Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı

Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı
TT

Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı

Olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Zirvesi Sonuç Bildirisi yayımlandı

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Ortak Zirvesi sonrası ortak bildiri yayımlandı.

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği Ortak Zirvesi'nin sonuç bildirisinde şu ifadelere yer verildi:

Bizler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği'nin devlet ve hükümet başkanları olarak, İsrail'in Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki Doğu Kudüs dahil olmak üzere Filistin halkına yönelik acımasız saldırısını kınamak için, her iki örgütün de ayrı ayrı düzenlemeyi planladığı iki zirveyi birleştirmeye karar verdik. Bu, saldırıyı ve neden olduğu insani krizi birlikte karşılayacağımızı ve işgalin devamını sağlayan tüm yasadışı İsrail uygulamalarını durdurmak ve Filistin halkının haklarını, özellikle de özgürlük ve egemen bir devlet kurma hakkını sağlamak için çalışacağımızı ifade etmektedir.

- Nazik ev sahiplikleri için Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a teşekkür ediyoruz.

- Her iki örgüt tarafından Filistin meselesi ve tüm işgal altındaki Arap toprakları ile ilgili tüm kararları teyit ediyoruz.

- Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası örgütlerin Filistin meselesi ve İsrail işgali suçları ve Filistin halkının 1967'den beri işgal altındaki tüm topraklarında özgürlük ve bağımsızlık hakkı ile ilgili tüm kararlarını hatırlıyoruz. Bu topraklar tek bir coğrafi bütünlük oluşturuyor.

- Bugün bizler, 26 Ekim 2023 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10. Acil Durum Dönemi'nde kabul edilen A/ES-10/L.25 sayılı kararı memnuniyetle karşılıyoruz.

- Filistin davasının merkeziliğini ve kardeş Filistin halkının meşru mücadelesinde tüm gücümüz ve imkanlarımızla yanlarında olduğumuzu teyit ederiz. Bu mücadele, işgal altındaki tüm topraklarını özgürleştirmek, tüm devredilemez haklarını elde etmek ve özellikle kendi kaderini tayin etme ve 4 Haziran 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir devlette yaşama hakkını elde etmek içindir.

- Stratejik bir seçenek olan adil, kalıcı ve kapsamlı barışın, bölgenin tüm halklarının güvenliğini ve istikrarını garanti etmenin ve onları şiddet ve savaş sarmallarından korumanın tek yolu olduğunu teyit ediyoruz. Bu barış, İsrail işgalinin sona ermesi ve Filistin sorununun iki devletli çözüm temelinde çözümlenmesi olmadan gerçekleşmeyecektir.

- Filistin meselesini görmezden gelme veya Filistin halkının haklarını görmezden gelme çabaları yoluyla bölgesel barışı sağlamanın imkansız olduğunu ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nın desteklediği Arap Barış Girişimi'nin temel bir referans olduğunu teyit ediyoruz.

-İsrail'i, işgalci güç olarak, Filistin halkının haklarına ve İslami ve Hristiyan kutsallarına yönelik saldırıları, sistematik politikaları ve uygulamaları ve işgali pekiştiren ve uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı yasadışı adımlarından dolayı çatışmanın devam etmesinden ve tırmanmasından sorumlu tutuyoruz. Bu durum, adil ve kapsamlı bir barışın sağlanmasını engellemektedir.

- İsrail ve bölgenin tüm ülkeleri, Filistinliler güvenlik ve barış içinde yaşamadıkça ve tüm gasp edilmiş haklarını geri kazanmadıkça güvenlik ve barış içinde yaşayamayacaktır. İsrail işgalinin devamı, bölgenin güvenliği ve istikrarı ve uluslararası güvenlik ve barış için bir tehdit oluşturmaktadır.

- Nefret, ayrımcılığın tüm biçimlerini ve aşırılık kültürünü pekiştiren tüm tezleri kınıyoruz.

- İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırısının, toplu katliam suçunu teşkil eden yıkıcı sonuçlarından ve bu saldırılar sırasında Batı Şeria ve Kudüs'te işlediği barbarca suçlardan ve İsrail'in saldırılarını durdurmayı reddetmesi ve BM Güvenlik Konseyi'nin uluslararası hukuku uygulamaktan aciz kalması nedeniyle savaşın genişleme tehlikesinden endişe ediyoruz.

