Hizbullah'ın Beyrut saldırısının üzerinden 40 yıl geçti: ABD ile yeni çatışma mümkün mü?

Yaşanması halinde bu, iki taraf arasında Hizbullah’ın Beyrut'taki ABD Deniz Kuvvetleri karargâhının bombalanmasından 40 yıl sonraki ilk savaş olacak.

ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)
ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)
TT

Hizbullah'ın Beyrut saldırısının üzerinden 40 yıl geçti: ABD ile yeni çatışma mümkün mü?

ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)
ABD kuvvetlerinin bölgedeki varlığına ve geçmişte meydana gelen ölümlere ilişkin tartışmalar sürüyor. (DVIDS)

David Schenker

23 Ekim, Hizbullah'ın Beyrut'taki ABD Deniz Kuvvetleri karargâhına düzenlediği bombalı saldırının 40’ıncı yıl dönümü...

Bu tarih, Hizbullah ile İsrail arasında gerilimin arttığı ve Gazze'nin bombalandığı döneme denk geliyor. ABD Ordusu, Hizbullah'a baskı yapmak ve İsrail ordusunun Gazze'ye karadan müdahale etmesi halinde Hizbullah'ın İsrail'in kuzeyine saldırmaması için Akdeniz'de Lübnan açıklarına devasa donanma gemileri konuşlandırdı.

241 ABD deniz piyadesinin ölümüne yol açan bu eylem, 11 Eylül 2001'e kadar ABD’lilere yönelik en ölümcül terör saldırısıydı. Nitekim bugüne kadar El Kaide dışında hiçbir terör örgütü o saldırıdakinden daha fazla asker öldürmedi.

Lübnan'da çok uluslu Amerikan-Fransız barışı koruma gücünün bir parçası olarak konuşlandırılan ABD kuvvetlerinin öldürülmesi kırk yıl önce gerçekleşmiş olmasına rağmen, bu, İran'ın vekil gücünün oluşturduğu tehlikenin sürekli bir hatırlatıcısı olarak ön plana çıkıyor.  Hizbullah'ın ABD’lileri en son hedef aldığı yıl, örgütün Suudi Arabistan'ın Dahran kentinde 19 ABD Hava Kuvvetleri mensubunun ölümüne yol açan el-Huber Kuleleri saldırısını gerçekleştirdiği 1996’ydı…

Gazze’de İsrail ile Hamas arasındaki savaş üçüncü haftasına girerken, Hizbullah'ın yeniden ABD’lileri hedef alabileceğine dair işaretler var.

ABD Başkanı Joe Biden, Hamas'ın 7 Ekim'de gerçekleştirdiği ve savaşın çıkmasına yol açan Aksa Tufanı operasyonundan kısa bir süre sonra ABD'nin İsrail'e desteğini açık ve net bir şekilde vurguladı. “İsrail'in yanındayız. İsrail'in vatandaşlarını korumak, kendisini savunmak ve bu saldırıya yanıt vermek için ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olmasını sağlayacağız” dedi. Bu açıklamaya, derhal silah ikmali yapılması ve Gazze'de Hamas'a karşı cezalandırıcı bir hava harekâtı için Washington'un açık desteği eşlik etti.

Daha da önemlisi ABD, Hizbullah için dış aktörleri, yani Hizbullah ve diğer İranlı vekil milisleri çatışmaya girmekten ve yeni cepheler açmaktan caydırmak için USS Gerald R. Ford uçak gemisi saldırı grubunu Doğu Akdeniz'e konuşlandırdı. Bu grubun konuşlandırılması ve ardından amfibi hazırlık grubunun konuşlandırılması, Hizbullah'ın hızlı tepkisine yol açtı.

“Lübnan'da çok uluslu Amerikan-Fransız barışı koruma gücünün bir parçası olarak konuşlandırılan ABD kuvvetlerinin öldürülmesi kırk yıl önce gerçekleşmiş olmasına rağmen, bu, İran'ın vekil gücünün oluşturduğu tehlikenin sürekli bir hatırlatıcısı olarak ön plana çıkıyor.”

11 Ekim'de Hizbullah'ın medya departmanı, ABD'nin İsrail'e verdiği desteği kınayarak şu açıklamayı yaptı:

“ABD'yi Siyonist İsrail saldırısının tam bir ortağı olarak görüyoruz ve onu dökülen kandan tamamen sorumlu tutuyoruz. Uçak gemisinin konumlandırılması adımının, nihai zafere ve tam kurtuluşa ulaşana kadar ne ulusumuzu ne de yüzleşmeye hazır direniş gruplarını korkutmayacağını güçlü bir şekilde yineliyoruz.”

İran ve vekili her zaman olduğu gibi yine aynı konumda. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, 16 Ekim'de yaptığı açıklamada ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin, “İsrail ile Filistinliler arasındaki çatışmaya askerî açıdan zaten müdahil olmasını sağladığını” belirtti.

İran, İsrail'in Gazze'ye yönelik harekâtında ABD'nin suç ortağı olduğuna kendisini ikna ettikten sonra, bir sonraki mantıksal adıma geçti. 19 Ekim'de Hizbullah dışındaki İran'a bağlı birkaç milis ABD kuvvetlerine saldırı düzenleyerek nispeten uzun süren sakinlik ve gerilimin azalması dönemine son verdi.

