Kahire’nin güneyinde Nil Nehri kıyısındaki Nil Askeri Hastanesi’ne götürüldü ve yaklaşık iki saat sonra burada yaşamını yitirdi.

İsrail’e barış teklifi yapılmadan dört yıl önce Sedat, Mısır’ın en kuzeydoğusunda, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz, Akdeniz, İsrail ve Filistin’in Gazze Şeridi’ne komşu olan Sina’yı işgal eden İsrail ordusuna karşı daha önce ülkesini büyük bir askeri zafere taşıdı.

Zümer, hiçbir pişmanlık göstermedi ve Sedat’ın öldürülmesini ‘en büyük başarılarından biri’ olarak gururla anmaya devam etti. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre kendisi, merhum Mısır liderinin ‘ülkedeki İslamcıları bastırdığı ve İsrail ile barışı sağladığı için cezasını çektiğine’ inanıyor.

Bununla birlikte Zümer ve arkadaşlarının, Sedat’a suikasta gerekçe olarak kullandıkları İsrail ile barış anlaşmasının, Sedat’ın siyasi kariyerindeki en önemli başarı olmaya devam ettiği inkâr edilemez. Bu başarı, davranışını tahmin etmenin zor olduğu Mısırlı liderin doğasını doğruluyor.

Fotoğraf Altı: Mısır askerleri, Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 6 Ekim 1981’de askerî geçit törenini izlediği başkanlık kürsüsüne ateş açtı. (AFP Getty)
Mısır askerleri, Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 6 Ekim 1981’de askerî geçit törenini izlediği başkanlık kürsüsüne ateş açtı. (AFP Getty)

İsrail’e barış teklifi yapılmadan dört yıl önce Sedat, Mısır’ın en kuzeydoğusunda, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz, Akdeniz, İsrail ve Gazze Şeridi’ne komşu Sina’yı daha önce işgal etmiş olan İsrail ordusuna karşı ülkesini büyük bir askeri zafere taşıdı. 1973 Ekim Savaşı’ndaki zafer, bölgesel siyaseti, ekonomiyi ve askeri güç dinamiklerini temelden yeniden şekillendiren Mısır’ın elde ettiği en önemli askeri başarıyı oluşturuyor.

Daha sonra şaşırtıcı bir olay akışıyla Sedat, 9 Kasım 1977’de Mısır Parlamentosu üyelerine seslendi ve barışı görüşmek üzere İsrail Parlamentosu da dahil olmak üzere her yere seyahat etmeye istekli olduğunu açıkladı. Yalnızca on gün sonra milyonlarca Mısırlı ve Arap, uçağının İsrail’deki Ben Gurion Havalimanı’na inişini izledi. Bu, yerel ve uluslararası düzeyde yankı uyandıran tepkilere yol açan çok önemli bir olaydı. Ayrıca Mısırlılar ve İsrailliler arasında zorlu bir barış sürecine yol açtı.

Fotoğraf Altı: Eski Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 7 Kasım 1973. (AFP)
Eski Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 7 Kasım 1973. (AFP)

Mısırlı diplomat Muhammed Hicazi de Sedat’ın uçağından ve daha sonra merdivenlerden inip havaalanında toplanan İsrailli yetkililerle el sıkıştığını görenler arasındaydı. Hicazi için bu olay, Neil Armstrong’un aya ayak basması gibiydi. Mısır Dışişleri Bakanı’nın eski yardımcısı Hicazi, Al-Majalla’ya verdiği bir röportajda şunları söyledi:

Ziyaret, Sedat’ın en cesur kararıydı. Yalnızca bölgedeki değil, küresel düzeydeki siyasi durum üzerinde derin bir etki bırakan bir karardı. Ziyaret sadece Mısırlılar ve Araplar için değil, tüm dünya için sürpriz oldu.

İsrail ziyaretinden sadece üç gün önce Sedat, Kahire’deki bir grup ABD Kongre üyesine, gerçeği anlatmak için İsrail topraklarına gitmeyi planladığını söyledi. Ayrıca bu geziyi kutsal bir görev olarak gördüğünü, içinde yaşadıkları bu kısır döngünün kırılması gerektiğini ifade etti.

Dizginleri salıvermek

Zümer ve diğer radikal İslamcılar, Sedat’a suikast düzenlemeyi planlarken Mısır lideri, siyasi olarak en iyi durumdaydı. Bu dönem, Sedat’ın iktidara gelmesinden bu yana ülkenin savaşta olmadığı ilk dönemdi. Sedat, Mısır’daki siyasi ve ekonomik sahneye gölge düşürmeye devam eden önde gelen siyasi figür olan selefi Cemal Abdünnasır’ın ölümünden sonra 1970 yılında Mısır'da iktidara geldi.

Sedat, Mısır’ın İsrail’le yaptığı barış anlaşması nedeniyle Arap Birliği’nin muhalefetiyle karşı karşıya kaldığı dönemde bile İsrail’le yapılan savaş ve barıştan siyasi bir kahraman olarak çıktı.

Sedat, anti-komünist Müslüman Kardeşler’in birçok üyesini ve liderini hapishaneden serbest bırakarak Abdünnasır’ın İslamcılara yönelik baskı dönemine son verdi. İslamcı nüfuz, özellikle 1967 yenilgisi ve Sina’nın işgalinden sonra birkaç yıldır yükselişteydi. Yenilgiyi Abdünnasır’ın milliyetçiliğine meydan okumak ve ‘Çözüm İslam’dır’ sloganıyla özetlenen kendi ideolojilerini desteklemek için bir fırsat olarak gördüler.

