Lübnan... Fecr Kuvvetleri, Cemaati İslami’nin mi yoksa Hamas’ın mı askeri kolu?

Hizbullah, Cemaati İslami’nin kendisi için Sünni bir cephe olmasını mı istiyor?

Beyrut'un merkezinde, 29 Ekim tarihinde Gazze'yi desteklemek için gösteri düzenlendi. (AP)
Beyrut'un merkezinde, 29 Ekim tarihinde Gazze'yi desteklemek için gösteri düzenlendi. (AP)
TT

Lübnan... Fecr Kuvvetleri, Cemaati İslami’nin mi yoksa Hamas’ın mı askeri kolu?

Beyrut'un merkezinde, 29 Ekim tarihinde Gazze'yi desteklemek için gösteri düzenlendi. (AP)
Beyrut'un merkezinde, 29 Ekim tarihinde Gazze'yi desteklemek için gösteri düzenlendi. (AP)

Samir Zureyk

Geçtiğimiz 18 Ekim Çarşamba günü, Cemaatu’l İslamiyye fi Lübnan’ın (Cemaati İslam) askeri kanadı olan ‘Fecr Kuvvetleri’, işgal altındaki topraklarda İsrail düşmanının hedeflerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve bunlarda doğrudan isabet elde ettiğini duyurdu. Ayrıca, ‘Güney'deki halkımızı hedef alan herhangi bir saldırıya karşı daha fazla karşılık vermeye’ söz verdi.

Bu gelişme hem Lübnanlıları hem de dışarıdaki takipçileri şaşırttı. Sadece Müslüman Kardeşler örgütünün Lübnan'daki şubesi Cemaati İslam’ın, Lübnan-İsrail sınırında devam eden çatışmalara dahil olması değil, aynı zamanda silahlı bir kolunun olması da şaşkınlığa neden oldu. Bu aynı zamanda örgütün kendi yapısını için de bir sürpriz oldu. Çünkü liderlerinin çoğu olanlardan haberdar değildi ve onlar da bildiriyi diğerleri gibi okudu. Bunun, örgüt içinde yankıları oldu.

Cemaati İslam’ın askeri kanadı ‘Fecr Kuvvetleri’ kimdir? Kim tarafından komuta ediliyor? Çatışma hattına nasıl girdi Gerçekten güney sınırında operasyonlar mı yürüttü, yoksa operasyonları birileri mi yürüttü ve sorumluluğunu Cemaati İslam mı üstlendi?

‘Fecr Kuvvetleri’nin ilk ortaya çıkışı, İsrail ordusunun Beyrut'a kadar Lübnan'ı işgal ettiği 1982 yılına kadar uzanıyor. O dönemde, Fecr Kuvvetleri de dahil olmak üzere farklı ideolojik eğilimlere sahip örgütler, İsrail işgali karşısında askeri operasyonlar gerçekleştirmişti. Bu, Hizbullah’ın ortaya çıkmasından önceydi ve Hizbullah, yavaş yavaş ‘direnişi’ kendi kontrolü altına almaya başlamıştı. 1989 yılında, iç savaşı sona erdiren ‘Ulusal Mutabakat Belgesi’, milislerin silahlarını Lübnan devletine teslim etmesini öngörmüştü. Bu nedenle, Hizbullah dışındaki tüm partilerin ve silahlı kollarının gölgeye çekilmesi gerekmişti.

O zamandan bu yana Fecr Kuvvetleri adı yalnızca ara sıra kullanıldı. Ancak grubun organizasyon yapısı içinde kaldı ve kendi bütçesi vardı.

“Fecr Kuvvetleri, grubun liderlik çerçevesinin iki siyasi çizgi arasında bölünmesi nedeniyle iki veya üç kanada bölündü.”

2016 yılında Cemaati İslam’ın Genel Sekreteri seçilen Azzam Eyyubi, Müslüman Kardeşler’in ideolojik mirasından nispeten uzaklaşmaya ve yerel siyasi güçlerle ve Arap devletleriyle yakınlaşmaya çalışan reformcu akımı temsil ediyordu. Eyyubi, Fecr Kuvvetleri’nin Komutanı Halid Bedi'yi ve diğer askeri liderleri görevden alma kararını aldı. Eyyubi'nin kararı, örgütün faaliyetlerinde mali ve organizasyonel usulsüzlükler keşfetmesinin ardından geldi. Eyyubi, örgütün üyelerinin sayısının yaklaşık bin kişi olduğu tahmin edilen resmi bir belgeyi teslim etmeyi reddetmeleri ve bütçeden pay almak için herhangi bir açıklayıcı veri sunmamaları nedeniyle de rahatsızdı. Eyyubi, Beyrut'un güneyindeki Harrub bölgesi sakini olan Tallal Haccar'ı örgütün yeni komutanı olarak atadı.

