Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Kimi diplomatlar, yasadışı yollardan sigara, dolar, cep telefonu ve külçe altın kaçırmaya çalıştılar

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
TT

Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı

Sevsan Mehanna 

İnsancıl Hukuk Sözlüğü (The Practical Guide to Humanitarian Law), diplomatik dokunulmazlığı, belirli kişilere (hükümet yetkililerine) yasal sınırlamalar da dahil olmak üzere herhangi bir kısıtlamaya ya da baskıya maruz kalmadan uluslararası düzeyde görevlerini yerine getirmelerini sağlamaları için verilen, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınan, hukuki bir ayrıcalık olarak tanımlıyor.

Dokunulmazlık aynı zamanda devletlerin ya da onların temsilcilerinin yabancı mahkemeler önünde yargılanmasını önleyen, devletlerin egemenlik ve bağımsızlığını koruyan bir araç.

Bu araç sayesinde, yargılanmama hakkı kazanan kişiler, ulusal ya da uluslararası mahkemeler karşısına çıkarılmaktan kaçınabiliyorlar.

Dokunulmazlık, diplomatlara, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanlarına, parlamenterlere, hükümet üyelerine ve devlet başkanlarına tanınıyor.

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi

Ülkeler arasındaki diplomatik çalışmalara ilişkin usul ve kontrolleri belirleyen 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'ne göre halklar antik çağlardan beri diplomatik temsilcilerin statüsünü tanındı.

BM Şartı'nda yer alan tüm devletlerin egemenlik eşitliği, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve uluslar arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin hedef ve ilkelerini tanımlayan diplomatik ilişkiler, ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar hakkındaki uluslararası sözleşme, anayasal ve sosyal sistemleri ne kadar farklı olursa olsun, ülkeler arasındaki dostane ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olacağını ve bu ayrıcalıkların ve dokunulmazlıkların amacının bireyleri ayrıştırmak değil, diplomatik misyonların ülkelerinin temsilcileri olarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu vurguluyor.

Sözleşmede, ihtilaflı konularda geleneksel uluslararası hukuk kurallarının uygulanmaya devam edilmesinin gerektiğine işaret ediliyor.

Dokunulmazlıktan keyif alan insanlar

Aynı sözleşmeye göre diplomatik misyonun başındaki kişi, kabul eden (akredite olduğu) devlet tarafından bu sıfatla hareket etmek üzere görevlendirilen kişidir. 'Diplomatik misyon üyeleri' ifadesiyle bu diplomatik misyonun başkanı ve üyeleri, yani diplomatlar, yöneticiler, teknisyenler ve hizmet personeli kastediliyor.

Dokunulmazlık, diplomatik misyonun çalıştığı binaları ve ona bağlı arazileri de kapsıyor.

Ancak diplomatik dokunulmazlık sonsuza kadar sürmez ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı.

Hem ulusal hem de uluslararası hukukta genel olarak iki tür dokunulmazlığın olduğu kabul edilir.

Bunlardan birincisi görev dokunulmazlığı. Bu dokunulmazlık çeşitli devlet görevlilerinin belirli eylemlerini kapsar ve görev süresi sonuna kadar devam eder.

Yasal olan kişisel dokunulmazlık, dokunulmazlıktan yararlanan kişinin yaptığı ve ilgili kişi görevde olduğu sürece devam eden tüm fiilleri kapsar.

Siyasi ya da hukuki makamlarda görevli kişilerin ciddi ihlaller gerçekleştirmeleri durumunda dokunulmazlıkları kaldırılabilir. 

Diplomatlara verilen yargı dokunulmazlığı

Sözleşmenin 29'uncu maddesi, diplomatların dokunulmazlığı olduğunu, hiçbir şekilde ne gözaltına alınabileceğini ne de tutuklanabileceğini, kabul eden devletin, kendisine gereken saygıyı göstermesi ve şahsına, özgürlüğüne ya da onuruna yönelik herhangi bir saldırının yapılmasını önlemek için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini vurgular.

Sözleşmenin 31'inci maddesi ise diplomatın, kabul eden devletin ceza adaleti açısından yargı dokunulmazlığından yararlandığını belirtir.

Buna göre diplomatın bir suça karışması halinde bu suç diplomatik göreviyle hiçbir ilgisi olmayan şahsi bir eylemle ilgili bile olsa akredite olduğu ülkede yargı karşısına çıkarılamaz.

Diplomatik dokunulmazlık, diplomatın resmi misyonuyla ya da özel hayatıyla ilgili olarak işlediği ve sabit olan ya da olmayan her türlü suçu kapsar.

Dokunulmazlık nedeniyle diplomatın şahsının, evinin ve misyon binasının dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektir.  

Diplomat, akredite olduğu ülkede gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, yargılanamaz ve hatta ifadesi dahi alınmaz.

Ancak diplomatik dokunulmazlık, diplomatın tamamen cezadan muaf olduğu anlamına da gelmese de yargılama hakkı akredite olduğu ülkeye değil, kendi ülkesine aittir. 

