İsrail, Filistin topraklarını nasıl silah laboratuvarına dönüştürdü?

Avustralyalı bir Yahudi gazeteci yazar tarafından kaleme alınan kitap, sorunun yanıtını veriyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)
TT

İsrail, Filistin topraklarını nasıl silah laboratuvarına dönüştürdü?

İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği bombardımandan sonra gökyüzüne yükselen dumanlar, 30 Ekim 2023 (AFP)

İmad el-Ahmed

Filistin, devletin evleri yıktığı, görülmeyen davalarla hapis cezası uyguladığı ve yüksek teknolojili cihazların, gözetleme sistemlerinin ve yazılımların geliştirildiği İsrail’in askeri sanayisinin ürünlerini test ettiği bir laboratuvara dönüştü.

Avustralyalı Yahudi gazeteci yazar Antony Loewenstein, “The Palestine Laboratory: How Israel Exports the Technology of Occupation Around the World” (Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojisini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?) başlıklı ilginç araştırma kitabını tamamladı. Geçtiğimiz mayıs ayında İngiliz yayınevi Verso Books tarafından yayımlanan kitap, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarını telefon takip yazılımından Myanmar ordusuna gönderilen silahlara, Akdeniz’deki göçmenleri ve mültecileri izleyen dronlara kadar silah ve gözetleme teknolojisinin denenmesi, test edilmesi ve pazarlanması için nasıl bir laboratuvara dönüştürdüğünü istatistiklerle ve delillerle birlikte dikkatle detaylandırıyor.

“Apartheid rejimi halen sürüyor”

Kitabında, “Güney Afrika’daki apartheid rejimi 46 yıl sürdü. Bugün İsrail 75’inci yılına giriyor ve apartheid rejimi halen sürüyor” ifadelerini kullanan Loewenstein, kategorik görüşünü ve kitabın yedi bölümünde izleyeceği metodu okuyucusuna açıklamak amacıyla kitabının önsözünde London Review of Books dergisinden yaptığı bir alıntıyla başlıyor.

Lowenstein'ın çalışmasının özünü, silah ekonomisinde ve silahların pazarlanmasında kurumsal teknikler oluşturuyor. Loewenstein, kitabında işgalci İsrail’in ekonomi uzmanlarından birinin İsrailli silah üreticilerinin Filistinlilere uygulanan vahşiliğe ilişkin yaşanmış deneyimi yansıtan özel bir mesaj pazarladıklarını söylediğini aktarıyor.

The New York Times (NYT), The Guardian, BBC, The Washington Post, The Nation, The Huffington Post ve Haaretz gibi dünyanın önde gelen gazeteleriyle çalışmış olan Loewenstein, kitabının önsözünde ABD’nin eski başkanlarından George W. Bush ve Donald Trump dönemlerinde neo-conlardan (yeni muhafazakarlardan) biri ve “Global War on Terror (GWOT)’ (Teröre Karşı Küresel Savaş) politikasının mimarı olan Elliott Abrams’ın “İsrail'in rolü, askeri güç ve yenilikçiliğin bir örneği olarak taklit edilmesi gereken bir model oluşturuyor” şeklindeki sözlerine yer veriyor.

Yazar, Filistin hareketi ile Yahudi ulus devleti arasındaki farka odaklanırken Edward Said'in 1984 yılında ‘Anlatma izni’ başlıklı makalelerde yer alan görüşlerinden şu alıntıyı yapıyor:

“Siyonizm, Avrupa milliyetçiliğinin, anti-semitizmin ve sömürgeciliğin serasında büyüyen bir çiçektir. Öte yandan Arapların ve İslam dinin sömürge karşıtı güçlü duyarlılığının doğan Filistin milliyetçiliği, gerici dini duyguların hafif bir tonuna sahip olmasına rağmen 1967 yılından bu yana sömürgecilik sonrası laik düşüncenin merkezinde konumlanıyor.”

Yazar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 21. yüzyılda Yahudi ulusal devleti ve Filistin topraklarının ebedi işgali fikrini güçlendirdiğinin altını çiziyor.

