İsrail’in Ekim Sürprizi sonrası öfkesi: ABD hava köprüsü nerede?

Tel Aviv’deki liderlerin anılarındaki savaş.

İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
TT

İsrail’in Ekim Sürprizi sonrası öfkesi: ABD hava köprüsü nerede?

İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)
İsrail’in ve uluslararası arenanın önde gelen liderlerinin tarihsel stratejilerinin bölgede yaşananlarda önemli etkileri oldu. (Eduardo Ramon)

Sami Mubeyyed

“Washington’daki İsrail Büyükelçisi Simcha Dinitz’i aradım ve ona hava köprüsünün nerede olduğunu ve neden henüz başlamadığını sordum.” İsrail Başbakanı Golda Meir, İsrailliler tarafından Yom Kippur Savaşı veya Yom Kippur olarak bilinen 1973 Ekim Savaşı’nda ABD yardımının gecikmeli şekilde ulaşmasıyla ilgili duygularını bu öfkeli sözlerle anlatıyor.

“Bir keresinde onu Washington saatiyle sabahın üçünde aradığımı hatırlıyorum. Şöyle demiştim: Saatin kaç olduğu umurumda değil. Hemen, gece yarısı (ABD eski Dışişleri Bakanı Henry) Kissinger’i ara. Ona bugün yardıma ihtiyacımız olduğunu söyle. Çünkü yarın, doğru zaman için çok geç olmuş olabilir.”

Fotoğraf Altı: Meir, Knesset’te başbakanlıktan istifasını sunarken. (Getty Images)
Meir, Knesset’te başbakanlıktan istifasını sunarken. (Getty Images)

Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, Meir’in talebine kendisi için çok geç olmadan yanıt vererek tank, mühimmat ve havadan havaya füzelerle dolu dev uçaklar gönderdi. Uçaklar, savaşın dokuzuncu gününde Lod şehrine ulaştılar ve bu hava köprüsü, savaşın gidişatını değiştirerek Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ateşkes ilan edilmesine yol açtı. Ancak bu, Mısır ve Suriye ordularının savaşın ilk günlerinde kazanabildiği Arap zaferini ortadan kaldırmadı. Zira bu günler, Golda Meir hükümetinin altı ay sonra devrilmesine neden oldu.

ABD Başkanı Richard Nixon, Meir’in talebine kendisi için çok geç olmadan yanıt vererek tank, mühimmat ve havadan havaya füzelerle dolu dev uçaklar gönderdi. Uçaklar, savaşın dokuzuncu gününde Lod şehrine ulaştılar. Bu hava köprüsü, savaşın gidişatını değiştirmeyi başardı.

Meir, savaşın ilk saatlerini yakın bir felaket olarak tanımlıyor. Sözlerinin devamında ise şunları söylüyor:

“Yom Kippur Savaşı’nı kazandık. Hem Suriye hem de Mısır’daki siyasi ve askeri liderlerin, başlangıçtaki kazanımlarına rağmen mağlup olduklarını kalplerinde bildiklerine inanıyorum.”

Ancak dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Efraim Katzir, Meir’in bu sözlerine katılmazken, anılarında şu ifadelere yer veriyor:

“Düşmanın bizi kandırma becerisine karşı şaşkınlığımızın yanı sıra böyle bir olaya hazırlıklı olmadığımız, kaslarımızı geliştirmediğimiz ve yağa bağımlı hale geldiğimiz de şüphe götürmez bir şekilde açıktı.”

Katzir, ilk günlerindeki yenilgilerin sorumluluğunun Golda Meir’e ait olduğuna işaret ederek, erken yenilginin yükünü taşımadığına inandığını belirttiği açıklamasını şöyle sürdürüyor:

“Çünkü Tabur ile bölük arasındaki farkı bilmeyen bir kadın olduğu için onu doğru yoldan uzaklaştıran askeri uzmanlara güveniyordu. Ona yönelik tüm takdir ve saygımla birlikte, savaş zamanlarında İsrail Başbakanı'nın kadın olsun erkek olsun savunma konularında bilgili olması gerektiği konusunda hiç şüphem yok.”

Fotoğraf Altı: Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir, 19 Kasım 2007’de Kudüs’te. (Getty Images)
Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir, 19 Kasım 2007’de Kudüs’te. (Getty Images)

Golda Meir’in istifasının ardından iktidara gelen eski Başbakan İzak Rabin, o dönemde eski genelkurmay başkanıydı ve 6 Ekim 1973 sabahı saat 8.30’da ordu komutanlığına çağrıldı. Rabin şunları aktarıyor:

“Böyle bir toplantının İsrail’deki tek izin günümüz olan cumartesi günü yapılması yeterince tuhaftı ama o cumartesi aynı zamanda Yom Kippur’du. İbrani takvimindeki en kutsal gün olması, böyle bir çağrıyı çok tuhaf kılıyor. İsrail ordusunun alarma geçtiğini anlamak için eski bir genelkurmay başkanı olmaya gerek yoktu. Ama yine de savaşın yaklaştığını hayal etmiyordum.”