Sonuç olarak şu kararlara varıldı:

1- İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırısını, bu saldırılar sırasında işlediği savaş suçları, barbarca, vahşi ve insanlık dışı katliamları ve işgalci sömürge hükümetinin bu saldırıları sırasında ve işgal altındaki Batı Şeria'da, özellikle Doğu Kudüs'te Filistin halkına karşı işlediği suçları kınıyoruz. Bu saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulunuyoruz.

2- Bu intikam savaşını meşru müdafaa olarak tanımlamayı ya da herhangi bir bahaneyle meşrulaştırmayı reddediyoruz.

3- Gazze'deki ablukanın kaldırılması ve derhal bölgeye Arap, İslam ve uluslararası insani yardım konvoylarının, gıda, ilaç ve yakıt dahil olmak üzere, girmesinin sağlanması, uluslararası örgütlerin bu sürece katılımına çağrı yapılması, bu örgütlerin bölgeye girişinin gerekliliğinin teyidi, ekiplerinin korunması ve tam olarak görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'nın (UNRWA) desteklenmesi.

4- Mısır Cumhuriyeti'nin Gazze'deki İsrail saldırganlığının sonuçlarına karşı aldığı tüm adımlarının desteklenmesi ve bölgeye yardımları acil, sürdürülebilir ve yeterli bir şekilde girmesini sağlamak için çabalarının desteklenmesi.

5-Uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku ve uluslararası meşruiyet kararlarını ihlal eden BMGK'dan, saldırıyı durduran ve sömürgeci işgal otoritesini dizginleyen kararlı ve bağlayıcı bir karar almasının talep edilmesi. Bu kararlardan sonuncusu, 26 Ekim 2023 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı A/ES-10/L.25'tir. Bu konudaki başarısızlık, İsrail'in masumları, çocukları, yaşlıları ve kadınları öldüren ve Gazze'yi harabeye çeviren vahşi saldırganlığını sürdürmesine izin veren bir işbirliği olarak kabul edilmelidir.

6- Tüm devletlerden, İsrail işgal güçlerine silah ve mühimmat ihracatını durdurmasının talep edilmesi. Bu silahlar ve mühimmat, İsrail ordusu ve terörist yerleşimciler tarafından Filistin halkını öldürmek, evlerini, hastanelerini, okullarını, camilerini, kiliselerini ve tüm varlıklarını yok etmek için kullanılmaktadır.

7- BMGK'dan, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki hastaneleri vahşice yıkmasını, ilaç, gıda ve yakıt girişini engellemesini, işgal otoritesinin elektrik, su ve temel hizmetleri, özellikle de iletişim ve internet hizmetlerini kesmesini, toplu bir ceza olarak ve uluslararası hukuka göre bir savaş suçu olarak kınanmasının talep edilmesi. Kararın, İsrail'e, işgal gücü olarak, uluslararası yasalara uyma ve bu insanlık dışı vahşice işlemlerini derhal iptal etme zorunluluğunu yerine getirmesi gerekmektedir. Ayrıca, İsrail'in yıllardır bölgeye uyguladığı ablukanın kaldırılmasının gerekliliğinin de vurgulanması gerekmektedir.

8- Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı'ndan, İsrail'in tüm işgal altındaki Filistin topraklarında, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, Filistin halkı aleyhine işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı suçları soruşturmayı tamamlamasını ve bu soruşturmanın uygulanmasını takip etmek üzere BM ve Arap  Birliği Genel Sekreterliklerini görevlendirmesini, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'nde işlenen İsrail suçlarını belgelemek ve uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukukun İsrail tarafından, işgal gücü olarak, Gazze Şeridi ve diğer işgal altındaki Filistin topraklarında, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, Filistin halkı aleyhine işlediği tüm ihlalleri yasal olarak savunmak için iki uzman hukuki izleme birimi kurmasının talep edilmesi. Birimler, kurulduktan 15 gün sonra, Dışişleri Bakanları düzeyinde Arap Birliği Konseyi'ne ve BM Dışişleri Bakanları Konseyi'ne sunmak üzere bir rapor sunacak ve ardından her ay rapor sunmaya devam edeceklerdir.

9- Filistin Devleti'nin, İsrail işgal otoritesinin sorumlularını Filistin halkına karşı işlediği suçlar için sorumlu tutmak için yaptığı hukuki ve siyasi girişimlerin desteklenmesi. Bu girişimler, Uluslararası Adalet Divanı'nın tavsiye niteliğindeki görüş sürecinin dahil edilmesi ve İnsan Hakları Konseyi kararıyla oluşturulan soruşturma komitesinin bu suçları soruşturmasına ve engellememesine izin verilmesini içerir.