Antony Loewenstein
Antony Loewenstein

Lowenstein'ın çalışmasının özünü, silah ekonomisinde ve silahların pazarlanmasında kurumsal teknikler oluşturuyor. Loewenstein, kitabında işgalci İsrail’in ekonomi uzmanlarından birinin İsrailli silah üreticilerinin Filistinlilere uygulanan vahşiliğe ilişkin yaşanmış deneyimi yansıtan ‘Terörle mücadelenin tek yolunun insanları görünüşlerine ve ten renklerine göre yargılamak olduğunu biliyoruz’ şeklindeki özel bir mesaj pazarladıklarını söylediğini aktarıyor.

Loewenstein’ın 11 Eylül olaylarından hemen sonra ABD güvenlik servislerinin İsrailleştirilmesi sürecinin izini sürmeye başlaması dikkat çekici. ABD güvenlik servisleri, 11 Eylül olaylarından sonra İsraillilerin Filistinlilere yönelik davranışlarını taklit etmeye başladı.

NYT yazarı Thomas L. Friedman bir makalesinde, yalnızca 4 milyonluk nüfusuyla İsrail'in dünyanın en büyük 10 silah ihracatçısından biri haline geldiğini yazdı.

Silahlar kim isterse ona satmak için

1980'lerde Guatemala'da bulunan İsrailli bir askeri danışman, “Yahudi olmayanların silahlarla ne yaptığı umurumda değil. Önemli olan Yahudilerin kazanması” ifadelerini kullanmıştı.

Loewenstein, kitabının ‘Silahlar kim isterse ona satmak için’ başlıklı ilk bölümde, her ne kadar İsrailliler Şili’deki rollerine ilişkin belgeleri yayınlamayı reddetseler de İsraillilerin Şili'deki Pinochet rejimiyle olan ilişkilerine değiniyor. Loewenstein, İsrail’in Pinochet rejimine kendi halkını baskı altına almasına yardımcı olmak için Şilili güvenlik personelini eğittiğini ve ABD Senatosu'nun 1976 yılında Şili’ye silah ambargosu uygulanması kararı almasından sonra bile Pinochet rejimine silah sağlamaya devam ettiğini yazdı. Loewenstein, İsrail'in kurulmasından bu yana aralarında Sri Lanka, Zimbabwe, Belçika ve Almanya'nın da bulunduğu pek çok ülkeye silah ihraç ettiğinin altını çizerken, İsrailli araştırmacı yazar Haim Bresheth-Zabner, İsrail ekonomisinin portakallardan vazgeçip el bombalarına yöneldiğini vurgulamıştı.

İsrail'in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yıkılan bir evin enkazında kalanlara yardım etmeye çalışan Filistinliler, 21 Ekim 2023 (AP)
İsrail'in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yıkılan bir evin enkazında kalanlara yardım etmeye çalışan Filistinliler, 21 Ekim 2023 (AP)

Yazar, İsraillilerin Kolombiya ile ilişkilerine ve orada yarım asırdır devam eden iç savaşta oynadıkları rolle ilgili olarak ise Amerikalıların ve İsraillilerin Kolombiya'da ölüm timlerini eğitip silahlandırdığını belirtirken 2004 yılından bu yana İsrail'de olduğu bilinen ve bir zamanlar aşırı sağcı bir milis grubuna liderlik eden büyük bir uyuşturucu kaçakçısının özgeçmişinde “Paramiliter güçler kavramını İsraillilerden kopyaladım” dediğini aktardı.

Binyamin Netanyahu: Özellikle İkiz Kuleler’e ve Pentagon'a yapılan saldırılar ile ABD’nin Irak’taki savaşının Amerikan kamuoyunu lehimize çevirmesinden faydalandık.

İran’a İslam Devrimi’nden önce Şah rejimi sırasında yapılan silah satışlarının yaklaşık 1,2 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu. İsrail, Endonezya’nın eski Devlet Başkanı Suharto'nun generalleriyle ve hatta Yahudi karşıtı görüşleriyle tanınan Romanya’nın eski Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’yla gizli ticari ve askeri ilişkilere sahipti. İsrail’in Bükreş Büyükelçisi bir telgrafında ‘İsrail'i, ekonomik imkanlarından ve uluslararası ilişkilerinden yararlanabilecek zengin Yahudiler için bir buluşma noktası olarak gördüğünü’ söylüyor. Bunun yanında İsrail’in 1957-1986 yılları arasında Papa Doc ve oğlu Baby Doc yönetimi sırasında Haiti'ye Uzi model İsrail yapımı makineli tabanca ve zırhlı araçlar ihraç ettiği de biliniyor.