“Düşmanın bizi kandırma becerisine karşı şaşkınlığımızın yanı sıra böyle bir olaya hazırlıklı olmadığımız, kaslarımızı geliştirmediğimiz ve yağa bağımlı hale geldiğimiz de şüphe götürmez bir şekilde açıktı.”

Eski İsrail Devlet Başkanı Efraim Katzir

İzak Rabin gibi pek çok askeri lider de Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal’dan ve o zamanlar Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın ofisinde çalışan, Cemal Abdünnasır’ın damadı Eşref Mervan’dan aldıkları uyarılara rağmen bunu hayal etmemişti. Uyarıları, yakın zamanda İsrail’in Ekim Savaşı’nın ellinci yıldönümünde yayınladığı bir dizi gizli belgede yayınlandı.

Moşe Dayan’ın anıları

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Golda Meir’in yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan da Suriye ve Mısır ordularının ani saldırısına karşı ihmalkarlık ve hazırlıksızlıkla suçlandığı için, Ekim Savaşı’nın ilk günlerinde İsrail ordusunun başına gelenlerin sorumluluğunu taşıyor. Golda Meir gibi o da 1974’te görevinden istifaya zorlanmıştı. İki yıl sonra yayınlanan anılarında o savaşla ilgili pek çok ayrıntı var. Al-Majalla de Ekim Savaşı’nın 50’inci yıl dönümünde bu anılara yer verdi. 

6 Ekim 1973 Cumartesi sabahı saat dörtte yatağımın yanında çalan kırmızı telefonla uyandım. Bu alışılmadık bir durum değildi ve bu şekilde iki veya üç aramanın olmadığı neredeyse tek bir gece geçmiyordu. Ancak bu kez telefon, yeni aldığımız bilgilere göre Mısır ve Suriye’nin gün batımından önce bize savaş açacağını bildirmek içindi.

Fotoğraf Altı: Moşe Dayan, 18 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’nde Suriye’nin ön saflarını izliyor. (AFP)
Moşe Dayan, 18 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’nde Suriye’nin ön saflarını izliyor. (AFP)

Dayan, bilginin kaynağından bahsetmiyor, ancak kaynağı güvenilir olarak nitelendiriyor. İsrail, yakın geçmişte de benzer bir bilgi almıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, güçlerinin sınırda konuşlanmasını emretmiş ve herhangi bir çatışma yaşanmadan geri dönebilmek ve geri çekilebilmek için İsraillilere çok büyük bir mali bedel ödeterek, benzer bir operasyon gerçekleştirmişti. İsrail’deki pek çok kişi Sedat’ın tekrar hile yaptığını düşünüyordu. Bu durum, askeri liderlerin gerekli güçleri seferber etme konusunda neden tereddüt ettiklerini açıklıyor. Moşe Dayan ise cepheleri güçlendirmenin yanı sıra yedek askerleri de mevzilerine davet ederek, Yom Kippur orucu nedeniyle tüm İsrail’in istikrar içinde olduğu bir dönemde Golan’daki yerleşim yerlerindeki çocukların ve kadınların tahliyesini sağlamak zorunda kaldığını söylüyor. Anlattığına göre Dayan, Golda Meir ile ofisinde görüştü ve ona yalnızca Suriye’ye, cepheye veya uçaksavar silahlarına değil, Suriye içindeki hava üslerine caydırıcı saldırı başlatmasını teklif etti. Ama öğleden önce bu mümkün değildi.

İzak Rabin gibi pek çok askeri lider de Ürdün Kralı Hüseyin bin Talal’dan ve o zamanlar Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın ofisinde çalışan, Cemal Abdünnasır’ın damadı Eşref Mervan’dan aldıkları uyarılara rağmen bunu hayal etmemişti.

Dayan, tutumunu şu ifadelerle anlatıyor:

“Şahsen Mısırlıların Süveyş Kanalı kıyısındaki varlığımıza razı olacağını ya da Suriyelilerin Golan Tepeleri’ndeki işgalimizi kabul edeceğini hiç düşünmemiştim. Orada bulunmamızın er ya da geç savaş anlamına geleceğini hissetmiştim.”

Moşe Dayan, Golan’daki 177 numaralı tanklarının ve Kanal bölgesindeki 300 tankın, beklenen her türlü saldırıyı püskürtebileceğini ve askeri takviye kuvvetleri cephelere gelene kadar gerekli zamanı kazanabileceğine inanıyordu:

“Plan, savaşın başlamasıyla birlikte cephelere büyük miktarda yedek asker takviyesinin gelmesi için yirmi dört saatten fazla, önceden uyarı yapılacağı varsayımına dayanıyordu.”

