İran destekçileri Irak'ta ABD'ye karşı çatışmaya itiliyor

Bölgedeki hareketlenmenin arkasında Gazze'deki savaşın etkisi var.

Göstericiler 18 Ekim'de, Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge'ye giden asma köprünün yakınında toplandı. (AFP)
Göstericiler 18 Ekim'de, Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge'ye giden asma köprünün yakınında toplandı. (AFP)
TT

İran destekçileri Irak'ta ABD'ye karşı çatışmaya itiliyor

Göstericiler 18 Ekim'de, Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge'ye giden asma köprünün yakınında toplandı. (AFP)
Göstericiler 18 Ekim'de, Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Yeşil Bölge'ye giden asma köprünün yakınında toplandı. (AFP)

Rüstem Mahmud

Irak'ta çeşitli alanlarda hayati çıkarları ve iki askeri üssü bulunan ABD ile İran'a ‘sadık’ Iraklı silahlı gruplar arasında aylarca süren sükûnetin ardından son birkaç gündür yaşananlar, bu sakinliğin bozulma olasılığına işaret ediyor. İsrail'in Gazze'ye yönelik savaş tarzı ve İran’a sadık grupların kendi menfaatleri uğruna elde etmek istedikleri birtakım kazanımlar bu durumu tetikleyecek. Ayrıca bu esnada savaş sırasında İsrail'e verdiği tam destek nedeniyle Irak halkının ABD'ye karşı duyduğu kızgınlıktan yararlanacaklar. Aynı şekilde bölgenin şu anda içinde bulunduğu hassas güvenlik durumu da istismar edilebilir. Bu noktada ABD'nin ne pahasına olursa olsun savaşın kapsamını genişletmeme çabası da göz önünde bulundurulacaktır.

Artan hareketlenme

Irak Parlamento üyesi ve Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) liderlerinden Hadi el-Amiri, Asaib Ehl-i Hak Hareketi Genel Sekreteri Kays el-Hazali, bir dizi Iraklı İran yanlısı siyasetçi ve askeri lider tarafından Irak'taki ABD askeri çıkarlarını ve üslerini hedef alan tehditler ardı ardına geldi.

İlk saha operasyonları, 18 Ekim Çarşamba günü Irak'ın batısındaki Anbar vilayetinde bulunan Ayn el-Esed Hava Üssü’nün iki insansız hava aracı (İHA) ile hedef alınmasıyla gerçekleştirildi. ABD ordusu, üssün hava sahasına ulaşmadan İHA’ları vurduğunu bildirdi. Aynı gün Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Terörle Mücadele Servisi, Erbil'in kuzeyindeki el-Harir Üssü yakınlarına bir İHA’nın zarar görmeden düştüğünü duyurdu.

İki saldırıdan sadece iki gün sonra Irak güvenlik kaynakları, iki İHA’nın Ayn el-Esed Hava Üssü’ne yeniden saldırdığını ortaya çıkardı. ABD güçleri bunlardan birini vurmayı başardı, diğeri ise düştü. Bu olay, Irak Savunma Bakanı Sabit el-Abbasi'nin üssü ziyaret etmesinden birkaç saat sonra gerçekleşti. Bakanlık’tan yapılan açıklamada, ziyaretin ‘güvenlik durumunun takibi ve vilayetteki birimlerin denetlenmesi’ amaçlı olduğu belirtildi. Aynı gün Irak'taki silahlı gruplar tarafından yapılan açıklamada, üyelerinin IKBY’deki el-Harir Üssü’nü hedef almak üzere geri döndüğü kaydedildi. Bu arada Erbil kentindeki ABD Konsolosluğu'nun ihtiyati güvenlik tedbirleri aldığı ve el-Harir Üssü'ndeki ABD kuvvetlerinin ‘savunma siperleri kazmak’ da dahil olmak üzere ‘her türlü acil duruma karşı tam hazırlık’ aşamasına girdiği haberleri yayıldı.

