Sudan: Savaşa karşı ‘birleşik cephe’ oluşturulmasının önündeki engeller

Savaşın patlak vermesinin ardından uluslararası toplum, Sudan kriziyle başa çıkmadaki etkisizliğini gerekçelendirmek için Sudanlı sivil güçler arasındaki birlik eksikliğine vurgu yaptı.

30 Ağustos 2023'te Darfur Bölgesi Başkanı Mini Arko Minawi’ye eşlik eden askeri konvoydaki savaşçılar. (AFP)
30 Ağustos 2023'te Darfur Bölgesi Başkanı Mini Arko Minawi’ye eşlik eden askeri konvoydaki savaşçılar. (AFP)
TT

Sudan: Savaşa karşı ‘birleşik cephe’ oluşturulmasının önündeki engeller

30 Ağustos 2023'te Darfur Bölgesi Başkanı Mini Arko Minawi’ye eşlik eden askeri konvoydaki savaşçılar. (AFP)
30 Ağustos 2023'te Darfur Bölgesi Başkanı Mini Arko Minawi’ye eşlik eden askeri konvoydaki savaşçılar. (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Sudan'da ordu güçleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaşın patlak vermesinden bu yana, sivil siyasi güçlerin birleşik bir cephede birleştirilmesi konusu, Sudan meseleleriyle ilgili siyasi tartışmalarda güçlü bir şekilde gündeme geldi. Daha doğrusu bu tartışma 25 Ekim 2021 darbesinden bu yana tüm şiddetiyle sürüyor.

Aslında darbe öncesi geçiş döneminin istikrarsızlığının nedenlerinden biri de siyasi güçlerin parçalanmasıydı ve bunun çeşitli nedenleri vardı. Bunların en önemlisi, geçiş otoritesini kontrol etme mücadelesiydi. Bu mücadele, geçiş hükümetine farklı siyasi ve idari yönelimleri empoze etmeye çalışan siyasi kuluçka merkezi ve iktidar koalisyonu kavramının yaratılmasıyla sonuçlandı. Geçiş hükümetini kontrol etme mücadelesi verenler, reform programlarını veya hükümet kararlarını durdurmaktan ve aksatmaktan, askeri unsurun nüfuzunu kullanmaktan veya yürütme organı üzerinde kitlesel baskı oluşturmak için medyada popülist söylem kullanmaktan çekinmedi.

Sudan'ın siyasi taraflarının ‘birlikte çalışamama’ geçmişi var. Anlaşmazlıklar geçiş hükümetinin çalışmalarını sekteye uğrattı. Bir zamanlar etkili bir siyasi grup olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), hükümet görevleriyle ilgili tartışmalara girdi. Hükümetin bazı bölümleri üzerindeki kontrol, her biri kendi farklı gündemlerini sürdürmeye kararlı olan, farklı ideolojik gruplarla nasıl paylaşılacağına dair tartışmalarla doluydu.

Doğal olarak bu ilkesiz çatışmanın ilerlemesi birçok hükümet programının aksamasına yol açtı. Ordunun iktidarı ele geçirme açgözlülüğüne de yol açan bu çekişme ve rekabet, sivillerin bölünmesine ve ayrışmasına sebep oldu. Şimdiye kadar geriye kalan tek şey, devrimin gidişatını yönlendirmek için 2019'un başında oluşturulan orijinal koalisyondan kopuk yapılar, bir pankart ve bir isim.

25 Ekim 2021 darbesi öncesindeki geçiş döneminin istikrarsızlığının nedenlerinden biri de siyasi güçlerin parçalanmasıydı ve bunun çeşitli nedenleri vardı. Bunların en önemlisi geçiş otoritesini kontrol etme mücadelesiydi.

Darbeden sonra, çeşitli siyasi ve sivil kesimleri birleştirmek için birtakım girişimler oluşturuldu. O dönemde ÖDBG, siyasi ‘seçkinleri’ arkasında birleştirme çabalarına yönelik bu girişimlerden bazılarına çok etkili ve aktif bir şekilde katıldı. Bu arada darbeyi sona erdirmek ve iktidara geri dönüşünü garanti altına alacak bir tür sivil yönetimi yeniden tesis etmek için askeri kanatlarla müzakerelerini ve anlaşmalarını sürdürüyordu. Bu durum, insanların bu girişimleri, siyasi çizgisine destek sağlama ve bazı liderlerinin, orduyla önceden mutabakata vardığı bir oldubittiyi dayatma çabası olarak görmesine neden oldu. Hatta ittifakın izlediği yolu değerlendirme ve özeleştiri girişimleri bile oldu. Bunlar, gerçeklerin ve olayların üzerine atlayarak, konumları ve tarihleri ​​karıştırarak, dikkat dağıtmak ve konuya odaklanmak amacıyla, kamuoyunu genellikle tartışma konuları ile ilgisi olmayan ayrıntılarla doldurarak, kamusal imajı aklamak, bireyleri ve kurumları kriminalize etmek için tasarlandı.