Mısırlı lider, Washington ile güçlü ilişkiler geliştirdi. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter ile kişisel bir dostluk geliştirdi ve neredeyse tüm diğer Batı başkentleriyle olumlu ilişkiler sürdürdü.

Fotoğraf Altı: Merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın mezarının yer aldığı Meçhul Asker Anıtı. (AFP)
Merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın mezarının yer aldığı Meçhul Asker Anıtı. (AFP)

Ancak birkaç yıl önce, halen Sovyetler Birliği ile daha yakın ilişkilerden yana olan sol ve Abdünnasır döneminin kalıntılarıyla mücadele etmek için onları harekete geçirme stratejisinin bir parçası olarak ülkesindeki İslamcılara ‘kur yapmaya’ da başlamıştı. Sedat, 1972’de Sovyetlerin Mısır’a saldırı silahları sağlamayı reddetmesi nedeniyle Mısır’ı ondan uzaklaştırmıştı.

Sedat, anti-komünist Müslüman Kardeşler’in birçok üyesini ve liderini hapishaneden çıkartarak Abdünnasır’ın İslamcılara yönelik baskı dönemine son verdi. İslamcı nüfuz, özellikle 1967 yenilgisi ve Sina’nın işgalinden sonra birkaç yıldır yükselişteydi. Yenilgiyi Abdünnasır’ın milliyetçiliğine meydan okumak ve ‘Çözüm İslam’dır’ sloganıyla özetlenen kendi ideolojilerini desteklemek için bir fırsat olarak gördüler.

Sedat ayrıca, İslamcılara daha fazla hareket ve çalışma özgürlüğü vererek onları desteklemeye çalıştı. Bu da bazılarının ‘İslami uyanış’ olarak adlandırdığı bir hareketle üniversitelerde, sendikalarda, okullarda, camilerde ve spor kulüplerinde varlıklarının artmasına olanak sağladı.

Maceranın sonuçları

Ancak Sedat’ın 1981’de sol gruplara karşı güçlendirmeye çalıştığı aynı İslamcılar tarafından öldürülmesine yol açan şey, bu grupların nüfuzunun yeniden canlanmasıydı. Ölümü, onun maceracı doğasını ve eylemlerinin sonuçlarını küçümseme eğilimini ortaya çıkardı, bu da onun güvenliği konusunda endişe duymadığını gösteriyor. 2015 yılında merhum eşi Cihan Sedat, güvenliğini hiçbir zaman umursamadığını söyledi.

Sedat’ın öldürülmesi, İslamcıların Mısır’daki liderliğin kontrolünü ele geçirmeye yönelik daha geniş bir planının parçasıydı. Cumhurbaşkanına düzenlenen suikastın ardından Mısır polisi ile İslamcı militanlar arasında ülkenin farklı yerlerinde, özellikle de güney vilayetlerinde yaşanan çatışmalar bu plana ışık tutuyor.

Bu olaylar, aynı zamanda İslamcıların ahlaki zafer duygusunu güçlendirdi ve onları, şiddet içeren ideolojilerinin değişim yaratabileceğine ikna etti.

Sedat’ın öldürülmesi, İslamcıların Mısır’daki liderliğin kontrolünü ele geçirmeye yönelik daha geniş bir planının parçasıydı. Cumhurbaşkanına düzenlenen suikastın ardından Mısır polisi ile İslamcı militanlar arasında ülkenin farklı yerlerinde, özellikle de güney vilayetlerinde yaşanan çatışmalar bu plana ışık tutuyor.

Sedat suikastıyla ilgili olarak tutuklanan çok sayıda kişi arasında Zümer’in yanı sıra Eymen ez-Zevahiri adında tanınmış bir doktor da vardı. Kendisi ardından Sovyetlerle savaşmak için Mısır’dan Afganistan’a gitti. Nihayetinde El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in yakın bir yardımcısı oldu. İki adam 2001 yılında New York ve Washington’da korkunç saldırılar düzenleyerek dünyayı şoka uğratmıştı.

Karmaşık bir miras

Sedat’ın Mısır ordusunu İsrail’e karşı zafere götürme başarısının, İsrail’in sık sık kendini lanse ettiği gibi yenilmez bir ülke olmadığını tüm bölgeye kanıtlaması şaşırtıcı değil. Ancak İsrail’le imzaladığı barış anlaşması bölgede köklü değişikliklerin başlangıcı olsa da Arapları ve Filistinlileri hayal kırıklığına uğrattı.

Süveyş Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Cemal Selame’nin açıkladığı gibi Mısır, İsrail ile savaş durumuna son verdi, ancak bunun Arap- İsrail çatışmasının dinamikleri üzerinde olumsuz yansımaları oldu. Selame, “Barış anlaşması, Mısır’ı büyük ölçüde İsrail’in lehine olan önlemler almaya zorladı” dedi.

Barış anlaşması, Mısır’ın Arap- İsrail çatışmasında askeri tarafsızlığını sağlayarak, İsrail’in Arap toprakları işgalinin genişletilmesi ve İsrail’in Haziran 1982’de güney Lübnan’ı işgal etmesi de dahil olmak üzere bölgede önemli gelişmelerin önünü açtı.

Sedat’ın Batı’da gördüğü hayranlığın aksine bazı Arap ülkelerinde ve ülkesindeki İslamcıların belirli kesimlerinde nefretle karşılanmasının nedeni bu olabilir.

Ancak Mısırlıların büyük bir kısmı, onu halem güçlü ve ileri görüşlü bir lider olarak görüyor. Onlara göre Sedat, ülkesini İsrail’le daha fazla çatışmaya maruz kalmaktan kurtarmak için kendini isteyerek tehlikeye attı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.