İsrail, Gazze'de iki Hamas liderini hedef alacak: Muhammed Deif ve Yahya Sinvar

"Gazze'de İsrail'i intihar saldırıları, pusular ve bubi tuzakları bekliyor"

İki gün önce Beyrut'ta yapılan gösterilerde Deif'in posteri açıldı (solda) / Yahya Sinvar, nisanda Gazze'de yapılan mitingde Filistinlilere seslenmişti (sağda) - (AFP)
İki gün önce Beyrut'ta yapılan gösterilerde Deif'in posteri açıldı (solda) / Yahya Sinvar, nisanda Gazze'de yapılan mitingde Filistinlilere seslenmişti (sağda) - (AFP)
TT

İsrail, Gazze'de iki Hamas liderini hedef alacak: Muhammed Deif ve Yahya Sinvar

İki gün önce Beyrut'ta yapılan gösterilerde Deif'in posteri açıldı (solda) / Yahya Sinvar, nisanda Gazze'de yapılan mitingde Filistinlilere seslenmişti (sağda) - (AFP)
İki gün önce Beyrut'ta yapılan gösterilerde Deif'in posteri açıldı (solda) / Yahya Sinvar, nisanda Gazze'de yapılan mitingde Filistinlilere seslenmişti (sağda) - (AFP)

İsrail, Gazze Şeridi'ne yönelik olası kara harekatının hazırlıklarını sürdürüyor.

Bir süredir Gazze sınırına askeri yığınak yapan İsrail güçlerinin, kara harekatındaki en önemli hedeflerinden birinin de Hamas liderleri olması bekleniyor.

Arab News'te yer alan habere göre İsrail güçlerinin elindeki listenin başındaysa iki isim var: Askeri stratejist Muhammed Deif ve siyasi lider Yahya Sinvar.

Daha önce İsrail hapishanelerinde kalan ve birkaç suikast girişiminden kurtulan Deif ve Sinvar, Hamas'ın Gazze'deki en önemli liderleri olarak görülüyor.

Gazze dışındaki güvenlik kaynaklarının aktardığına göre, 7 Ekim'deki saldırıların planlayıcısı olmakla suçlanan iki Hamas lideri de İsrail bombardımanından korunmak için Gazze'nin altındaki tünellerde kalıyor.

61 yaşındaki Yahya Sinvar, 1987'deki intifada sırasında kurulan örgütün kurucu kadrosunda yer alan isimlerden biri. Sinvar, İsmail Haniyye'nin Hamas lideri olmasının ardından 2017'de örgütün Gazze'deki siyasi lideri konumuna yükselmişti.

İsrail ordusunun "ölü adam" olarak tanımladığı Sinvar, iki İsrailli askerin öldürülmesi suçlamasıyla 4 kez müebbet hapis cezası aldı ve 23 yıl boyunca İsrail hapishanelerinde kaldı. 2011'de 1100 Filistinlinin dahil olduğu takas anlaşmasında salıverilen en üst düzey isim Sinvar'dı.

Her ikisi de Gazze'deki Han Yunus mülteci kampında doğan Sinvar ve Deif, 2015'te ABD'nin en çok aranan "uluslararası teröristler" listesine dahil edilmişti.

Ancak İsrail'in son 20 yılda "bir numaralı düşman" ilan ettiği Deif hakkında bilinenler çok daha sınırlı. Tel Aviv yönetimi Deif'i intihar saldırıları, baskınlar ve insan kaçırma eylemlerini planlamakla suçluyor.

Hamas'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Tugayları'nın komutanlığını yapan Deif'in bilinen tek fotoğrafı da 20 yıl önce çekilmiş. Deif, diğer görüntülerin tamamında kimliğinin açığa çıkmasını engellemek için maskeyle ya da karanlıkta görülüyor.

Muhammed Deif'in 20 yıl önce çekilen fotoğrafı (Reuters)
Muhammed Deif'in 20 yıl önce çekilen fotoğrafı (Reuters)

1965'te doğan Muhammed Deif'in soyadı Arapça'da "misafir" anlamına geliyor ancak bu ismin gerçek olup olmadığına ilişkin net bir bilgi yok. Hakkında çıkan haberlere göre aynı yerde bir geceden fazla kalmayan Deif, şu ana kadar 6 suikast girişiminden kurtulmayı da başarmış.