Sözleşmeye adli ve idari dokunulmazlıkla ilgili olarak ise diplomat, aşağıdaki durumlar dışında da dokunulmazlıktan yararlanır.

Sözleşme bu durumları şöyle sıralıyor:

a- Kabul eden devletin topraklarında bulunan ve gönderen devlet adına ve misyon amaçları doğrultusunda kullanılmayacak bir taşınmazla ilgili bir aynî hak davası ya da davaları.

b- Diplomatın kendisin gönderen devlet adına değil de bir özel kişi olarak mirasın idarecisi, mirasçı ya da vasiyet olunan kişi sıfatıyla ilgili dahil olduğu mirasa ilişkin dava ya da davalar.

c- Diplomatın akredite olduğu ülkede resmi görevleri dışında icra ettiği herhangi bir meslekî ya da ticarî faaliyet ile ilgili dava ya davalar.

Bir diplomat, yukarıdaki maddelerde öngörülen haller dışında hiçbir şekilde yargılanamaz.

Söz konusu durumlarda dahi diplomatın şahsının ya da konutunun dokunulmazlığı ihlal edilemez.

Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)
Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)

Diplomatın aile üyeleri de kabul eden devletin vatandaşı olmadıkları sürece, diplomatın sahip olduğu ayrıcalıklardan ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

zamanda özel evi, misyon binası ve özel ya da resmi aracı aranamaz ya da el konulamaz.

Diplomatik dokunulmazlığın yalnızca diplomatik misyon üyelerine özgü olduğunu belirtilmeli.

Akredite olduğu ülkedeki Başsavcılık, diplomatın ortakları hakkında soruşturma başlatma hakkına sahiptir.

Diplomatik misyon binasının dokunulmazlığı, diplomatik statüye sahip olmayan, müdahale eden, kışkırtan ya da saklanan kişiler için de geçerlidir.

Diplomat aynı zamanda ilgili üçüncü ülke nezdinde dokunulmazdır.

Bu dokunulmazlık gereği diplomatın başka bir ülkeye ya da bu ülke üzerinden diğer bir ülkeye geçişi garanti altına alınmalıdır.

İnsani yardım kuruluşları çalışanları ise bazı yanlış anlamaların aksine dokunulmazlığa sahip değildir.  

İnsani dokunulmazlık ifadesi, çatışma zamanlarında sivillere, yardım ve sağlık personeline yönelik kasıtlı saldırıların yasak olduğu anlamına gelir. 

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanılması

İngiltere merkezli Financial Times gazetesi, 28 Eylül'de İsviçreli yetkililerin Özbekistan'ın eski demir yumruklu lider İslam Kerimov'un milyarder kızı Gülnara Kerimova'ya karşı ciddi suçlamalarda bulunduğunu bildirdi.

Suçlamalarda Kerimova'nın uluslararası bir suç çetesine liderlik ettiği iddiası da yer alıyordu.

Gazete, 2014 yılından bu yana Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te tutuklu bulunan Kerimova'nın (51) çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğunu yazdı.

Haberde suçlamalar arasında Özbekistan'dan yüz milyonlarca doların yağmalanması ve dünyanın dört bir yanından yöneticilere ve hükümet yetkililerine sistematik olarak rüşvet teklif edildiği iddialarının da olduğu bildirilirken Kerimova ayrıca İsviçre'deki bir grup şirket ve banka hesapları aracılığıyla elde edilen yasadığı kazancı aklama suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.

İsviçreli savcılar, Özbek milyarder Kerimova'nın giyim markasını tanıtmak ve ünlülerin arasına karışmak amacıyla yıllarca Özbekistan'ın BM Daimi Temsilcisi olarak dünyayı dolaştığı ve diplomatlık dokunulmazlığından yararlandığı iddiasıyla İsviçre Federal Ceza Mahkemesi'nde Kerimova hakkında dava açtı.

Kerimova, mahkemede 'Büro' olarak bilinen bir suç örgütüne liderlik etmekle suçlandı.

Onlarca kişiden ve 100'den fazla şirketten oluşan suç örgütünün, çalınan fonları örtbas etmek ve üyelerini zenginleştirmek için gizlice uyum içinde çalıştığı belirtildi.

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanıldığı yerler arasında otopark ücretlerinin ödenmemesi, alkollü araç kullanılması ve ölüme neden olan trafik kazalarına karışılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, adam kaçırma ve cinayet gibi küçük ve büyük idari suçlar da yer alıyor.

Öne çıkan ihlaller

1984 yılının nisan ayında Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde bir protesto gösterisi sırasında göstericilerin üzerimde ateş açılması sonucu bir İngiliz kadın polisin ölmüş, Libyalı göstericilerden bazıları yaralanmıştı.

Çoğunluğunu İngiltere'de okuyan Libyalı öğrenciler oluşturduğu göstericiler, dönemin Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin Libya'da kendi görüşüne katılmayan herkese karşı uyguladığı baskı, işkence ve infaz politikasına karşı gösteri yapmak ve 7 Nisan 1976'yı anmak üzere Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde toplanmıştı.

