7 Ekim, tarihin akışını değiştirir mi?

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
TT

7 Ekim, tarihin akışını değiştirir mi?

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)

İbrahim Hamidi

7 Ekim 2023 günü Ortadoğu'da tarihin akışını değiştirir mi? Majalla’nın bu ay ele aldığı dosyalar arasında 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın 50’nci yıl dönümü yer alıyordu. Mısır ve Suriye, 6 Ekim 1973 günü İsrail’e karşı ani bir saldırı başlatmış, İsrail istihbaratı saldırıyı önceden öngörememişti. Dosyada dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın tarafları ‘ayırmak’ ve savaşı tarihi bir çözüme dönüştürmek için sarf ettiği arabuluculuk çabalarıyla ilgili makaleler ve belgelere de yer verildi.

Daha matbaada sayfaların mürekkebi kurumamıştı ki, Ortadoğu ‘7 Ekim 2023’ gününe yeni olaylarla dolu bir başka ani saldırıyla uyandı.

Bu olayların başında, İsrail istihbaratının 1973 yılında Mısır'ın Bar-Lev Hattı’nı geçeceğini öngörememesi gibi, 2023 yılında da Hamas Hareketi’nin ani saldırısını ve Gazze Şeridi’ne örülen duvarı yıkıp geçebileceğini öngörememesi geliyor.

İkinci önemli olay, Hamas’ın saldırısının daha önce yaşanan Arap-İsrail savaşlarından farklı olarak ülkeler ve düzenli ordular tarafından değil, bölgesel bir aktör ve Arap taraflarca desteklenen bir grup, yani Hamas Hareketi tarafından gerçekleştirilmesiydi.

Üçüncüsü ise 1948 yılından bu yana bir saldırının ilk kez İsrail'in derinliklerinde, yani 1948 toprakları içinde yaşanmasıydı. Oysa Filistinliler tarafından Naksa (Gerileme) günü olarak adlandırılan 5 Haziran 1967'de meydana gelen 6 Gün Savaşı, Arap ülkelerinin topraklarında yaşanmış; Batı Şeria, Kudüs, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’nin kaybedilmesiyle sonuçlanmıştı. 6 Ekim 1973’teki Arap-İsrail Savaşı ise işgal altındaki Suriye ve Mısır topraklarında meydana gelmişti. İsrail, 1982 yılında Lübnan’ı işgal etmiş, gerçekleştirdiği suikastlar sınırları aşmış, başka ülkelerin başkentlerine ulaşmıştı.

Bir yandan siviller öldürülüyor, diğer yanda çok sayıda mağdur ve yerinden edilme korkusu. İnsani felaket ve abluka. Ortadoğu’nun hesaplarında ve hatta mezarlıklarında bile daha önce eşi ve benzeri görülmemiş rakamlar.

Bu üç olay küçümsenecek gibi değilse de 7 Ekim 2023 günü olanlarla ilgili üzerinde durulması gerekenler bu kadarla sınırlı değil. Bir yandan siviller öldürülüyor, diğer yanda çok sayıda mağdur ve yerinden edilme korkusu, insani felaket ve abluka var. Ortadoğu’nun hesaplarında ve hatta mezarlıklarında bile daha önce eşi ve benzeri görülmemiş rakamlar söz konusu. İsrail anlatısının Batı versiyonu.Gazze'deki binalardan ve çocukların cesetlerinden körü körüne intikam almak için bir araya gelen İsrail’in varoluşsal seferberliği. Enkazın ve akan kanın ortasında çatışma ve çıkış kurallarını arıyoruz.

Peki, 7 Ekim günü tarihin akışını değiştirir mi? Sanki geçmişinde gerilemelerin, felaketlerin ve hayal kırıklıklarının yanı sıra bir yığın anlaşma, arzu ve uzlaşının olduğu korkunç Ortadoğu, sayfaları arasında yeni bir sayfa açmak için kırmızı mürekkebini içiyor gibi. Ortadoğu’da her fırsatta bir savaş patlak verir ve her savaşın ardından bir uzlaşı yapılır. Bunun örnekleri için yakın ve uzak tarihe bakılabilir.

5 Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda yaşanan coğrafi gerilemelerden sonra 6 Ekim 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda Arap ülkeleri zafer kazandı. Dönemin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed savaşa girerken uzlaşmış olsalar da barış konusunda anlaşamadılar.

Bundan sonra birinci istasyon, Ümmü Dünya’nın (Mısır için yakıştırılan tanımlama: Dünyanın anası ç.n.), İsrail ile Camp David Sözleşmesi’ni imzalarken, Suriye’nin savaşın sürmesini istemesiydi. Çünkü Suriye Devlet Başkanı Esed, iktidarın kazanımlarını ve barışın tehlikelerini biliyordu, dolayısıyla İsrail ile sadece Geri Çekilme Anlaşması imzalamaktan memnundu. ‘Arapçılığın merkezinin’ (Mısır) Washington'a giden yolu Tel Aviv'den geçiyordu ama Suriye ile müzakere yolundan geçmesi gerekiyordu.

