Birleşik Krallık Parlamenteri Layla Moran yazdı: Gazze'de mahsur kalan ailem için korkularım

Filistin asıllı Britanyalı parlamenter Layla Moran'a "Good Morning Britain"da Hamas'ın saldırı planından önceden haberdar olup olmadığı soruldu. Sunuculardan Richard Madeley, daha sonra bu sorudan dolayı özür diledi

Good Morning Britain'dan Richard Madeley, Liberal Demokrat parlamenter Layla Moran'a Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının önceden "kulağına gelip gelmediğini" sordu (ITV/Good Morning Britain)
Good Morning Britain'dan Richard Madeley, Liberal Demokrat parlamenter Layla Moran'a Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının önceden "kulağına gelip gelmediğini" sordu (ITV/Good Morning Britain)
TT

Birleşik Krallık Parlamenteri Layla Moran yazdı: Gazze'de mahsur kalan ailem için korkularım

Good Morning Britain'dan Richard Madeley, Liberal Demokrat parlamenter Layla Moran'a Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının önceden "kulağına gelip gelmediğini" sordu (ITV/Good Morning Britain)
Good Morning Britain'dan Richard Madeley, Liberal Demokrat parlamenter Layla Moran'a Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının önceden "kulağına gelip gelmediğini" sordu (ITV/Good Morning Britain)

Layla Moran 

Tahminen 500 kişinin hayatını kaybettiği ve sayısız kişinin yaralandığı Gazze'deki el-Ehli Arabi Baptist Hastanesi'nin yıkılması kalbimi tamamen paramparça etti. Bu satırları yazarken, bu iğrenç eylemden kimin sorumlu olduğu belirsizliğini koruyor ancak benim de bir parçası olduğum Birleşik Krallık'taki (BK) Filistin toplumu yas tutuyor. Görünüşe göre gerçekten korkunç bir felaketin eşiğindeyiz.

İsrail halkının ve BK'deki ve dünyanın dört bir yanındaki Yahudi toplumlarının 7 Ekim'de meydana gelen korkunç olayların ardından yaşadıkları acıyı kesinlikle paylaşıyorum. Liberal Demokratlar, bu barbarca yolu seçen her kim olursa olsun daima yaptığımız gibi Hamas'ın saldırılarını kesin bir dille kınıyor. Kadınlar ve çocuklar da dahil rehinelerin kaçırılması ve aşağılanması şüphesiz hem şoke edici hem de kabul edilemez. Rehinelerin hemen serbest bırakılması yönündeki talepleri yineliyor ve pazarlık kozu olarak kullanılmaları fikrinden tiksiniyoruz.

Toplum olarak hepimizi birleştiren şeyin bu derin keder ve kayıp duyguları olması son derece üzüntü verici. Oxford'da yerel Yahudi toplumu tarafından düzenlenen ve bu en zor zamanda birbirimize destek verip tek bir toplum olarak omuz omuza durduğumuz bir anma töreninde konuşmaktan onur duydum.

Gazze Şehri'nde geniş bir ailem var. Evleri İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından bombalanmış, bu yüzden bir kiliseye sığınmışlar. Korkarım halen oradalar çünkü orayı terk edemeyecek kadar yaşlı ve zayıflar. Bana gidecek yerleri olmadığını söylüyorlar. Yiyecekler tükeniyor ve temiz suları yok.

Gazze'deki insani durum hızla kötüleşiyor. 6 su kuyusu, üç pompa istasyonu, bir su deposu ve bir tuz giderme tesisi bombalandı. Birçok hastanede su basıncı o kadar düşük ki cerrahlar ekipmanlarını düzgün sterilize edemiyor. Refah sınır kapısı üzerinden Gazze'ye yardım malzemesi geçişine izin verilmesi, halkın fena halde ihtiyaç duyduğu temel mallara erişebilmesi için kesinlikle elzem.

Savaş Filistin halkıyla değil, Hamas'la. Uluslararası insani hukuka riayet edilmesi çok önemli. Ailem de dahil bu savunmasız kişilerin Hamas'ın yaptıklarından sorumlu tutulması doğru değil.

