İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze savaşının bölgesel bir çatışmaya dönüşmemesi için ciddi şekilde çalışıyoruz’

Cleverly, Tahran’a, Hizbullah ve Husilerin hamlelerini durdurmak için nüfuzunu kullanması çağrısında bulundu.

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly Riyad’da Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Beşir Salih)
İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly Riyad’da Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Beşir Salih)
TT

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Gazze savaşının bölgesel bir çatışmaya dönüşmemesi için ciddi şekilde çalışıyoruz’

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly Riyad’da Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Beşir Salih)
İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly Riyad’da Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Beşir Salih)

Tüm dünyanın gözü İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşa ve evleri yıkılan, zorla göç ettirilen ve iletişim, su ve elektrik gibi tüm yaşam kaynakları kesilen Filistinlilere çevrilmiş durumda. İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly duruma ilişkin yaptığı açıklamada ‘Arap girişimini ve iki devletli çözümü ilerletmenin önemini’ vurguladı.

İngiltere Dışişleri Bakanı dün Riyad’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda konuya dair şu ifadeleri kullandı:

“Bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşmemesi için ciddi bir şekilde çalıştık ve bu konuyu Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı (Prens Faysal bin Ferhan), Lübnan Dışişleri Bakanı (Abdallah Buhabib) ve Ürdün Dışişleri Bakanı (Eymen es-Safedi) ile görüştüm. İki gün önce İran Dışişleri Bakanı (Hüseyin Emir Abdullahiyan) ile konuştum. Bütün temaslarım bu durumun komşu ülkelere yayılmasını engellemeye çalışmak etrafında dönüyor. İran Dışişleri Bakanı ile görüşerek İranlıların Hizbullah, Husiler ve Irak ve Suriye’deki milisler üzerindeki nüfuzlarını kullanmalarının ve mevcut durumu Irak ve bölgede daha fazla şiddet yaratmak için bir fırsat olarak görmemeleri gerektiğini net bir şekilde ifade etmelerinin mühim olduğunu söyledim.”

Cleverly, Birleşmiş Milletler’in (BM) Gazze’deki savaşın durdurulması yönündeki pozisyonunun açıklanmasının ardından Avrupa’nın ABD’nin pozisyonunu destekleyici tutumunun olumsuz yansımalarını düzeltmek için ‘Hamas’ın tehdidi altındaki İsraillilerin hayatından endişe edildiğine’ dikkat çekti. ‘Filistin Otoritesi’nin Filistin halkına güvence vermesinin yanı sıra İsrail’e de güvence vermesi’ çağrısında bulundu. Cleverly, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda gerek bölgesel gerekse uluslararası alana dair son gelişmeleri ve cevap edilen soruların cevaplarını verdi:

Fotoğraf Altı: İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Riyad’da Şarku’l Avsat’a konuştu. (Fotoğraf: Beşir Salih)
 İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Riyad’da Şarku’l Avsat’a konuştu. (Fotoğraf: Beşir Salih)

-Gazze Şeridi’nde yaşananlara karşı İngilizlerin tutumu nedir?

Aslında İsrail’in 7 Ekim’de tanık olduğu vahşeti, şiddet eylemlerini ve terörü gördük. Ayrıca güvenliklerini yeniden sağlama çabasıyla karşılık verdiklerine de şahit olduk. Bizler İsrail’in kendini savunma hakkına saygı duyuyor ve destekliyoruz. İsrail’i güvende ve emniyette görmek istiyoruz. Ancak aynı zamanda Filistin halkının da güvende olduğunu görmeyi arzuluyoruz. Bunu başarmanın en iyi yolunun iki devletli çözümden geçtiğine inanıyoruz. Filistin liderliğinin, İsrail’in sınırları içinde güvende yaşama hakkının yanında Gazze’de barışseverlik ilkesini teşvik etmesi mühimdir. İsrail’i bunun üzerinde çalışmaya ve bu konuda Filistin liderliğiyle de konuşmaya teşvik ediyoruz. Bu, bölgedeki İngiliz dış politikasının odak noktası olacaktır.

-Bu çatışmaya çözüm bulunmasına yardımcı olmak için Suudi Arabistan ile İngiltere arasındaki stratejik ilişkiden ne ölçüde yararlanabilirsiniz?

Suudi Arabistan ile uzun süredir devam eden dostluğumuza değer veriyoruz. Bu sabah Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal ile görüşme fırsatım oldu. Arap Barış Girişimi’ni ve Oslo Anlaşmaları’nı tartıştık. Ayrıca 7 Ekim’de gördüğümüz korkunç cinayetlerin ve şu an Gazze’de görmekte olduğumuz can kayıplarının tekrarlanmaması için şu anda neler yapabileceğimizi de görüştük. Birleşik Krallık, bunu başarmanın en iyi yolunun, bu korkunç durumu ele almak ve bunu, dünyayı barışçıl iki devletli bir çözüm üzerinde çalışmaya teşvik etmek için kullanmak olduğuna inanıyor. Bu, Suudi Arabistan Krallığı’ndaki sevgili dostlarımızla ve Arap dünyasının diğer dışişleri bakanlarıyla tartıştığımız bir konu.