10- BM ve Arap Birliği Genel Sekreterliklerinin, İsrail işgal otoritesinin Filistin halkına karşı işlediği tüm suçları ve bu suçları belgeleyen ve İsrail'in yasadışı ve insanlık dışı uygulamalarını açığa vuran dijital medya platformlarını izlemek için iki medya izleme birimi kurmakla görevlendirilmesi.

11- Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı'nın, 32. Arap Zirvesi ve İslam Zirvesi'nin başkanlığı sıfatıyla, Ürdün, Mısır, Katar, Türkiye, Endonezya, Nijerya, Filistin ve diğer ilgili ülkeleri, ayrıca iki örgütün genel sekreterlerini, tüm üye devletler adına derhal uluslararası bir girişim başlatmakla görevlendirilmesi. Bu girişimin amacı, Gazze'deki savaşı durdurmak ve uluslararası kabul görmüş referanslara uygun olarak kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşmak için ciddi ve gerçek bir siyasi süreci başlatmak için uluslararası bir hareketi şekillendirmektir.

12- BM ve Arap Birliği üye devletlerinin, İsrail işgal otoritesinin insanlığa karşı suçlarına son vermek için diplomatik, siyasi ve hukuki baskı uygulamaya ve caydırıcı önlemler almaya çağrılması.

13- Uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standardın kınanması, bu çifte standardın, İsrail'i uluslararası hukuktan muaf tutarak ve onu bu hukukun üstüne koyarak, çok taraflı çalışmanın güvenilirliğini baltalayarak ve insani değerler sisteminin seçici uygulanmasını ortaya çıkararak, çifte standart uygulayan devletlerin güvenilirliğini ciddi şekilde zayıflattığını ve medeniyet ve kültürler arasında bir çatlağa yol açtığının vurgulanması.

14- Filistinli yaklaşık 1,5 milyon kişinin Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneyine zorla göç ettirilmesinin, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1977 Protokolü'ne göre savaş suçu olarak kınanması, sözleşmeye taraf devletleri, bu suçu kınayan ve reddeden ortak bir karar almaları için çağırılması, bütün BM örgütlerini, işgalci Siyonist otoritelerin bu insanlık dışı ve sefil durumu kalıcılaştırmaya yönelik girişimlerine karşı çıkmaya çağrılması, bu yerinden edilmiş kişilerin derhal kendi evlerine ve bölgelerine geri dönmeleri gerektiğine vurgu yapılması.

15- Filistin halkının ister Gazze Şeridi'nde, ister Batı Şeria'da (Kudüs dahil) ister kendi topraklarının dışında, herhangi bir yere, bireysel veya toplu olarak, zorla nakledilmesi, zorla yerinden edilmesi, sürgün edilmesi veya tehcir edilmesi girişimlerinin tam, mutlak ve kolektif bir şekilde reddedilmesi ve karşı çıkılması. Bu eylemler, kırmızı çizgi ve savaş suçu olarak değerlendirilmektedir.

16- Sivillerin öldürülmesi ve hedef alınmasının kınanması, insani değerlerimizden ve uluslararası hukuk ve insani hukukla uyumlu temel bir tutumdur. Ayrıca, uluslararası toplumun Filistinli sivillerin öldürülmesini ve hedef alınmasını durdurmak için derhal ve hızlı adımlar atması gerektiğine vurgu yapmak gerekmektedir. Bu, bir hayat ile diğer bir hayat arasında hiçbir fark olmadığı ve vatandaşlık, ırk veya din temelinde ayrım yapılmaması gerektiği gerçeğini bir teyit olarak görülmelidir.

17- Tüm tutukluların, mahkumların ve sivillerin derhal serbest bırakılması gerektiğine vurgu yapılması, işgalci sömürgeci otoritelerin binlerce Filistinli tutukluya karşı işlediği iğrenç suçların kınanması. Bu suçların durdurulması ve faillerini adalete teslim edilmesi için tüm ilgili devletleri ve uluslararası kuruluşları baskı yapmaya çağrılması.

18- İşgal güçlerinin işlediği cinayetleri, yerleşimcilerin terörünü ve Filistin köylerinde, şehirlerde ve Batı Şeria'daki kamplarda işledikleri suçları ve Mescid-i Aksa'ya ve tüm İslami ve Hristiyan kutsal mekanlara yönelik tüm saldırıların durdurulması.