Kudüs ve Ramallah'ta yaşayan yakın akrabalarım için de son derece endişeliyim. Batı Şeria'da tecrit altında yaşıyorlar. Yetkililer bir şehirden diğerine gidenleri durduruyor ve şiddet giderek artıyor. Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi'ne göre Batı Şeria'da 7 Ekim'den beri 58 Filistinli öldürüldü ve 1176 kişi yaralandı. Devam eden bu çatışma tüm Filistinli toplulukları etkiliyor: Gazze'dekileri, Batı Şeria'dakileri ve diasporayı.

Şimdi birçok kişi bu noktaya nasıl geldiğimizi ve bunun bir daha asla yaşanmamasını nasıl sağlayacağımızı soruyor. Ama geçmiş bir önsözdür. Burada biraz kendi aile geçmişimden bahsedeceğim.

Büyük büyükbabam Vasıf Cevheriye, Filistinlilerin Osmanlı ve Britanya yönetimi altındaki yaşamı hakkında kapsamlı anılar kaleme almıştı. Farklı toplulukların yan yana yaşadığı ve geliştiği bir Kudüs tanımlıyordu. 1917'de Britanyalıların gelişini kutlamış ve Britanya mandası için çalışmıştı. Ancak o ve ailesi, bugün Nakba (kelime anlamı "felaket") olarak bilinen ve 750 bin Filistinlinin Filistin'den sürüldüğü ya da kaçtığı olay sırasında göç ettirildi. Anglofil olmasına rağmen, zamanın Britanya hükümetlerini bu konudaki rolleri için asla affetmedi.

Onun oğlu olan büyükbabam, 1946'da sağcı, yasadışı, militan bir Siyonist örgüt olan Irgun'un King David Oteli'ni bombalamasının ardından çocukken ailece Eriha'daki Ayartma Dağı'na nasıl sığındıklarına dair hikayeler anlatırdı. Geri dönüp dönmeyeceklerinden emin değillerdi. Ne yazık ki hiç dönemediler.

İşte böylece annem mülksüzleştirilmiş bir mülteci olarak büyüdü ve sık sık anavatanına dönemeyen bir Filistinli olarak hissettiği zihinsel ve fiziksel acılardan bahseder. Bu acıya kendimi hiç bu kadar yakın hissetmemiştim.

Benim korkum, bu olaylara daha da yakın olanlar arasında acının artan bir bölünmeye dönüşmesi. Gelecek birkaç gün ve hatta birkaç hafta çok zor olacak. Ancak tek çözüm siyasi çözüm olduğu için gözümüzü siyasi ufuktan ayırmamalıyız.

Bizim ve bölge halklarının, iki devletli çözüm de dahil kalıcı bir barış ihtimaline tutunmaya şiddetle ihtiyacı var. Sadece bu, şiddet döngüsünü kıracak ve hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin ihtiyaç duyduğu ve hak ettiği güvenliği sağlayacaktır.

Bu amaçla, Britanya'da başta Avrupa ve ABD olmak üzere her yerdeki uluslararası ortaklarımızla birlikte hareket etmeliyiz. Eğer bunu yapmazsak, bugün televizyon ekranlarımızda gördüğümüz dehşet, gelecek yıllarda da sadece ebediyen tekrarlanacak.

İsrail ve Filistin'deki herkes, haysiyetle ve korkudan azade yaşama temel hakkına sahip. Bu olaylardan sonra daha uzun bir yolumuz olabilir ancak bu olayların bize söylediği bir şey varsa o da bu iki halk arasında adil, sürdürülebilir ve gerçek bir barış için çok daha fazla çalışmamız gerektiğidir.