-İsrailli bir bakan Gazze’ye nükleer bomba atılmasından söz etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Gazze’ye nükleer silah yöneltilmesine ilişkin bu tür yorumlar tamamen yanlıştır ve yersizdir. Şunu söylemekten büyük bir memnuniyet duyarım ki Başbakan (Binyamin) Netanyahu, söz konusu bakanı derhal görevden aldı. Yani İsrail Başbakanı’nın bu yorumlara katılmadığı aşikâr. Bu tür yorumlar, zaten zor olan bir durumun sona erdirilmesine yardımcı olmaz. Daha dingin zihinlere ihtiyacımız var. Barışa bağlı, düşünceli insanlara ihtiyacımız var. Böylece barış yanlısı bir Filistin vatanıyla yan yana yaşayan barış yanlısı bir İsrail’e ulaşmak için onlarla birlikte çalışabiliriz.

Fotoğraf Altı: İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Riyad’da Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Beşir Salih)
 İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, Riyad’da Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. (Fotoğraf: Beşir Salih)

-Arap Barış Girişimi’nden bahsettiniz. Bu konudaki vizyonunuz nedir?

İki devletli çözüm şu an ulaşılamaz görünebilir. Gazze’de korkunç görüntülere şahit oluyoruz ve 7 Ekim’de yaşanan korkunç cinayetleri görüyoruz. Ancak bu insanların boş yere ölmesine izin vermememiz önemli. Bu sebeple, Birleşik Krallık, Filistinliler arasındaki barışçıl bir liderlik ve İsraillilerle birlikte bu çatışmaya barışçıl bir çözüm bulmak için çalışmaya son derece isteklidir. Arap Barış Girişimi hakkında konuştuk ve kendileriyle aynı fikirde olduğumuz pek çok nokta var. Birleşik Krallık, bu bölgede barışı sağlamak için ortaklarımızla, Filistin liderliği, İsrail ve Arap dünyasındaki barış ortaklarıyla birlikte çalışacak. Zira buradaki insanlar bunu hak ediyor.

-ABD ve bazı Avrupa ülkeleri İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısının durmasını desteklemiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Barışa ulaşmanın tek yolunun İsrail’in artık Gazze tarafından tehdit edilmediğini hissetmesi olduğunu vurgulamak isterim. Hamas liderliğinin, 7 Ekim’de gördüğümüz gibi, fırsat verilirse toplu katliam yapacakları yönünde düzenli olarak alenen tehdit savurmalarını görmemiz talihsiz bir durum. Hamas liderliği böyle tehditler savurduğunda İsrailliler kendilerini güvende hissedemiyor ve kendilerini savunma arayışına giriyor. Dolayısıyla buna son vermenin en iyi yolu, liderlikteki bu saldırgan insanların, bu şiddet yanlılarının yerine barışa bağlı insanları koymaktır. Barışa bağlı birçok Filistinlinin olduğunu biliyorum. Bu kişiler Filistin halkının sorumluluğunu üstlendikleri zaman İsrail artık kendini tehdit altında hissetmeyecek ve Gazze’de askeri harekâta gerek duymayacaktır.

-Sizce ABD’nin Gazze’deki savaşı durdurma hususunda bir BM kararının çıkarılmasını engellemeye yönelik tutumunu destekleyen Avrupa’nın pozisyonu, İran ve Hizbullah da dahil olmak üzere birçok İslamcı tarafı, bölgede çatışmayı genişletmede rol oynamaya ne derece iter?

Bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşmemesi için ciddi şekilde çalıştık. Bu sabah Lübnan Dışişleri Bakanı ile görüşme fırsatım oldu. Yine bu sabah sevgili dostum Ürdün Dışişleri Bakanı ile de bir toplantı esnasında konuştum. İki gün önce İran Dışişleri Bakanı ile görüştüm. Bütün temaslarım bu durumun komşu ülkelere yayılmasını engellemeye çalışmak etrafında dönüyor. İran Dışişleri Bakanı ile görüşerek İranlıların Hizbullah, Husiler ve Irak ve Suriye’deki milisler üzerindeki nüfuzlarını kullanmalarının ve mevcut durumu Irak ve bölgede daha fazla şiddet yaratmak için bir fırsat olarak görmemeleri gerektiğini net bir şekilde ifade etmelerinin mühim olduğunu söyledim.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”