İran’ın Gazze’deki müttefiki ve ‘casus avcısı’: Yahya es-Sinvar

İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru
İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru
TT

İran’ın Gazze’deki müttefiki ve ‘casus avcısı’: Yahya es-Sinvar

İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru
İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru

Salim el-Rayes

Hamas’ın elinde rehin olan İsrailli asker Gilad Şalit’e karşılık Filistinli mahkûmların serbest bırakılması için Ekim 2011’de Mısır’ın arabuluculuğuyla gerçekleşen ‘Şalit Anlaşması’ ya da ‘Özgürlerin Vefası Anlaşması’ adlı süreç tamamlandığında İsrail, serbest bıraktığı esirler arasında, yıllar içinde Hamas’ın lideri ve Gazze’deki İranlı-Şii ‘Direniş Ekseni’nin ana Sünni müttefiki haline gelecek ve 7 Ekim 2023’teki saldırının yönetici aklı olacak bir ismin yer aldığını muhtemelen bilmiyordu.

Tel Aviv, Yahya es-Sinvar’ı 18 Ekim 2011’de bin 27 kadın ve erkek mahkûmdan biri olarak serbest bıraktı. İsrail bu mahkûmları, Hamas hareketinin askerî kanadı olan Kassam Tugayları, Halk Direniş Komitesi’ne bağlı Nasır Selahaddin Tugayları ve Ceyşü’l-İslam (İslam Ordusu) tarafından 2006 yılında Gazze Şeridi’nin güneydoğu sınırında ‘Dağınık İllüzyon’ adıyla gerçekleşen ileri düzey bir askerî operasyonda (Gaza Cross-Border Raid) esir alınan Şalit’in iadesi karşılığında serbest bırakmıştı.

En büyük operasyon

Söz konusu operasyon, 2000 yılında İkinci Aksa İntifadası başladığından beri Filistinli gruplar tarafından gerçekleştirilen en karmaşık operasyon olarak kabul ediliyor. Kassam Tugayları, asker Şalit’i beş yıl boyunca sağ ve saklı tutmayı başarırken, İsrail istihbarat servisleri Şalit’in saklandığı yerin bilgisine erişemedi. İsrail’in 2008-2009 yıllarında Şalit’i esaretten kurtarabileceğine inanarak yürüttüğü 21 günlük yoğun askerî operasyon sırasında bile…

Yahya es-Sinvar kimdir?

İsrail, iki yıl süren askerî operasyondan sonra masaya oturup müzakere yoluyla çözüme razı olmak zorunda kaldı. Hatta Şalit için yüksek bir bedel ödedi ki, bu bedellerden biri de Hamas’ın mevcut lideri Yahya es-Sinvar’ın serbest kalmasıydı.

Sinvar, çocukluk yıllarında İsrail’in kendisinin de aralarında bulunduğu kamp sakinlerine yönelik saldırılarından etkilendi ve bu durum, onun ilerleyen yaşlarında siyasi ve askerî bilincinin şekillenmeye başlamasının sebebi oldu.

Yahya es-Sinvar’ın ailesinin kökleri, Gazze Şeridi’nin kuzeydoğusunda yer alan el-Mecdel şehrine uzanıyor. İsrail, tarihî Filistin’in üçte ikisinden fazlasını işgal ettiği ve Filistinlilerin ‘Nekbe’, yani felaket olarak andığı 1948 yılında burayı da işgal ederek şehrin adını Aşkelon olarak değiştirdi.

Nekbe ve işgal yüzünden aile, Han Yunus Mülteci Kampı’na yerleştirildi. 1962 yılında bu kampta dünyaya gelen Sinvar, yoksulluk ve kamp hayatının sebep olduğu sıkıntılar nedeniyle zorlu ve meşakkatli koşullarda büyüdü. İsrail’in 1967 yılında Batı Şeria’yı ve Gazze Şeridi’ni, yani tüm Filistin’i işgal etmesinden sonra koşullar daha da zorlaşmış, seyahat yasağının getirilmesi ve İsrailli askerlerin saldırılarının yoğunlaşmasıyla Filistinlilerin ekonomik durumları daha da kötüleşmişti.

