Hamas ile mücadele için uluslararası koalisyonun canlandırılması önerisi hakkında 5 önemli nokta

Macron, başbakanın odaklandığı ‘insani ateşkesi’ görmezden geldi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)
TT

Hamas ile mücadele için uluslararası koalisyonun canlandırılması önerisi hakkında 5 önemli nokta

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Kudüs’te ortak basın toplantısı düzenledi. (AP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesinin ardından düzenlediği ortak basın toplantısında, DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun çalışma kapsamının Hamas’la mücadeleyi de kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik sunduğu teklif birçok soruyu gündeme getiriyor.

Macron açıklamasında şunları söyledi:

“İsrail’in (ve aynı şekilde Fransa’nın ve tüm demokrasilerin de) önceliği terör gruplarının yenilgiye uğratılmasıdır. Bu yüzden, söz konusu grupların hedefinde olan bizler, basit bir şey söylemek istiyoruz: Yalnız değilsiniz. Bu doğrultuda Fransa, Suriye ve Irak’taki operasyonlarında aktif olarak yer aldığı DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun Hamas’la da mücadele etmesi için çalışmaya hazır. Bu sabah da belirttiğim gibi uluslararası ortaklarımıza, hepimizi tehdit eden terörist gruplarla mücadele etmek için bölgesel ve uluslararası bir koalisyon kurmayı önereceğim. Bunun hem İsrail’in çıkarı ve güvenliğine hem de bu ve benzeri gruplar tarafından tehdit edilen komşularınızın çıkarı ve güvenliğine hizmet edeceğine inanıyorum.”

Macron’dan ‘sürpriz’ hamle

Paris’teki siyasi kaynaklar, Macron’un bu hamlesini ‘sürpriz’ olarak nitelendirerek başbakanın, dışişleri bakanının veya savunma bakanının 7 Ekim’den bu yana hiçbir müdahalesinde ve açıklamasında buna değinmediğine işaret ettiler. Fransa Başbakanı Elisabeth Borne, pazartesi öğleden sonra Fransız Parlamentosu’nda yaptığı uzun konuşmasında ülkesinin politikasını etraflıca ele almıştı. Bu sırada Macron’un İsrail’de Başbakan Netanyahu ve aynı zamanda cumhurbaşkanı, eski savunma bakanı ve muhalefet ile görüşeceği konular üzerinde durmuştu.

Fotoğraf Altı: Fransa Başbakanı Elisabeth Borne dün Parlamento İşleri Bakanı ile Ulusal Meclis’te Gazze’deki savaş hakkında konuşma yaptı. (AFP)
 Fransa Başbakanı Elisabeth Borne dün Parlamento İşleri Bakanı ile Ulusal Meclis’te Gazze’deki savaş hakkında konuşma yaptı. (AFP)

Ancak en büyük eksiklik, özellikle uluslararası kuvvet meselesiydi. Üstelik Macron’un Arap veya Avrupalı ​​liderlerin çoğuyla veya ABD Başkanı ile yaptığı temasların hiçbirinde de bu yönde bir şey gelmemişti. Ayrıca Elysee kaynakları, Macron’un beklenen İsrail ziyaretine ilişkin açıklamalarında uluslararası güçten, Hamas’a karşı mücadeleden ve Fransa’nın bundaki rolünden hiç bahsetmemişti.

Belirsizliğin netleştirilmesi

Macron’un teklifi belirsiz olduğundan, ona eşlik eden kaynaklar bunu açıklığa kavuşturmaya çalıştı. Basın toplantısının ardından, ‘kastının ya yeni bir koalisyon kurmak ya da ABD’nin Irak’taki üsleriyle başını çektiği DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun çalışma kapsamını Hamas’ı kapsayacak şekilde genişletmek’ olduğunu söylediler. Bu konunun “İsrail’in ne istediğine bağlı olduğunu” da sözlerine eklediler.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre siyasi kaynaklar, böyle bir şeyi başarmanın çeşitli nedenlerden dolayı zor olacağını savunuyor. Birincisi, ‘Hamas’ı DEAŞ ile bağlayan hiçbir şey yok’ ve bu nedenle onları aynı kefeye koymak hem siyasi hem de askeri bir hata olur. İkincisi ise Uluslararası Koalisyon çerçevesinde DEAŞ’a karşı mücadeleye katılan Arap ülkeleri, Gazze Şeridi’nde yürütülecek savaşta genel olarak İsrail, ABD ve Batılı güçlerle birlikte çalışmayı kabul etmez.