İsrail’in 1979 yılı sonuna kadar rejimi silahlandırmaya devam ettiği Nikaragua ve Somoza ailesiyle de uzun bir geçmişi vardı. 1979 yılından sonra Sandinist karşıtı devrimciler olan Kontra milisleri (Kontralar) İsrail ordusundan emekli özel kuvvet subaylarının liderliğindeki özel askeri şirketler aracılığıyla eğitildi.

Start-up ulusu İsrail

Loewenstein, kitabının ‘11 Eylül eylemler için iyi bir dönem’ başlıklı ikinci bölümde Netanyahu’nun 11 Eylül gecesi bir Amerikan televizyon kanalında şunları söylediğini aktardı:

“Bu iyi bir şey, elbette bu olanların iyi olduğunu kastetmiyorum, ama anında sempati uyandıracak, halklarımız arasındaki bağları güçlendirecektir. Çünkü hepimiz onlarca yıldır terörün acısını çekiyoruz.”

Yazar, Netanyahu’nun 11 Eylül olaylarından yedi yıl sonra bir üniversitede katıldığı panelde yaptığı konuşmada, aynı mesajı yineleyerek “Özellikle İkiz Kulelere (Dünya Ticaret Merkezi) ve Pentagon’a (ABD Savunma Bakanlığı) yapılan saldırılar ile ABD’nin Irak’taki savaşının Amerikan kamuoyunu lehimize çevirmesinden faydalandık” dediğine dikkati çekti.

Dünyanın özlemini duyduğu askeri teçhizatı üreten İsrail, silah sektöründen milyarlar kazanıyor ve dünyaya Naomi Klein'ın ‘The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism’ (Şok Doktrini: Felaket Kapitalizmin Yükselişi) adlı kitabında özetlediği gibi; “Doğduğumuzdan beri terörle mücadele ediyoruz. Size de bunu nasıl yapacağınızı öğreteceğiz” şeklinde net bir mesaj veriyor.

Dan Senor, “Start-up Nation: The Story of Israel's Economic Miracle” (Start-up Ulusu: İsrail’in Ekonomik Mucizesinin Öyküsü) adlı kitabında İsrail ordusunun ve hükümetinin, gelişen teknoloji şirketlerine finansman sağlayarak ve destek vererek dünyaya bir rol model oluşturduğunu vurguluyor. Start-up ulus ideolojisinin, yoğun iç ve küresel rekabet nedeniyle ürünlerin sürekli pazarlanmasını gerektirdiğine dikkati çeken Dan Senor, bundan dolayı teknoloji şirketlerinin, gençleri savunma sanayine ve bununla bağlantılı girişimlere katılmaya teşvik etmek için kitlesel reklam kampanyalarıyla pazarlama yaptığının altını çiziyor.

ABD’de 2001 yılında yaşanan 11 Eylül olaylarından yirmi yılı aşkın bir süre sonra İsrail'in oynadığı kumar, savunma ve gözetleme alanlarına olan uluslararası ilginin artmasıyla birlikte meyvesini verdi. İsrail, 2020 yılında ordusuna yaklaşık 22 milyar ABD dolar harcadı ve 345 milyon ABD doları üzerinde satış yaparak dünyanın en büyük on ikinci güvenlik ekipmanı tedarikçisi oldu.

Barışın önlenmesi

Yazar Loewenstein, kitabının ‘Barışı önlemek’ adlı üçüncü bölümünde Filistinlileri öldürmenin veya yaralamanın pizza sipariş etmek kadar kolay olduğunu söylüyor. Loewenstein, İsrail ordusunun sahip olduğu bu mantığı gözler önüne sermek için, ordu tarafından tasarlanan ve askerlerin etkisiz hale getirilecek herhangi bir hedefle ilgili bilgilendirme yapmasını sağlayan bir uygulamadan sorumlu İsrailli bir albayın askeri haberler yapan bir internet sitesine yaptığı açıklamada söylediği şu sözleri aktarıyor:

“Bu akıllı telefonunuzu kullanarak Amazon'dan kitap sipariş vermek ya da pizzacıdan pizza söylemek gibi bir şey.”