Sinvar, çocukluk yıllarında İsrail’in, kendisinin de aralarında bulunduğu kamp sakinlerine yönelik saldırılarından etkilendi ve bu durum, onun ilerleyen yaşlarında siyasi ve askerî bilincinin şekillenmesine sebep oldu. Nihayet ilköğretim ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Gazze’deki İslam Üniversitesi’nde Arap dili eğitimi aldı.

Fotoğraf Altı: Hamas hareketinin Gazze sorumlusu Yahya es-Sinvar. (AFP)
Hamas hareketinin Gazze sorumlusu Yahya es-Sinvar. (AFP)

Üniversite eğitimi sırasında İslami Blok’a katıldı, hatta başkanlığını yaptı. İslami Blok, Filistin’deki İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) cemaatinin öğrenci koluydu. Bu dönem ve deneyim, hayatının dönüm noktası oldu ve daha sonra Hamas’ta üstlendiği liderlik rollerini yerine getirmesine katkı sağladı. Bilindiği üzere Sinvar, hareketin ilk kurucu liderleri arasında değildi ancak Hamas liderliğinin bir parçası haline geldi ve hayatının üniversite aşamasını takip eden yıllar boyunca İslami direnişin yönlerinin ve temellerinin belirlenmesinde önemli katkılarda bulundu.

‘El-Mecd’ ajanların peşinde

Sinvar 1980’li yılların başında, siyasi faaliyetine başlayarak, işgale direniş eylemlerinde ve çeşitli biçimlerde Filistin liderliğinin öncülerinden biri oldu. Özellikle işgal güçlerinin yenilmesine bir hazırlık olarak işgalcilerin tüm araçlarının ortadan kaldırılması gerektiğine inandığı için Filistin yapısına sızan işgal ajanlarına ve yardakçılarına odaklandı. Sinvar’a göre işgalin ortadan kaldırılması gereken en tehlikeli ve bariz aracı bunlardı.

Sinvar, ‘el-Mecd’i kurarak ilk tohumu attı ve bu sayede Hamas hareketinin iç güvenlik sistemi gelişti. İsrail’in ajanlarının soruşturulmasına paralel olarak teşkilât, İsrail istihbaratı ve güvenlik teşkilâtı personelini takip etmekle görevlendirildi.

Sinvar’a yakın olan kişilere göre kendisi o dönemde ve düşüncesine hâkim olan hedefe ulaşma yolunda Hamas’ın önde gelen kurucularından biri olan Şeyh Ahmed Yasin’e direnişin ve direnişçilerin güvenlik yönünü güçlendirmeye dönük bazı fikirler önerdi. Bu fikirlerden en çok öne çıkanı ise el-Mecd adıyla bir güvenlik ve davet teşkilâtı oluşturulmasıydı. Sinvar bu teşkilâtı, Filistin direnişine karşı İsrail’le iş birliği yapan ajanların izini süren bir güvenlik ekibiyle yönetti.

Sinvar, ‘el-Mecd’i kurarak ilk tohumu attı ve bu sayede Hamas hareketinin iç güvenlik sistemi gelişti. İsrail’in ajanlarının soruşturulmasına paralel olarak teşkilât, İsrail istihbaratı ve güvenlik teşkilâtı personelini takip etmekle de görevlendirildi.

Güvenlik ve siyasi etkinliğinin yanı sıra Hamas’la olan meselelerde oynadığı önemli rolün artmasıyla Sinvar, İsrail tarafından pek çok tutuklama operasyonuna maruz kaldı. Bu operasyonlardan ilki 1982 yılında gerçekleştirildi ve günler sürdü. Daha sonra aynı yıl ikinci kez tutuklandı ve İsrail’e karşı faaliyetlerini sürdürmesinin ardından altı ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Hapishaneler ve hücre hapsi

