Gerald Ford ve Kariş Anlaşması, Hizbullah'ı Lübnan'ın güneyiyle sınırlandırıyor

İsrail'le yapılan sınır anlaşması, Hizbullah'ın Lübnan devletinin arkasında katıldığı güvenlik teminatları ve ekonomik boyutla "ateşkesi" güçlendirdi

Lübnan-İsrail sınırı yakınlarında bir İsrail askeri (AFP)
Lübnan-İsrail sınırı yakınlarında bir İsrail askeri (AFP)
TT

Gerald Ford ve Kariş Anlaşması, Hizbullah'ı Lübnan'ın güneyiyle sınırlandırıyor

Lübnan-İsrail sınırı yakınlarında bir İsrail askeri (AFP)
Lübnan-İsrail sınırı yakınlarında bir İsrail askeri (AFP)

Tony Bouloss

Lübnan-İsrail sınırı boyunca kuzey cephesinin alev alması senaryosu, Aksa Tufanı operasyonunun ilk saatlerinden beri akıllardaki yerini koruyor.

Bu durum yerel, bölgesel ve uluslararası çevrelerde bir tartışmaya yol açıyor.

Zira son aşama boyunca kontrol altında tutulan birkaç sınırlı ihlale rağmen 2006'dan beri yürürlükte olan askerî operasyonları durdurma anlaşmasının çökme ihtimali konusundaki belirsizlik sürüyor. 

Bazı analistler, Lübnan ile İsrail arasında Ekim 2022'de resmî olarak imzalanan deniz sınırı anlaşmasının, ekonomik boyutu ve Hizbullah'ın Lübnan devletinin arkasında katıldığı güvenlik teminatlarıyla Lübnan'ın güney cephesindeki 'ateşkesi' güçlendirdiği konusunda hemfikir.  

Anlaşma, keşif kazısı aşamasına girdi ve sonuçların önümüzdeki haftalarda ortaya çıkması bekleniyor. 

Analistlere göre ekonomik ve güvenlik boyutuyla Kariş Anlaşması'nın etkileri, iki tarafın değerlendirmelerinde merkezî bir rol oynuyor ve halihazırda yoğunluğuna rağmen halen kontrol altında tutulan ve Hizbullah ile İsrail arasında yürürlükteki çatışma kurallarına riayet eden kırmızı çizgiler kapsamında olan çatışmaların dönüştürülmesinde nispeten caydırıcı faktörlerden birini oluşturuyor.  

UNIFIL güçleri, Lübnan-İsrail sınırındaki operasyon bölgesinde durumun istikrarlı olmakla birlikte değişkenliğini sürdürdüğünü açıkladı.

Bu açıklamanın ardından Sur şehri yakınlarındaki el-Kalile Ovası'ndan Celile bölgesine doğru füzeler fırlatıldı ve bunun üzerine İsrail de topçu bir bombardımanla karşılık verdi. 

Hizbullah'a yakın kaynaklar da İsrail'in yeşil ışıktan ve Batı'nın kendisine duyduğu sempatiden faydalanarak Hizbullah'ı bir çatışmaya çekmeye çalıştığını, ancak Hizbullah'ın uygun zamanı beklediğini belirtti.

Ayrıca Hizbullah'ın Gazze'deki gelişmeleri yakından takip ettiğine ve Tel Aviv'in Gazze'yi karadan işgal etmeye karar vermesi halinde Lübnan'dan kendisine karşı başlatılacak herhangi bir eylemin sorumluluğunu doğrudan üstleneceğine de dikkat çekti. 

"Korku dengesi"

Lübnan ordusundaki bir tuğgenerale göre herhangi bir bölgesel savaşta sonuç, ABD güçlerinin lehine olacaktır.

Zira 50'den fazla büyük askerî üsse sahip olması nedeniyle yerel ordulara eşdeğer bir askerî varlığa ve Körfez, Kuzey Afrika, Irak, Suriye ve Türkiye arasında yaklaşık 100 bin savaşçıya sahip.

Ayrıca Afrika'da ve Avrupa'da üsleri var. Özellikle uçak gemisi Gerald Ford'un Doğu Akdeniz'e ulaşmasından sonra deniz üsleri de güçlü bir caydırıcılık sinyali verme konusunda yüksek yeteneklere sahip. 

Tuğgenerale göre ABD yeteneklerinin bu aşamada ortaya çıkması, askerî kararlılığa işaret etmesi bakımından önemli.

Bu, tarafları silahlanma yarışı ve savaşa hazırlık konumundan müzakere masasına oturma konumuna getirebilir.

Bu da sürdürülebilir çözümlere, istikrarın yeniden tesisine ve taraflar arasında adil bir barışa ulaşma ihtimaline yol açabilir. 

Sürpriz unsuru

Lübnan ordusundaki bir güvenlik kaynağına göre son günlerde sınırda yaşanan olaylar, Filistinli 'unsurun' dahil olmasına rağmen kontrolden çıkmış değil.

Şu ana kadar 2006 yılındaki senaryonun tekrarına yaklaşmadık. Özellikle de ani saldırı unsuru, çatışmanın her iki tarafındaki askerî denklemden çıkarıldı. 

Lübnan ordusu unsurlarının ve uluslararası barışı koruma güçlerinin çabalarına rağmen Tuğgeneral, Gazze'den Tahran'a ve Washington'a kadar durumlar ve bölgesel hesaplar değişene kadar "şu aşamada sınırların azami düzeyde birçok mesaja ve askerî alarma sahne olmaya devam etmesini" bekliyor. 