Layla Moran, Liberal Demokrat Parti Oxford West ve Abingdon parlamenteri, Liberal Demokrat Parti Gölge Dışişleri Bakanı ve Uluslararası Kalkınma Sözcüsüdür

Independent Türkçe



Boşaltma, yeniden konuşlanma ve gözetleme: İsrailli yerleşimci hareketi Rovvad el-Başan’ın Suriye’nin güneyine yönelik planı

İsraillilerin Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarını işgal etme girişimleri durmak bilmiyor (AFP)
İsraillilerin Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarını işgal etme girişimleri durmak bilmiyor (AFP)
TT

Boşaltma, yeniden konuşlanma ve gözetleme: İsrailli yerleşimci hareketi Rovvad el-Başan’ın Suriye’nin güneyine yönelik planı

İsraillilerin Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarını işgal etme girişimleri durmak bilmiyor (AFP)
İsraillilerin Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarını işgal etme girişimleri durmak bilmiyor (AFP)

Mustafa Rüstem

İsrail Lübnan, Suriye ve Filistin arasındaki dağların zirvelerini çağrıştıran adıyla Şeyh (Hermon) Dağı'nın tepelerinden Beşşar Esed rejiminin çöküşünden bu yana bölgenin jeopolitik coğrafyasına hâkim olma yolunda en çetin mücadelesini veriyor. Bu stratejik noktayı sıkı bir şekilde kavramış olan İsrail, kontrolü pekiştirme çabalarını yoğunlaştırıyor.

Öte yandan İsrail kara sınırına bakan dağın eteklerinde şüpheli hareketler yaşanıyor. İsrailli yerleşimciler bölgenin en su zengini ve verimli topraklarında yerleşim birimleri inşa etmek amacıyla ‘Başan’ olarak adlandırdıkları bölgedeki arazilere el koymak için planlar yapıyor.

Sınır çiti

İsrail ordusu, geçtiğimiz pazar günü yaklaşık 30 yerleşimcinin Başan bölgesindeki yerleşim projelerine onay ve yeşil ışık verilmesini talebiyle Suriye topraklarına girmelerinin engellendiğini duyurdu. Ertesi gün, yani pazartesi günü, aynı hareketten 10 yerleşimci daha sınır çitini geçtikten sonra gözaltına alındı.

Öte yandan İsrail ordusu bu eylemlerden mesafesini koruyarak konuyu askerlerin ve sivillerin hayatını tehdit eden ‘tehlikeli bir ihlal’ olarak nitelendirdi ve Suriye topraklarına yapılan bu baskını kınayan bir açıklama yayımladı.

Aynı süreçte İsrail Yayın Kurumu (IBA), yaşananların, İsrailli yerleşimci hareketi Rovvad el-Başan üyelerinin Suriye'ye geçmeye çalıştığı 24 saatten kısa bir süre içindeki dördüncü olay olduğunu duyurdu.

Güvenlik düğümü

Bu gelişmelere dikkati çeken Kuveyt merkezli Reconnaissance Araştırma Merkezi İcra Direktörü ve Washington Basın Kulübü üyesi Abdulaziz el-Anceri, Rovvad el-Başan hareketinin 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail güvenlik doktrinindeki geniş kapsamlı dönüşümden ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Dışarıdan bakıldığında Şeyh Dağı eteklerinde sınırlı bir yerleşim girişimi gibi görünen bu hareket, aslında Gazze'den Lübnan'ın güneyine, oradan da Suriye’nin güneyine uzanan bir hat boyunca İsrail'in mevzilerini tamamen ya da yarı nüfussuz tampon bölgelerle çevrelemeye dayanan daha geniş kapsamlı bir vizyonun parçası.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı haberde Anceri Anceri, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail, 1982-2000 yılları arasındaki Güney Lübnan deneyiminden önemli dersler çıkardı. Bu deneyim, yerleşik bir bölgenin doğrudan işgalinin maliyetli bir halk direnişini doğurabileceğini ortaya koyuyor. Bugün gördüğümüz şey ise gelecekteki yerel direniş ihtimalini en aza indirecek bir güvenlik ve demografik boşluk yaratma çabası gibi görünüyor. Gazze'de geniş çaplı yıkım, yaşanabilir alanın daraltılması ve tahrip edilmiş, insanın yaşayamayacağı tampon bölgeler oluşturulmasına dayanan bir model göze çarpıyor. Güney Lübnan'da ise İsrail, Litani Nehri’nin güneyiyle Mavi Hat arasında benzer bir gerçeklik dayatmaya çalışıyor gibi görünüyor. Suriye'de ise İsrail, önceki rejimin çöküşünü ve 1974 kuvvet ayrılığı anlaşmasının çözülmesini güneyin hassas bölgelerinde askeri manevra alanını genişletmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.”