1985’te üçüncü kez tutuklandı. Bu sefer çalışmaları o yıllarda, yani Hamas’ın fiili olarak faaliyete geçtiğinin duyurulduğu 1987 yılından önce Gazze Şeridi’ne yoğunlaşan Hamas güvenlik teşkilâtını kurma suçlamasıyla hakkında sekiz aya hükmedildi. 1987 yılında ise dördüncü kez tutuklandı, ancak bu defa güvenlik teşkilâtı kurma ve hareketin ilk askerî teşkilâtının kurulmasına ortak olma suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Yahya es-Sinvar, İsrail esaretinden kurtulduktan sonra Hamas’ın 2012 yılındaki iç seçimlerine katıldı ve hareketin siyasi bürosuna üyelik kazandı. Zaman içinde ve esaret yıllarında edindiği deneyimler ve beceriler sayesinde o dönemde Kassam Tugayları’nın askerî teşkilâtının sorumluluğunu da üstlendi.

Sinvar, İsrail hapishanelerinde aralıksız 23 yıl geçirdi. Bunun dört yılı hücre hapsi şeklindeydi. Tutukluluğu, onu hareketin liderlik görevlerini üstlenmekten alıkoymadı. Nitekim hapishanelerdeki Hamaslı mahkûmların üst kurulunun liderliğini üstlendi ve bir dizi açlık grevine katıldı. Mahkûmlar 1992, 1996, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştirdikleri gibi, bu grevleri esaret koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yapıyordu.

Hamas lideri, esaret yıllarında direndi ve 2011 yılında ‘Özgürlerin Vefası’ adlı anlaşma kapsamında serbest bırakılana değin temayüz ettiği işi, yani İsrail hapishanelerinde bile ajanları soruşturmayı sürdürerek güvenlik yeteneklerini geliştirdi.

Birçok Filistinli medya kuruluşu daha önce Kassam Tugayları liderlerinden biri olan ve İsrail tarafından 2012 yılında kendisine suikast düzenlenen kardeşi Muhammed es-Sinvar’ın, lider Muhammed el-Caberi ile beraber ‘Şalit Anlaşması’nın mimarlarından biri olduğunu aktardı.

Yahya es-Sinvar, İsrail esaretinden kurtulduktan sonra Hamas’ın 2012 yılındaki iç seçimlerine katıldı ve hareketin siyasi bürosuna üyelik kazandı. Zaman içinde ve esaret yıllarında edindiği deneyimler ve beceriler sayesinde o dönemde Kassam Tugayları’nın askerî teşkilâtının sorumluluğunu da üstlendi.

Çalışmalarını ve faaliyetlerini sürdürürken Hamas hareketi çevrelerindeki popülerliği arttı ve nihayet 2017 yılında Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki lideri olarak seçildi. The Guardian gazetesi o dönemde yayınladığı bir makalesinde Sinvar’ın bu makama gelişinin Hamas hareketinin politikasının yeniden tanımlanmasında önemli bir adım olduğunu yazdı.

Mayıs 2021’de Hamas, lider Nizar Avadallah ile yaşanan ve bu yüzden Hareketin Sinvar’ın seçildiği kesinleşene kadar seçim turlarını birkaç kez tekrarlamak zorunda kaldığı yoğun bir rekabetin ardından Yahya Sinvar’ın ikinci kez hareketin Gazze Şeridi’ndeki lideri olarak seçildiğini duyurdu.

O dönemde ve tekrar turları sırasında, seçim sonuçlarının meseleyi çözememesi sebebiyle Hareket içinde bir bölünme yaşanabileceğine dair söylentiler ve iddialar yayıldı. Ancak nihayetinde Sinvar ile bir grup liderin Gazze’deki konutunda Avadallah’ı ziyaret etmesinden sonra Hareket, meselenin Sinvar lehine sonuçlandığını duyurdu. Sinvar meselenin, Hareketin liderleri arasındaki tartışmalar ve görüşmeler sonucunda neticelendiğini düşünürken, Hamas bunu reddetti ve sonucun seçimlerin tekrarlanmasından sonra geldiğini, sonucu belirleyen şeyin seçimler olduğunu söyledi.

