İran’ın Gazze’deki müttefiki ve ‘casus avcısı’: Yahya es-Sinvar

İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru
İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru
TT

İran’ın Gazze’deki müttefiki ve ‘casus avcısı’: Yahya es-Sinvar

İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru
İç ve dış liderlik arasındaki görüş farklılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la olan ilişkisiyle ortaya çıktı. İran ile ilişki, 1990’lı yılların başında başlamıştı Görsel: Andrei Cojocaru

Salim el-Rayes

Hamas’ın elinde rehin olan İsrailli asker Gilad Şalit’e karşılık Filistinli mahkûmların serbest bırakılması için Ekim 2011’de Mısır’ın arabuluculuğuyla gerçekleşen ‘Şalit Anlaşması’ ya da ‘Özgürlerin Vefası Anlaşması’ adlı süreç tamamlandığında İsrail, serbest bıraktığı esirler arasında, yıllar içinde Hamas’ın lideri ve Gazze’deki İranlı-Şii ‘Direniş Ekseni’nin ana Sünni müttefiki haline gelecek ve 7 Ekim 2023’teki saldırının yönetici aklı olacak bir ismin yer aldığını muhtemelen bilmiyordu.

Tel Aviv, Yahya es-Sinvar’ı 18 Ekim 2011’de bin 27 kadın ve erkek mahkûmdan biri olarak serbest bıraktı. İsrail bu mahkûmları, Hamas hareketinin askerî kanadı olan Kassam Tugayları, Halk Direniş Komitesi’ne bağlı Nasır Selahaddin Tugayları ve Ceyşü’l-İslam (İslam Ordusu) tarafından 2006 yılında Gazze Şeridi’nin güneydoğu sınırında ‘Dağınık İllüzyon’ adıyla gerçekleşen ileri düzey bir askerî operasyonda (Gaza Cross-Border Raid) esir alınan Şalit’in iadesi karşılığında serbest bırakmıştı.

En büyük operasyon

Söz konusu operasyon, 2000 yılında İkinci Aksa İntifadası başladığından beri Filistinli gruplar tarafından gerçekleştirilen en karmaşık operasyon olarak kabul ediliyor. Kassam Tugayları, asker Şalit’i beş yıl boyunca sağ ve saklı tutmayı başarırken, İsrail istihbarat servisleri Şalit’in saklandığı yerin bilgisine erişemedi. İsrail’in 2008-2009 yıllarında Şalit’i esaretten kurtarabileceğine inanarak yürüttüğü 21 günlük yoğun askerî operasyon sırasında bile…

Yahya es-Sinvar kimdir?

İsrail, iki yıl süren askerî operasyondan sonra masaya oturup müzakere yoluyla çözüme razı olmak zorunda kaldı. Hatta Şalit için yüksek bir bedel ödedi ki, bu bedellerden biri de Hamas’ın mevcut lideri Yahya es-Sinvar’ın serbest kalmasıydı.

Sinvar, çocukluk yıllarında İsrail’in kendisinin de aralarında bulunduğu kamp sakinlerine yönelik saldırılarından etkilendi ve bu durum, onun ilerleyen yaşlarında siyasi ve askerî bilincinin şekillenmeye başlamasının sebebi oldu.

Yahya es-Sinvar’ın ailesinin kökleri, Gazze Şeridi’nin kuzeydoğusunda yer alan el-Mecdel şehrine uzanıyor. İsrail, tarihî Filistin’in üçte ikisinden fazlasını işgal ettiği ve Filistinlilerin ‘Nekbe’, yani felaket olarak andığı 1948 yılında burayı da işgal ederek şehrin adını Aşkelon olarak değiştirdi.

Nekbe ve işgal yüzünden aile, Han Yunus Mülteci Kampı’na yerleştirildi. 1962 yılında bu kampta dünyaya gelen Sinvar, yoksulluk ve kamp hayatının sebep olduğu sıkıntılar nedeniyle zorlu ve meşakkatli koşullarda büyüdü. İsrail’in 1967 yılında Batı Şeria’yı ve Gazze Şeridi’ni, yani tüm Filistin’i işgal etmesinden sonra koşullar daha da zorlaşmış, seyahat yasağının getirilmesi ve İsrailli askerlerin saldırılarının yoğunlaşmasıyla Filistinlilerin ekonomik durumları daha da kötüleşmişti.

Sinvar, çocukluk yıllarında İsrail’in, kendisinin de aralarında bulunduğu kamp sakinlerine yönelik saldırılarından etkilendi ve bu durum, onun ilerleyen yaşlarında siyasi ve askerî bilincinin şekillenmesine sebep oldu. Nihayet ilköğretim ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Gazze’deki İslam Üniversitesi’nde Arap dili eğitimi aldı.

