Hamas’ın kamikaze dronlarını yapan Tunuslu mühendis: Muhammed ez-Zevvari

Gölgede yaşadı, farklı başkentler arasında seyahat etti, suikasta uğradığı güne kadar Hamas'la olan bağlantısı bilinmiyordu

Albane Simon
Albane Simon
TT

Hamas’ın kamikaze dronlarını yapan Tunuslu mühendis: Muhammed ez-Zevvari

Albane Simon
Albane Simon

Kevser Zentur

Muhammed ez-Zevvari 1973 ekiminde henüz altı yaşlarında küçük bir çocukken ağır bir astım hastalığı geçirdi. Zevvari, ilk okula başlamıştı, ancak geçirdiği hastalıktan bitkin düşen bedenindeki sağlık sorunlarından dolayı annesi onu her gün okula sırtında götürüyor ve sonra Tunus’un Safaks şehrinin merkezindeki mütevazı evlerine dönmesini bekliyordu.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından ‘Aksa Tufanı’ saldırılarının başlatılmasından bir gün sonra yapılan yazılı açıklamada, Hamas’ın hava kuvvetlerinin Aksa Tufanı saldırılarında İsrail’e karşı tüm cephelerde, direnişçilerin işgal altındaki bölgelere geçiş yolunun açılmasına katkıda bulunan 35 adet ‘Zevvari’ tipi kamikaze insansız hava araçları (İHA) kullandığının belirtilmesi, Muhammed ez-Zevvari'nin devam eden çatışmayla ilgili gelişmeleri aktaran çeşitli basın kuruluşlarının ilgi odaklarından biri haline gelmesi için yeterli oldu.

Zevvari’yi Tunus’ta ‘1990’lı yılların çilesini çeken’ İslami hareketin gençlik çevreleri dışında tanıyan yoktu. ‘Özgürleşme Girişimi’ adıyla bilinen bu dönemde yüzlerce genç tutuklandı, bazılar ise sahte pasaportlarla yurtdışına kaçtı.

Tıpkı diğer birçok kişi gibi Tunuslular da Mühendis Muhammed ez-Zevvari’yi bundan 9 yıl önce 15 Aralık 2016'da Tunus'ta evinin önünde silahlı iki kişi tarafından suikasta uğradığında tanıdı. Zevvari, üç merminin hayati bölgelerine isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi. Hamas Hareketi, Zevvari’nin öldürüldüğünü açıkladığında, suikasttan İsrail gizli servisi Mossad’ı sorumlu tuttu. Açıklamada, Zevvari'nin Hamas Hareketi’nin liderlerinden ve ‘Ebabil’ adlı İHA projesinin yanı sıra uzaktan kumandalı denizaltı projesinin başındaki isimlerden biri olduğu vurgulandı.

O dönemde Tunus İçişleri Bakanlığı, suikastın arkasında yabancı bir ülkenin istihbarat teşkilatının olduğunu açıkladı. Tunus’un resmi anlatısına göre suikast 11 kişi (3 Tunuslu, 8 yabancı) ile Tunus sınırları dışında planlandı ve suikast için büyük bir bütçe ayrıldı.

Safaks’tan Sudan’a

Muhammed ez-Zevvari’yi Tunus’ta ‘1990’lı yılların çilesini çeken’ İslami hareketin gençlik çevreleri dışında tanıyan yoktu. ‘Özgürleşme Girişimi’ adıyla bilinen bu dönemde yüzlerce genç tutuklandı, bazılar ise sahte pasaportlarla yurtdışına kaçtı. Zevvari, o dönem Tunus’un güneyinde Safaks şehrinde Mühendislik Fakültesi'nde öğrenciydi. Kendi kuşağından birçok genç gibi o da siyasi düşüncenin en önemli merkezlerinden biri olan üniversitede siyasi faaliyetlere ve fikri çatışmalara dahil oldu.

Filistin’de 1980’li yılların sonlarında başlayan Birinci İntifada, Tunus'taki İslami hareketin gençlerine ilham veren olaylardan biri oldu. Bu da Zevvari’nin de aralarında olduğu gençlerden bazılarının önce Tunus'tan Libya'ya kaçmalarını ve sonra yeni kurulan Hamas Hareketi’ne katılmanın bir yolunu bulmaya çalışmalarını açıklıyor.

Ağabeyi Rıdvan’ın Majalla’ya anlattıklarına göre ‘çocuksu yüz hatlarına’ sahip, yeşil gözlü, küçük ve muhafazakâr bir ailenin en küçük ve en çok şımartılan oğlu olan Zevvari, 1967 doğdu. Geçirdiği ağır astım hastalığı nedeniyle eğitimini zorlukla tamamladı. Ağabeyi, küçük Muhammed'in okula tek başına zar zor gidebildiğini, bedeni güçlenene ve derslerdeki parlak başarısı artana kadar annesinin, kendisinin de sağlık sorunları olmasına rağmen yıllarca her gün oğluna eşlik ettiğini söyledi.