hrt
Sudan'da yerinden edilmiş insanlar için barınağa dönüştürülen bir okulda yemek hazırlayan Sudanlılar. (AFP)

Savaşın patlak vermesinin ardından uluslararası toplum, Sudan kriziyle başa çıkmadaki etkisizliğini gerekçelendirmek için, Sudanlı sivil güçler arasındaki birlik eksikliğine vurgu yaptı. Sudan'da çalışan Batılı diplomatların, Sudan'daki felaketle ilgili her konuda operasyonel yetersizliklerine ilişkin sorulara yanıt verirken en sevdikleri bahane, sivil cephede birlik eksikliği oldu. Ama biz biliyoruz ki siviller silah taşımazlar ve ateşkes anlaşmalarına uymakla ilgilenen taraflar da değildirler. Bu savaşın sivil tarafı, uluslararası toplumun savaşı durdurma çabalarına tamamen dolaylı bir taraf olduğundan, ateşkes tartışmalarının hiçbirine katılmaya davet edilmeyenler de onlardı.

Aslında Sudan'ın istikrarının ve uzun vadede barışın sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından, siviller arasında yaşanması gereken siyasi süreç büyük önem taşıyor. Diğer yandan iki taraf (Sudan ordusu ve HDK) üzerindeki baskının etkinliğini engelleyen şey, uluslararası toplumun krizle nasıl başa çıkılacağı konusundaki birlik eksikliği, uluslararası ve bölgesel girişimlerin çokluğudur.

Sudan’daki bu ilkesiz çatışmanın ilerlemesi birçok hükümet programının aksamasına yol açtı. Ordunun iktidarı ele geçirme açgözlülüğüne de yol açan bu çekişme ve rekabet, sivillerin bölünmesine ve ayrışmasına sebep oldu.

ÖDBG, 27 Nisan'da savaşı durdurmak ve demokrasiyi yeniden tesis etmek için Sivil Cephe'nin kurulduğunu duyurdu. Çok sayıda taban örgütünü ve ulusal şahsiyeti kuruluş bildirisini imzalamaya çekmeyi başardı. Ancak cephe, doğuştan itibaren geçmişin hastalıklarından etkilenmişti. İstenmeyen sivil aktörler, kuruluş bildirisini imzaladıktan sonra bile Cephe'nin bildirisinin dışında tutuldu. Cephe, sivilleri birleştirmeyi amaçladığı kadar, başka bir yere çizilen bir çizginin arkasında, kör siyasi desteği harekete geçirmeyi amaçlamıyordu.

Ardından, Mayıs 2023'te Cephe, Sudan ordusunu HDK milisleriyle özdeşleştirmek amacıyla, düzmece tecavüz iddialarının yer aldığı bir açıklama yayınladı. Açıklamayı yazanlar, tarafsızlık iddiası amacıyla, ordununkine benzer bir dizi suç uydurmaktan başka bir şey yapmadı. Ancak bu uydurmanın açığa çıkması, Cephe sahiplerinin bariz siyasi önyargılarını ortaya çıkardı ve Sudan çevrelerinde yoğun bir kargaşaya neden oldu. Cephe, açıklamayı geri çekmeye ve birkaç gün sonra özür dilemeye zorlandı. Bu özür, Cephe'yi kuran bildiriyi imzalayan birçok kişi ve kuruluşun geri çekilmesini engelleyemedi. Bunlardan en sonuncusu, geçtiğimiz hafta çekilen Kuzey Hartum Direniş Komiteleri'ydi. Komite yaptığı açıklamada, bu çekilmenin komite üyeleri tarafından yapılan taban oylamasının bir sonucu olduğunu belirtti. Anlaşmazlığın gerçek sebebi ise ÖDBG temsilcisinin, Cephe tarafından görevlendirilen bir komite tarafından hazırlanan siyasi vizyon önerisinde, HDK'nin suçlarından bahsetmeme veya kınamama ısrarıydı. Eylül ayı ortasında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa'da yapılan toplantı sonrasında ayrılıkların artmasının altında yatan sebep budur.