Fotoğraf Altı: Fransa Cumhurbaşkanı ve Filistin Yönetimi Başkanı dün öğleden sonra Ramallah’ta bir araya geldi. (AP)
 Fransa Cumhurbaşkanı ve Filistin Yönetimi Başkanı dün öğleden sonra Ramallah’ta bir araya geldi. (AP)

Üçüncü sebep; böyle bir planı hayata geçirmek Filistin Yönetimi’ni ve Başkan Mahmud Abbas’ı şu anda olduğundan daha fazla ikinci plana itmiş olur. Dolayısıyla daha sonra siyasi bir rol oynamasını engeller. Özellikle de savaşın bitimini takip eden sözde ‘ertesi gün’ düşünüldüğünde, Hamas’ın ‘ortadan kaldırılması’ sonrasında Filistin Yönetimi’nin ve onun Gazze’ye dönüşünün önemli rolü dikkat çekiyor. Dördüncü sebep; Fransa’nın önerisi, Gazze sakinlerinin tavrının ne olacağını, Arap sokaklarının Gazze’ye karşı saldırıya katılan ABD uçaklarını gördüklerinde nasıl bir tepki göstereceklerini ve bunun ne gibi yansımaları olacağını dikkate almıyor. Son olarak Hamas’ın tepkisinin nasıl olacağını ve elindeki rehineler ile ilgili meselede ne olacağını kimse kestiremez, ki Macron bu rehinelerin serbest bırakılmasını temaslarının esas amacı olarak servis etmişti.

Macron’un önerisini doğaçlama söylemesi

Macron’a eşlik eden kaynakların daha sonra, istenilen şeyin ‘DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu model olarak alıp Hamas ile mücadelede bundan ne alınabileceğine bakmak’ olduğunu belirtmeleri Macron’un önerisini doğaçlama bir şekilde düşünmeden söylediğinin göstergesiydi. Kaynaklar açıklamalarında “Dolayısıyla bu bağlamda ortaklarımızla ve İsrail’le birlikte düşünme sürecindeyiz ve öncelikle ortaklarımız ve İsrail ihtiyaçlarını dile getirecek” ifadesini kullandılar.

Son olarak söz konusu kaynaklar DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun çalışma şekline işaretle şunları söyledi:

“Bu, sadece saha operasyonlarıyla sınırlı değil, Irak güçlerinin eğitilmesini ve istihbarat bilgilerinin paylaşılmasını da kapsıyor.”

Tüm bunlar, Fransa’nın önerisinin ‘olgunlaşmamış’ olduğunu ve İsrail’in Gazze’yi karadan işgal etmeye hazırlandığı bir sırada hayata geçirileceğinin kesin olmadığını gösteriyor. Paris’ten ilk tepki eski cumhurbaşkanı adayı ve aşırı solcu La France Insoumise (LFI, Boyun Eğmeyen Fransa) partisinin lideri Jean-Luc Melenchon’dan geldi. Macron’un önerisini eleştiren solcu lider, bunun, Fransız diplomasisinin vakti zamanında karşı çıktığı eski ABD Başkanı George W. Bush’un desteklediği ‘teröre karşı savaş teorisine geri dönüşü’ temsil ettiğini savundu.