Suriye ve Mısır’ın 1973’teki performansını 1948’den bu yana Araplarla yapılan önceki savaşlardaki performansıyla karşılaştırarak, düşman güçlerinin saldırısının beklenenden çok daha etkili olduğunu kabul ediyor.

Bu hayatımda girdiğim dördüncü savaştı. İlk olarak 1948 yılındaki Kurtuluş Savaşı’nda 25 yaşındaydım ve bir komando taburunun komutanıydım. O gün benim için kolaydı ve sorumluluklarımı tamamladıktan sonra puşimi yüzüme sarıp derin bir uykuya dalabildim. 1956’daki Sina harekâtı zor değildi. 1967’deki Altı Gün Savaşı da zor değildi. O gün Mısırlılar saldırıya uğradı ve kaçtılar. Suriyelilerin karadan karaya füzeleri yoktu, Ürdünlülerin ise hava gücü yoktu.

Dayan ayrıca, 1967 ve 1973 savaşları arasındaki temel farkın, Arap ordularının gücü olduğunu ve bu gücün geçmişte olduğundan yaklaşık üç kat daha iyi olduğunu belirtiyor. Aktardığına göre ortak Arap kuvvetlerinin sayısı 1973’te bir milyon muharebe askerine ulaşırken, 1967’de 300 bini aşmıyordu. Tank sayıları 1967’de bin 700 yerine 1973’te 5 bine ulaştı. Geçmişte 350 olan savaş uçağı sayısı bine ve 1967’de bin 350 sahra topu sayısı 4 bin 800’e ulaştı.

Golda Meir’in yanı sıra İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan da Suriye ve Mısır ordularının ani saldırısına karşı ihmalkarlık ve hazırlıksızlıkla suçlandığı için, Ekim Savaşı’nın ilk günlerinde İsrail ordusunun başına gelenlerin sorumluluğunu taşıyor.

5 Ekim 1973 Cuma günü Moşe Dayan, Başbakan Golda Meir ile sabah 9.45’te görüşmeden önce alarm durumunun İsrail ordusundaki en yüksek seviye olan C seviyesine yükseltilmesini emretti. Açıkça Suriye ve Mısır’ın birkaç saat içinde savaşa gireceğini düşündüğünü söyledi. Ancak askeri meslektaşları, özellikle de İstihbarat Şefi Eli Zeira ve Genelkurmay Başkanı David Eliezer onunla aynı fikirde değildi

İstihbarat şefinin kararına göre Mısırlıların, ateş açıp bazı baskınlar yapmalarına rağmen kanalı büyük kuvvetlerle geçmeleri pek mümkün değildi. ABD’nin değerlendirmesi, ne Suriye’nin ne de Mısır’ın yakın gelecekte bir saldırı düzenleme niyetinde olmadığı yönündeydi.

Ancak kısa sürede ABD’lilerin yanıldığı ortaya çıktı.

Dayan, anılarında savaşın ilk günlerinin zor olduğunu, erkekler arasından kayıplarının az olmadığını belirtiyor. Suriye ve Mısır orduları sürpriz saldırı avantajına sahipti. Ancak İsrailli subaylar Golda Meir’e, yedek güçler ön saflara ulaştığında ilk Suriye ve Mısır zaferlerinin hızla tersine çevrilebileceğine dair güvence verdi. Kısa sürede işlerin bu kadar basit olmadığı anlaşıldı. Aynı şekilde Dayan, Suriye güçlerinin Kuneytira şehrinin güneyindeki İsrail hatlarına nasıl girdiğini ve Celile Denizi’ne giden yollara doğru nasıl ilerlediğini de anlatıyor.

Fotoğraf Altı: İsrail ordusu arşivlerinden bir fotoğraf… Ariel Şaron, savaş sırasında alanı dolaşıyor (AFP)
İsrail ordusu arşivlerinden bir fotoğraf… Ariel Şaron, savaş sırasında alanı dolaşıyor (AFP)

“Güçlerimiz, Suriyelilerin içlerine girmesini engellemeyi başardı ve onları temas hatlarının ötesine, Suriye’nin kalbine itti. Ancak o zaman bile Suriyeliler kilit mevkiler için inatçı bir mücadele yürütüyordu. Birliklerimiz Kuneytira- Şam yolu üzerinde Tel Şems’i kontrol eden mevzilere ulaştığında, bunların güçlü bir şekilde korunduğunu, güçlerimizin füzelerle vurulan Suriye Hava Kuvvetleri’nin ateşine maruz kaldığını gördük.”