Irak Ordusu’nun 7’nci Tümeni’nin 29’uncu Tugayı, devriyelerinin Ayn el-Esed Hava Üssü’ne yönlendirilmiş, sökülmüş Grad füzelerini taşıyan bir füze fırlatma rampası bulduğunu açıkladı.

Aynı bağlamda Iraklı Kürt kaynaklar, Haşdi Şabi’ye bağlı grupların Suriye sınırı yakınlarındaki Sincar bölgesinde (Ezidi Kürtlerin çoğunlukta olduğu) yoğun hareketlilik içinde olduğunu bildirdi. Kaynaklar, bu bölgede Suriye tarafındaki ABD askeri üslerine yönelik roket fırlatma rampaları kurulduğunu tahmin ettiklerini ifade ettiler. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Irak’taki İslami direniş grupları, daha sonra yaptıkları bir açıklamada 20 Ekim Cuma sabahı ‘Deyrizor kırsalındaki Koniko gaz sahasında bulunan bir Amerikan işgal üssüne füze attıklarını’ duyurdu. Bu bilgi daha sonra ABD ordusu tarafından da doğrulandı.

“Ekim 2021'deki parlamento seçimlerinden, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin Ekim 2022'de seçilmesine kadar geçen bir yıllık süreç içerisinde Irak, bir yandan İran'a yakın siyasi güçler, diğer yandan Sadr Hareketi ile Kürt-Sünni müttefikleri arasında fırtınalı bir siyasi krize tanık oldu.”

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, son dönemde yaşanan gerilimin ışığında ABD'nin Ortadoğu'daki askeri hazırlığının güçlendirildiğini duyurarak “THAAD füzesavar sistemi ve ek Patriot hava savunma bataryaları bölge genelinde konuşlandırılacak” dedi. Gözlemciler bu takviyelerin çoğunluğunun Irak'taki ABD üslerine olmasını bekliyor.

Mutabık kalınan uzlaşı formülü

Gazze Savaşı'na giden döneme ve bu yeni gerilime değinen Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Irak'taki güvenlik durumunu “2003'ten bu yana en istikrarlı dönemini yaşıyor” olarak tanımlıyor. Al Majalla’nın temasa geçtiği güvenlik uzmanları, bunu ABD ile İran'a yakın Iraklı güçler arasında iki yıl boyunca art arda biriken, üzerinde mutabakata varılan dört siyasi faktöre bağlıyor.

Eski Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi hükümetinin son aylarında ABD, Irak'taki Amerikan askeri varlığının geleceği için bir ‘uzlaşı formülü’ üzerinde anlaşmaya vardı. Söz konusu formül kapsamında Irak'taki muharebe rolünün ve misyonunun sona erdirilmesi, bir dizi askeri üssün tasfiye edilmesi ve binlerce Amerikan askerinin Irak'tan çekilmesi kabul edildi.

Ekim 2021'deki parlamento seçimlerinden, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin Ekim 2022'de seçilmesine kadar geçen bir yıllık süreç içerisinde Irak, bir yandan İran'a yakın siyasi güçler, diğer yandan Sadr Hareketi ile Kürt-Sünni müttefikleri arasında fırtınalı bir siyasi krize tanık oldu. ABD, İran'a yakın yeni Irak hükümetini kabul etti. ABD, ekonomik olsun siyasi olsun bu hükümete destek verdi. Yeni kurulan hükümetin enerji dosyalarını ve Irak hükümetinin mali yeniden yapılandırılmasını destekledi. ABD’li yetkililer, Irak'ı ziyaret etti ve Sudani’yi Beyaz Saray'a davet ederek onunla kapsamlı bir iş birliği yaptı.