Fotoğraf Altı: İsrail’in bombardımanları Gazze şehrinde büyük bir yıkıma neden oldu. (DPA)
İsrail’in bombardımanları Gazze şehrinde büyük bir yıkıma neden oldu. (DPA)

‘İnsani ateşkes’ göz ardı edildi

Fransa Başbakanı ve Elysee danışmanları ‘insani ateşkes’ meselesine odaklanıp bunu düşmanlıkları durdurmanın ‘olası bir başlangıcı’ olarak nitelendirirken, Netanyahu ile basına kapalı bir toplantı yapan ve daha sonra iki tarafın heyetlerinin katıldığı kapsamlı bir görüşme gerçekleştiren Fransa Cumhurbaşkanı’nın yakından ve uzaktan bu meseleye değinmemesi dikkat çekti.

Aynı şekilde Fransa Cumhurbaşkanı, İsrail Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında İsrail ordusunun gerçekleştirdiği çok yönlü bombalama operasyonlarının kurbanlarına ilişkin de herhangi bir şey söylemedi. İsrail’in bombardımanları Gazze Şeridi’ndeki bölgelerin yıkılmasının yanı sıra, şu ana kadar beş binden fazla Filistinlinin ölümüne ve çok sayıda yaralıya neden oldu.

Elysee danışmanlarından biri, Hamas’ı yok etme hedefiyle Gazze’yi işgal etmeye hazırlanan İsrail ordusunun bunu uluslararası hukuka saygı çerçevesinde yapmasının zor olacağını söyledi. Macron, Netanyahu’ya ‘İsrail demokrasisinin, Hamas’ın rehinesi olarak tanımladığı sivillere zarar vermemek de dahil olmak üzere bir dizi standarda saygı göstermesi gerektiğini’ tekrarladı.



Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.


Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş

) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
TT

Belge: Trump, 2006 yılında bir polis şefine Epstein’ın ne yaptığını ‘herkesin’ bildiğini söylemiş

) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)
) ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein’ın dosyalarını yayınlamasıyla birlikte ortaya çıkan belgeler (AP)

Yeni yayımlanan bir FBI röportajı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, cinsel suçlardan hüküm giymiş Jeffrey Epstein hakkında hiçbir şey bilmediği yönündeki açıklamasını sorgulattı. Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Epstein’la olan ilişkisi konusunda Kongre üyelerinin sorularıyla karşı karşıya kaldı.

Bugünkü gelişmeler, Epstein skandalının Trump yönetimi için hâlâ ciddi bir siyasi yük oluşturduğunu gösteriyor. Bu durum, Adalet Bakanlığı’nın haftalar önce hem Cumhuriyetçi hem Demokrat partilerin önerisiyle, Epstein’la ilgili milyonlarca belgeyi yayımlamasının ardından ortaya çıktı.

Belgeler, Epstein’ın siyaset, finans, iş dünyası ve akademi çevrelerindeki üst düzey kişilerle ilişkilerine dair yeni ayrıntıların açığa çıkmasıyla yurtdışında da krizlere yol açtı.

FBI dosyalarında yer alan 2019 tarihli Palm Beach, Florida Polis Şefi röportajı özetine göre, Epstein’a yönelik ilk cinsel suç suçlamaları ortaya çıktığında, Temmuz 2006’da Trump’ın polis şefini aradığı kaydedildi.

Polis şefi Michael Reiter, Trump’ın kendisine “Onu yakaladığın için şükürler olsun… Herkes onun ne yaptığını biliyor” dediğini aktardı.

Belgeye göre Trump, Reiter’e New York halkının Epstein’ın yaptıklarını bildiğini söylemiş ve Epstein’ın ortağı Ghislaine Maxwell’in ‘kötü niyetli bir kişi’ olduğunu ifade etmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, söz konusu telefon görüşmesiyle ilgili olarak, “Başkanın 20 yıl önce kolluk kuvvetlerini aradığını gösteren herhangi bir delilimiz yok” açıklamasını yaptı.