Ancak görevden alınan tüm liderler grubun bölünmesine yol açsa bile kararı uygulamayı reddettiler ve pozisyonlarında kalma konusunda ısrar ettiler. Bu, yeni genel sekreterin kararını geri çekmesine neden oldu. O zamandan beri, Cemaati İslam’ın askeri kanadı ikiye bölündü. Özellikle, bölgeselcilik, Lübnan'daki partilerin ve örgütlerin iç yapısında önemli bir rol oynuyor.

 Biri Halid Bedi tarafından yönetilen, Bedi'nin memleketi olan Sayda, Trablus ve Akkar'daki Fecr Kuvvetleri üyelerini içeren, diğeri Tallal Haccar tarafından yönetilen ve bölge ve Lübnan dağları kıyılarında ayrıca Bekaa'da bulunan Sünni yoğunluk bölgelerinden üyeler içeren iki grup var.

Fotoğraf Altı: Fecr Kuvvetleri tarafından dağıtılan bir fotoğrafta iki militanın füze taşıdığı görülüyor.
Fecr Kuvvetleri tarafından dağıtılan bir fotoğrafta iki militanın füze taşıdığı görülüyor.

Bu bölünme, Cemaati İslam’ın lider kadroları arasında Biri Türkiye ve Katar tarafından desteklenen, diğeri ise Hizbullah ve Mumanea (Engel) Ekseni ile ittifak etmek isteyen iki siyasi çizgi arasında gerçekleşen başka bir bölünmeyle aynı zamana denk geldi. Birinci çizgiyi Eyyubi ve diğer liderler, örneğin grubun tek ve şu anki milletvekili olan İmad el-Hut, yönetiyordu. İkinci çizgide ise Hamas hareketinin izleri açıkça görülüyordu ve çoğunluğu güvenlik veya askeri liderlerden oluşuyordu.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’Dan aktardığına göre sözü edilen Cemaati İslam’ın, Fecr Kuvvetleri dışında bir de güvenlik teşkilatı var. Bu teşkilatın görevi, Lübnan'ın askeri ve güvenlik birimleriyle koordinasyon sağlamak. Bu, Lübnan'ın siyasi geleneklerinden birini temsil ediyor. Bu geleneğe göre herhangi bir parti veya örgütün güvenlik birimleriyle koordinasyon halinde olması gerekiyor. Özellikle İslami durumda siyasi ve güvenlik çalışmalarının iç içe geçmesi nedeniyle önemli. Bilindiği gibi Lübnan, bazı aşırı İslami hareketlerin önemli bir faaliyet gösterdiği bir ülke. Bu hareketler, Suriye ve Irak'ta savaşmak için gençleri devşirmeye çalışıyor.

“Saleh el-Aruri, Hamas etrafında dönen ve onun tercihlerini destekleyen Cemaati İslam için bir Şura Konseyi ve siyasi ofis kurmayı başardı.”

Hamas hareketinde, hareketin yurtdışında bulunan eski başkanı Halid Meşal'in karardan dışlanmasının ardından Gazze'deki hareketin başkanı Yahya Sinvar ve siyasi ofisin başkan yardımcısı Salih el-Aruri gibi yeni liderlerin yükselişiyle paralel olarak, Lübnan'daki Cemaati İslam içinde de benzer bir mücadele sürüyordu.

Hamas, Cemaati İslam’ın örgütsel yapısında büyük bir etkiye sahip. Zira, Hamas, son derece güçlü bir finansal yapıya ve yüzlerce kişiyi bünyesinde barındıran geniş bir hayırsever ve insani yardım kuruluşları ağına sahip bulunuyor. Bu nedenle, Cemaati İslam’ın onlarca örgüt üyesi, Hamas’tan maddi yardım alıyor.

Diğer yandan, Hizbullah, Cemaati İslam’ın Hamas ile ittifakını güçlendirmek için bu mücadeleyi destekledi ve besledi. Özellikle, 2021 yılının ağustos ayındaki iç seçimler, ‘Engel Ekseni’ ile ittifaka bağlı olan ekibin güçlenmesine yol açtı. Bu ekipte, Lübnan'da yaşayan ve Hizbullah ile koordineli olarak Cemaati İslam’ın iç seçimlerini planlayan Salih el-Aruri de yer alıyor.