Kaddafi, o sıralar Libya'daki üniversitelerde rejim karşıtı üniversite öğrencileri ve profesörleri temizlemek için bir kampanya başlatmış, bunu Trablus ve Bingazi üniversitelerinde idamlar takip etmişti.

Kalabalık öğrenci grupları, korku salmak amacıyla halen darağacında asılı olan öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin cesetlerini görmeye götürüldü.

Gösterilerin barışçıl bir atmosferde yapılmasına ve büyükelçiliğin kapısına yaklaşılmamasına rağmen kimliği belirsiz kişiler tarafından büyükelçilik binasından dışarıya rastgele ateş açıldı.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)
İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)

Açılan ateş sonucunda 10'dan fazla gösterici yaralandı, bir İngiliz kadın polis memuru öldürüldü.

Dönemin Birleşik Krallık İçişleri Bakanı, Libya'dan İngiliz polisinin delil toplamak ve silahlı saldırıdaki şüphelileri tespit etmek için binaya girmesine izin vermesini talep etti.

Ancak Libyalı yetkililer bunu diplomatik dokunulmazlık yasasına dayanarak reddetti.

Bu yüzden ateş açan kişiler hakkında hiçbir adli işlem yapamayan Birleşik Krallık, Libyalı diplomatları istenmeyen kişiler ilan etmekle ve onları ülkeden sınır dışı etmekle yetinmek zorunda kaldı. İngiltere, Libya ile ilişkileri kesti.

İki ülke arasındaki ilişkiler neredeyse İngiliz hükümetinin Libya rejiminden İngiliz kadın polisin öldürülmesinin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir onay alabildiği ve öldürülen kadın polisin ailesine 250 bin sterlin tazminat ödediği 1999 yılına kadar bu halde kaldı.

Tunus polisi, 2013 kasımında, Moritanya'dan gelen bir diplomatı Kartaca Uluslararası Havaalanı'nda 500 paket sigarayla yakalamış, diplomatik pasaport taşıması nedeniyle Moritanyalı diplomat hakkında soruşturma açılamamıştı.

2014 yılının temmuz ayında Hartum'dan Mısır'a gelen Sudanlı bir diplomat, bir çöp torbasında 175 bin doları kaçırmaya çalıştı.

Havaalanındaki güvenlik yetkilileri paranın Mısır'a girişini engelledi. Diplomata ne taşıdığı sorulduğunda çantada 100 bin dolar olduğunu söyleyen diplomat, bu paranın Sudan'ın Kahire Büyükelçiliği çalışanlarının maaşları olduğunu iddia etti.

Ancak çantada 175 bin dolar olduğu ortaya çıktı. Bu da 10 bin doları aşan tutarların beyan edilmesi gerektiğinden yasanın ihlali anlamına geliyor.

Sudan merkezli Al-Rakoba gazetesinin haberine göre Sudanlı yetkililer, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) için para kaçakçılığı yapıldığı şüphesine ilişkin bir rapor yazıp olayı Mısır Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiler.

2016 martında Batı Şeria ile Ürdün arasındaki Allenby Sınır Kapısı'nda polis, Ürdün'den İsrail'e gelen Ürdünlü bir diplomat aracılığıyla yaklaşık 300 cep telefonu, onlarca kilogram külçe altın, sanat eserleri ve mücevherlerin kaçırıldığı bir kaçakçılık girişimini önledi.

Gümrükte eşyalara derhal el koyulurken diplomat da Amman'a geri döndü.

Dönemin Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sabah er-Rafii yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatı derhal sorguladığını ve hakkında idari bir karar aldığını söyledi.

Ancak kararın ne olduğuyla ilgili bilgi vermekten kaçındı. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, söz konusu kişinin diplomat olması nedeniyle hakkında işlem yapılamadığını bildirirken Ürdün büyükelçiliğinde idari çalışan olduğu yönünde bazı gazetelerde yer alan haberlerin aksine eğer bu kişi gerçekten idari çalışan olsaydı hakkında başka işlemlerin yapılacağının altını çizdi. 

Swissinfo adlı haber sitesi, geçen ağustos ayında Irak'ın Cenevre'deki diplomatik misyonunun iki çalışanına, büyük bir sigara kaçakçılığı olayına karışmaları nedeniyle ağır para cezaları verildiğini aktardı.

Üç yıldır şüpheli faaliyetlerde bulundukları öğrenildikten sonra Fransa'nın kuzeybatısındaki karaborsada vergi ödemeden 600 bin paket sigara sattıkları ve yasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle çalışanlardan biri 177 bin dolar, ikincisi ise 124 bin dolar para cezasına çarptırıldı.

İsviçre Federal Gümrük İdaresi, Iraklı diplomatların ceza indirimi talebini reddetti.

İki çalışanın, sigaraları önce İsviçre'ye ardından karaborsada satılmak üzere Fransa'ya götürdükleri tespit edildi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.