Yahya Sinvar Aksa Tufanı Operasyonu’nda bir hata mı yaptı?

Yahya Sinvar, Aksa Tufanı Operasyonu’na gösterilen tepkileri yanlış değerlendirmiş olabilir.

Görsel: Andrey Cojocaru
Görsel: Andrey Cojocaru
TT

Yahya Sinvar Aksa Tufanı Operasyonu’nda bir hata mı yaptı?

Görsel: Andrey Cojocaru
Görsel: Andrey Cojocaru

Michael Horowitz

Hamas hareketinin Gazze'deki lideri Yahya Sinvar, 2017 yılında bu göreve geldiğinde başta Hamas destekçileri olmak üzere tüm Filistinliler arasında, Gazze dışında rahat bir yaşam süren diğer liderlerin aksine popüler bir figürdü. Sinvar, içeride bile hareketi rahatsız eden yolsuzluk söylentilerinden etkilenmedi. İsrail hapishanelerinde 22 yıl kaldıktan sonra İsrail askeri Gilad Şalit'in serbest bırakılmasına ilişkin anlaşmanın bir parçası olarak Gazze'ye dönen Sinvar, Gazze'ye girdikten birkaç gün sonra, tüm Filistinli mahkûmları serbest bırakacağına dair meşhur sözünü verdi.

Her ne kadar geniş bir kesim tarafından ‘katı görüşlü’ biri olarak görülse de, İsrail'de onun aslında pragmatist biri olduğunu iddia edenler var. Sinvar, 2006 yılında Filistin devletinin İsrail ile bir arada var olması gerektiğini öngören iki devletli çözüm belgesini imzalayan farklı hareketlerden bir grup Filistinli mahkûm arasındaydı. İsrail işgaline karşı direnişin “1967'de işgal edilen topraklara”, yani Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ne odaklanması gerektiği görüşündeydi. 2017 yılında Sinvar'ın Gazze'de iktidara gelmesiyle birlikte Hamas, Yahudi karşıtı tüzüğünü 1967 sınırlarının meşruluğunu tanıyan bir dil içerecek şekilde değiştirdi.

Hamas, Gilad Şalit'le takas edilecek mahkumlar listesine Sinvar’ın adını koyduğunda İsrail itiraz etmedi. Mısır bile onu, Gazze'deki Hamas liderliğiyle yıllardır süren gerginliklerin ardından birlikte çalışabileceği biri olarak gördü. O, İsrail'le anlaşmalar müzakere etmeye ve Gazze'nin yeniden inşasına odaklanmaya istekliydi.

Yahya Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan iki liderden biri olduğu muhtemel. Diğer isimse Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf.

Ancak 7 Ekim'de Sinvar'ın gözetimi altında ve büyük olasılıkla onun isteği üzerine Hamas, kapsamı henüz anlaşılamayan ve tanımlanmayan Aksa Tufanı Operasyonu’nu gerçekleştirdi. Sinvar'ın 2006'da imzaladığı belgeye göre bu saldırılar, ‘direniş’ kapsamına girmeyen nüfus merkezlerini hedef alıyordu. Harekete bağlı bir komando birimi olan el-Nuhba güçlerinin binlerce üyesi, yaklaşık on saat boyunca İsrail sınır topluluklarında ve sınıra yakın bir müzik festivalinde ortalığı kasıp kavurarak çoğunluğu sivil bin 400 İsrailliyi öldürdü. Bu bir tesadüf değildi. Hamas güçleri, daha fazla askeri alanı ele geçirmek amacıyla İsrail'in derinliklerine nüfuz edebilirdi, ancak sivil toplulukların içinde kalmayı, sivilleri aramayı ve onları infaz etmeyi seçtiler.

cdfvegrth
Yahya Sinvar, Gazze'de Kudüs Günü dolayısıyla 14 Nisan 2023 tarihinde düzenlenen programda bir konuşma gerçekleştirmişti. (AFP)

Yahya Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan iki liderden biri olduğu muhtemel. Diğer isimse Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf. Dayf, yayınladığı videoda “tarihin en saf ve onurlu sayfalarının bugün açıldığını” duyurdu. Hem İsrail hem de Batı Şeria'daki Araplara, “İsraillilerin topraklarını ateşe vermeleri” çağrısında bulundu. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki ‘kardeşlerinden’ (bu ülkelerdeki İran'ın vekillerini kastederek) birleşmelerini istedi. Aksa Tufanı Operasyonu, küçük bir harekât ya da geçmişte gördüğümüze benzer bir şey değildi, Dayf'ın ifadesiyle, “işgalin sona erdirilmesine yönelik büyük planın yapıldığı gündü.”