Suriye’de 2024 yılı sonlarında yaşanan siyasi dönüşümün ardından İsrail'in Suriye ile 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın artık geçerliliğini yitirdiğini düşündüğü ve Esed rejimiyle yapılan eski düzenlemelerden bağımsız davrandığını açıklayan Anceri’ye göre İsrail’in Suriye'nin askeri cephaneliğine yönelik kapsamlı bombardımanları ve ardından gelen kademeli ilerlemeyi ve daha önce İsrail'in doğrudan hareket alanı dışında kalan bölgelerde ileri gözetleme noktaları kurulması bu çerçevede anlaşılabilir.

Cepheler ve kapasitelerin imhası

Bu gelişmeler yaşanırken gözlemciler, özellikle İsrail'e sınır bölgelerinde ve Şeyh Dağı eteklerinde son dönemde yaşanan gelişmelerin ciddi tehlikelerine dikkati çekiyor. Bir kesim, yaşananların Benjamin Netanyahu hükümetinin bir yılı aşkın süredir dayatmaya çalıştığı ilerleme operasyonunun devamı niteliğinde olduğunu değerlendiriyor. Bu süreçte hükümet, aşırı muhalif akımların iktidara gelmesinden duyduğu kaygıyı öne sürerek önceki rejimin çöküşünden ve Beşşar Esed'in 2024 yılı sonlarında Moskova'ya kaçmasından itibaren Suriye ordusunun stratejik silahlarını imha etmeye girişti. Bu amaçla Şam ve çevresi, Humus ile güneydeki sınır şehirlerindeki muharebe birliklerinin konuşlandığı belirli noktalara yönelik ilk günlerde yoğun hava saldırıları düzenlendi.

fbfrbg
Suriye'nin güneyindeki bir kontrol noktasında askeri bir araç (AFP)

Öte yandan Şam, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın hükümetinin göreve gelmesinden bu yana Suriye'nin başta komşu ülkeler olmak üzere bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kuracağına dair güvence mesajları verdi ve ABD gözetiminde İsrail ile bir güvenlik anlaşmasına varmak üzere görüşmeler başlattı.

Suriye'nin güneyindeki Dera şehrinden sivil aktivist Yaser el-Hatib, Rovvad el-Başan hareketinin hamlelerinin bir baskı aracından öteye geçmediğini söyledi.

Hatib, şöyle konuştu:

“Dera'daki ve Şeyh Dağı eteklerindeki halk, Suriye topraklarının bütünlüğünden yana. Bu hareketin kafasında kurduğu planların hiçbirinin hayata geçmesi mümkün değil. Bunu da, bölge halkının bilinci ve İsrail'in tüm kışkırtıcı eylemlerine karşı herkesin sergilediği soğukkanlılık sağlıyor.”

Rovvad el-Başan hareketi geçtiğimiz yıl nisan ayında kuruldu. Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler ile İsrail'in 1967'de işgal ettiği Suriye’nin Golan Tepeleri’nden gelen kişilerden oluşuyor. Hareketin üyeleri, Suriye topraklarında kalıcı yerleşim birimleri kurulmasını talep ediyor. Hareket, Tevrat'ta geçen ‘Başan’ bölgesiyle ilgili dini ve tarihi anlatılara dayanıyor. Tel Aviv'deki haberler, hareketin iktidar koalisyonunun içinden siyasi figürlerden destek gördüğüne işaret ediyor. Hareketin en öne çıkan siması ise sözcülüğünü yapan Amos Azarya.

Jeopolitik

Abdulaziz el-Anceri, “Rovvad el-Başan'ın önemi yalnızca örgütsel büyüklüğüyle değil, İsrail sağı içindeki siyasi ve yerleşimci eğilim hakkında ortaya koyabilecekleriyle ölçülmeli” ifadelerini kullandı.

Bu tür hareketlerin hedefleri konusundaki değerlendirmesinin başında Anceri, “Bu hareketler çoğunlukla sınırları test etmekle başlar. Sınırlı giriş, hesaplı sürtüşme, geçici çekilme ve ardından tekrarlayan geri dönüş... Sembolik eylem zamanla sahaya yansıyabilir ve ardından müzakere dosyasına, sonunda ise geri adım atılması güç bir fiili duruma dönüşebilir. Bu mantık, Batı Şeria'nın geniş kesimlerinde yaşananlardan pek de uzak değil" şeklinde konuştu.