1990’lı yıllarda, savaş sonrası 1991 Madrid Barış Konferansı'nın, Kuveyt'i kurtarma savaşının ve ABD’nin, Sovyetler Birliği'nin küllerinden doğan tek kutupluluğunu ilanının ardından Arafat 1993'te Oslo Anlaşmalarını, Kral Hüseyin ise 1994'te Arabe Vadisi Anlaşmasını imzaladı.

1990’lı yıllarda, savaş sonrası 1991 Madrid Barış Konferansı'nın, Kuveyt'i Irak’ın işgalinden kurtarma savaşının ve ABD’nin Sovyetler Birliği'nin küllerinden doğan tek kutupluluğunu ilanının ardından Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ/El Fetih) lideri Yaser Arafat’ın 1993 yılında Oslo Anlaşması’nı, Ürdün Kralı Hüseyin ise 1994 yılında Wadi Arabe Barış Anlaşması’nı imzalaması ikinci istasyon oldu.

Üçüncü istasyon ise İsrail ordusunun 1996 yılında Lübnan'a düzenlediği ‘Gazap Üzümleri Operasyonu’ sonrası, dönemin İsrail Başbakanı Şimon Peres, selefi Yitzhak Rabin'in 1995 yılı sonlarında suikasta uğramasının ardından yeni Ortadoğu’nun kanatlarıyla göğe yükselmek istemesiydi. Ancak bu gidişat İsrail'deki intihar saldırılarıyla sona erdi. Peres, Lübnan’la savaşa girdi ve seçimleri kaybetti. Yerine aşırı sağcı Binyamin Netanyahu geçti.

Lübnan'daki yıkıcı savaştan sonra Temmuz 2006 dördüncü istasyon oldu. ABD’nin ‘yeni bir Ortadoğu'nun sancılarından’ söz ettiği savaş, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Hizbullah'ın Beyrut’la ve kararlarıyla ilgilenmesi karşılığında, Güney Cephesi’nin etkisiz hale getirmesini öngören 1703 sayılı kararının yayınlanmasıyla sona erdi.

İbrahim Anlaşmalarından, Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarının çizilmesi anlaşmasının imzalanması ve ABD ile Rusya arasında İranlı milislerinin Golan Tepeleri’nden 80 kilometre içeriye çekilmesi için yapılan anlaşmadan sonra 7 Ekim 2023 günü hem bölgesel hem de uluslararası bir an oldu.

İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında imzalanan İbrahim Anlaşmaları’ndan, Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırlarının çizilmesi anlaşmasının imzalanması ve ABD ile Rusya arasında İranlı milislerinin Golan Tepeleri’nden 80 kilometre içeriye çekilmesi için yapılan anlaşmadan sonra 7 Ekim 2023 günü hem bölgesel hem de uluslararası bir an oldu.

Manzaranın genel görüntüsü, bölgesel uzlaşıların, ABD ile Suudi Arabistan arasında, tarafların çıkarlarını garanti altına alan, yeni bir Ortadoğu'nun temellerini atan ve Filistin halkının bağımsız bir devlete sahip olma hakkıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması konusunda Filistinlilere destek veren büyük stratejik anlaşmaların yapılmasına yönelik müzakerelerin yanı sıra ABD, Çin ve Rusya gibi ülkelerin Ortadoğu’daki büyük çıkarlarını bir araya getiren ve bunlardan yararlanan bir gelecek yaklaşımıyla bakmayı içeriyor.

Bir sayfanın kapanıp, başka bir sayfanın açıldığını, Ortadoğu’nun kadim mirasına sadık kaldığını, kapıyı sorulara açık bırakıp ihtiyatlı yanıtlar verdiğini gösteren işaretler var. Bu yeni sayfa tarihin akışını değiştirecek mi?

7 Ekim 2023 günü, tarihin akışını değiştirir mi? Bölgeyi acılarından kurtarıp umutları geleceğe, bölge halkının özlemlerine ve Filistin halkının haklarının sağlandığı yarınlara taşıyabilecek mi?

Majalla’nın son makalelerinde acıları ve umutları dile getiren, tarihle bağını koparmayan, ancak geleceğe dair geçmişe esir düşmeyen cevaplar yer alıyor. Bir sayfanın kapanıp diğerinin açıldığını, Ortadoğu’nun kadim mirasına sadık kaldığını, kapıyı sorulara açık bırakıp ihtiyatlı yanıtlar verdiğini gösteren işaretler var. Peki, bu yeni sayfa tarihin akışını değiştirecek mi?

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.