Hamas elini uzattı

Nitekim Aruri, Hamas ekseninde dönen ve onun seçeneklerini destekleyen bir şura ve siyasi ofis kuruluna ulaşmayı başardı. Nitekim, 2022 yılının ağustos ayında, tarafsız ve siyasi olmayan bir kişilik olduğu düşünülen Şeyh Muhammed Takuş, Cemaati İslam’ın genel sekreteri seçildi. Ancak, Cemaati İslam içindeki kaynaklar, sonuncusunun Hamas seçeneklerini desteklediğini ve hatta ondan maddi yardımlar aldığını söylüyor.

Sadece bu da değil, Cemaati İslam üst düzey liderlik kaynakları, Hamas’ın Fecr Kuvvetleri içindeki çatışmaya müdahale ettiğini ve Beyrut'tan Ömer el-Keaki liderliğindeki üçüncü bir grubu desteklediğini ortaya çıkardı., şehirden ve sınır bölgesi köylerinden ve kasabalarından Sünni nüfusun yoğun olduğu bölgelerden gelen unsurlar bu gruba bağlı bulunuyor. Zira, Cemaati İslam, hizmet, eğitim ve sağlık alanlarında önemli bir varlığa sahip.

Bu grup, Hamas’tan doğrudan finansman alıyor ve Aruri'nin emirlerine göre hareket ediyor. Grup, Cemaati İslam’ın kontrolü dışında. Güvenlik kaynakları, grubun içinden ve Hizbullah’a yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre, bu grup Hizbullah tarafından yoğun askeri eğitimler aldı ve almaya devam ediyor.

"Hizbullah, Sünni toplumla ahlaki uzlaşmanın sağlanmasına yardımcı olacağı umuduyla Cemaati İslam’a boyun eğdirmeye çalıştı.”

Cemaati İslam’ın son iç seçimleri, siyasi yaklaşımında büyük bir dönüm noktası oldu. O zamandan beri, yavaş yavaş Hizbullah’a yaklaşıyor. Gizli ve açık olarak aralarındaki koordinasyon toplantıları yoğunlaştı.

Cemaati İslam, Lübnan Parlamentosunda sadece bir milletvekiline sahip olmasına rağmen, Sünni nüfusun yoğun olduğu tüm bölgelerde varlık gösteren en eski Sünni siyasi örgütlerden biri. Eski Genel Sekreteri Azzam el-Eyyubi, Lübnan'ın en büyük Sünni kenti olan Trablus'ta ikinci bir parlamento koltuğu elde etmekten kıl payı kurtuldu. Ayrıca, başka bölgelerde de adaylara destek veriyor.

Hizbullah, son yıllarda Sünnilerle, hem elitler hem de halkla, Suriye savaşına askeri müdahalesinin ardından aralarındaki düşmanlığın artmasının ardından, manevi bir uzlaşma kurma arayışında. Bu nedenle, Cemaati İslam’ı kendi amacına ulaşmada yardımcı olabileceği umuduyla kendine çekmeye çalıştı. Bu, Sünnilerin son zamanlardaki siyasi kırılganlık durumunu ve halkı cezbedebilecek liderlerin ortaya çıkmamasını istismar ederek oldu. Ayrıca, ‘saha birliği’ sloganını uygulayarak, gerektiğinde Cemaati İslam’ı Sünni bir cephe olarak kullandı.

Bu zorunluluk, ‘Aksa Tufanı’ operasyonundan sonra kendiliğinden ortaya çıktı. Hizbullah, İsrail sınırındaki bölgenin tamamına hakim olan bir güç olarak, Hamas ve Filistin İslami Cihad Hareketi’nin sınırın diğer tarafına sızma ve İsrail'e füze atma operasyonları yürütmesine izin verdi.

Ancak, Hamas’ın askeri kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları ve Filistin İslami Cihad Hareketi’nin askeri kanadı olan Kudüs Tugayları’nın Lübnan topraklarında açıkça ortaya çıkması, siyasi arenada, özellikle de Hristiyan kesimlerde olumsuz bir etki yarattı. Bu kesimler, hafızalarında yer eden 1969 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü ile Lübnan Devleti arasında imzalanan Kahire Anlaşması’nı hatırlattı. Bu anlaşma, Lübnan'ın güneyi ve diğer bölgelerde silahlı Filistinlilerin yayılmasına yol açmıştı ve bu durum, iç savaşın patlak vermesinin nedenlerinden biri olmuştu.