Acaba diğer Hamas liderleri de bu ‘büyük planın’ farkında mıydılar? Muhtemelen hayır. Hareketin iç dinamikleri göz önüne alındığında, Katar, Lübnan, Mısır veya Türkiye'de ‘sürgünde’ olan liderlerle Gazze'de yaşayanlar arasında her zaman bir ayrım olmuştur. Gazze'deki liderler genellikle ‘sürgünde’ yaşayanlara ya şüpheyle ya da küçümseyerek bakarlar.

Katar, Lübnan, Mısır ve Türkiye'deki Hamas liderleri son derece görünür durumdalar. Bu sebeple kaçınılmaz olarak gözetleniyorlar ve muhbirliğe karşı daha savunmasızlar.

Tamamen istihbarat perspektifinden bakıldığında, bu plana yalnızca çok sınırlı sayıda insanın katılacağı da mantıklı bir yaklaşımdır. Gazze dışındaki bazı kişiler böyle bir operasyonun olasılığından (teorik olarak) haberdar olsalar bile, saldırıların belirli hedefleri ve planın uygulanma tarihi hakkında onları bilgilendirmek de dahil olmak üzere operasyonların ayrıntılarını onlarla paylaşmak tehlikeli olacaktır. Katar, Lübnan, Mısır ve Türkiye'deki Hamas liderleri son derece görünür durumdalar. Bu sebeple kaçınılmaz olarak gözetleniyorlar ve muhbirliğe karşı daha savunmasızlar. Zira yurt dışında yaşadıkları için ‘ev sahiplerinin’ baskısına kolaylıkla maruz kalabilirler. Bu, büyük olasılıkla 7 Ekim operasyonunu başlatma kararının yalnızca Gazze’de alındığı anlamına geliyor. Bu anlamamız gereken çok önemli bir noktadır. Çünkü operasyonu gizli tutmanın bariz avantajları olsa da, Hamas'ı ciddi bir yanlış hesaplamaya maruz bırakmak da dahil olmak üzere pek çok vahim sonucu da var. Açık olmak gerekirse, Hamas'ın sivilleri öldürme niyetinde olmadığı iddiasından bahsetmiyorum, öyleydi. Ancak karar alma sürecini Gazze'de tutarak hareketin liderleri dış dünyanın tepkisini yanlış değerlendirmiş olabilir.

Bu aynı zamanda İsrail'i de içeriyor. Gazze'deki liderler muhtemelen bu yılın başından bu yana onlarca yılın en kötü siyasi krizine giren İsrail'in felç olacağına ve yönünü şaşıracağına inanıyordu.

scdfrg
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye (solda) ve Yahya Sinvar, 14 Aralık 2017'de Hamas'ın kuruluşunun 30’uncu yıldönümü kutlama töreninde. (AFP)

Hamas’ın oynadığı bahis bir dereceye kadar doğruydu. Çünkü İsrail devletinin tepesinde bölünme ve kafa karışıklığının açık işaretleri var. Halkın Başbakan Binyamin Netanyahu'ya olan güveni tüm zamanların en düşük seviyesinde ve bu şaşırtıcı değil. Ancak İsrailliler arasında 6 Ekim'de var olan bölünmeler o tarihten bu yana büyük ölçüde ortadan kalktı. İsrail, yıllar olmasa da aylar sürebilecek uzun bir savaşa hazırlanıyor. Bu, İsrail'in kısa savaşlar yürütme konusundaki geçmişiyle çelişiyor. Hamas, 7 Ekim'in hazırlıksız bir İsrail kuvvetinin Gazze'yi derhal işgal etmesine yol açacağına dair bahse girmiş olabilir. Bu, eğer gerçekleşmiş olsaydı, İsrail'in 7 Ekim'deki ilk başarısızlığını daha da kötüleştirecek ve yeni askeri kayıpların artmasına neden olacaktı. Elbette bu Gazze'deki operasyonun tehlikeli ya da çirkin olmadığı anlamına gelmiyor. Kesinlikle öyle. İsrail'in asker-sivil ayrımı gözetmeyen saldırıları Filistinliler arasında benzeri görülmemiş kayıplara neden oldu. İsrail'in askeri kayıplarının da yüksek olması bekleniyor. Ancak burada Hamas yanlış hesap yapmış olabilir.