ABD, Muhammed ed-Dayf ve Ruhi Müştehi ile birlikte Hamas’a mensup üç teröristten biri olarak kabul edip ismini uluslararası teröristler listesine kaydederek Sinvar’a baskı uygulamaya çalışırken, İsrail de Sinvar’ı Gazze Şeridi’nde ortadan kaldırmak için arananlar listesine aldı.

Sinvar, önceden Hareket’in mensupları ve liderleri arasındaki konumunu ve ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor, onların mensupları ile liderlerinin ilgisini çeken ve hesaba katılan biri olarak fikirleri empoze etme becerisi, tecrübesi ve bilgeliğiyle meseleleri nasıl çözeceğini bilen bir lider olarak tanınıyordu. Sinvar, seçimler dört yılda bir yapıldığı için mevcut dönemde hareketin liderliğini 2025 yılına kadar sürdürecekti.

Terör listelerinde

ABD, Muhammed ed-Dayf ve Ruhi Müştehi ile birlikte Hamas’a mensup üç teröristten biri olarak kabul ettiği ve ismini uluslararası teröristler listesine kaydettiği Sinvar’a baskı uygulamaya çalışırken, İsrail de onu Gazze Şeridi’nde ortadan kaldırmak için arananlar listesine dahil etti.

Fotoğraf Altı: Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve Yahya es-Sinvar. (AFP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve Yahya es-Sinvar. (AFP)

İsrail, 1989 yılında, mahkûmiyetinin birinci yılında Sinvar’ın evini yerle bir etti. 2014 yılında da Gazze Şeridi’ne karşı 51 günlük yoğun saldırıda onu öldürme girişimiyle evi, savaş uçakları tarafından bir kez daha bombalandı.

Sinvar, askerî ve güvenlik çalışmalarıyla öne çıkıp hareketin en üst liderlik makamlarına eriştiği gibi, İbranicedeki yetkinliğiyle de temayüz etti; siyaset ve güvenlik alanlarında birçok telif ve tercüme faaliyetinde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı analize göre öne çıkan çalışmaları arasında şunlar sayılabilir:

- Parçalar Arasında Şabak/Şin Bet adlı kitabın tercümesi. Bu kitap, İsrail’in iç güvenlik teşkilâtını ele alıyor.

- 1992’de İsrail Partileri adlı kitabın tercümesi. Bu kitap da o dönemde İsrail’deki siyasi partilere değiniyor.

- Hamas: Tecrübe ve Hatalar adlı kitabın telifi. Kitap, Hamas hareketinin yıllar içinde yaşadığı deneyimleri ve gelişimi konu ediniyor.

- El-Mecd adlı kitabın telifi.

- Karanfilin Dikenleri adlı edebi roman. Bu hikâye, 1967 yılından 2000 yılındaki Aksa İntifadasına kadar olan Filistin mücadelesini anlatıyor.

Sinvar’ın eserleri; siyasi, güvenlik ve askerî meselelerdeki görüşlerini ve deneyimlerini yansıtan siyasi ve analitik bir üslup taşıyor.

Belki de iç liderliğin gerçek ağırlığı, askerî faaliyetin içeride yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Hamas’ın askerî kanadı olan Kassam Tugayları’nın askerî liderliği de Hamas Siyasi Büro Başkanı Salih el-Aruri’nin rolünün özellikle Lübnan sahasında öne çıktığı bir zamanda dahi içeriye yoğunlaşıyor.

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, kişiliğine odaklandığı bir makalede güvenlik alanında sahip olduğu tecrübeye ve askerî becerilerine bakarak onun Hamas’ın askerî ve siyasi kanatları arasında güçlü bir bağlantı halkası olacağını ifade etti. Siyasi uzmanların ve gözlemcilerin söylediğine göre de bunu çoktan başardı.

Bir başka makalede aynı gazete, onu Hamas hareketinin ‘savunma bakanı’ olarak niteledi. Ayrıca her ne kadar İsmail Heniye, şu an Hareketin mevcut lideri olarak Sinvar’ın bulunduğu görevden ayrıldıktan sonra Hamas’in siyasi büro şefliğini üstlense de aslında Gazze Şeridi’nin yönetiminden fiili olarak Sinvar’ın sorumlu olduğuna işaret etti.  