Belirleyici aşama

Bu bağlamda stratejik analist Tuğgeneral Halil el-Halo'ya göre güney cephesinin harekete geçirilmesi, 'meydanların birliği' taraflarının harekete geçirilmesi ve Gazze'nin yanı sıra Lübnan'ın, Batı Şeria'nın ve Suriye'nin de eşzamanlı olarak savaşa girmesiyle bağlantılı.

Karar henüz alınmadı; İran ile bölgesel ve uluslararası müzakereler sürüyor. 

Mevcut aşamanın karardan önce zamanı bölme aşaması olduğuna ve bu aşamanın taraflar arasında nabzın yoklanması ve askerî ve manevi mesajların gönderilmesi eylemlerini içerdiğine dikkat çeken analist, Hizbullah'ın ilk andan itibaren savaşa müdahalesini, İsrail'in Gazze'ye kara saldırısıyla mukayyet kıldığını belirtti ve şöyle dedi:

Besbelli Hizbullah, savaşa meraklı değil, ama müttefiklerinden de vazgeçemez. Nihayetinde karar merkezi, Beyrut'ta değil, Tahran'da. Dolayısıyla Hizbullah, onu savaşa girmeye mecbur eden İran baskısına boyun eğerse istemeyerek de olsa savaşa girer.

"Tanınan" kurallar

Ayrıca Lübnan Güçleri Partisi Başkanı Samir Caca, savaş alanının Lübnan sınırlarını da içine alacak kadar genişlemesini önümüzdeki günlerde Gazze'de yaşanacak gelişmelere bağladı.

Durum, halihazırda "tanınan" kuralların, yani "bir taraftan gerçekleştirilen bir operasyonun ya da füze fırlatılmasının diğer taraftan denk bir tepkiyle karşılanması" kuralından sapmaya yol açabilir. 

Hizbullah'ı savaşa müdahale etmeye sevk edebilecek sebeplere ilişkin olarak, "Şu an yapılan hesapların hiçbiri Lübnan'a ait olmayıp, Ortadoğu düzeyinde büyük ve stratejik hesaplardır ve merkezi İran'dır" yorumunu yapan Caca, Filistin meselesinin, 2002'de Beyrut'taki Arap Zirvesi'nde ortaya çıkan "iki devletli çözüm" şeklindeki Arap yoluna döndürülmesi gerektiğini vurguladı. 

Ayrıca İlerici Sosyalist Partisi'nin eski başkanı Velid Canbolat da yeni bir cephe açılmasında Lübnan'ın bir çıkarı olmadığının altını çizerek, Hizbullah'ın bilhassa güvenliği baltalamak için güneye sızabilecek bazı örgütlere karşı güneyi her zamankinden daha fazla kontrol etmesi yönündeki temennisini dile getirdi. 

Hizbullah, şu an İsraillilerin peşinde olduğu bir savaşa çekilme tuzağına düşmeme konusunda uyarıda bulundu ve İsrail Hizbullah'ın bazı mevzilerini bombalasa da Hizbullah liderlerinin durumu ve koşulları anlayabilecek bilince sahip olduğunu ifade etti. 

ABD'nin müdahalesi

Aksa Tufanı operasyonunu ve Lübnan'a yansımalarını değerlendiren askerî uzman emekli Tuğgeneral Naci Melaib'e göre bu operasyondan sonra "yeni bir Ortadoğu"ya tanık olacağız.

Yaşananları 11 Eylül 2001 saldırılarına benzeten Melaib, bölgenin büyük bir stratejik dönüşüm yaşayacağını öngörüyor. 

Ona göre ABD, İsrail'in yenilmesine müsaade etmeyecek:

50 yıl öncesine, Mısır ordusunun Bar Lev Hattı'nı geçip Sina'yı kurtardığı, Suriye ordusunun Taberiye Gölü'ne kadar girebildiği ve İsrail'in çöküşün eşiğine geldiği döneme baktığımızda Türkiye'deki İncirlik Üssü'nden Davut Yıldızı logosu taşıyan Amerikan F-16 uçaklarının olaya müdahil olup İsrail uçakları gibi savaştığını görürüz.

Melaib, Akdeniz'e 40 donanma gemisiyle birlikte bir uçak gemisi getirilmesinin ister Lübnan'ın güneyinden ister Suriye'den isterse başka bir ülkeden açılacak herhangi bir cephe için bir mesaj olduğuna dikkat çekti. 

Uzun bir savaş

Gazeteci Kasım Kusayr'a göre Hizbullah, savaşta tarafsız değil. Aksine Filistinli gruplarla sürekli iletişim halinde. İsraillilere karşı yürüttüğü operasyonlar da bunun kanıtı.

Kusayr, güney cephesinin tamamen açılması konusunda da Hizbullah'ın, İsrailliler geri dönülmez bir noktaya gelmedikçe ülkenin iç işlerini dikkate aldığını düşünüyor. 

Buna karşılık gazeteci İbrahim Reyhan, özellikle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Gazze Şeridi'ne bir kara saldırısı düzenlemekte ısrarcı olmasından ötürü savaşın birkaç ay süreceğini düşünüyor.

ABD yönetimlerinin genellikle İsrail'i memnun etmek için birbirleriyle yarıştığına dikkat çeken Reyhan, bu kez ABD'deki Demokrat yönetimin, yaklaşan seçimlerde desteğinden faydalanmak için Netanyahu ile gergin ilişkilerini iyileştirmeye çalışacağı kanaatinde. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.