Karşılanmayan beklentiler

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hamas'ın yaptığı ikinci yanlış hesaplama, tüm ‘direniş ekseninin’ Dayf'ın “işgali sona erdirmeye yönelik büyük planına” katılacağı beklentisinin bir sonucuydu. Bu, İran'ın Filistin meselesini kendi çıkarları için kullanmak yerine gerçekten ilgilendiğini varsayıyordu. Oysa İran'daki rejim yanlılarını ilgilendiren şey hayatta kalmalarıdır. Onların Filistin'le ilgili söylemleri, önümüzdeki dönemi belirleyecek bir çatışmanın kenarında duramayacakları anlamına geliyor. İran genel olarak vekillerinin (Iraklılar, Yemenliler, Suriyeliler, Afganlar ve Pakistanlılar) ölmesine ve risk almasına izin vermekten mutluluk duyuyor.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderleri, İran ve Hizbullah'ın aklında ne olduğunu önceden bilselerdi, İranlı müttefiklerinden ne beklemeleri gerektiği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilirlerdi.

Washington'un tepkisi ve ABD askeri varlıklarının bölgeye yoğun şekilde konuşlandırılması Hamas'ın beklemediği bir şey olabilir. Bu nedenle İran ve onun vekilleri, özellikle de Hizbullah, Hamas'ın potansiyel umutlarına rağmen İsrail'e karşı geniş çaplı bir savaşa girişmedi.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas liderleri, İran ve Hizbullah'ın aklında ne olduğunu önceden bilselerdi, İranlı müttefiklerinden ne beklemeleri gerektiği konusunda daha iyi bir fikre sahip olabilirlerdi. Bu bize Hamas'ın “ne olmasını beklediği” konusunda daha iyi bir fikir veriyor. Hareket, destekçileriyle birlikte fotoğrafladığı, benzeri görülmemiş operasyonunun, İsrail'in Gazze'ye yönelik kısa ve felaketle sonuçlanacak bir askerî harekâtına yol açacağına inanıyordu. Hamas böyle bir saldırıyla yüzleşmeye hazırdı ve hatta kazanabilirdi. Bu da Hamas'ı, Sinvar'ın seçildiğinden bu yana her zaman hedeflediği türden bir anlaşmayı müzakere edebilecek bir konuma getirecekti.

Hareket ve hükümet olarak ‘Hamas

Sinvar, 2017 yılında Hamas'ın lideri olarak seçilmesinden bu yana bir şeyin fazlasıyla farkındaydı: Bir ‘hükümet’ olarak Hamas, silahlı bir ‘hareket’ olarak Hamas'ın üzerinde büyük bir yük oluşturuyordu. İki milyondan fazla Filistinlinin sorumluluğunu üstlenmek zor. İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka, Filistin bölgesinin zar zor ayakta kalması anlamına geliyor. Pek çok kişi haklı olarak İsrail'i suçlasa da Hamas hâlâ fiili hükümet. Dolayısıyla bazı popüler hoşnutsuzlukların ona yönelmesi kaçınılmaz. Gazze'de istikrarın sağlanmasını istiyorsa, temel kimliğini doğrudan etkileyecek olan İsrail'e yönelik şiddetten tamamen vazgeçmesi gerekiyor.