Majalla

İsrailli araştırmacı ve sosyoloji profesörü Baruch Kimmerling (ö. 2007), 2003 yılında siyasi cinayet terimini icat etti. Bu ifadeyi de Filistin halkının sosyal, siyasi ve ekonomik olarak meşru varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir süreç olarak açıkladı. Kimmerling’e göre bu süreç, Filistin halkının kısmen etnik temizliğe uğramasını ya da belki de ‘İsrail toprağı’ dediği topraklardan tamamen temizlenmesini da kapsayabilir.

İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) düşmanca davranışlarının sonuçlarıyla ya da herhangi bir yaptırımla karşılaşabileceğine dair hiçbir endişesini dile getirmedi.

İsrail radyosunda yapılan bir tartışmada İsrail’in eski genelkurmay başkanlarından biri, Filistin halkına karşı keskin nişancı kullanma politikasını savunarak ülkelerin çocuklara karşı bile böyle bir politikaya ihtiyacı olduğunu söyledi.

İsrailli eski general, bu politikayı gerekçelendirirken radyo programının sunucusu ile aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

İsrailli eski general: Bir çocuk ya da bir yetişkin, bomba yerleştirmek ya da kameraların görüş alanı dışında kalan yerleri gözetlemek yahut başkalarının bizi öldürmek üzere İsrail Devleti topraklarına sızmasının önünü açmak için çitleri kesmek amacıyla çite yaklaşırsa…

Sunucu: O zaman cezası ölümdür.

İsrailli eski general: Ölüm. Evet. Bizim kanımızın mı yoksa onların kanının mı daha değerli olduğunu benimle tartışmak ister misin?

İsrail işgali fikrini dünyaya satmak

Loewenstein’ın ‘İsrail İşgali Fikrini Dünyaya Satmak’ başlıklı dördüncü bölümde İsrail’in, Avrupa Birliği'nin (AB) sınırlarını askerileştirme ve yeni gelenleri caydırmaya çalışma politikasında önemli bir oyuncu haline geldiğini ve bunun da 2015 yılında yaşanan yoğun göç akışından sonra yeniden canlanan bir politika olduğunu belirtti.

AB, 2020 yılında Airbus, Israel Aerospace Industries (IAI) ve diğer şirketlerle, göçmenleri izlemek üzere Akdeniz üzerinde bu şirketlerin imkanlarıyla sürekli drone uçurmak amacıyla 91 milyon doları değerinde iş birliği anlaşmaları imzalandığını duyurdu.

Loewenstein, Filistin'deki bu devasa askeri laboratuvarın refahını sürdürebilmesinin başlıca dayanağının dünyada yeterli sayıda ülkenin güvenini kazanması olduğunu ve bu konuda en büyük ödülün de Almanya’dan geldiğini vurguladı.

İsrail, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'nın imajının onarılmasına yardımcı oldu. Almanya'ya da İsrail işgaline meşruiyet kazandırdı. Almanya, İsrail’den büyük miktarlarda savunma ekipmanı satın alarak geçmişte işlediği suçun kefaretini ödüyordu.

Küresel model

Loewenstein, ‘İsrail Hegemonyası için Kesintisiz Çağrı’ başlıklı beşinci bölümde, İsrail ile dünya arasında para kazanmanın ve çıkar alışverişinin sadece maddi çıkarlarla ilgili olmadığını, aksine dünyanın farklı yerlerinde istenmeyen topluluklarla nasıl başa çıkılacağına ilişkin bir ideolojik yakınlaşmanın da olduğunu söylüyor.