Fotoğraf Altı: Bağdat, 13 Ekim’de Filistin’e destek gösterisine ev sahipliği yaptı. (AP)
Bağdat, 13 Ekim’de Filistin’e destek gösterisine ev sahipliği yaptı. (AP)

Ancak Sudani hükümetinin görev yaptığı tüm yıl boyunca ABD, IKBY’ye yeterince destek vermedi. IKBY, siyasi olarak ABD'ye en yakın Irak tarafı olup, İran ve ona yakın Irak güçlerinin kontrolü dışındaki tek Irak bölgesi olarak ön plana çıkıyor. ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) IKBY’deki Kürt mülteci kamplarına yönelik füze saldırılarına da göz yumdu. Merkezi bütçeden bölgenin payını kestikten ve bölgenin petrolünü Türkiye üzerinden ihraç etmesini engelledikten sonra merkezi Irak hükümeti üzerinde siyasi veya mali baskı uygulamadı.

Birbirini takip eden bu adımlar boyunca, bir dizi anlaşmaya varılan gizli ABD/İran müzakereleri yaşandı. Bunların arasında ABD'nin İran hükümetine dondurulmuş İran fonlarındaki altı milyar doları ve her iki tarafça tutulan esirlerin karşılıklı serbest bırakılması da var.

“Geçtiğimiz iki yıl, özellikle Haşdi Şabi gruplarının ve İran'a yakın siyasi güçlerin ABD ile yaptığı anlaşma nedeniyle Şii çoğunluğun bulunduğu orta ve güney bölgelerde ABD varlığının en olumlu karşılandığı dönem oldu.”

Bu olaylar, iki taraf arasında karşılıklı anlaşmaya dayalı bir anlaşma yarattı. Ancak yakın ufukta net dönüşümler görünüyor.

ABD tereddüdü ve Irak'ın mizaç değişimi

Iraklı araştırmacı yazar Şevan Mezuri, Al Majalla’ya verdiği demeçte son iki yılın, özellikle Haşdi Şabi gruplarının ve İran'a yakın siyasi güçlerin ABD ile yaptığı anlaşma nedeniyle Şii çoğunluğun bulunduğu orta ve güney bölgelerde ABD varlığının en olumlu karşılandığı dönem olduğunu açıklıyor. Buna karşın Irak mali kaynaklarında gözle görülür bir artışa tanık oldu ve büyük Amerikan ve Avrupalı ​​uluslararası şirketlerle temiz enerji anlaşmalarının imzalanmasıyla başlayan dev ekonomik ve siyasi projelerin özellikleri ufukta belirdi. Bu, Ortadoğu'yu Avrupa Kıtası’na bağlayacak ‘Türkiye – Irak Kalkınma Yolu’ girişimiyle ve Çin ile ‘Bir Kuşak Bir Yol’ girişimine girmekten geçiyor.

Mezuri açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Haşdi Şabi ve onlara sponsor olan siyasi güçler bu dönem boyunca olağanüstü bir coşku hissettiler. ABD onu Irak'ın fiili hükümdarı olarak kabul etti. Ekonomik, güvenlik ve sosyal hakimiyeti netleşti. Haşdi Şabi'ye en çok düşman olan iki siyasi taraf IKBY ve Sadr Hareketi zayıfladı. Bununla birlikte desteklediği hükümete, halkın kendisine yönelik öfkesini hafifletmek amacıyla bazı ekonomik projeler ve başarılar elde etmesi için alan tanındı ve birçok iç kurum yeniden formüle edildi. Onlarca parlamento kanunu ve mevzuatı geçirerek halk tarafından kabul gördü.”

Mezuri'nin açıkladığı gibi bu formülün mevcut şartlara göre devam etmesi mümkün görünmüyor. Irak kamuoyunun Gazze halkına yönelik sempatisi keskin. İran'a yakın kesimler, bir yandan bu dönüşümü gerçekleştirmek amacıyla onu istismar etmek, diğer yandan da İran'ın yararına ABD üzerinde çeşitli baskılar yaratmak için her türlü çabayı gösterecek. ABD, mevcut savaş alanını genişletmemek adına kendi zaman ve koşullarında en temkinli ve muhafazakâr tavrını sergiliyor.