Onun örgüt faaliyeti gösterdiği yıllarda Hareketin örgütsel ağırlığı, iç liderliğe, özellikle de Gazze Şeridi liderliğine aitti. Bununla birlikte yurt dışı liderliği, birçok ülke ve siyasi kuruluşla ilişkiler geliştirmede önemli bir rol oynadı. Özellikle son yıllarda yurt içindeki ve dışındaki liderlik arasında pek çok anlaşmazlık baş gösterdi ve Sinvar, Hareketin içerideki liderliğini devralana kadar da devam etti. Daha önce bu görevi İsmail Heniyye yürütüyordu, ancak daha sonra Katar’a yerleşmek üzere yurt dışına taşındı ve birkaç dönem üst üste görevi yürüten Halid Meşal’in halefi olarak Hareket’in siyasi büro başkanlığını devraldı. Bununla birlikte Hamas liderliği, yurt içinde ve dışındaki liderlik arasında herhangi bir anlaşmazlığın olduğunu kabul etmedi, etmiyor ve anlaşmazlıklara dair ortalıkta dolaşanların bir söylentiden ibaret olduğu konusunda ısrar ediyor.

İran konusundaki anlaşmazlık

Belki de iç liderliğin gerçek ağırlığı, askerî faaliyetin içeride yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Hamas’ın askerî kanadı olan Kassam Tugayları’nın askerî liderliği de Hamas Siyasi Büro Başkanı Salih el-Aruri’nin rolünün özellikle Lübnan sahasında öne çıktığı bir zamanda dahi içeriye yoğunlaşıyor.

“İsrail, 2012 yılında, Yahya es-Sinvar’ın serbest bırakıldığı Şalit Anlaşması’ndan bir yıl sonra Gazze’ye yönelik operasyonlar yürüttüğünde İran, Hamas’a, özellikle de askerî liderliğe yeniden destek sunmaya başladı ve iki taraf arasındaki ilişki, Heniyye’nin Hamas’ın siyasi büro başkanlığını devralmasından sonra gelişti.”

Yurt içinde ve dışındaki liderlikler arasındaki fikir ayrılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la ilişkisinde de ortaya çıktı. İki taraf arasındaki ilişki, 1990’ların başında, Hareketin kurulmasından birkaç yıl sonra başladı ve İkinci Filistin İntifadası yıllarında İran’ın Hamas’a mali, siyasi ve askerî destek sunmasıyla gelişerek devam etti. İlişkideki bu gelişme, Hamas’ın 2006 yılındaki Yasama Konseyi seçimlerini kazanmasından ve de 2007 yılında Gazze Şeridi’ndeki iktidarı ele geçirmesinden sonra zirveye ulaştı.

İran, Hamas’ı desteklemek suretiyle Filistinli gruplara verdiği desteğin içeride iyi bir rekabet unsuru olduğunu düşünüyordu, halen de öyle düşünüyor. Hamas ise askerî ve siyasi alanda İran’ın desteğinin bir alternatifi olmadığı görüşünde.

‘Arap Baharı’ döneminde, konu Şam’a gelince iki taraf arasındaki ilişki bozuldu.  O zamanlar Suriye, yurt dışındaki Hamas liderliğinin yaşadığı ve Suriye rejimi tarafından kucaklandığı ülkeydi. Ancak Hareketin o dönemdeki lideri İsmail Heniyye’nin Hamas’ın halkların yanında durduğuna dair açıklaması, eldeki tüm imkânlarla Suriye rejimini destekleyen İran ile ilişkide bir gerginliğe yol açtı ve o dönemde iş, Hamas’ın ‘ihanetle’ suçlanmasına kadar vardı.