Fotoğraf Altı: Hamas hareketinin Gazze sorumlusu Yahya es-Sinvar. (AFP)
Hamas hareketinin Gazze sorumlusu Yahya es-Sinvar. (AFP)

Üniversite eğitimi sırasında İslami Blok’a katıldı, hatta başkanlığını yaptı. İslami Blok, Filistin’deki İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) cemaatinin öğrenci koluydu. Bu dönem ve deneyim, hayatının dönüm noktası oldu ve daha sonra Hamas’ta üstlendiği liderlik rollerini yerine getirmesine katkı sağladı. Bilindiği üzere Sinvar, hareketin ilk kurucu liderleri arasında değildi ancak Hamas liderliğinin bir parçası haline geldi ve hayatının üniversite aşamasını takip eden yıllar boyunca İslami direnişin yönlerinin ve temellerinin belirlenmesinde önemli katkılarda bulundu.

‘El-Mecd’ ajanların peşinde

Sinvar 1980’li yılların başında, siyasi faaliyetine başlayarak, işgale direniş eylemlerinde ve çeşitli biçimlerde Filistin liderliğinin öncülerinden biri oldu. Özellikle işgal güçlerinin yenilmesine bir hazırlık olarak işgalcilerin tüm araçlarının ortadan kaldırılması gerektiğine inandığı için Filistin yapısına sızan işgal ajanlarına ve yardakçılarına odaklandı. Sinvar’a göre işgalin ortadan kaldırılması gereken en tehlikeli ve bariz aracı bunlardı.

Sinvar, ‘el-Mecd’i kurarak ilk tohumu attı ve bu sayede Hamas hareketinin iç güvenlik sistemi gelişti. İsrail’in ajanlarının soruşturulmasına paralel olarak teşkilât, İsrail istihbaratı ve güvenlik teşkilâtı personelini takip etmekle görevlendirildi.

Sinvar’a yakın olan kişilere göre kendisi o dönemde ve düşüncesine hâkim olan hedefe ulaşma yolunda Hamas’ın önde gelen kurucularından biri olan Şeyh Ahmed Yasin’e direnişin ve direnişçilerin güvenlik yönünü güçlendirmeye dönük bazı fikirler önerdi. Bu fikirlerden en çok öne çıkanı ise el-Mecd adıyla bir güvenlik ve davet teşkilâtı oluşturulmasıydı. Sinvar bu teşkilâtı, Filistin direnişine karşı İsrail’le iş birliği yapan ajanların izini süren bir güvenlik ekibiyle yönetti.

Sinvar, ‘el-Mecd’i kurarak ilk tohumu attı ve bu sayede Hamas hareketinin iç güvenlik sistemi gelişti. İsrail’in ajanlarının soruşturulmasına paralel olarak teşkilât, İsrail istihbaratı ve güvenlik teşkilâtı personelini takip etmekle de görevlendirildi.

Güvenlik ve siyasi etkinliğinin yanı sıra Hamas’la olan meselelerde oynadığı önemli rolün artmasıyla Sinvar, İsrail tarafından pek çok tutuklama operasyonuna maruz kaldı. Bu operasyonlardan ilki 1982 yılında gerçekleştirildi ve günler sürdü. Daha sonra aynı yıl ikinci kez tutuklandı ve İsrail’e karşı faaliyetlerini sürdürmesinin ardından altı ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Hapishaneler ve hücre hapsi

1985’te üçüncü kez tutuklandı. Bu sefer çalışmaları o yıllarda, yani Hamas’ın fiili olarak faaliyete geçtiğinin duyurulduğu 1987 yılından önce Gazze Şeridi’ne yoğunlaşan Hamas güvenlik teşkilâtını kurma suçlamasıyla hakkında sekiz aya hükmedildi. 1987 yılında ise dördüncü kez tutuklandı, ancak bu defa güvenlik teşkilâtı kurma ve hareketin ilk askerî teşkilâtının kurulmasına ortak olma suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Yahya es-Sinvar, İsrail esaretinden kurtulduktan sonra Hamas’ın 2012 yılındaki iç seçimlerine katıldı ve hareketin siyasi bürosuna üyelik kazandı. Zaman içinde ve esaret yıllarında edindiği deneyimler ve beceriler sayesinde o dönemde Kassam Tugayları’nın askerî teşkilâtının sorumluluğunu da üstlendi.

Sinvar, İsrail hapishanelerinde aralıksız 23 yıl geçirdi. Bunun dört yılı hücre hapsi şeklindeydi. Tutukluluğu, onu hareketin liderlik görevlerini üstlenmekten alıkoymadı. Nitekim hapishanelerdeki Hamaslı mahkûmların üst kurulunun liderliğini üstlendi ve bir dizi açlık grevine katıldı. Mahkûmlar 1992, 1996, 2000 ve 2004 yıllarında gerçekleştirdikleri gibi, bu grevleri esaret koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yapıyordu.