Hamas'ın askeri lideri bu girişimlerde bir gözünü kaybedip sakat kalsa da Gazze'deki etkisini kaybetmemiş.

1980'lerde Hamas'a dahil olan Deif'in, ikinci intifadanın başlarında tutuklandıktan sonra 2000'de Filistin yönetiminin idaresindeki cezaevinden kaçtığı ya da serbest bırakıldığı düşünülüyor. 2002'de Hamas'ın askeri kanadının başına geçen Deif, o günden bu yana da İsrail'in bir numaralı hedefi konumunda.

Ancak uzmanlara göre İsrail, Sinvar ve Deif'i öldürse bile bu Hamas'ı yok etmek için yeterli olmayabilir.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü'nden ulusalararası güvenlik uzmanı H.A. Hellyer konuyla ilgili, "Sinvar ve Deif açık şekilde başta gelen liderler ve ölümleri Hamas'a zarar verecektir. Ancak örgütün, onların ölümüne ilişkin planları olduğu tahmin ediliyor" ifadelerini kullandı.

Eski CIA şefinden kara harekatı uyarısı

İsrail, Gazze'ye yönelik kara harekatıyla Hamas liderliğini ortadan kaldırmayı hedeflese de operasyonla ilgili soru işaretleri de konuşulmaya devam ediyor.

Eski CIA şefi David Petraeus, Politico'ya yaptığı açıklamada, İsrail güçlerini Gazze'de intihar saldırıları, pusular ve bubi tuzaklarının beklendiğini söyledi.

Petraeus, Gazze'ye yönelik olası kara harekatıyla ilgili, "Daha zor olamazdı" diye konuştu.

Daha önce Irak ve Afganistan'da görev yapan Petraeus şunları söyledi:

Birçok büyük kent operasyonunda komutanlık yapmış olsam bile, benim için bundan daha zor bir ortam hayal etmek zor. Kontrgerilla harekatlarını bir iki yılda kazanamazsınız. Irak ve Afganistan'da gördüğümüz gibi, tipik olarak 10 yıl veya daha fazla sürer.

1993'te Somali'de üç Amerikan helikopterinin düşmesinin ardından kurtarma faaliyeti için olay yerine giden ABD güçleriyle yerel militanlar arasında yaşanan şiddetli çatışmaları hatırlatan Petraeus, "Gazze, Mogadişu'dan da beter olabilir" değerlendirmesinde bulundu.

Özel Kuvvetler'de görev yapmış ABD'li emekli albay Liam Collins de Wall Street Journal'a yaptığı açıklamada benzer ifadeler kullandı.

Collins, "Bölge, tüm bölgelerden daha zor. Birçok ordu şehir savaşından nefret eder ve doktrinler de şehir savaşından kaçınılması yönündedir" diye konuştu.

2014'teki Gazze operasyonuna katılan eski bir İsrailli asker ise, "İsrail'in sokak savaşında tecrübesi var ama Gazze'nin boyutu çok büyük. Şehir büyük, ellerindeki silahlar daha fazla ve hazırlık seviyeleri yüksek. Kapı kapı ilerlemek zorunda kalmak en zoru olacak. Şehrin içine girdiğiniz zaman, büyük bir kuvvetin getireceği avantajların tamamı yok olacak" dedi.

Britanya merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü'nden savunma analizi Fabian Hinz'e göreyse Hamas'ın elinde daha önce kullanmadığı yeni silahlar bulunma ihtimali yüksek.

Washington Post'a konuşan Hinz, "Hamas'ın kapasitesini henüz tam olarak görmemiş olmamız muhtemel. Buradaki fikir, tansiyonu yükselterek daha sonra şapkadan tavşan çıkarmak" dedi.

Hinz, Hamas'ın elinde denizaltı dronelar ve hassas güdümlü füzeler gibi sistemlerin de bulunuyor olabileceğine dikkat çekti.

Independent Türkçe



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.