İsrail, 2012 yılında, Yahya es-Sinvar’ın serbest bırakıldığı Şalit Anlaşması’ndan bir yıl sonra Gazze’ye yönelik operasyonlar yürütürken İran, özellikle Hamas’ın askerî liderliğine yeniden destek sunmaya başladı ve iki taraf arasındaki ilişki, Heniyye’nin Hamas’ın siyasi büro başkanlığını devralmasından sonra gelişti. Heniyye, ilişkileri onarmak ve güçlendirmek için İran’a çok sayıda ziyaret gerçekleştirdi. Ancak İran liderliği, siyasi destek sunmakla birlikte Hamas’a verdiği askerî desteğini daha çok öne çıkarmaya devam etti.

İlişkideki farklılığın belki de en son örneği, daha önce yurt dışı sorumlusu olan Meşal’in Gazze savaşıyla eşzamanlı olarak Lübnan’ın güneyinde bir cephe açmadıkları için İran’ı ve Hizbullah’ı eleştirmesinde ve ardından Hizbullah yanlılarının da Meşal’i eleştirerek, Sinvar’ı ve Kassam liderliğini övmesinde görüldü. 

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Türk-Arap toplantısında Gazze Şeridi ve Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerine son verilmesi çağrısında bulunuldu

Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türk-Arap toplantısında Gazze Şeridi ve Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerine son verilmesi çağrısında bulunuldu

Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) bakanlar ve yetkililer, Gazze Şeridi’ndeki durumu, İsrail’in ateşkes ihlallerini ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planının ikinci aşamasının uygulanmasını ele aldı.

Toplantıya, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ev sahipliği yaptı. Görüşme, Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında dün gerçekleştirildi. Toplantıya Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile BAE Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Karkaş katıldı.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, toplantının öncelikli amacının, bölgedeki gelişmeler ışığında Filistin meselesini uluslararası toplumun gündeminde tutmak olduğunu belirtti. Kaynaklar, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile Lübnan’da artan İsrail geriliminin bu çabayı daha da önemli hale getirdiğini ifade etti.

İsrail’e yönelik eleştiriler

Kaynaklar, toplantıya katılanların Gazze Şeridi’nde ateşkesin sürdürülebilirliğine yönelik çabaların devam etmesi gerektiğini vurguladığını, ayrıca Filistinlilerin bölgeyi kendi kendilerine yönetmesi ve yeniden imar çalışmalarının vakit kaybetmeden başlatılmasının önemine dikkat çektiğini aktardı.

dv
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen Gazze konulu toplantıdan, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Aynı kaynaklara göre, Gazze Şeridi’nde barış planının ikinci aşamasına geçilmesinin Ortadoğu’daki gerilimi azaltmaya katkı sağlayacağı konusunda mutabakata varıldı. İsrail’in birinci aşamadaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi, ateşkes ihlallerini sürdürmesi ve Gazze Şeridi ile Batı Şeria’daki operasyonlarını devam ettirmesinin barış sürecini sekteye uğrattığı ifade edildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in Batı Şeria’da ‘ayrımcı yapıyı’ derinleştiren uygulamaları ile Mescid-i Aksa dahil kutsal mekânların tarihi statüsünü zedeleyen adımlarının da gündeme geldiğini belirtti. Katılımcılar, uluslararası toplumun bu gelişmeler karşısında daha kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini ve İsrail’in ateşkesi zayıflatmaya yönelik girişimleri ile iki devletli çözümü engelleme çabalarına karşı adım atılmasının önemini vurguladı.

vfvbfrgb
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları bölgede büyük yıkıma neden oldu. (Reuters)

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan verilere göre, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana Gazze Şeridi’nde 757 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 111 kişi yaralandı. 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybı 72 bin 336’ya, yaralı sayısı ise 172 bin 213’e ulaştı.

Genişleme politikasına ilişkin uyarı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’i güvenlik gerekçesini öne sürerek daha fazla toprak işgal etmeye çalışmakla suçladı.

Fidan dün ADF2026 kapsamında yaptığı konuşmada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun güvenlik konusunu daha fazla toprak ele geçirme amacıyla kullandığını söyledi. İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Doğu Kudüs ile Lübnan ve Suriye’ye yönelik genişlemeci bir politika izlediğini ifade etti.