Hamas'ın esas istediği, İsrail'e karşı mücadelesini, bu savaşın daha sonra Filistinlilere getireceği maliyetlerden İsrail'i sorumlu tutmadan sürdürebilmektir. Hareketin liderlerinden Musa Ebu Merzuk'a göre Filistinli sivilleri korumak Hamas'ın misyonlarından biri değil. Bu, en azından Hamas'ın zihninde, Filistinlilerin yaşamlarına yönelik alaycı bir küçümseme ifadesi değil, aksine ‘direnişin’ diğer tüm hususların üzerinde tutulması gerektiğine dair temel inançlarının bir ifadesidir.

Hamas, Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde sivil görevler üstlenmesine izin vermeyi teklif etti. Ancak Mahmud Abbas bunu zehirli bir hediye olarak değerlendirdi.

Sonuç olarak Sinvar, 2017 yılından bu yana iki ana çözüm aradı. İlk çözüm, Hamas'ın Mahmud Abbas'tan nefret etmesine ve 2007'de bir darbeyle Gazze Şeridi'ni ele geçirmesine rağmen Filistin Yönetimi'nin Gazze'ye geri dönüşünü müzakere etmekti. Ancak Hamas, başarısız olan birçok birlik anlaşmasının parçası olarak Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde sivil görevler üstlenmesine izin vermeyi teklif etti.

Ancak Mahmud Abbas bunu zehirli bir hediye olarak değerlendirdi. Böyle bir geri dönüşün ön koşulu olarak Filistin Yönetimi, Hamas'tan silahlarını bırakmasını ve askeri kanadının çoğunu fiilen dağıtmasını istedi. Ancak hareket bunu reddetti. Zira Hamas’ın teklifinin asıl amacı askeri kanadını kurtarmaktı. Hamas'ın istediği, sonuçlarına katlanmadan İsrail'e ateş açabilmekti.

xdfrgt
İsrail'in Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarını reddeden Hamas destekçilerinin gösterilerinden biri. (Getty Images)

Sinvar'ın araştırdığı bir diğer seçenek ise Gazze'deki savaşın bağlayıcı ve uzun vadeli olarak durdurulmasını ifade eden dini bir terim olan ‘hüdne’ (ateşkes) idi. (Hüdne: Gayri müslim devletlerle yapılan süreli sulh antlaşması mânasında bir fıkıh terimi.) Hüdnenin bir parçası olarak Sinvar, Gazzelilerin yaşamlarını iyileştirecek birçok altyapı projesinin geliştirilmesi, yeni su ve enerji arıtma tesisleri ve hatta Gazze için bir liman kurulması gibi birçok önemli talebi öne sürdü. Bu, Gazze'yi yönetmenin yükünü hafifletecek, burayı bir savaş alanı olarak etkisiz hale getirecek ve Hamas'ın, özellikle Filistin Yönetimi’ni baltalamak gibi başka çabalara odaklanmasını sağlayacaktı.

Kendisi de eski bir mahkûm olan Sinvar için mahkûm krizi oldukça kişisel bir mesele ama bundan daha fazlası var. Hamas, tutukluları serbest bırakarak kendisini Filistinlilerin tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı umuyor.

Belki de Sinvar için daha önemli olan şey, herhangi bir ateşkesin İsrail hapishanelerinde tutulan çok sayıda Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını da içermesi gerektiğidir. Sinvar, Hamas'ın Gazze'de tutuklu bulunan iki İsrail askeri ve iki İsrailli sivilin naaşları karşılığında 1111 mahkûmun serbest bırakılması yönündeki defalarca talebine atıfta bulunarak konuşmalarında sık sık 1111 rakamından bahsetti. 7 Ekim saldırılarından sonra bile Sinvar, Hamas’ın İsrailli rehineleri tüm Filistinli mahkumlarla değiştirmeye hazır olduğunu belirten bir açıklama yaptı.

Kendisi de eski bir mahkûm olan Sinvar için mahkûm krizi oldukça kişisel bir mesele ama bundan daha fazlası var. Hamas, tutukluları serbest bırakarak kendisini Filistinlilerin tek temsilcisi olarak öne çıkarmayı umuyor.

Binlerce mahkûmun serbest bırakılmasını içeren bir ateşkes, hareketin önümüzdeki yıllarda en popüler Filistinli grup olmasını sağlayacaktır. Böyle bir durumda Sinvar, Hamas içindeki ve dışındaki rakiplerini geride bırakarak Yaser Arafat'tan bu yana en başarılı Filistinli isim olarak karşımıza çıkacak.