Zevvari’nin 1991 yılında güvenlik güçlerinden kaçmaya başladığı dönemde aylarca kendisiyle aynı evi paylaşan ev arkadaşlarından biri olan Kerim Abdusselam’a göre ise Muhammed, dahi, utangaç ve yardımsever bir gençti. Abdusselam, Zevvari’nin o dönem, Tunus emniyeti tarafından, Tunusluların hafızasında yer edinen Bab Suveyka olayının ‘planlayıcısı’ olarak takip edildiğini ve ‘çok tehlikeli biri’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Bab Suveyka olayında Tunus’un dönemin iktidar partisi Anayasal Demokratik Birlik partisinin Bab Suveyka Mahallesi’ndeki genel merkez binası hedef alınmış, bina içindekilerle birlikte ateşe verilmişti. Olayda iki kişi hayatını kaybederken, Zevvari, İslami çizgideki Nahda Hareketi üyesi olması ve iktidarla yaşanan çatışmalar sırasında okullardaki ve üniversitelerdeki şiddet olaylarına karışması nedeniyle arananlar listesine alındı.

Safaks’ın Zeyt ilçesine bağlı küçük bir evde, çeşitli şehirlerden İslami harekete mensup 15 genç bir araya geldi. Ayrı ayrı hepsinin bir hikayesi, bir davası, bir hayali vardı. Hepsi, 1991 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hamas Hareketi’nin kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'den etkilenmişti. Filistin’de 1980’li yılların sonlarında başlayan Birinci İntifada, Tunus'taki İslami hareketin gençlerine ilham veren olaylardan biri oldu. Bu, Zevvari’nin de aralarında olduğu bu gençlerden bazılarının önce Tunus'tan Libya'ya kaçmalarını ve sonra yeni kurulan Hamas Hareketi’ne katılmanın bir yolunu bulmaya çalışmalarını açıklıyor.

Nahda Hareketi’nin Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) uzaklaşmasını kabul etmeyen Zevvari, bazı kaynakların tanıklığına göre Nahda Hareketi içinde hesap verilebilirliğin olması talebinde bulunması ve mali yolsuzluk ve göçmenlere verilen hibelerdeki dengesizlikle ilgili eleştirileri nedeniyle ağır bir bedel ödedi.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre gençler Hamas Hareketi’ne katılmak için hazırlıklara başladığında güvenlik güçleri daha hızlı davranarak grubun tüm üyelerini tutuklayıp hapse attı. Arkadaşı Kerim Abdusselam'ın Majalla’ya anlattığına göre daha sonra Zevvari’nin de aralarında olduğu üç genç kaçmayı başardı.  Abdusselam, “Muhammed'in bir güvenlik görevlisine saldırıp hapishaneden kaçması, ardından gizlenmesi ve Libya'ya gitmesi arkadaşları da dahil herkesi şaşırttı” ifadelerini kullandı.

Libya’da birkaç ay kalan Zevvari, o dönem İslami hareket üyelerinin hoş karşılandığı Sudan'a gitti. Sudan, Zevvari’nin hayatında bir dönüm noktasıydı. Hatta hayatını alt üst etmişti. Zevvari burada kendisini, Nahda Hareketi'nin daha sonra reddettiği Özgürleşme Girişimi sürecine katıldıkları gerekçesiyle güvenlik güçlerinin işkence ettiği bir grup genç arasında buldu. Yaşları 15 ile 26 arasında değişen binlerce genç, haklarında verilen ağır cezaların ardından cezaevine gönderildi ve arkalarında ‘terörist aileleri’ olarak etiketlenen ve zulüm gören aileler bıraktı.

Zevvari’nin Nahda Hareketi ile anlaşmazlığı

Nahda Hareketi’nin Müslüman Kardeşler’den (İhvan-ı Müslimin) uzaklaşmasını kabul etmeyen Zevvari, bazı kaynakların tanıklığına göre Nahda Hareketi içinde hesap verilebilirliğin olması talebinde bulunması ve mali yolsuzluk ve göçmenlere verilen hibelerdeki dengesizlikle ilgili eleştirileri nedeniyle ağır bir bedel ödedi. Aynı kaynaklar, Zevvari’nin Tunus dışında olduğu dönemde verilen mücadelenin sahte ve bunun bir ulusal meseleden çok gençlerin yakıt olarak kullanıldığı bir iktidar mücadelesi olduğunu anlamış gibi göründüğünü söylediler.