Trump, yıllarca Epstein ile arkadaş oldu, ancak ilk tutuklamasından önce aralarında anlaşmazlık yaşandığını söyledi. Başkan, Epstein’ın suçlarından haberdar olmadığını defalarca yineledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump’ın Epstein ile ilişkisini sonlandırma konusunda ‘dürüst ve şeffaf’ olduğunu belirtti.

Leavitt, “2006’da böyle bir telefon görüşmesi olmuş da olabilir, olmamış da… Bu sorunun yanıtını bilmiyorum” dedi.

Epstein, 2019’da New York’taki bir cezaevinde, yargılanmayı beklerken ölü bulundu. Ölümü resmi olarak intihar olarak kaydedilmiş olsa da yıllar boyunca bazı komplo teorilerini tetikledi. Bu teoriler arasında, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyası sırasında destekçileri arasında yaydığı bazı iddialar da yer aldı.


Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP
TT

Bahoz Erdal ve PKK liderleri Suriye'den ayrılıyor

Al-Majalla/AFP
Al-Majalla/AFP

İbrahim Hamidi

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın en hassas hükümleri, sessizce ve herhangi bir açıklama yapılmadan uygulanıyor. Bu hükümler, Türk makamları tarafından aranan yabancı uyruklu PKK üyeleri ve liderlerinin Suriye topraklarından çıkarılmasını öngörüyor.

Bu kişilerin büyük bir kısmı son günlerde, Suriye-Irak-Türkiye sınır bölgesinde yıllardır üzerinde çalıştıkları tünellerden çıktı. Bunların arasında Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin de vardı. Hüseyin, 1969'da Haseke’nin el-Malikiye ilçesinde doğdu. Şam Üniversitesi'nde tıp okudu ve ‘doktor’ unvanı aldı. PKK'nın askeri kanadının en önde gelen liderlerinden biriydi ve SDG'nin belkemiği olan Kürt Halkı Koruma Birlikleri'nin (YPG) kurulmasında rol oynadı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında müzakereler yapıldı. Bu müzakerelerin şartlarından biri PKK liderlerinin Suriye'den ayrılmasıydı. Bu aynı zamanda Ankara'nın Şam'a ilettiği Türkiye’nin bir talebiydi. Bir yandan Türk hükümeti ile Türkiye'de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki barış süreci, diğer yandan Şam ile SDG arasındaki müzakereler arasında bağlantı kuruldu.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmada ‘Kürdistan’ meselesine değinilmemiş olsa da 18 Ocak'ta imzalanan belgenin maddelerinden birinde “SDG, komşuluk ilişkilerinde egemenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından tüm Suriyeli olmayan PKK lider ve üyelerini uzaklaştırmayı taahhüt eder” ifadesi yer aldı.

Son zamanlarda birçok lider ve yetkili, Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması ve kararlarını Kandil Dağları'ndan ziyade Suriye'ye göre alması gerektiğini iletti.

Mesud Barzani'nin liderliğinde yürütülen arabuluculuk çabaları sırasında Şara, Abdi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Türkiye ile yapılan toplantı ve görüşmelerde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümeti Abdi'ye PKK liderlerinin sınır dışı edilmesi ve onunla ilişkilerin kesilmesi konusunu gündeme getirdi. Onunla bağlantılı iki grup olan silahlı kanat ve ‘Devrim Gençliği’ konusu da gündeme getirildi. Bu örgütlere binlerce kişi üyeydi, bunların arasında yaklaşık bin kadar Suriyeli olmayan kişi de vardı.