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği bombardımanlar sonucu yıkılan evler, 21 Ekim 2023 (Reuters)
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği bombardımanlar sonucu yıkılan evler, 21 Ekim 2023 (Reuters)

Loewenstein, Hindistan’da Narendra Modi hükümetinin Keşmir'le ilişkilerinde bu modelden etkilendiğini, hatta Modi hükümetinin İsrail’in işgaline karşı duyduğu hayranlığı da gizlemediğini belirtiyor. Hindistan'ın New York Konsolosu, 2019 yılının kasım ayında yaptığı bir açıklamada, “Ortadoğu'da başarılı bir modelimiz var, neden onun peşinden gitmiyoruz” demişti. Modi hükümeti, 2022 yılında Uttar Pradeş eyaletinde yaşayan Müslümanların evlerini buldozerlerle yerle bir ederken de aynı modeli izledi. Evlerin yıkılışı sırasında ortaya çıkan görüntüler, akıllara hemen Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail buldozerlerini getirdi.

Seni telefonundan tanıyorum

Loewenstein kitabının ‘İsrail Kitle Gözetleme Teknolojileri Telefonunuzda’ başlıklı altıncı bölümünde günümüzün gözetim teknolojilerinin herhangi bir ülkenin göstericileri öldürmesini ve uluslararası kamuoyu nezdinde imajını zedelemesini önlediğini kaydetti. Loewenstein, burada İsrailli insan hakları avukatı Eitay Mack'in bugün ‘bir sonraki Nelson Mandela'yı, daha kendisi bir Nelson Mandela olduğunu anlamadan tespit edip durdurabilirsiniz’ şeklindeki sözlerine dikkati çekiyor.

Loewenstein, Filistinlileri öldürmenin veya yaralamanın pizza sipariş etmek kadar kolay olduğunu söylüyor ve İsrail ordusunun sahip olduğu bu mantığı gözler önüne sermek için, ordu tarafından tasarlanan ve askerlerin etkisiz hale getirilecek herhangi bir hedefle ilgili bilgilendirme yapmasını sağlayan bir uygulamadan sorumlu İsrailli bir albayın sözlerini aktarıyor.

Loewenstein kitabının ‘Sosyal Medya Filistinlileri Sevmiyor’ başlıklı yedinci bölümünde İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Filistinlilerin sözlerinin ve paylaşımlarının gözleri önünde kaybolduğunu görmesi için, İsrail İnternet Birimi'ne 2021 yılında sosyal medya şirketleriyle gizlice iletişime geçerek, kullanıcıya danışmadan Filistinlilere ait beğenmedikleri paylaşımları kaldırması için yeşil ışık yaktığını öğrendikten sonra sosyal medyanın Filistinlileri sevmediği sonucuna varıyor. Facebook'un çatı şirketi Meta’nın sahip olduğu Instagram uygulamasında Mescid-i Aksa'ya2021 yılında yapılan baskınlardan sonra yapılan ve algoritmaların Mescid-i Aksa ifadesini Aksa Şehitleri Tugayları grubunun adıyla karıştırdığı paylaşımlar gibi bazı olaylara dikkati çeken Loewenstein, İsrail ürünlerini boykot eden kişilerin sosyal medya paylaşımlarının hedef alınmasıyla ilgili diğer vakalardan da bahsetti. İsrail Stratejik ve Medya İşleri Bakanlığı, sosyal medya şirketlerini ve İsrail’i eleştiren içeriklerin yayınlanmasına izin veren medya kuruluşlarını taciz etmek için kampanyalar düzenleyen bir sosyal medya ordusunun yer aldığı çevrimiçi bir uygulama üzerinde çalışan bir ekip kurdu.

Lübnan sınırındaki bilinmeyen bir nokta Merkava tankıyla konuşlanmış İsrail askerleri, 21 Ekim 2023 (AFP)
Lübnan sınırındaki bilinmeyen bir nokta Merkava tankıyla konuşlanmış İsrail askerleri, 21 Ekim 2023 (AFP)

Loewenstein kitabının sonunda İsrailli ünlü solcu gazeteci Gideon Levy'nin, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra İsrail için bir uyarı niteliğinde olan ve hükümetini dersini almaya çağıran şu sözleri aktarıyor:

“Askeri güç yeterli değil. Tek başımıza hayatta kalmamız imkansız. Gerçek bir uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Bunu sadece bomba atan silahlı insansız hava araçları (SİHA) geliştirerek satın alamayız.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Majalla’dan çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.