Girişimler ve kilit bir soru

Sudanlı sivilleri birleştirme girişimleri yaygın hale geldi. Afrika Birliği (AfB) ile Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), bu birliğin yaratılmasını çalışmalarının ana hedefi olarak belirledi. Eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk da aynı ilkeyi benimsedi. Sudan'ın eski Washington Büyükelçisi Nureddin Sati ve bazı sivil toplum aktivistleri, aynı hedefe yönelik başka bir girişim başlattı. İnsani Diyalog Merkezi, Avrupa Birliği'nin (AB) desteğiyle diğerlerinden önce bir adım attı. Sivillerin birleşmesi için pek çok girişimde bulunuldu. Sivil Cephe’nin kuruluşundan bugüne kadar zamanının çoğunu aralarındaki koordinasyon toplantıları kapladı. Uluslararası toplum, savaşı durdurma çabalarının önceliği açısından, bu önemli hedefin başlı başına neye hizmet ettiğini merak etmeden, bir an bile durmadan bu girişimlere desteğini ve eleştirisini seferber etti.

Sivillerin birleşmesi için pek çok girişimde bulunuldu. Sivil Cephe’nin kuruluşundan bugüne kadar zamanının çoğunu aralarındaki koordinasyon toplantıları kapladı.

Sudan sivil siyasi cephesini birleştirme çabalarının karşı karşıya olduğu temel sorun platform değil içerik sorunudur. Soru şu: HDK ile ne yapacağız?

Geldiğimiz noktada Sudan ordusunun yanlış davranışlarına ilişkin sorunun çözüldüğünü görüyoruz. Sudan ordusunun siyasallaşma hastalığından mustarip olduğu konusunda geniş bir sivil mutabakat var. Sudan ordusunun, siyaset yapma, ekonomik faaliyetlerde bulunma ve siyasallaşmış unsurları saflarında tutma çemberinden çıkaracak kapsamlı bir reforma ihtiyacı var. Sudan ordusu, özellikle de karar alma mekanizmasının önemli yönlerini kontrol eden, devrik İslamcı rejimin unsurlarını ortadan kaldırmak zorunda. Ancak HDK konusu tartışılırken anlaşmazlık net bir şekilde kendini gösteriyor. Bazıları, faşist doğasına rağmen HDK'yi korumanın önemini savunuyor. Bu kusurlu mantık, Sudanlıların Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimîn) yönetimine karşı çıktığını ve onu devirene kadar ona karşı mücadele ettiklerini görmezden geliyor. Sudan halkının yaşama, insan onuru, kişisel güvenlik, hatta kişisel eşyalara ve evlere sahip olma hakkını daha önce ihlal eden ve halen de ihlal etmeye devam eden milislere ne demeli?

Nisan 2019'da Ömer el-Beşir rejimini devirerek zafer kazanan Sudan devrimi, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ve milislerine, geçmişin suçlarından arınmaları için en büyük fırsatı verdi. Aynı fırsat Sudanlı ordu liderlerine de verildi, ancak iki taraf da bu fırsatı değerlendiremedi.

scdfv
HDK güçleri, 29 Haziran 2019'da Hartum'un güneyindeki Mayo bölgesinde ordu destekli bir yürüyüş sırasında. (AP)

Sudan ordusu ve HDK, sivil yönetim kurma çabalarına karşı her türlü komployu gerçekleştirdi. Ardından 25 Ekim 2021 darbesinde hep birlikte saldırıp onu devirmek için ittifak kurdu. Bu savaş çıkınca HDK eski faşist yüzünü ortaya çıkardı. Uzun yıllardır Darfur'da, Kordofan'da ve Sudan'ın diğer bölgelerinde uyguladığı toplu katliamları, yağma ve tecavüzleri bu kez ulusal ölçekte yeniden gerçekleştirdi. Bazıları, 1956 yılında bağımsızlığını sağlayan devletin işlevsizliklerinden bahsetti. Ayrıca HDK’nin demokrasi ve sivil yönetim inşa etme çabaları hakkında alternatif bir hayali anlatı yaratarak, onun suçlarını haklı çıkarmak ve dikkati başka yöne çekmek istedi. Kuşkusuz demokrasiyi inşa etmek ve sivil yönetimi kurmak, Sudanlıları yerinden etmekle, evlerini yağmalamakla, başkentlerini yok etmekle veya Batı Darfur'daki Masalitlerin başına geldiği gibi, Sudan halkının bazı unsurlarına karşı etnik temizlik uygulamakla gerçekleşemez.

Sudan ordusu ve HDK, sivil yönetim kurma çabalarına karşı her türlü komployu gerçekleştirdi, ardından 25 Ekim 2021 darbesinde hep birlikte saldırıp onu devirmek için ittifak kurdu.