Sinvar'ın popülaritesinin büyük ölçüde azaldığı göz önüne alındığında, bu dönüş dramatik olacak. Yeni yöntemler kullanmasına rağmen herhangi bir sonuç elde edemeyen Sinvar, Gazze'deki Hamas hareketinin yeni lideri seçilmesinden bir yıl sonra, 2018'de İsrail'e baskı uygulamak amacıyla yeni bir stratejiye girişti: ‘Büyük Dönüş Yürüyüşü’.

Gazze sınırında bir dizi şiddetli ayaklanma yaşandı. Ancak bu herhangi bir sonuca yol açmadı. Kudüs’teki Filistinlilerin tahliyesi nedeniyle kentte yaşanan yoğun gerginlik ve Mahmud Abbas'ın hareketin Batı Şeria'da seçim yapma umudunu boşa çıkarması üzerine Hamas, 2021 yılında Kudüs'e roket atarak Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu'nu başlattı. Bu süreçten de somut bir sonuç elde edilemedi.

Aynı yıl Sinvar, Gazze Şeridi'nde yapılan gizli iç seçimlerde az farkla yeniden Hamas'ın lideri seçildi. Sinvar için seçim çok rahat geçmemişti. Zira onun seçilmesi için dört tur oylama gerekti. Sinvar’ın rakibi Hamas'ta pek tanınmayan bir isim olan Nizar Avadullah’tı.

7 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Hamas komandolarına ilişkin bulunan belgeler, operasyonun resmi askeri planlamasının 2022 yılında başladığını gösteriyor. Bazı rapor ve açıklamalar, saldırı fikrinin bu tarihten bir yıl önce ortaya çıktığına işaret ediyor. Sinvar, 2021'de yapılan seçimlerden sonra değişiklik yapma ihtiyacı hissetmiş olmalı. Muhtemelen Aksa Tufanı Operasyonu'nun başlatılması kararı da o dönemde ortaya çıktı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.


Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
TT

Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi, bazı milletvekillerinin üyeliğinin geçerliliğini sorgulayan mahkeme kararlarıyla ilgili yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya. Bu kararların en sonuncusu, geçtiğimiz cumartesi günü iki milletvekilinin üyeliğinin iptal edilmesine ilişkin karardı. Meclis Yasama Komitesi Başkanı, ‘mahkeme kararlarının uygulanmasına tamamen bağlı olduklarını’ teyit etti.

Kahire'nin doğusundaki Şarkiya ilinin Minye el-Kamh bölgesindeki seçim sürecini geçersiz kılan ve yeniden yapılmasını emreden Yargıtay'ın kararının ardından Mısır Temsilciler Meclisi’ne bir bekleyiş havası hakim oldu.

Mahkeme ayrıca, diğer seçim bölgelerine ilişkin olası kararlar beklentisiyle, milletvekilleri Muhammed Şehide ve Halid Meşhur'un üyeliklerini geçersiz kılmaya ve seçim bölgelerinde yeniden seçimler yapılmasına hazırlık olarak zaferlerini iptal etme kararı aldı.

Temsilciler Meclisi Yasama Komitesi Başkanı Danışman Muhammed Eid Mahcub, Meclisin Minye el-Kamh bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan karara uyacağını belirterek, devletin yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu vurguladı.

Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, önceki parlamento seçimlerinde, özellikle de ilk aşamada, mahkeme kararlarıyla sonuçları iptal edilen seçim bölgelerinde seçimlerin yeniden yapıldığını hatırlatarak “Mısır devlet kurumları yargı kararlarına saygı duyar ve bunları uygular” ifadelerini kullandı.

Mahcub, kararın ‘olağan prosedür yolunu izleyeceğini, önce kararın gerekçelerinin Yargıtay'ın teknik ofisine sunulmasıyla başlayacağını, ardından dosyanın Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Genel Sekreterliğe, daha sonra da Meclis Yasama Komitesi'ne sevk edileceğini’ açıkladı. Bu idari döngünün tamamlanması için kesin bir zaman dilimi belirlemenin mümkün olmadığını vurguladı.

rgty67u
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır basını, Yargıtay'daki bir adli kaynağın, Minye el-Kamh seçim bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan kararın nihai ve tüm taraflar için bağlayıcı olduğunu ve temyiz edilemeyeceğini söylediğini aktardı.