Çok az konuşan ve sesi neredeyse hiç duyulmayan biri olduğundan ailesinin, Hamas Hareketi’yle olan ilişkisini ancak suikasta uğradığı gün öğreneceği kadar gizemli bir insan olan Zevvari’nin hayatına dair tüm detayları öğrenmek son derece güç.

Zevvari'nin Nahda Hareketi ve genel olarak siyasetle ilişkisi sona erdi. Bu ‘kopuş’ ketum bir kişiliğe sahip olan ve insanların kalplerinde ve akıllarında derin izler bırakan Muhammed'i tanıyan herkesin cezalandırılmasına neden oldu. Muhammed de tacize ve şiddete maruz kaldı, Sudan'ın ‘ara sokaklarında’ yaşadı. İçinde bulunduğu aşırı yoksulluk, özellikle makine mühendisi olarak mezun olmak üzereyken okulu bırakan Zevvari’nin dehası ve akademik başarısı sayesinde kendisini bekleyen gelecekten uzak atölyelerde çalışmaya zorladı.

‘İzzeddin el-Kassam Tugayları Mühendisi’ Muhammed ez-Zevvari iki öğrencisiyle birlikte bir dron üzerinde çalışırken
‘İzzeddin el-Kassam Tugayları Mühendisi’ Muhammed ez-Zevvari iki öğrencisiyle birlikte bir dron üzerinde çalışırken

O dönemin tanıkları kendilerini ‘Özgürleşme Girişimi döneminin kurbanları’ olarak adlandırdıklarını söylüyorlar. Muhammed ez-Zevvari de baskılara ve adam kayırmacılığa uğradığı, şahsi ve mali hesaplar adına hareket etmeye karşı çıkıp kalbinde bir dava taşıdığı ve gönülsüz işler yapmayı kabul etmediği için siyasetten koptu. Anlayışlı ve kendinden emin bakışları, her seferinde farklı adlarla yaptığı seyahat yıllarının izlerini taşıyordu. Parlak akademik başarılar elde etse ve bir dahi olsa da gerçek adını taşıyan bir diploması hiç olmadı. Abdusselam’ın söylediğine göre Zevvari’nin en çok bilinen takma adı ‘Murad et-Tunusi’ydi.

Çok az konuşan ve sesi neredeyse hiç duyulmayan biri olduğundan ailesinin, Hamas Hareketi’yle olan ilişkisini ancak suikasta uğradığı gün öğreneceği kadar gizemli bir insan olan Zevvari’nin hayatına dair tüm detayları öğrenmek son derece güç. Sakin doğası ona zarar veriyordu. Bazen yeni tanıştığı kişiler ona güvenip güvenmemekte tereddüt ediyorlardı. Ancak arkadaşları onu ‘saf ve temiz biri’ olarak nitelendiriyorlar.

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamaya göre Muhammed ez-Zevvari, Sudan'da kaldığı süre boyunca makine mühendisliği, bilgisayar teknolojileri ve askeri endüstriye yönelik muazzam yeteneklerinin farkına vardıktan sonra 2006 yılında Kassam Tugayları’na katıldı.

Zevvari, Sudan'dayken Bosna-Hersek'te 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaşta Müslümanları desteklemek için Bosna’ya gitti ve orada birkaç ay kaldı. Daha sonra Sudan'a döndü ve 1996 yılına kadar burada kaldı. Sudan vatandaşlığı aldı ve camilerden başlayarak Filistinliler de dahil olmak üzere farklı milletlerden İslami hareketlerle bağlantılar kurdu. Hamas'la olan hikayesi de buradan başladı.

Gölgede yaşadı

Zevvari, 1990’lı yıllar bitip 2000’li yıllara gelindiğinde Murad et-Tunusi adına aldığı pasaportla birçok başkente seyahat etmeye başladı. O sıralarda Hamas'ın askeri kanadı İzeddin el-Kassam Tugayları içindeki yeni çalışmaları nedeniyle kimliğini gizli tutmak zorundaydı. Bu yüzden gizlendiği süre zarfında gizemlerle örtülen karakterini çözmek hiç de kolay değildi. Onu tanıyanlardan birinin anlattıklarına göre olağanüstü yeteneklere sahip bir mühendis olarak edindiği deneyimlerden en dikkate değer olanı Sudan'da askeri sanayide çalışmış olması olabilir.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Muhammed ez-Zevvari’yi anma töreni düzenleyen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, 31 Ocak 2017 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah şehrinde Muhammed ez-Zevvari’yi anma töreni düzenleyen İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri, 31 Ocak 2017 (AFP)