30 Ocak'ta açıklanan Şara ve Abdi arasındaki anlaşmada benzer bir madde yer almıyordu. Ancak sekizinci madde, Kara Limanları İdaresi'nden bir ekibin Semelka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesini, sivil çalışanların güvenliğini sağlamasını, sınır kapılarının sınır dışından silah ve yabancıların getirilmesi için kullanılmasının önlemesini ve sınır kapılarını derhal faaliyete geçirmeyi öngörüyordu. Bu madde, yabancıların ve PKK'nın resmi kanallardan veya kaçakçılık yoluyla girişini önlemek olarak yorumlandı.

dfd
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam'da özerk yönetim kurumlarını Suriye devletine entegre etmek için bir anlaşma imzaladıktan sonra, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

Suriye hükümeti ve SDG pazartesi günü, 30 Ocak anlaşmasını uygulamaya başladı ve SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan Nureddin İsa'yı Haseke valisi ve Cia Kobani'yi savunma bakan yardımcısı olarak atadı. Şam ayrıca Haseke'de yardımcısı SDG tarafından atanacak olan bir güvenlik müdürü atadı. Bunun yanında Şam, Rumeylan ve Suveydiye'deki petrol sahalarını ve Kamışlı Havalimanı'nı kontrol altına alırken, SDG'ye bağlı polis gücü Asayiş’in Haseke ve Kamışlı'da ‘ortak yönetim’ altında başlayacak operasyonlarını denetlemek amacıyla bazı güçlerini konuşlandırdı. SDG tarafından aday gösterilen ve Şam tarafından onaylanan bir içişleri bakan yardımcısının Asayiş’i iç güvenlik güçlerine entegre etmek üzere atanması için istişareler ise halen devam ediyor.

PKK’nın bazı liderleri, 6 Ocak'ta Halep’teki çatışmalar başladıktan sonra Suriye hükümet güçleriyle savaşmak için SDG'ye katılmakla tehdit etmiş ve operasyonlarında bölgedeki geniş tünelleri kullanmaya çalışarak Arap-Kürt çatışması başlatma tehdidinde bulunmuştu.

Suriye ordusu, 16 Ocak 2026'da Halep’teki ‘askeri operasyonları yönetmek’ üzere Bahoz Erdal’ın Kandil'den Tabka'ya geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Bahoz Erdal’ın Halep'teki Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki çatışmalardaki rolüne ve bu amaçla Kandil'den geldiğine işaret etti.

drfrd
Kürt siyasi lider Mesud Barzani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Erbil'de bir araya geldi, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ancak, ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer ülkelerin de katılımıyla sonuçlandırılan anlaşma, önceliklerin değişmesine yol açtı, çatışmaları önledi, bir uzlaşma ve ateşkes taahhüdü için baskı yaptı ve bazı bölgelerin ‘Kürt özelliklerini’ dikkate alırken bölge üzerinde devlet egemenliğini dayatan anlaşmanın şartlarını uyguladı.

6-18 Ocak tarihleri arasında çatışmaların sürdüğü sırada, Erbil'de yapılan müzakerelerde birçok lider ve yetkili, son günlerde Mazlum Abdi'ye PKK'dan uzaklaşması, durumu kontrol altına alması gerektiği ve kararlarının Kandil Dağları'na değil Suriye'ye dayalı olması gerektiğini iletti.

Bu kişilerden biri, “PKK'nın Suriye meselesinden çıkarılması gerektiğine dair birçok rapor var ve işler bu yönde ilerliyor gibi görünüyor” açıklamasında bulundu. Başka bir yetkili ise bunun, ‘Barzani'nin siyasi, sivil ve lojistik etkisinin kuzeydoğu Suriye'de artması ve Türkler, Şara, Abdi ve Amerikalılarla olan iyi ilişkilerinden yararlanması nedeniyle dengelerin Barzani'nin lehine değişeceği’ anlamına geldiğini söyler ve ‘Bazı SDG ve PKK liderleri halkın eleştirisine maruz kalırken, Mesud'un bayrakları, fotoğrafları ve sivil dernekleri, onun artan etkisinin bir ifadesi olarak dalgalandırılıyor’ değerlendirmesinde bulundu.