Fotoğraf Altı: Al-Arouri, Hasan Nasrallah ve Ziad Al-Nakhalah 25 Ekim'de görüştü. (AP)
 Al-Arouri, Hasan Nasrallah ve Ziad Al-Nakhalah 25 Ekim'de görüştü. (AP)

Bu nedenle, Salih Aruri, Kudüs Tugayları içindeki kendi grubunu kullanarak, İsrail sınırında operasyonlar yürütmeye başladı. Bu, Hizbullah’ın onayıyla oldu. , Cemaati İslam’ın içinden kaynaklara göre Hizbullah, Lübnan'da ‘direniş’ için bir Sünni cephe oluşturmak istiyordu. Bu nedenle, Kudüs Tugayları’nı koruması altına aldı ve Lübnan ordusunun onları tutuklamasını önlemeye çalıştı.2023 yılının ağustos ayında, Lübnan ordusunun istihbaratı, Kudüs Tugayları’na mensup üç kişiyi, İsrail yerleşim yerlerine füze fırlatmak için platformlar hazırlarken yakaladı. Cemaati İslam, o sırada bu olayı örtbas etmeye çalıştı, ancak medyaya sızdı ve bu da Cemaati İslam büyük bir zorluk yaşattı. Cemaati İslam, medyadaki tartışmayı eleştiren resmi bir açıklama yaptı, ancak olayı yalanlamadı.

Aynı açıklamaya göre Fecr Kuvvetleri tarafından açıklanan üç operasyonun aslında İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından, örgüt içinde Aruri Grubu ile ortaklaşa gerçekleştirildiği bildiriliyor. Kaynaklar, bu iddialarını, Hamas veya Hizbullah gibi örgütlerin yaptığı gibi, söz konusu operasyonların görüntülerinin veya videolarının yayınlanmamasına dayandırıyorlar.

Örgütün bazı liderleri, Genel Sekreter Muhammed Takuş'tan kamuoyuna sunmak üzere fotoğraf veya video talep ettiklerinde, Takuş, zamanın uygun olmadığını yanıtını verdi. Takuş, Fecr Kuvvetleri’nin ne yapacağını veya kendisine ne atfedileceğini neredeyse tek bilen lider.

“Perde arkasında, Sünni milletvekilleri ile bakanlar arasında, Sünnileri silahlanma ve şiddet ocağına iterek milislerin yolunu reddetmek için iletişim kuruluyor.”

Fecr Kuvvetleri’nin füze saldırıları hakkındaki açıklamaların artmasıyla birlikte, örgütün içindeki örgütsel koridorlarda sert tartışmalar yaşandı. Özellikle bu tür bir kararın, Genel Büro'nun onayına ve Şura Meclisi'nden bağlayıcı bir oylamaya ihtiyacı var, ki bu da olmadı.

Bu nedenle, yaşananlar, mevcut liderliğin ‘Engel Ekseni’ ile ilişkisine bağlı hesaplamalara bir iç ihlal olarak kabul edildi. Kaynaklar, örgütün içindeki muhalif görüşün, füzelerin fırlatılmasının siyasi ve askeri dengede hiçbir şeyi değiştirmediğini ve Lübnan topraklarına karadan bir işgal olması durumunda hazır bulunulması gerektiğini düşündüğünü açıkladı. Ancak, Cemaati İslam’ın, Hizbullah’ın Sünni bir vitrini gibi görünmesi, genel olarak Sünni pozisyonu üzerinde olumsuz yansımalara sahip olacak ve örgütü iç ve dış eleştirilere maruz bırakacak.

Bölgesel rahatsızlık mı?

Kaynaklara göre, bölgesel güçler Fecr Kuvvetleri’nin sahada ortaya çıkmasından rahatsızlık duydu. Bu nedenle, operasyonlarının durması ve sadece üçe sınırlı kalması dikkat çekiyor. Ayrıca, İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın yerel örtü sağlayışı işe yaramadı, hatta Sünni çevrelerde olumsuz bir tepkiye yol açtı. Bunun nedeni, Hizbullah’ın, muhaliflerine siyasi gerçekler dayatmak için daha sonra kullanacağı bir Sünni milis kuvvetinin ortaya çıkmasına izin verdiği düşüncesi.

Fotoğraf Altı: Cemaati İslami’nin 29 Ekim'de Beyrut şehir merkezinde Gazze'yi desteklemek için gösteri düzenledi. (Reuters)
Cemaati İslami’nin 29 Ekim'de Beyrut şehir merkezinde Gazze'yi desteklemek için gösteri düzenledi. (Reuters)

Takuş ve örgütün siyasi bürosu başkanı Ali Ebu Yasin'in, genel seferberlik ilan edilmesiyle cihat ilanına benzeyen bir açıklama yapması ve Fecr Kuvvetleri’ne gönüllülük için kapı açması işleri daha da zorlaştırıyor.