Anceri, şöyle devam etti:

“Bence en tehlikeli boyut, Güney Suriye'de yaşananların salt askeri bir boyutla sınırlı kalmayıp jeopolitiğin bizzat yeniden tanımlanmasına yönelik bir girişimin göstergeleri olduğu ihtimali. Golan Tepeleri ve 1967 sınırları tartışmasından Suriye'yi yalnızca 1974 düzenlemelerine dönüş talebinde bulunmaya razı etmeye doğru bir kayma söz konusu. Yani işgal altındaki toprakların geri alınmasından kuvvet ayrılığı hattına dönüşle yetinmeye kadar Suriye'nin taleplerinin tavanı zamanla aşındırılabilir."

Bir insan hakları izleme kuruluşu, Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından yalnızca 2024 yılı sonu ile 2025 yılı ekim ayı arasında İsrail’den Suriye'nin güneyine yaklaşık 200 sızma girişimi tespit etti. Bunların 130'u piyade ve zırhlı birlikler tarafından gerçekleştirilen kara sızmalarıydı, bir kısmı derinlere uzanan ani operasyonlardı. Son dönemde Şam’ın kırsal kesimindeki Beyt Cin bölgesine kadar uzanan ve ardından geri çekilen bir kara müdahalesi ve bombalama operasyonu da bunlar arasında yer alıyor.

Dağ ve Başan Oku

Bu gelişmelerle birlikte İsrail ordusu, Suriye içlerine yönelik kara ve hava operasyonları yürütürken bir yılı aşkın süredir Şeyh Dağı'nı (Suriye ve Lübnan sınırlarına bakan 2 bin 800 metre yüksekliğindeki stratejik dağ) kontrol ediyor. Bu süreçte 36 Suriyeli hayatını kaybetti, Kuneytra kırsalında halka karşı gözaltılar ve baskınlar gerçekleştirildi. İsrail aynı zamanda Suriye topraklarını ele geçirerek tampon bölgeye dönüştürmek amacıyla ‘Başan Oku’ adlı bir operasyon başlattı. Beşşar Esed rejimin 2024 yılının aralık ayında çöküşünden 2025 yılının nisan ayına kadar kısa bir süre içinde sızdığı topraklar, uluslararası anlaşmaları açıkça ihlal eder biçimde yaklaşık 460 kilometrekareyi aştı.

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail ihlallerinin durdurulması çağrısında bulunurken BM Suriye Özel Temsilcisi Yardımcısı Claudio Cordone, İsrail'den gözaltındaki Suriyelilerin akıbetini açıklamasını talep etti. Cordone, ‘Kuneytra ve Dera'daki sızma, bombalama ve askeri operasyonları Suriye'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden, sivillere zarar veren eylemler’ olarak nitelendirdi.

Anceri ise bu denklemde Dürzi boyutunun göz ardı edilmemesi ve son derece temkinli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı. ‘Cebel el-Arab’ ya da ‘Cebel el-Düruz’ yerine ‘Cebel el-Başan’ gibi ifadelerin giderek yaygınlaştığına işaret eden Anceri, bazı çevrelerin Süveyda’daki Dürzileri işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yaşayan Dürzilerle ilişkilendirme girişimlerinde bulunduğuna ve Suveyda'dan Mecdel Şems'e, hatta Şuf bölgesine uzanan bir Dürzi koridorundan söz eden önerilerin sunulduğuna işaret etti ve bunların tamamının dikkatle izlenmeye değer söylemsel ve siyasi göstergeler olduğunun altını çizdi.

