Yahya Sinvar Aksa Tufanı Operasyonu’nda bir hata mı yaptı?

Yahya Sinvar, Aksa Tufanı Operasyonu’na gösterilen tepkileri yanlış değerlendirmiş olabilir.

Görsel: Andrey Cojocaru
Görsel: Andrey Cojocaru
TT

Yahya Sinvar Aksa Tufanı Operasyonu’nda bir hata mı yaptı?

Görsel: Andrey Cojocaru
Görsel: Andrey Cojocaru

Michael Horowitz

Hamas hareketinin Gazze'deki lideri Yahya Sinvar, 2017 yılında bu göreve geldiğinde başta Hamas destekçileri olmak üzere tüm Filistinliler arasında, Gazze dışında rahat bir yaşam süren diğer liderlerin aksine popüler bir figürdü. Sinvar, içeride bile hareketi rahatsız eden yolsuzluk söylentilerinden etkilenmedi. İsrail hapishanelerinde 22 yıl kaldıktan sonra İsrail askeri Gilad Şalit'in serbest bırakılmasına ilişkin anlaşmanın bir parçası olarak Gazze'ye dönen Sinvar, Gazze'ye girdikten birkaç gün sonra, tüm Filistinli mahkûmları serbest bırakacağına dair meşhur sözünü verdi.

Her ne kadar geniş bir kesim tarafından ‘katı görüşlü’ biri olarak görülse de, İsrail'de onun aslında pragmatist biri olduğunu iddia edenler var. Sinvar, 2006 yılında Filistin devletinin İsrail ile bir arada var olması gerektiğini öngören iki devletli çözüm belgesini imzalayan farklı hareketlerden bir grup Filistinli mahkûm arasındaydı. İsrail işgaline karşı direnişin “1967'de işgal edilen topraklara”, yani Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne odaklanması gerektiği görüşündeydi. 2017 yılında Sinvar'ın Gazze'de iktidara gelmesiyle birlikte Hamas, Yahudi karşıtı tüzüğünü 1967 sınırlarının meşruluğunu tanıyan bir dil içerecek şekilde değiştirdi.

Hamas, Gilad Şalit'le takas edilecek mahkumlar listesine Sinvar’ın adını koyduğunda İsrail itiraz etmedi. Mısır bile onu, Gazze'deki Hamas liderliğiyle yıllardır süren gerginliklerin ardından birlikte çalışabileceği biri olarak gördü. O, İsrail'le anlaşmalar müzakere etmeye ve Gazze'nin yeniden inşasına odaklanmaya istekliydi.

Yahya Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan iki liderden biri olduğu muhtemel. Diğer isimse Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf.

Ancak 7 Ekim'de Sinvar'ın gözetimi altında ve büyük olasılıkla onun isteği üzerine Hamas, kapsamı henüz anlaşılamayan ve tanımlanmayan Aksa Tufanı Operasyonu’nu gerçekleştirdi. Sinvar'ın 2006'da imzaladığı belgeye göre bu saldırılar, ‘direniş’ kapsamına girmeyen nüfus merkezlerini hedef alıyordu. Harekete bağlı bir komando birimi olan el-Nuhba güçlerinin binlerce üyesi, yaklaşık on saat boyunca İsrail sınır topluluklarında ve sınıra yakın bir müzik festivalinde ortalığı kasıp kavurarak çoğunluğu sivil bin 400 İsrailliyi öldürdü. Bu bir tesadüf değildi. Hamas güçleri, daha fazla askeri alanı ele geçirmek amacıyla İsrail'in derinliklerine nüfuz edebilirdi, ancak sivil toplulukların içinde kalmayı, sivilleri aramayı ve onları infaz etmeyi seçtiler.

cdfvegrth
Yahya Sinvar, Gazze'de Kudüs Günü dolayısıyla 14 Nisan 2023 tarihinde düzenlenen programda bir konuşma gerçekleştirmişti. (AFP)

Yahya Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan iki liderden biri olduğu muhtemel. Diğer isimse Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf. Dayf, yayınladığı videoda “tarihin en saf ve onurlu sayfalarının bugün açıldığını” duyurdu. Hem İsrail hem de Batı Şeria'daki Araplara, “İsraillilerin topraklarını ateşe vermeleri” çağrısında bulundu. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki ‘kardeşlerinden’ (bu ülkelerdeki İran'ın vekillerini kastederek) birleşmelerini istedi. Aksa Tufanı Operasyonu, küçük bir harekât ya da geçmişte gördüğümüze benzer bir şey değildi, Dayf'ın ifadesiyle, “işgalin sona erdirilmesine yönelik büyük planın yapıldığı gündü.”