Elde edilen bilgilere göre, kulislerde mevcut ve eski Sünni milletvekilleri ve bakanlar arasında, Sünnileri silahlanma ve şiddet olaylarına sürükleyerek hazırlanmakta olan milisçi yolu reddetme amacıyla ortak bir tutum geliştirmek için görüşmeler yapılıyor.

Cemaati İslam Milletvekili İmad Hut, yaşananlara en sert muhalefet edenlerden biri olarak kabul ediliyor. Aynı şekilde Azzam Eyyubi ve diğer önemli liderler de öyle. Ancak hepsi, anlaşmazlıkları örgütün iç koridorlarında tutmaya özen gösteriyorlar. Hut'un son medyatik çıkışlarında gerginlik yüzünde açıkça görülüyordu.

Son olaylar, Hamas’ın Lübnan'daki Cemaati İslam içindeki nüfuzunun boyutunu gösterdi. Peki savaştan sonra Cemaati İslam’ın rolü ne olacak ve sınırları nelerdir? Bu, şimdi Lübnan'daki Sünni çevrelerde sorulan bir soru.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.


Lübnan, İran büyükelçisinin ikamet iznini uzattı

Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
TT

Lübnan, İran büyükelçisinin ikamet iznini uzattı

Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)

Lübnan makamları dün, eski İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani’ye “diplomat olarak değil, İran vatandaşı olarak” altı aylık yasal oturma izni verdi. Karar, Lübnan Dışişleri Bakanlığı’nın mart ayında Şeybani’yi “istenmeyen kişi” ilan ederek 72 saat içinde ülkeyi terk etmesini istemesinden aylar sonra geldi. Şeybani bu talebe uymamıştı. ا

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kamu Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral Hasan Şukeyr’in kendisine yasal yetkileri çerçevesinde oturma izni verilmesini önerdiğini belirtti. Kaynağa göre Şukeyr, izin belgesini imzalamadan önce konuyla ilgili siyasi makamları, yani cumhurbaşkanı, başbakan ve içişleri bakanını bilgilendirdi. 

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları ise bakanlığın Şeybani’ye oturma izni verildiğinden haberdar olmadığını söyledi. Kaynaklar, Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin tutumunun net olduğunu belirterek, “Bu dosya uzlaşmaya açık değil; İran kararın gereğini yerine getirmeli” ifadelerini kullandı. 

Verilen oturma izni Şeybani’ye herhangi bir diplomatik statü veya dokunulmazlık tanımıyor; Lübnan’da yalnızca İran vatandaşı olarak yasal biçimde kalmasına olanak sağlıyor. Kararın, Şeybani’nin mevcut vizesinin sona erdiği 24 Ağustos’ta alındığı bildirildi.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkardı

ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkardı

ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı tarafından yayımlanan bir bildirime göre ABD Dışişleri Bakanlığı, dün Suriye’yi ABD’nin “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkardı. Daha önce bu yılın başlarında duyurulan karar, Kongre’nin incelemesine tabi tutulmuştu.

Bir ülkenin “teröre destek veren ülkeler” listesine alınması, ABD’nin dış yardımlarına, savunma ekipmanı ihracatına ve bazı finansal işlemlere kısıtlamalar getirilmesine yol açıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Suriye’nin listeden çıkarılmasıyla ABD, 47 yıldır uygulanan bu sınıflandırmaya son vermiş oldu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada, kararın “Suriye’ye daha fazla yatırım yapılmasını teşvik ederek ülkedeki siyasi ve ekonomik istikrarın güçlenmesine yardımcı olacağını” söyledi. Karar, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden yaklaşık iki yıl sonra geldi.

Suriye Merkez Bankası Başkanı Safvet Raslan da Washington’un ülkesini teröre destek veren devletler listesinden çıkarmasını memnuniyetle karşıladı.

Raslan, X platformundaki paylaşımında ABD’nin kararını “Suriye’nin ‘teröre destek veren devlet’ olarak sınıflandırılmasına son verilmesi, ülkeyi küresel ekonomi sistemindeki doğal konumuna döndüren tarihi bir adım” olarak nitelendirdi. Merkez Bankası’nın “tüm fırsatlara uyum sağlayabilecek ve bunlardan yararlanabilecek modern ve güvenilir bir finansal sistem kurmak için çalıştığını” belirtti.

Karar kapsamında ayrıca El Nusra Cephesi’nin “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terör Örgütü” statüsü de kaldırıldı.