Anceri sözlerini şu tespitle noktaladı:

“Rovvad el-Başan'ın hedefi uzun vadede kademeli ve yavaş bir yerleşim. İsrail her zaman baştan resmi bir yerleşim projesi ilan etmek zorunda değil. Deneme niteliğinde bir harekete izin vermek, ardından onu güvenlik şemsiyesi altına almak ve zamanın onu müzakereye ya da normalleşmeye açık bir gerçeğe dönüştürmesini beklemek yeterli. Şeyh Dağı eteklerinde yaşananlar, büyük olasılıkla Gazze'den Güney Lübnan'a ve oradan Suriye'nin güneyine uzanan ve 'boşaltma, yeniden konuşlanma, gözetleme' ardından yeni bir siyasi ve güvenlik sınır mühendisliği öngören daha kapsamlı bir planın parçası. Arap dünyası ve uluslararası toplum tarafından açık bir bedel ortaya konmazsa bugün güvenlik adıyla başlayan bu hamle ileride uzun soluklu bir yerleşim projesine dönüşebilir."


İsrail ordusu, Lübnan sınırına yakın bölgede bir askerinin öldüğünü duyurdu

İsrail hava saldırısı Lübnan'ın güneyindeki Kfar Tebnit kasabasını hedef aldı (AFP)
İsrail hava saldırısı Lübnan'ın güneyindeki Kfar Tebnit kasabasını hedef aldı (AFP)
TT

İsrail ordusu, Lübnan sınırına yakın bölgede bir askerinin öldüğünü duyurdu

İsrail hava saldırısı Lübnan'ın güneyindeki Kfar Tebnit kasabasını hedef aldı (AFP)
İsrail hava saldırısı Lübnan'ın güneyindeki Kfar Tebnit kasabasını hedef aldı (AFP)

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, bir askerinin cuma günü Lübnan sınırı yakınlarında hayatını kaybettiğini duyurdu. Böylece, Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana ölen İsrail askeri sayısı 22’ye yükseldi.

Ordunun kısa açıklamasında, kuzeydeki Atlit kentinden 23 yaşındaki Başçavuş Noam Hamburger’in “İsrail’in kuzeyinde hayatını kaybettiği” belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre ordu açıklamasında, Hamburger’in cuma öğleden sonra Lübnan sınırı yakınlarında öldüğünü bildirdi.

2 Mart’ta Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana toplam 23 İsrailli — 22 asker ve bir sivil sözleşmeli personel — hayatını kaybetti.


İran, Hizbullah'a Lübnan'ın "İslamabad anlaşmasına" dahil edileceği sözünü verdi

Cuma günü Lübnan'ın güneyinde İsrail hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin tabutlarını taşıyan yaslılar (AFP)
Cuma günü Lübnan'ın güneyinde İsrail hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin tabutlarını taşıyan yaslılar (AFP)
TT

İran, Hizbullah'a Lübnan'ın "İslamabad anlaşmasına" dahil edileceği sözünü verdi

Cuma günü Lübnan'ın güneyinde İsrail hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin tabutlarını taşıyan yaslılar (AFP)
Cuma günü Lübnan'ın güneyinde İsrail hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin tabutlarını taşıyan yaslılar (AFP)

İran, dün Hizbullah’a verdiği mesajda, İslamabad’da yürütülen diplomatik sürecin bir parçası olarak Lübnan’ın da anlaşma kapsamında yer alacağını bildirdi. Tahran yönetimi, ABD ile İran’daki savaşı sona erdirecek bir anlaşma üzerinde görüşmeler yürütüyor.

Hizbullah’tan yapılan açıklamada, örgütün Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir mesaj aldığı belirtildi. Mesajda Tahran’ın Hizbullah’a verdiği destekten “vazgeçmeyeceği” vurgulanırken, ABD ile savaşı sona erdirmeye yönelik son öneride Lübnan’da “kalıcı ve istikrarlı biçimde savaşın durdurulmasının” da yer aldığı ifade edildi.

Devam eden müzakerelere rağmen Hizbullah, olası bir savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı İsrail’in hava savunma sistemlerine yönelik saldırılarını artırdı. Örgüt, dün yaptığı açıklamada, iki ana askeri noktada bulunan dört hava savunma sistemini (Demir Kubbe) hedef aldığını duyurdu. Hizbullah, bir gün önce de başka bir savunma sistemini vurduğunu açıklamıştı.

Buna karşılık İsrail ordusu Lübnan toprakları içindeki saldırılarını yoğunlaştırdı ve güneydeki 15 kasaba için tahliye uyarısı yayınladı.