19- İsrail'in, işgalci güç olarak yükümlülüklerini yerine getirmesi ve işgali sürdüren tüm yasadışı İsrail eylemlerini durdurması gerektiğine vurgu yapılması. Özellikle, yerleşim alanlarının inşası ve genişletilmesi, toprakların gasp edilmesi ve Filistinlilerin evlerinden tahliye edilmesi.

20- İşgal güçlerinin Filistin şehirlerine ve kamplarına yönelik askeri operasyonlarının ve yerleşimcilerin terörünü kınanması ve uluslararası topluma, onları uluslararası terör listelerine dahil etme çağrısında bulunulması. Filistin halkının, diğer tüm dünya halklarının sahip olduğu tüm haklara sahip olması için, bunlara insan hakları, güvenlik hakkı, kendi kaderini tayin hakkı ve topraklarında bağımsız bir devlet kurma hakkı dahildi, Filistin halkına uluslararası koruma mekanizması sağlanması.

21- İsrail'in Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarına yönelik saldırılarını ve ibadet özgürlüğünü ihlal eden yasadışı İsrail eylemlerinin kınanması. Kutsal mekanlardaki mevcut yasal ve tarihi statünün saygınlığının gerekliliğinin teyit edilmesi. Mescid-i Aksa / Kudüs'ün Harem-i Şerifi'nin, 144 bin metrekarelik toplam alanı ile, yalnızca Müslümanlara ait saf bir ibadet yeri olduğunu ve Kudüs İslami Vakıfları ve Mescid-i Aksa İşleri Ürdünlü İdaresinin, Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarının tarihi Haşimi vesayeti çerçevesinde, Mescid-i Aksa'yı yönetme, koruma ve girişini düzenleme konusundaki tek yetkili yasal organ olduğunun teyit edilmesi. Kudüs Komitesi Başkanlığının rolünü ve Kudüs'teki işgal güçlerinin uygulamalarını ele alma çabalarının desteklenmesi

22- İsrail işgal hükümetinin bakanlarının gerçekleştirdiği eylemleri ve aşırılıkçı ve ırkçı nefret söylemlerinin kınanması. Bu eylemler arasında, Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına nükleer silah kullanma tehdidinde bulunan bir bakanın tehdidi de yer almaktadır. Bu tehdidi, uluslararası güvenlik ve barış için ciddi bir tehdit olarak değerlendirmek ve bu tehdide karşı koymak için Birleşmiş Milletler çatısı altında düzenlenen, Ortadoğu'da nükleer silahlar ve diğer tüm toplu imha silahlarından arındırılmış bir bölgenin oluşturulmasına yönelik konferansı ve hedeflerini desteklemek gerekmektedir.

23- İsrail'in Gazze Şeridi ve Lübnan'a yönelik saldırılarında, gazetecilerin, çocukların, kadınların öldürülmesini, sağlık çalışanlarının hedef alınmasını ve uluslararası hukuka aykırı olan beyaz fosfor kullanımını kınamak. İsrail'in Lübnan'ı ‘taş devrine’ geri döndürme tehdidinde bulunan açıklamaları ve tehditlerinin kınanması. Çatışmaların genişlemesini önlemek için gerekli adımların atılması ve İsrail'in kimyasal silah kullanımını araştırması için Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (OPCW) görevlendirilmesi.

24-Filistin halkının tek meşru ve tek temsilcisinin Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) olduğunun teyit edilmesi, Filistinli grup ve güçlerin FKÖ'nün çatısı altında birleşmeye çağrılması. Ayrıca, Filistin Kurtuluş Örgütü liderliğindeki ulusal bir ortaklık çerçevesinde herkesin sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğine vurgu yapılması.