Gösteriler ve halk girişimleri kamuoyundaki bu değişimin göstergesidir. Ayrıca Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin Kahire Barış Zirvesi’nde yaptığı duygusal konuşma, Irak hükümetinin bir tarafta İran ve Haşdi Şabi gruplar, diğer tarafta ABD arasında dengeli bir bölgede kalamayacağını gösterdi. ABD'nin Haşdi Şabi çatışmalarına herhangi bir şekilde karşılık verme konusundaki çekincesi -şimdiye kadar- ABD'nin muammalı durumunun kanıtıdır.

Hizbullah deneyimini geri kazanmak

Bu, her durumda, İran'a yakın ve ona sadık olan Iraklı grupların, Filistinliler adına doğrudan bir askeri çatışmaya girebilecekleri anlamına gelmiyor. Aksine, denklemi ve Irak'ın iç dengesini giderek daha fazla kendi lehine yeniden formüle etme amacıyla, yalnızca Irak'ta ABD'ye ve kendisine yakın olan Irak güçlerine karşı siyasi ve güvenlik kazanımları elde etmek için bölgesel koşulları kullanıyorlar.

Irak'taki ABD askeri üslerine ve ABD’nin hayati çıkarlarına karşı ‘Gazze'yi destekleme’ levhası altındaki bu gerilim, Haşdi Şabi'ye düşman olan Sünni siyasi güçler de dahil olmak üzere çeşitli Iraklı siyasi güçleri, onun söylem ve stratejisine boyun eğmeye zorlayacaktır. Söz konusu gerilim ayrıca IKBY üzerinde karmaşık askeri ve güvenlik baskıları yaratmasına izin verecektir. Irak’ın güvenlik istikrarını bozmak ve Irak'ın geri kalan sınırlarına daha fazla birlik ve füze platformu konuşlandırmak suretiyle bunu yapacaktır. Bölgenin merkezi hükümetle olan tüm mutabakatlarını sona erdirecektir.

“Irak'taki ABD askeri üslerine ve ABD’nin hayati çıkarlarına karşı ‘Gazze'yi destekleme’ levhası altındaki bu gerilim, Haşdi Şabi'ye düşman olan Sünni siyasi güçler de dahil olmak üzere çeşitli Iraklı siyasi güçleri, onun söylem ve stratejisine boyun eğmeye zorlayacaktır.”

Ancak bu taraflar için en önemli çaba meşruiyetin tesis edilmesidir. Gazze'de olup bitenlere ilişkin ABD'nin tutumuna karşı Irak halkının kızgınlığının giderek artmasıyla birlikte, bölgenin tam da savaş benzeri bir iklime gömülmesi, Irak merkezi hükümetinin veya IKBY’nin Filistinlilerin yararına pratik bir hamle yapamaması ışığında, Haşdi Şabi fraksiyonları, ne kadar basit olursa olsun bir şeyler yapabilecek tek taraf olarak kendilerini sunacak.

Fotoğraf Altı: Telafer'deki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) mensup savaşçılar. (AFP)
Telafer'deki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) mensup savaşçılar. (AFP)

Sonunda bu gruplar geri dönecek ve Hizbullah'ın 1980'lerin başından beri yaptığı gibi, bu uygulama için siyasi ve askeri tazminat talep edecekler. Bu eylem ne kadar mütevazı ve kontrollü olursa olsun, sahada hareket etme yeteneğinin tekelleştirilmesi, meşruiyet tesis etmenin ve tam hegemonya yaratmanın aracıdır. Irak'taki Haşdi Şabi gruplarının şu anda toparlanmaya çalıştığı durum budur.

Haşdi Şabi grupları ve onları destekleyen siyasi partiler, Irak'ta ABD ile karşı karşıya gelmenin ‘kontrollü çatışma’ çerçevesinde kalması gerektiğinin farkında. Bu çatışma, Gazze'de yaşananlarla aynı tarzda, ABD'nin kendisinin kabul edebileceği ve katlanabileceği şekilde bu gruplarla Irak sınırları içerisinde kapsamlı ve radikal bir çatışmaya girmeye zorlanmadan gerçekleştirilmelidir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.