Bazıları HDK'nin kurumsal varlığını sürdürme arayışlarına o kadar daldı ki, milislerin ihlallerine dikkat çeken herkesi savaşı uzatmayı amaçlamakla; milislerin suçlarına dikkat çeken herkesi ordunun yanında yer almakla suçladı. Sanki diğer insanları karşı tarafın yanında yer almakla suçlayarak, siyasi önyargılarından uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Müzakere ve çözüm yoluyla savaşı durdurmaya en yakın pozisyonların HDK tutumları olduğunu iddia ederek bu aldatmacayı savundular. Ancak milisler, geçen hafta el-Aylafun'a düzenlenen saldırıda olduğu gibi, önceden güvenli olan yeni bölgelere savaşın yayılmasını hızlandırdı. Bu esnada durumun nasıl olabileceği konusunda kendilerine kulak verebilecek kimseyle konuşmadılar. HDK, el-Ubeyd ve Zalingei şehirlerine yönelik vahşi saldırısını yineleyerek devam ettirdi. Tuti Adası sakinlerini, para karşılığında çıkış ve dönüş izni verecek noktaya kadar kuşatma altına aldılar. Şartlar gereği adayı terk etmek zorunda kalan vatandaşlar, evlerinden ve sivil tesislerinden çıktılar.

Gerilim sonrası

Missouri Üniversitesi'nde Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Ali İbrahim, 8 Ekim'de ÖDBG'ye yazdığı ‘Savaşı durdurma çağrısı, önce savaşın ilerlemesini durdurmakla başlar’ başlıklı açık mektupta bu çelişkiye dikkat çekti. İbrahim yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Gerilimin tırmanması savaşta bir dönüm noktasıdır. ÖDBG, tarafsız ve ‘savaşa hayır’ ilkesine bağlı kaldıkları sürece, savaş olmadan kendi yerlerinde durmakla görevlendirilmiştir. Savaşın duracağı yoktur. Çünkü savaş, memleketine dönmek için geçici olarak sığınılan bölgelerde de yayılmaktadır. Bu yerinden edilmiş insanlar, savaşı durdurma savunucusunun elindeki bir emanettir. Hiç kimse, savaş karşısında ‘evet’ diyenlere, Sudan halkına duyduğu şefkat yüzünden onun gibi ‘hayır’ diyememiştir. Bu savaşta masumların ne erkek ne de dişi devesi var. İktidar hırsına yenik düşmüş iki generalin kurbanı oldukları bir savaşa katlanıyorlar. Eğer ‘Savaşa Hayır’ güçleri mevcut olsaydı, Kuzey Kordofan Eyaleti’ndeki Umm Ruvaba şehri, belki de HDK'nin ellerinden veya onun yüzünden başına gelenlerden kurtulmuş olacaktı. 14 Eylül'de ordunun şehirden çekilmesinin ardından HDK, kontrolünü genişletmek için geri döndü. Kaynaklar, HDK'nin geri dönmesinin ardından kentte tam bir kaos, yağma ve terörizm yaşandığını, kentin güney pazarındaki dükkanların çoğunun yıkılıp yağmalandığını, ayrıca bazı vatandaşların tutuklandığını söyledi.

Kaynaklar, marketlerin kapatıldığını ve vatandaşların çoğunun saldırıya uğrama korkusuyla evde kaldığını belirtirken, HDK ise işlerine dönmeleri, klinik ve marketler açmaları yönünde çağrıda bulundu. Ordunun savaşmadan ve gönüllü olarak terk ettiği bir kentte, savaşın sona ermesini isteyenlerin, HDK ile kent arasında açılan müzakere alanını, savaşın ilerlemesini önlemek için değerlendiremedikleri açıktır.

Bazıları HDK'nin kurumsal varlığını sürdürme arayışlarına o kadar daldı ki, milislerin ihlallerine dikkat çeken herkesi savaşı uzatmayı amaçlamakla; milislerin suçlarına dikkat çeken herkesi ordunun yanında yer almakla suçladılar.

Siyaset bilimci Hannah Arendt, ‘Totalitarizmin Kaynakları’ (The Origins of Totalitarianism) adlı kitabında, yalanlarıyla gerçeği bağdaştırarak güç kazanmaya çalışan liderlerin propagandalarından ve gerçeklerin aşırı derecede küçümsenmesinden bahsediyor. Çünkü onların yaklaşımlarındaki hakikat, tamamen onu uydurabilecek insanın gücüne bağlıdır. Belki de Sudan siyasetinin liderlerinin hatırlamaları gereken şey, birlik arayışlarının yeni bir totalitarizm üretme veya buna izin verme hedefi değil, totalitarizmi yenme hedefi olduğudur. Faşizm, onu görmezden gelen ya da geçici olarak ondan faydalanmaya çalışan başkalarının gübresiyle büyüyor.

Yanlış yaparak insan haklarına hizmet edilemez ve adalet, adaletsizlikle sağlanamaz. Şu sorunun cevabı üzerinde anlaşmaya varılabilir: “Faşiste ne yapacağız?”. Bu, Sudan'da adalet, demokrasi ve istikrar devletinin nasıl kurulacağı konusunda anlaşmaya varmanın ilk adımıdır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.