25- Barış, İsrail işgalini sona erdirmek ve Arap-İsrail çatışmasını uluslararası hukuk ve ilgili uluslararası hukuk kararlarına uygun olarak çözmek için stratejik bir seçenektir. Bu kararlar arasında, BMGK'nın 242 (1967), 338 (1973), 497 (1981), 1515 (2003) ve 2334 (2016) kararları yer almaktadır. FKÖ'nün 2002 tarihli barış girişimi, tüm unsurları ve öncelikleri ile, Arapların birleşik ve uyumlu tutumu ve Ortadoğu'da barışı canlandırmak için herhangi bir çabanın temeli olarak kabul edilmektedir. İsrail ile barış ve normal ilişkiler kurmak için ön koşul, İsrail'in tüm Filistin ve Arap topraklarını işgalini sona erdirmesi, 4 Haziran 1967 sınırlarında tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devleti kurması, Doğu Kudüs'ü başkenti olarak kabul etmesi ve Filistin halkının vazgeçilmez haklarını geri alması, bunlar arasında kendi kaderini tayin etme hakkı, geri dönüş hakkı, Filistinli mültecilere tazminat ve 1948 tarihli BM Genel Kurulu kararı 194'e uygun olarak adil bir şekilde çözümüdür.

26- Dünya toplumunun, Filistin halkının tüm meşru haklarını karşılayan iki devletli çözüm temelinde, 1967'nin 4 Haziran hatları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak ciddi ve gerçek bir barış sürecini derhal başlatması gerektiğine vurgu yapılması. Bu devlet, İsrail ile güvenlik ve barış içinde yaşayacaktır. Bu, uluslararası hukukun kararlarının ve Arap Barış Girişimi'nin tüm unsurlarının uygulanmasına uygun olacaktır.

27- Filistin meselesine 75 yılı aşkın bir süredir çözüm bulunamaması, İsrail'in sömürgeci işgali ve çözümü baltalamak için sistematik olarak uyguladığı politikalar, özellikle de yerleşim yerlerini inşa etmek ve genişletmek yoluyla, bazı tarafların İsrail işgaline koşulsuz destek vermesi ve onu hesap verebilirlikten koruması, bu suçları görmezden gelmenin tehlikesi ve bunun uluslararası barış ve güvenliğin geleceği üzerindeki ciddi etkileri konusundaki sürekli uyarıları dinlemeyi reddetmesi, durumun ciddi şekilde kötüleşmesine yol açmıştır.

28- Gazze'yi Batı Şeria'dan, özellikle de Doğu Kudüs'ten ayırmayı amaçlayan tüm önerilerin reddedilmesi ve Gazze'ye yönelik herhangi bir gelecekteki yaklaşımın, Gazze ve Batı Şeria'nın tek bir Filistin devleti olarak birliğini güvence altına alan kapsamlı bir çözümün parçası olması gerektiğine dair vurgu yapılması. Bu devlet, 4 Haziran 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir devlet olmalıdır.

29- Filistin meselesine kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulmak için, en kısa zamanda, uluslararası bir barış konferansı yapılması çağrısında bulunulması. Bu konferans, uluslararası hukuk, uluslararası hukukun kararları ve toprak karşılığı barış ilkesine dayalı, belirli bir zaman çerçevesi içinde ve uluslararası garantilerle yürütülecek, 1967'de işgal edilen Filistin topraklarının tamamından, özellikle Doğu Kudüs'ten, işgalin sona ermesine ve iki devletli çözümün uygulanmasına yol açacak bir barış sürecinin başlatılması için bir platform sağlayacaktır.

30- İslam Zirvesi'nin 14. Dönemi kararlarını ve Arap Zirvesi kararlarını takiben Arap ve İslam ülkelerinin finansal güvenlik ağını etkinleştirme çağrısı yapılması. Bu ağ, Filistin Devletine ve UNRWA’ya mali katkılar sağlama ve mali, ekonomik ve insani destek sağlama amacıyla kurulmuştur. Ayrıca, İsrail saldırısının hemen ardından Gazze'nin yeniden inşası ve saldırının neden olduğu yıkımın etkilerinin hafifletilmesi için uluslararası ortakların seferber edilmesi çağrısında bulunulması.

31- Arap Birliği Genel Sekreteri ve İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri'nin, kararın uygulanmasını takip etmek ve sonuçlarını ilgili kuruluşlarının gelecekteki toplantılarına sunmakla görevlendirilmesi.

* Tunus Cumhuriyeti, kararda yer alan her şeyden, sadece Filistin halkına yönelik saldırıların derhal durdurulması, insani yardımların derhal ulaştırılabilmesi ve tüm Filistin'e yönelik ablukanın kaldırılması konularıyla ilgili noktalar hariç olmak üzere, çekincelidir.

** Irak Cumhuriyeti, kararda "iki devletli çözüm" ifadesi geçtiği her yerde çekincelidir. Bu ifade, Irak yasasıyla çelişmektedir.