O gün Irak'ta İran destekli Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) milisleri, Ayn el-Esed ve el-Harir üslerinin yanı sıra Bağdat'taki Bağdat Diplomatik Destek Merkezi'ne insansız hava aracı (İHA) saldırıları gerçekleştirerek, ABD'nin DEAŞ karşıtı koalisyon güçlerini hedef aldı. Suriye'deki İran bağlantılı milisler de İHA’larını kullanarak et-Tanf Askeri Üssü ve CONOCO petrol tesisindeki ABD güçlerini hedef aldı. İHA’ların bir kısmı düşürülse de saldırılarda çok sayıda ABD’li ve yerli ortak yaralandı, ABD’li bir yetkili de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Bu arada Kızıldeniz'de bulunan USS Carney destroyeri, İran destekli Husi grubunun Yemen'de fırlattığı dört kara ve hava seyir füzesi ile 15 İHA’yı düşürdü. Füzelerin İsrail'e yönelik olduğuna inanılıyor, ancak İHA’ların ABD donanma gemisini hedef alma ihtimali de var.

“İran, İsrail'in Gazze'ye yönelik harekâtında ABD'nin suç ortağı olduğuna kendisini ikna ettikten sonra, bir sonraki mantıksal adıma geçti. 19 Ekim'de Hizbullah dışındaki İran'a bağlı birkaç milis ABD kuvvetlerine saldırı düzenleyerek nispeten uzun süren sakinlik ve gerilimin azalması dönemine son verdi.”

İran’ın vekil güçlerinin bölgedeki ABD kuvvetlerine yönelik kasıtlı saldırılarının, yalnızca destek yoluyla olsa bile, İsrail'in Gazze'deki harekâtına yönelik ABD müdahalesine karşı uyarıyı amaçladığı açıktır. Lübnan-İsrail sınırında operasyonlarını yoğunlaştıran Hizbullah dışında şu ana kadar çatışmaya başka hiçbir grup müdahale etmedi.

Şimdi, Haşdi Şabi güçleri ve Husilerin durumu tırmandırmasının ardından, Hizbullah'ın da ABD askerlerine karşı düşmanca eylemlere başlayıp başlamayacağı sorusu ortada duruyor.

İsrail'in Gazze'ye beklenen kara saldırısının bu gruplar açısından denklemi değiştirmesi muhtemel. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı analize göre İran, vekillerini savaşa teşvik edebilir veya yönlendirebilir ya da en azından bölge içindeki ve dışındaki ABD bireylerine ve çıkarlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir. Görünüşe göre İran şu anda Hizbullah'ı Hamas'ın hizmetinde zayıflatmak yerine, İsrail'in dini rejiminin nükleer programına olası herhangi bir saldırısına karşı en önemli caydırıcı varlığı olarak koruma eğiliminde.

Ancak Hizbullah ABD’lileri hedef alma çabalarına katılabilir. Hizbullah'ın halen varlığını sürdürdüğü Suriye'de ABD güçlerine karşı operasyonlar düzenlemesi ya da ABD içi de dahil olmak üzere yurtdışındaki ABD çıkarlarını hedef almaya çalışması muhtemeldir. Hizbullah uzun süredir Lübnan dışında faaliyet gösterme yeteneğini koruyor, ancak pek çok kişi Hizbullah’ın dış eylem kapasitesinin son yıllarda azaldığını söylüyor. ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), son on yılda Hizbullah'ın birçok kara para aklama planını ve aktivistlerinin ABD'ye kaçak yollarla gitmesini engelledi.

Hizbullah, 18 Ekim'de Beyrut'un güney banliyölerinde büyük bir yürüyüş düzenledi. Göstericiler, ABD bayraklarının yakılması ve artık zorunluluk haline gelen ‘Amerika'ya ölüm’ sloganlarının atılmasının ardından ABD büyükelçiliğine doğru ilerledi. Yüzlerce gösterici, Filistin ve Hizbullah bayrakları arasında elçilik görevlileriyle çatıştı. Sınırda artan gerilim nedeniyle ABD hükümeti bir gün sonra, Amerikan vatandaşlarına Lübnan'ı terk etmelerini tavsiye etti. Acaba bu uyarı, Hizbullah'ın ABD’lileri rehin alma uygulamasına geri dönebileceği korkusunun bir sonucu olarak yapılmış olabilir mi?

“İsrail'in Gazze'ye beklenen kara saldırısının bu gruplar açısından denklemi değiştirmesi muhtemel. İran, vekillerini savaşa teşvik edebilir veya yönlendirebilir ya da en azından bölge içindeki ve dışındaki ABD bireylerine ve çıkarlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir.”

Bölgedeki artan Amerikan askeri varlığının Hizbullah’a ne ölçüde caydırıcı etki yapabileceği henüz net değil. 20 Ekim'de ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'in Hamas'a karşı savaşını (Ukrayna'daki savaşla birlikte) ‘tarihte bir dönüm noktası’ olarak nitelendirdi. Bu, yönetiminin aynı yönde ilerlemeye ve İsrail'i desteklemeye kararlı olduğunu gösteriyor. Ancak birbirini izleyen ABD yönetimleri Ortadoğu'da güç kullanımı konusunda suskun kaldı ve bu da tehdidin inandırıcılığını en azından kısmen azalttı.

Geçen hafta Hizbullah yanlısı akademisyen Sadık en-Nabulsi, Al-Jadeed televizyonuna verdiği röportajda, ABD uçak gemilerinin milislere yönelik oluşturduğu tehlikeleri hafife aldı.

Temmuz 2022'de Hizbullah'ın İsrail'in deniz gaz platformu Kariş'e İHA operasyonu düzenlediğine dikkat çeken Nabulsi, Hizbullah'ın İHA’larının aynı zamanda ABD uçak gemisi USS Geral R. Ford’u da vurabilecek kapasitede olduğu uyarısında bulundu. Nabulsi, kayıtsız bir tavırla Beyrut'taki ABD Deniz Kuvvetleri karargahının bombalanmasından söz ederek şöyle dedi:

“1983 yılında Lübnan'da Amerikalıların başına gelenleri hatırlayın. O zaman apar topar geri çekilmiştiniz.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.