30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Dört aşamalı anlaşmanın kamuya açık adımlarının uygulanmaya başlanmasıyla paralel olarak, PKK liderleri birkaç gün önce bölgeyi terk etmeye başladı ve partinin kalesi olan Kandil Dağları'na doğru yola çıktı. Batılı bir yetkiliye göre karar nihai ve PKK üyeleri ile liderlerinin ayrılmasıyla uygulanmaya başladı. Yaklaşık bin kişinin Suriye topraklarını terk etmesi bekleniyor. Aynı yetkili, Batı'dan birkaç ülkenin, PKK'nın bölgede Irak ve Türkiye sınırlarını geçen devasa tünellerin yerine büyük yatırım projeleri kurmayı vaat ettiğini de belirtti.

PKK'nın bölgedeki yayılması, Öcalan'ın Suriye'ye geldikten sonra 1980'lerin ortalarına kadar uzanıyor. Öcalan, Suriye'de gruplar oluşturarak Türkiye'ye sınırdan veya Irak üzerinden sızmaya çalıştı ve Suriye istihbaratı ile Suriye ordusunun gözetiminde Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ndeki Filistin kamplarında destekçilerini örgütleyip eğitti.

Şam, 1990'ların başında onunla Ankara arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı ve 1992'de merhum Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam onunla ilk kez görüştü, ardından dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan hükümetiyle siyasi çözümler bulması için onu ikna etmek üzere birkaç kez daha görüşme gerçekleştirdi.

sdfvdfv
Hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye'nin Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'ndaki İmralı Cezaevi'nde diğer parti üyeleriyle birlikte otururken, 9 Temmuz 2025

Öcalan ile Ankara arasındaki arabuluculuk çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Şam, Öcalan'ı barındırmaya devam ederek Ankara'nın iade veya sınır dışı etme taleplerini reddetti. Türkiye, 1998 yılında Suriye sınırında ordusunu seferber etti ve Öcalan'ın iadesini talep ederek uyarıda bulundu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek'in arabuluculuğuyla Şam ve Ankara arasında bir güvenlik anlaşması imzalandı. Anlaşma, teröre ve PKK'ya karşı iş birliği ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki belirli bir bölgede PKK üyelerini takip etme hakkı (Ankara şu anda anlaşmayı yenilemek ve güncellemek istiyor) ve Öcalan'ı Şam'dan sınır dışı etme hakkını içeriyordu. Ekim 1998'de Hafız Esed, Öcalan'ı sınır dışı etmeye karar verdi. Öcalan, Avrupa'ya, Rusya'ya ve ardından Afrika'ya kaçtıktan sonra 1999'un başlarında Türk istihbaratı tarafından yakalandı ve hapse atıldı. Öcalan, halen hapiste bulunuyor.

Beşşar Esed'in iktidara gelmesinin ardından Şam ile Ankara arasında yakınlaşma yaşanmasının ardından, Suriye yetkilileri onlarca PKK liderini Türkiye'ye teslim etti. Bahoz Erdal, YPG’nin başına getirildi ve ardından PKK Yürütme Konseyi'ne atandı. Türkiye, onu kendisine karşı düzenlenen operasyonlardan sorumlu olmakla suçladı ve en çok aranan kişiler listesine aldı.

Şam 2011 devriminden sonra ilişkiler yeniden gerginleşince, PKK’ya kapılarını ardına kadar açtı. Kandil Dağları'ndaki Bahoz Erdal, PKK’nın Suriye sorumlusu haline geldi ve YPG'nin örgütlenmesinde, ardından SDG'nin kurulmasında ve 2015'ten sonra ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’la iş birliği içinde DEAŞ'la mücadelede rol oynadı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre SDG zamanla, Arap aşiretleriyle iş birliği yaparak, Suriye'nin stratejik kaynaklarının çoğunu barındıran Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelerin (Suriye topraklarının üçte biri) kontrolünü ele geçirdi.

Şara-Abdi anlaşmasının geriye kalan hükümleri

Tüm bunların yanında 30 Ocak’taki anlaşma çerçevesinde petrol ve doğalgaz kuyularının ve stratejik bölgelerin devri, askeri unsurların entegrasyonu ve SDG'nin orduya katılması ve son olarak Irak ile olan Semelka Sınır Kapısı ve Türkiye ile olan Nusaybin Sınır Kapısı ile Kamışlı Havaalanı’nın kontrolünün Suriye yönetimine devri ile ilgili diğer hükümlerinin uygulanması için çalışmalar devam ediyor.