*** "Sivillerin öldürülmesi" ifadesine çekincelidir. Bu ifade, Filistinli şehidi İsrailli yerleşimciyle eşitlemektedir.

**** "Onunla normal ilişkiler kurmak" ifadesi çekincelidir.



Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün akşam Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve bu konularda yürütülen çabaları ele aldı.

Görüşme, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Merz’i el-Yemame Sarayı’nda kabul etmesinin ardından gerçekleşti. Resmi karşılama töreninin düzenlendiği ziyarette, iki taraf ayrıca ikili ilişkilerin genel durumu ile farklı sektörlerde iş birliği ve geliştirme fırsatlarını değerlendirdi.

drfgt
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz için düzenlenen resmi karşılama töreninden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafından; Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Devlet Bakanı Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bender, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid el-Ayban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasabi, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih ve Almanya Büyükelçisi Fahd el-Hazal katıldı.

sfrg
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda gerçekleşen resmi görüşmeden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Alman tarafından ise görüşmeye; Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Kindsgrab, Başbakan’ın dışişleri ve güvenlik politikası danışmanı Dr. Günter Sautter, Başbakan’ın ekonomi-finans politikaları danışmanı Dr. Levin Holle ile çok sayıda üst düzey yetkili katıldı.

Merz dün Suudi Arabistan’a resmi ziyarette bulunmak üzere Riyad’a geldi. Bu, Merz’in Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret oldu. Ziyareti sırasında kendisine eşlik eden geniş bir Alman iş insanları heyeti yer aldı. Merz, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, her iki ülkenin büyükelçileri ve çok sayıda yetkili tarafından karşılandı.

fgt
Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman dün Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i karşıladı. (Riyad Bölgesi Valiliği)

Almanya, Ortadoğu’da etkili bir ülke olarak gördüğü Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi hedefliyor. Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Riyad’ın ‘bölgenin istikrarı ve güvenliğinde kilit bir aktör’ olduğunu belirterek, bunun, Berlin’in bölgesel politika alanında Suudi Arabistan ile iş birliğine yönelmesine neden olduğunu vurguladı.

Alman hükümeti kaynaklarına göre Riyad’daki görüşmelerde İran meselesi, bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik iş birliği ve savunma alanındaki ortak çalışmalar ele alınacak.

Kaynaklar, Almanya’nın Suudi Arabistan ile ‘ikili stratejik ilişkileri ve stratejik diyaloğu genişletmeyi’ amaçladığını ve özellikle enerji sektöründe olmak üzere bir dizi ekonomik anlaşmaya varmayı hedeflediğini ifade etti.

vgthy
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'i kabul etti. (SPA)

Almanya’dan son günlerde Suudi Arabistan’ı ziyaret eden yetkililer arasında Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche de yer aldı. Reiche, Riyad’da Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile enerji alanında iş birliğini artırmayı hedefleyen anlaşmalar imzaladı.

Reiche, Riyad’dan yaptığı açıklamada, “Anlaşmalar enerji, yapay zekâ, hidrojen, sanayi değer zincirleri ve inovasyon gibi geleceğe dönük çok kritik alanları kapsıyor” dedi. Anlaşmalar kapsamında, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e kıyısı olan Yanbu Limanı’ndan Almanya’daki Rostock Limanı’na amonyak sevkiyatı gerçekleştirilecek.

frgthy
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ve Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche, geçtiğimiz pazar günü mutabakat zaptını imzaladıktan sonra (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Alman hükümeti, hidrojen alanında somut sonuçlar elde etmeyi hedefliyor; bu konu hükümet stratejisinin önemli bir parçası olsa da henüz hedeflerine ulaşabilmiş değil. Almanya, Suudi Arabistan’ın yeşil hidrojen üretimi için elverişli ortamı sayesinde bu alanda merkezi bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Reiche, Suudi Arabistan-Almanya Ortak Ekonomik ve Teknik İşbirliği Komitesi’nin 21. toplantısına da katıldı. Toplantıda, enerji, sanayi ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji, hidrojen, teknoloji ve sağlık sektörlerindeki fırsatlar ele alındı.

Geçtiğimiz pazartesi günü düzenlenen Suudi Arabistan-Almanya İş Konseyi toplantısında ise enerji alanında genel bir iş birliği çerçevesi oluşturmayı amaçlayan bir niyet mektubu imzalandı. Ayrıca, iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında çeşitli anlaşmalar yapılmasıyla ikili ekonomik ilişkilerin sağlam temelleri bir kez daha ortaya kondu.