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamaya göre Muhammed ez-Zevvari, Sudan'da kaldığı süre boyunca makine mühendisliği, bilgisayar teknolojileri ve askeri endüstriye yönelik muazzam yeteneklerinin farkına vardıktan sonra 2006 yılında Kassam Tugayları’na katıldı. Zevvari, Kassam Tugayları'nın askeri sanayi birimine katıldı. Kendisine Suriye'de ve özellikle İran'da yoğun eğitim kurslarına katılarak becerilerini daha da geliştirme fırsatı verildi. Yaklaşık yarım yıllık bir eğitim sürecinin ardından Kassam Tugayları ekibiyle testlerini tamamladı. İran'dan Gazze'ye taşınan Zevvari, burada drone endüstrisinin geliştirilmesi çalışmalarına katıldı. Dron projesine ‘Ebabil-1’ adını verdi. Zevvari’nin doktora tezi ise uzaktan kumandalı denizaltı geliştirilmesi üzerineydi. Ancak suikasta uğraması projenin tamamlanmasını engelledi. Suikasttan aylar sonra saygı göstergesi olarak tez savunması yapıldı.

Muhammed ez-Zevvari, ilk gençlik yıllarındaki aksiliklerden sonra tam da istediği gibi gölgede yaşadı. Arkadaşlarının anlattıklarına göre şu ya da bu şekilde zulüm görmeye devam ettiğinden, Tunus'a dönmek onun için hiçte kolay olmadı.

Tunus’ta eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali iktidarının düşmesinin ardından, başarılı olduğu üniversitede akademik kariyerine devam etmek için Tunus'a dönen Zevvari, kısa sürede mühendislik diplomasını aldı. Bu kısa süre zarfında bir de kapıları güneyden gelen yetenekli gençlere açılan ‘Güney Havacılık Kulübü’nü kurdu. Kulübün hiçbir üyesi, Zevvari’nin Hamas Hareketi’nin temel taşlarından biri olduğunu bilmiyordu. Onu tanıyanlara göre Zevvari, başarılarıyla övünen ya da şöhret peşinde koşanlar biri değildi.

Muhammed ez-Zevvari, ilk gençlik yıllarındaki aksiliklerden sonra tam da istediği gibi gölgede yaşadı. Arkadaşlarının anlattıklarına göre şu ya da bu şekilde zulüm görmeye devam ettiğinden Tunus'a dönmek onun için hiçte kolay olmadı. Bazıları Majalla’ya Zevvari’nin suikasttan bir yıl önce Safaks'taki güvenlik birimlerinin kendisini takip etmelerinden şikayetçi olduğunu ve Malezya'ya yerleşmeyi planladığını söylediler.

Zevvari, Suriyeli eşinin ikametini yenilemek için her altı ayda bir Tunus'u terk etmeye zorlayan idari tacize de maruz kaldı. Eşi, suikastın ardından Tunus vatandaşlığı alabilmek için bir Tunusluyla evlendi. Ancak kaynaklar, en üst makamlardan yetkililerin verdiği sözlere rağmen yine de vatandaşlık alamadığını aktardılar.

Zevvari’nin eşine Tunus vatandaşlığı verilmemesi ve mühendislik diplomasını da zorlukla almış olması, dönemin Nida Tunus Partisi ve Nahda Hareketi koalisyonunun iktidarı için zorlu bir meydan okumaya dönüşmüştü. Tunus hükümeti, Zevvari suikastı karşısında sessiz kaldı. Halkın baskısı sonucunda ve sert eleştirilerin ardından suikasttan birkaç gün sonra dönemin Tunus Başbakanı Yusuf Şahid, bir açıklama yaparak, ‘Tunus'un şehit Muhammed ez-Zevvari’nin hakkını ödeyemeyeceğini’ söylemek zorunda kaldı.

Muhammed Ez-Zevvari'nin, öldürülmesinden yıllar sonra Majalla’ya konuşan ağabeyi, şunları söyledi:

“Nüfuzlu siyasi partiler bu suça ortak oldular. Faillerin ve Mossad ajanlarının bu suçu evinin önünde tereyağından kıl çeker gibi kolayca işlemelerine yardım ettiler.”

Kardeşinin avukatlarının dava dosyası üzerinde çalıştığını söyleyen ağabey, Zevvari’nin Mossad’ın suikast düzenlemeye hazırlandığı kişiler listesinde yer aldığına dair bilgiler edindiklerini ve bu listenin ‘uzaktan kumandalı denizaltı’ projesindeki başarısının hemen ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun talimatıyla hazırlandığına dair bilgiler edindiklerini belirtti.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.