Acaba diğer Hamas liderleri de bu ‘büyük planın’ farkında mıydılar? Muhtemelen hayır. Hareketin iç dinamikleri göz önüne alındığında, Katar, Lübnan, Mısır veya Türkiye'de ‘sürgünde’ olan liderlerle Gazze'de yaşayanlar arasında her zaman bir ayrım olmuştur. Gazze'deki liderler genellikle ‘sürgünde’ yaşayanlara ya şüpheyle ya da küçümseyerek bakarlar.

Katar, Lübnan, Mısır ve Türkiye'deki Hamas liderleri son derece görünür durumdalar. Bu sebeple kaçınılmaz olarak gözetleniyorlar ve muhbirliğe karşı daha savunmasızlar.

Tamamen istihbarat perspektifinden bakıldığında, bu plana yalnızca çok sınırlı sayıda insanın katılacağı da mantıklı bir yaklaşımdır. Gazze dışındaki bazı kişiler böyle bir operasyonun olasılığından (teorik olarak) haberdar olsalar bile, saldırıların belirli hedefleri ve planın uygulanma tarihi hakkında onları bilgilendirmek de dahil olmak üzere operasyonların ayrıntılarını onlarla paylaşmak tehlikeli olacaktır. Katar, Lübnan, Mısır ve Türkiye'deki Hamas liderleri son derece görünür durumdalar. Bu sebeple kaçınılmaz olarak gözetleniyorlar ve muhbirliğe karşı daha savunmasızlar. Zira yurt dışında yaşadıkları için ‘ev sahiplerinin’ baskısına kolaylıkla maruz kalabilirler. Bu, büyük olasılıkla 7 Ekim operasyonunu başlatma kararının yalnızca Gazze’de alındığı anlamına geliyor. Bu anlamamız gereken çok önemli bir noktadır. Çünkü operasyonu gizli tutmanın bariz avantajları olsa da, Hamas'ı ciddi bir yanlış hesaplamaya maruz bırakmak da dahil olmak üzere pek çok vahim sonucu da var. Açık olmak gerekirse, Hamas'ın sivilleri öldürme niyetinde olmadığı iddiasından bahsetmiyorum, öyleydi. Ancak karar alma sürecini Gazze'de tutarak hareketin liderleri dış dünyanın tepkisini yanlış değerlendirmiş olabilir.

Bu aynı zamanda İsrail'i de içeriyor. Gazze'deki liderler muhtemelen bu yılın başından bu yana onlarca yılın en kötü siyasi krizine giren İsrail'in felç olacağına ve yönünü şaşıracağına inanıyordu.

scdfrg
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (solda) ve Yahya Sinvar, 14 Aralık 2017'de Hamas'ın kuruluşunun 30’uncu yıldönümü kutlama töreninde. (AFP)

Hamas’ın oynadığı bahis bir dereceye kadar doğruydu. Çünkü İsrail devletinin tepesinde bölünme ve kafa karışıklığının açık işaretleri var. Halkın Başbakan Binyamin Netanyahu'ya olan güveni tüm zamanların en düşük seviyesinde ve bu şaşırtıcı değil. Ancak İsrailliler arasında 6 Ekim'de var olan bölünmeler o tarihten bu yana büyük ölçüde ortadan kalktı. İsrail, yıllar olmasa da aylar sürebilecek uzun bir savaşa hazırlanıyor. Bu, İsrail'in kısa savaşlar yürütme konusundaki geçmişiyle çelişiyor. Hamas, 7 Ekim'in hazırlıksız bir İsrail kuvvetinin Gazze'yi derhal işgal etmesine yol açacağına dair bahse girmiş olabilir. Bu, eğer gerçekleşmiş olsaydı, İsrail'in 7 Ekim'deki ilk başarısızlığını daha da kötüleştirecek ve yeni askeri kayıpların artmasına neden olacaktı. Elbette bu Gazze'deki operasyonun tehlikeli ya da çirkin olmadığı anlamına gelmiyor. Kesinlikle öyle. İsrail'in asker-sivil ayrımı gözetmeyen saldırıları Filistinliler arasında benzeri görülmemiş kayıplara neden oldu. İsrail'in askeri kayıplarının da yüksek olması bekleniyor. Ancak burada Hamas yanlış hesap yapmış olabilir.