Fidan, İsrail’in süregelen işgal politikalarına en kısa sürede son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, bölgede kalıcı barışın tek yolunun ülkelerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi ve sınırlarını tanıması olduğunu belirtti.

scdv s
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) yaptığı konuşmada (Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, İsrail’in genişlemeci politikalarının ve toprak edinme girişimlerinin Türkiye açısından bölgesel bir sorun teşkil ettiğini belirtti. Fidan, İsrail’in halihazırda Avrupa ve ABD tarafından güçlü şekilde desteklenmesinin durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ifade ederek, Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail’in faaliyetlerini sınırlamak için kurumsal düzeyde ortak bir tutum sergilememesini eleştirdi.

Avrupa’nın, özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan ‘soykırımın’ ardından giderek daha fazla farkındalık geliştirdiğini ve İsrail’in politikalarından mesafe koymaya başladığını söyleyen Fidan, bölge ülkelerinin de yeni bir ‘uyanış sürecinin’ eşiğinde olduğunu ve İsrail’i bölgesel bir tehdit olarak gördüğünü dile getirdi.

Fidan ayrıca, İsrail’in barış planının ilk aşamasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, özellikle insani yardımlar konusunda eksiklikler bulunduğunu vurguladı. Gazze Şeridi’ne daha fazla tıbbi ve insani yardımın girişine izin verilmesi gerektiğini belirten Fidan, Filistin teknik komitesinin bölgede çalışmalarına başlaması çağrısında bulundu.

Uluslararası toplumun tutumuna tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü ADF2026’nın açılışında yaptığı konuşmada, uluslararası topluma uzlaşı temelinde harekete geçme ve İsrail’in barış süreci ile müzakereleri zayıflatma girişimlerine karşı hazırlıklı olma çağrısında bulundu.

dsv
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) açılışında konuştu. (Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, Gazze Şeridi’nde yaşananların yalnızca bir insani trajedi olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu belirterek, bölgede yaşananların mevcut uluslararası sistemin nelere izin verdiğini açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.

Küresel sistemdeki krizin öncelikle ahlaki ve varoluşsal bir boyut taşıdığını dile getiren Erdoğan, bu krizin ulaştığı seviyeyi anlamak için 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze Şeridi’ne bakmanın yeterli olduğunu söyledi.

Erdoğan, son iki buçuk yılda İsrail saldırıları sonucu 73 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 172 binden fazla kişinin yaralandığını belirtti.

Erdoğan, “Gazze’de yaşananlar, mevcut sistemin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu açıkça göstermektedir” ifadesini kullandı.


Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Ortadoğu’daki savaşın yansımalarını görüşmek ve Tahran’a bağlı silahlı grupların liderleri ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’ı ziyaret etti. Iraklı bir yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada ziyareti doğruladı.

Kaani’nin ayrıca, Nuri el-Maliki’nin yeniden göreve gelme ihtimalinin zayıflamasının ardından, Irak’ta başbakan adayının belirlenmesi sürecinde yaşanan ‘siyasi tıkanıklık krizini’ de ele alacağı belirtildi.

Söz konusu ziyaret, İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ve iki hafta sürmesi öngörülen ateşkesin ardından Kaani’nin kamuoyuna yansıyan ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Bağdat yönetimi, uzun süredir dış politikasında etkili olan iki rakip güç (İran ile ABD) arasında denge kurmaya çalışıyor.

40 günden uzun süren savaşın etkilerinden Irak da kaçınamadı. Bu süreçte, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran’a yakın silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen saldırıların hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Kaani’nin, Bağdat’ta ‘siyasi güçlerin liderleri ve bazı silahlı grup komutanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmeye başladığı’ bildirildi. Üst düzey bir Iraklı yetkili, temaslarda ‘bölgesel gerilimin düşürülmesi ve bunun Irak’a yansımalarının’ ele alındığını aktardı.

Yetkili, İran heyetinin ayrıca ‘Irak içinde Tahran’a yakın gruplar arasında tutum birliği sağlanması ve durumun Irak ile bölgede güvenlik açısından tırmanmaya sürüklenmemesini garanti altına alma’ hedefi taşıdığını ifade etti.