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi.

SDG'nin Suriye ordusuna entegre edilmesi konusu en karmaşık sorun olmaya devam ediyor. Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet, entegrasyon için pratik adımlar atmaya başlamak üzere Haseke'yi ziyaret etti.

Şam ile SDG arasında 4 Ocak'ta imzalanan anlaşma taslağına göre SDG'nin üç tümen ve iki tugayını muhafaza etmesi, bunlardan birinin terörle mücadele, diğerinin ise kadınlar için olması kararlaştırıldı. Ancak 30 Ocak tarihli anlaşmada, SDG'nin ‘El-Cezire Tugayı’ adlı bir tümeni, Haseke’de (Haseke, Kamışlı ve Malikiye-Derik'te) üç tugayı ve Ayn el-Arab'da (Kobani) bir tugayı muhafaza edeceği belirtildi. Batılı bir diplomat yaptığı değerlendirmede, “30 Ocak anlaşmasında SDG, 4 Ocak taslak anlaşmasındakinden daha az, ancak üyelerinin entegrasyonunu öngören 18 Ocak anlaşmasındakinden daha fazla elde etti” ifadelerini kullandı. Bunu, baskı gruplarının, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Senatör Lindsey Graham'ın Başkan Trump üzerindeki etkilerine bağladı.

dfvgthy
Suriye hükümeti ile SDG arasındaki anlaşmanın metni (Al Majalla)

Birkaç gün önce Haseke’de Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet ile SDG arasında yapılan toplantı, her iki tarafın da entegrasyon anlaşmasını uygulamaya başlamaya hazır olduğunu gösterdi. Bir yetkili, "Öneri, Savunma Bakanlığı'nın yönetmeliklerine göre, her birinde bin ila bin 300 savaşçı bulunan üç tugay oluşturulmasıdır. Böylece güvenlik kontrolünden geçebilecekler ve her tugay, Kadın Koruma Birimlerinden bir tabur içerebilecek ve her tugay, Ayn el-Arab/Kobani tugayının yanı sıra Haseke çevresinde kararlaştırılan bir askeri konumda konuşlandırılabilecek” şeklinde konuştu. Yetkili, (Arap aşiretlerinden silahlı unsurların ayrılmasından sonra) yaklaşık 25-30 bin savaşçı olduğunu ve orduya katılmayanların sivil işlerde çalışacağını ya da önceki mesleklerine geri döneceklerini ifade etti.

Son günlerdeki görüşmeler ve müzakereler, SDG içinde iki eğilim olduğunu ortaya koydu.

Bu eğilimlerden ilkine yakın olanlar, Suriye hükümeti ile diyalog kurarak ve savunma, içişleri, dışişleri ve diğer bakanlıklarda görevler alarak entegrasyon ve askeri eylemden siyasi eyleme geçiş yapılmasını istiyor. Böylece Kürtlerin anayasal statüsünü ve haklarını iyileştirerek katılımlarını sağlamak ve IKBY deneyiminin tekrarlanmaması için çoğulcu bir Suriye için çalışmak istiyorlar. Çünkü iki ülkedeki koşullar tamamen farklı. Şara’nın başkanlık kararnamesine ve SDG'nin rakibi olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de dahil olmak üzere Kürt yetkililerle iletişim kanalları açma kararına güveniyorlar.

İkinci eğilimde olanlar ise 30 Ocak anlaşmasının uygulanması sırasında zaman kazanmak istiyor ve dış dengelerin Suriye-Irak-Türkiye köşesinde bir ‘Kürt bölgesi’ kurulması ve IKBY’nin ‘Suriye versiyonu’ oluşturulması lehine değişmesini bekliyor.