Karşılanmayan beklentiler

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hamas'ın yaptığı ikinci yanlış hesaplama, tüm ‘direniş ekseninin’ Dayf'ın “işgali sona erdirmeye yönelik büyük planına” katılacağı beklentisinin bir sonucuydu. Bu, İran'ın Filistin meselesini kendi çıkarları için kullanmak yerine gerçekten ilgilendiğini varsayıyordu. Oysa İran'daki rejim yanlılarını ilgilendiren şey hayatta kalmalarıdır. Onların Filistin'le ilgili söylemleri, önümüzdeki dönemi belirleyecek bir çatışmanın kenarında duramayacakları anlamına geliyor. İran genel olarak vekillerinin (Iraklılar, Yemenliler, Suriyeliler, Afganlar ve Pakistanlılar) ölmesine ve risk almasına izin vermekten mutluluk duyuyor.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderleri, İran ve Hizbullah'ın aklında ne olduğunu önceden bilselerdi, İranlı müttefiklerinden ne beklemeleri gerektiği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilirlerdi.

Washington'un tepkisi ve ABD askeri varlıklarının bölgeye yoğun şekilde konuşlandırılması Hamas'ın beklemediği bir şey olabilir. Bu nedenle İran ve onun vekilleri, özellikle de Hizbullah, Hamas'ın potansiyel umutlarına rağmen İsrail'e karşı geniş çaplı bir savaşa girişmedi.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderleri, İran ve Hizbullah'ın aklında ne olduğunu önceden bilselerdi, İranlı müttefiklerinden ne beklemeleri gerektiği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilirlerdi. Bu bize Hamas'ın “ne olmasını beklediği” konusunda daha iyi bir fikir veriyor. Hareket, destekçileriyle birlikte fotoğrafladığı, benzeri görülmemiş operasyonunun, İsrail'in Gazze'ye yönelik kısa ve felaketle sonuçlanacak bir askerî harekâtına yol açacağına inanıyordu. Hamas böyle bir saldırıyla yüzleşmeye hazırdı ve hatta kazanabilirdi. Bu da Hamas'ı, Sinvar'ın seçildiğinden bu yana her zaman hedeflediği türden bir anlaşmayı müzakere edebilecek bir konuma getirecekti.

Hareket ve hükümet olarak ‘Hamas

Sinvar, 2017 yılında Hamas'ın lideri olarak seçilmesinden bu yana bir şeyin fazlasıyla farkındaydı: Bir ‘hükümet’ olarak Hamas, silahlı bir ‘hareket’ olarak Hamas'ın üzerinde büyük bir yük oluşturuyordu. İki milyondan fazla Filistinlinin sorumluluğunu üstlenmek zor. İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka, Filistin bölgesinin zar zor ayakta kalması anlamına geliyor. Pek çok kişi haklı olarak İsrail'i suçlasa da Hamas hâlâ fiili hükümet. Dolayısıyla bazı popüler hoşnutsuzlukların ona yönelmesi kaçınılmaz. Gazze'de istikrarın sağlanmasını istiyorsa, temel kimliğini doğrudan etkileyecek olan İsrail'e yönelik şiddetten tamamen vazgeçmesi gerekiyor.

Hamas'ın esas istediği, İsrail'e karşı mücadelesini, bu savaşın daha sonra Filistinlilere getireceği maliyetlerden İsrail'i sorumlu tutmadan sürdürebilmektir. Hareketin liderlerinden Musa Ebu Merzuk'a göre Filistinli sivilleri korumak Hamas'ın misyonlarından biri değil. Bu, en azından Hamas'ın zihninde, Filistinlilerin yaşamlarına yönelik alaycı bir küçümseme ifadesi değil, aksine ‘direnişin’ diğer tüm hususların üzerinde tutulması gerektiğine dair temel inançlarının bir ifadesidir.

Hamas, Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde sivil görevler üstlenmesine izin vermeyi teklif etti. Ancak Mahmud Abbas bunu zehirli bir hediye olarak değerlendirdi.

Sonuç olarak Sinvar, 2017 yılından bu yana iki ana çözüm aradı. İlk çözüm, Hamas'ın Mahmud Abbas'tan nefret etmesine ve 2007'de bir darbeyle Gazze Şeridi'ni ele geçirmesine rağmen Filistin Yönetimi'nin Gazze'ye geri dönüşünü müzakere etmekti. Ancak Hamas, başarısız olan birçok birlik anlaşmasının parçası olarak Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde sivil görevler üstlenmesine izin vermeyi teklif etti.