Ziyaret, İran’a yakın etkili bir silahlı gruptan bir kaynak ile Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın iki kaynak tarafından da doğrulandı. Söz konusu ittifak, parlamentodaki en büyük blok konumunda bulunuyor ve Tahran’a yakın Şii partilerden oluşuyor.

Kaani, DMO bünyesinde dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü’nün başında bulunuyor. Kaani, görevi devraldığı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesinin ardından Irak’a birçok kez ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu tür ziyaretler nadiren kamuoyuna açıklanıyor.

Iraklı yetkili, mevcut ziyaretin aynı zamanda ‘Iraklı taraflar arasında uzlaşı sürecini desteklemeye ve görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik yoğun İran diplomatik trafiğinin bir parçası’ olduğunu, özellikle hükümetin kurulması ve güç dengeleri konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi, ocak ayında Nuri el-Maliki’yi, seçimlerin ardından başbakanlık için Muhammed Şiya es-Sudani’nin yerine aday göstermişti. Ancak ABD’nin Maliki’nin yeniden göreve gelmesi halinde Bağdat yönetimine desteği kesme tehdidinde bulunması, Irak siyasetinde belirsizliğe yol açtı.

Iraklı siyasi kaynaklar, pazartesi günü AFP’ye yaptıkları açıklamada, Maliki’nin 2006-2014 yılları arasında iki dönem yürüttüğü başbakanlık görevine geri dönme ihtimalinin zayıfladığını belirtti.

Irak parlamentosu, 11 Nisan’da Nizar Amidi’yi cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasaya göre Amidi’nin, seçilmesinden itibaren 15 gün içinde parlamentodaki en büyük blok tarafından gösterilen adayı hükümeti kurmakla görevlendirmesi gerekiyor.


Barguti 24 yıldır hapiste olmasına rağmen hala gücünü koruyor

Mervan Barguti, İsrail polisi tarafından Tel Aviv'deki mahkemeye duruşma için getirilirken, 20 Mayıs 2004 (Reuters)
Mervan Barguti, İsrail polisi tarafından Tel Aviv'deki mahkemeye duruşma için getirilirken, 20 Mayıs 2004 (Reuters)
TT

Barguti 24 yıldır hapiste olmasına rağmen hala gücünü koruyor

Mervan Barguti, İsrail polisi tarafından Tel Aviv'deki mahkemeye duruşma için getirilirken, 20 Mayıs 2004 (Reuters)
Mervan Barguti, İsrail polisi tarafından Tel Aviv'deki mahkemeye duruşma için getirilirken, 20 Mayıs 2004 (Reuters)

Filistinli lider Mervan Barguti (67), tutuklanmasının üzerinden 24 yıl geçmesine ve bu sürenin önemli bir bölümünü dar hücrelerde tecrit altında geçirmesine rağmen, Filistin sahnesindeki varlığını koruyor. Barguti, karar alma mekanizmalarında yer alan diğer isimlerin sembolik ağırlığını aşarak etkisini sürdürürken, geçmiş yıllarda Fetih Hareketi içindeki seçimlerde de birçok ismin önüne geçti. Gözler, önümüzdeki ay yapılması planlanan hareketin sekizinci kongresine çevrildi.

Tutuklanmadan önce Filistin lideri Yaser Arafat’a yakınlığıyla bilinen Barguti, Fetih hareketi içinde “Arafatçı” olarak tanınıyor. Bu durum, hareket içinde ona güçlü bir destek sağlarken, İsrail açısından ve Arafat çizgisine muhalif kesimler tarafından aleyhine değerlendiriliyor.

Fetih içinde geniş bir tanınırlığı olan Barguti, destekçileri tarafından Filistinlileri birleştirebilecek “kurtarıcı” biri olarak görülüyor. Hareketin sekizinci kongresi, Barguti’nin bu konumunu koruyup korumadığını veya Filistin yönetimi, Fetih ve genel siyasi dengelerde yaşanan büyük değişimlerin ardından etkisini hala sürdürüp sürdürmediğini ortaya çıkaracak.