Mısır anayasasına göre Temsilciler Meclisi üyelerinin üyelikleri, kararın Meclise bildirildiği tarihten itibaren geçersiz hale gelir.

Yargıtay, Temsilciler Meclisi üyelerinin üyeliklerinin geçerliliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir ve temyiz başvuruları, nihai seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren 30 günü geçmeyen bir süre içinde Yargıtay'a sunulmalıdır. Temyiz başvurusu, başvurunun alındığı tarihten itibaren 60 gün içinde karara bağlanır.

Yargıtay avukatı Albert Ansi, mahkeme kararının gerekçeleri hakkındaki yorumunda “Karar, kesin bir sahtekarlık kanıtına değil, seçim sürecini etkileyen usul ihlallerine ve açıklanan sonuçlara tam meşruiyet kazandırmak için gerekli olan temel belgelerin sunulmamasına dayanıyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ansi, “Karar, seçim sürecinin kendisini objektif olarak kınamaktan ziyade, daha çok usule ilişkin ve önleyici bir karar niteliğinde” şeklinde konuştu.

Ansi, bazı milletvekillerinin üyeliklerinin iptal edileceğini ve bir dizi seçim bölgesinde, her seçim bölgesinin özel koşullarına göre değişen prosedürlerle yeniden seçim yapılacağını öne sürdü.

Mısır medyasının tanınan simalarından Ahmed Musa ise Temsilciler Meclisi'nin seçim sürecini bozan unsurları düzeltmek için tarihi bir fırsatı olduğunu söyledi. Yerel bir kanalda yayınlanan programında, Yargıtay kararlarının uygulanmasının ‘parlamento da dahil olmak üzere herkesin görevi olduğunu ve hiçbir bahaneyle ertelenmemesi gerektiğini’ vurgulayan Musa, Ulusal Seçim Otoritesini görevini yerine getirmeye çağırarak, halkın güvenini korumak ve devletin prestijini ve hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek için” Temsilciler Meclisi'nden kararlar yayınlanır yayınlanmaz bunları uygulamaya koymasını istedi.

Yargıtay, Batı Delta'daki bir parti listesine üye olan bazı milletvekillerinin üyeliğine karşı yapılan itirazla ilgili nihai kararını 5 Nisan'da verecek.

dfbg
Mısır Temsilciler Meclisi binası (Temsilciler Meclisi resmi internet sitesi)

Ancak analistler, bu mahkeme işlemlerini ‘bekleyen çok sayıda temyiz başvurusu ışığında Mısır Temsilciler Meclisi sahnesinde yaşanan kargaşanın bir işareti’ olarak gördüler. Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Imad Gad, bunları ‘Temsilciler Meclisi’nin güvenilirliğini zedeleyen’ bir unsur olarak değerlendirdi.

Gad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son parlamento seçimleri sırasında, özellikle seçim yasaları, siyasi partilerin düzenlenmesi ve parti listelerinde ve bağımsız adayların seçilme kriterleri ile ilgili kapsamlı siyasi reformlar yapılması yönünde siyasi ve insan hakları çevrelerinden gelen çağrıları hatırlattı.

Mısırlılar geçtiğimiz ay, seçim usulsüzlükleri nedeniyle bir dizi seçim bölgesinin sonuçlarının iptal edilmesinin ardından, iki ay boyunca sekiz tur süren maraton parlamento seçimlerine veda etti.

Devlet Konseyi Yüksek İdare Mahkemesi'nin Kasım ayında ilk aşamadaki yaklaşık 30 seçim bölgesindeki seçimlerin geçersiz olduğuna karar verdi.

Bu karar, adaylar tarafından yapılan itirazların sonucu olarak alındı. Yüksek Seçim Kurulu da Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi'nin 10 Kasım'da başlayan bu aşamadaki usulsüzlüklerle ilgili açıklamalarının ardından, usulsüzlükler nedeniyle 19 seçim bölgesindeki seçim sonuçlarını iptal etti.