Ancak Mahmud Abbas bunu zehirli bir hediye olarak değerlendirdi. Böyle bir geri dönüşün ön koşulu olarak Filistin Yönetimi, Hamas'tan silahlarını bırakmasını ve askeri kanadının çoğunu fiilen dağıtmasını istedi. Ancak hareket bunu reddetti. Zira Hamas’ın teklifinin asıl amacı askeri kanadını kurtarmaktı. Hamas'ın istediği, sonuçlarına katlanmadan İsrail'e ateş açabilmekti.

xdfrgt
İsrail'in Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarını reddeden Hamas destekçilerinin gösterilerinden biri. (Getty Images)

Sinvar'ın araştırdığı bir diğer seçenek ise Gazze'deki savaşın bağlayıcı ve uzun vadeli olarak durdurulmasını ifade eden dini bir terim olan ‘hüdne’ (ateşkes) idi. (Hüdne: Gayri müslim devletlerle yapılan süreli sulh antlaşması mânasında bir fıkıh terimi.) Hüdnenin bir parçası olarak Sinvar, Gazzelilerin yaşamlarını iyileştirecek birçok altyapı projesinin geliştirilmesi, yeni su ve enerji arıtma tesisleri ve hatta Gazze için bir liman kurulması gibi birçok önemli talebi öne sürdü. Bu, Gazze'yi yönetmenin yükünü hafifletecek, burayı bir savaş alanı olarak etkisiz hale getirecek ve Hamas'ın, özellikle Filistin Yönetimi’ni baltalamak gibi başka çabalara odaklanmasını sağlayacaktı.

Kendisi de eski bir mahkûm olan Sinvar için mahkûm krizi oldukça kişisel bir mesele ama bundan daha fazlası var. Hamas, tutukluları serbest bırakarak kendisini Filistinlilerin tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı umuyor.

Belki de Sinvar için daha önemli olan şey, herhangi bir ateşkesin İsrail hapishanelerinde tutulan çok sayıda Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını da içermesi gerektiğidir. Sinvar, Hamas'ın Gazze'de tutuklu bulunan iki İsrail askeri ve iki İsrailli sivilin naaşları karşılığında 1111 mahkûmun serbest bırakılması yönündeki defalarca talebine atıfta bulunarak konuşmalarında sık sık 1111 rakamından bahsetti. 7 Ekim saldırılarından sonra bile Sinvar, Hamas’ın İsrailli rehineleri tüm Filistinli mahkumlarla değiştirmeye hazır olduğunu belirten bir açıklama yaptı.

Kendisi de eski bir mahkûm olan Sinvar için mahkûm krizi oldukça kişisel bir mesele ama bundan daha fazlası var. Hamas, tutukluları serbest bırakarak kendisini Filistinlilerin tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı umuyor.

Binlerce mahkûmun serbest bırakılmasını içeren bir ateşkes, hareketin önümüzdeki yıllarda en popüler Filistinli grup olmasını sağlayacaktır. Böyle bir durumda Sinvar, Hamas içindeki ve dışındaki rakiplerini geride bırakarak Yaser Arafat'tan bu yana en başarılı Filistinli isim olarak karşımıza çıkacak.

Sinvar'ın popülaritesinin büyük ölçüde azaldığı göz önüne alındığında, bu dönüş dramatik olacak. Yeni yöntemler kullanmasına rağmen herhangi bir sonuç elde edemeyen Sinvar, Gazze'deki Hamas hareketinin yeni lideri seçilmesinden bir yıl sonra, 2018'de İsrail'e baskı uygulamak amacıyla yeni bir stratejiye girişti: ‘Büyük Dönüş Yürüyüşü’.

Gazze sınırında bir dizi şiddetli ayaklanma yaşandı. Ancak bu herhangi bir sonuca yol açmadı. Kudüs’teki Filistinlilerin tahliyesi nedeniyle kentte yaşanan yoğun gerginlik ve Mahmud Abbas'ın hareketin Batı Şeria'da seçim yapma umudunu boşa çıkarması üzerine Hamas, 2021 yılında Kudüs'e roket atarak Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu'nu başlattı. Bu süreçten de somut bir sonuç elde edilemedi.

Aynı yıl Sinvar, Gazze Şeridi'nde yapılan gizli iç seçimlerde az farkla yeniden Hamas'ın lideri seçildi. Sinvar için seçim çok rahat geçmemişti. Zira onun seçilmesi için dört tur oylama gerekti. Sinvar’ın rakibi Hamas'ta pek tanınmayan bir isim olan Nizar Avadullah’tı.

7 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Hamas komandolarına ilişkin bulunan belgeler, operasyonun resmi askeri planlamasının 2022 yılında başladığını gösteriyor. Bazı rapor ve açıklamalar, saldırı fikrinin bu tarihten bir yıl önce ortaya çıktığına işaret ediyor. Sinvar, 2021'de yapılan seçimlerden sonra değişiklik yapma ihtiyacı hissetmiş olmalı. Muhtemelen Aksa Tufanı Operasyonu'nun başlatılması kararı da o dönemde ortaya çıktı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.