İsrail, yakın geçmişte de benzer bir bilgi almıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, güçlerinin sınırda konuşlanmasını emretmiş ve herhangi bir çatışma yaşanmadan geri dönebilmek ve geri çekilebilmek için İsraillilere çok büyük bir mali bedelle benzer bir operasyon gerçekleştirmişti.

Daha sonra Mısır cephesi hakkında konuşmaya devam eden Dayan 1Zordu, kahramancaydı ve sinir bozucuydu” diyor. Bar Lev Hattı olarak bilinen Süveyş Kanalı güzergahındaki 16 İsrail kalesi, Mısır kuvvetleri tarafından büyük ve oldukça başarılı bir saldırıya maruz kalmıştı. Dayan, konuyla ilgili olarak şunları aktarıyor:

“Her biri izole bir adaydı, büyük ve umutsuz bir mücadelenin, bir ölüm kalım mücadelesinin içindeydi. Kalelerin bir veya iki gün bile olsa düşmana ne ölçüde dayanabileceğini kesin olarak belirlemenin mümkün olup olmadığını bilmiyordum.”

Son olarak Dayan, 1973 savaşını öncekilerden farklı kılan şeyin Arapların mevzilerinden kaçmamaları olduğunu kabul ediyor: “Geçmişte kaçış, Arap ordularının ortak bir özelliğiydi. Hepsinin değil ve hemen değil. Ama genelleme yapmak gerekirse, sert darbe aldıklarında ve alınları genişçe kırıldığında ellerini ve topuklarını kaldırdıkları söylenebilir. Ancak bu sefer öyle olmadı.”

Şimon Peres’in anıları

İsrail’in 2007- 2014 yılları arasında cumhurbaşkanı olan Şimon Peres, anılarında o dönemde Golda Meir hükümetinde yardımcı bakan olarak görev yaptığını ve karar alma mekanizmasına gerçek anlamda katılımının olmadığını söylüyor.

Fotoğraf Altı: İsrail Genelkurmay Başkanı David Eliezer (sağdan ikinci) ve İzak Rabin (en solda), 9 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’ndeki ön cephelerin yakınını ziyaret ederken. (AFP)
 İsrail Genelkurmay Başkanı David Eliezer (sağdan ikinci) ve İzak Rabin (en solda), 9 Ekim’de savaş sırasında Golan Tepeleri’ndeki ön cephelerin yakınını ziyaret ederken. (AFP)

Ancak birkaç ay sonra Moşe Dayan’ın Yom Kippur Savaşı’nın sonuçları nedeniyle görevinden istifa etmesi üzerine Savunma Bakanı oldu. Peres, 6 Ekim sabahı Dayan’la görüştü. Dayan’ın kendisine orduyu hemen cepheye davet edemeyeceğini, hatta bir günde yedek askerleri bile davet edemeyeceğini söylediğini hatırlıyor:

“Yom Kippur Savaşı felaketinden sonra Moşe Dayan, yakın geçmişte en büyük hayranları olan kişiler tarafından terk edildi. Askeri mezarlığı ziyareti sırasında yüzüne tükürdüler, toplantılarda ve gazetelerde hakaret ettiler. Dayan, Yom Kippur Savaşı’ndan sonra artık aynı adam değildi.”

Moşe Dayan, Golan’daki 177 numaralı tanklarının ve Kanal bölgesindeki 300 tankın, beklenen her türlü saldırıyı püskürtebileceğini ve askeri takviye kuvvetleri cephelere gelene kadar gerekli zamanı kazanabileceğine inanıyordu.

“O sabah, sadece birkaç ay sonra Dayan’ın orada aynı ofiste durup bana Savunma Bakanlığı’nı teslim edeceğini hiç düşünmemiştim. Yom Kippur Savaşı başladığında bize çok pahalıya mal olan ihmalin bir daha asla tekrarlanmayacağından emin olmak için askeri bölgelere rastgele ve habersiz ziyaretler yaparak doğrudan orduyu yeniden inşa etmeye ve güçlendirmeye giriştim.”

Peres, 1973’teki savaşına dönüp bakarak, “1973’te başımıza gelenleri bugüne kadar anlamak çok zor. Duvarlarda bu kadar açık ve cesur olan yazıları nasıl olur da halkımız okumaz?” diyor.

Savaşın Enver Sedat’a, İsrail’le pazarlık yapabileceğini hissettirecek kadar zafer kazandırdığına ancak karşılığında Mısır’ın kendi iradesini İsrail’e askeri yollarla dayatamayacağını anlatacak kadar onu yenilgiye uğrattığına dikkat çekiyor. Sözlerinin devamında “Mısır askeri bir zafer elde edemedi, İsrail ise siyasi bir zafer kazanamadı” ifadelerine yer veriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.