Hamas lideri, esaret yıllarında direndi ve 2011 yılında ‘Özgürlerin Vefası’ adlı anlaşma kapsamında serbest bırakılana değin temayüz ettiği işi, yani İsrail hapishanelerinde bile ajanları soruşturmayı sürdürerek güvenlik yeteneklerini geliştirdi.

Birçok Filistinli medya kuruluşu daha önce Kassam Tugayları liderlerinden biri olan ve İsrail tarafından 2012 yılında kendisine suikast düzenlenen kardeşi Muhammed es-Sinvar’ın, lider Muhammed el-Caberi ile beraber ‘Şalit Anlaşması’nın mimarlarından biri olduğunu aktardı.

Yahya es-Sinvar, İsrail esaretinden kurtulduktan sonra Hamas’ın 2012 yılındaki iç seçimlerine katıldı ve hareketin siyasi bürosuna üyelik kazandı. Zaman içinde ve esaret yıllarında edindiği deneyimler ve beceriler sayesinde o dönemde Kassam Tugayları’nın askerî teşkilâtının sorumluluğunu da üstlendi.

Çalışmalarını ve faaliyetlerini sürdürürken Hamas hareketi çevrelerindeki popülerliği arttı ve nihayet 2017 yılında Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki lideri olarak seçildi. The Guardian gazetesi o dönemde yayınladığı bir makalesinde Sinvar’ın bu makama gelişinin Hamas hareketinin politikasının yeniden tanımlanmasında önemli bir adım olduğunu yazdı.

Mayıs 2021’de Hamas, lider Nizar Avadallah ile yaşanan ve bu yüzden Hareketin Sinvar’ın seçildiği kesinleşene kadar seçim turlarını birkaç kez tekrarlamak zorunda kaldığı yoğun bir rekabetin ardından Yahya Sinvar’ın ikinci kez hareketin Gazze Şeridi’ndeki lideri olarak seçildiğini duyurdu.

O dönemde ve tekrar turları sırasında, seçim sonuçlarının meseleyi çözememesi sebebiyle Hareket içinde bir bölünme yaşanabileceğine dair söylentiler ve iddialar yayıldı. Ancak nihayetinde Sinvar ile bir grup liderin Gazze’deki konutunda Avadallah’ı ziyaret etmesinden sonra Hareket, meselenin Sinvar lehine sonuçlandığını duyurdu. Sinvar meselenin, Hareketin liderleri arasındaki tartışmalar ve görüşmeler sonucunda neticelendiğini düşünürken, Hamas bunu reddetti ve sonucun seçimlerin tekrarlanmasından sonra geldiğini, sonucu belirleyen şeyin seçimler olduğunu söyledi.

ABD, Muhammed ed-Dayf ve Ruhi Müştehi ile birlikte Hamas’a mensup üç teröristten biri olarak kabul edip ismini uluslararası teröristler listesine kaydederek Sinvar’a baskı uygulamaya çalışırken, İsrail de Sinvar’ı Gazze Şeridi’nde ortadan kaldırmak için arananlar listesine aldı.

Sinvar, önceden Hareket’in mensupları ve liderleri arasındaki konumunu ve ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor, onların mensupları ile liderlerinin ilgisini çeken ve hesaba katılan biri olarak fikirleri empoze etme becerisi, tecrübesi ve bilgeliğiyle meseleleri nasıl çözeceğini bilen bir lider olarak tanınıyordu. Sinvar, seçimler dört yılda bir yapıldığı için mevcut dönemde hareketin liderliğini 2025 yılına kadar sürdürecekti.

Terör listelerinde

ABD, Muhammed ed-Dayf ve Ruhi Müştehi ile birlikte Hamas’a mensup üç teröristten biri olarak kabul ettiği ve ismini uluslararası teröristler listesine kaydettiği Sinvar’a baskı uygulamaya çalışırken, İsrail de onu Gazze Şeridi’nde ortadan kaldırmak için arananlar listesine dahil etti.

Fotoğraf Altı: Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve Yahya es-Sinvar. (AFP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve Yahya es-Sinvar. (AFP)

İsrail, 1989 yılında, mahkûmiyetinin birinci yılında Sinvar’ın evini yerle bir etti. 2014 yılında da Gazze Şeridi’ne karşı 51 günlük yoğun saldırıda onu öldürme girişimiyle evi, savaş uçakları tarafından bir kez daha bombalandı.

Sinvar, askerî ve güvenlik çalışmalarıyla öne çıkıp hareketin en üst liderlik makamlarına eriştiği gibi, İbranicedeki yetkinliğiyle de temayüz etti; siyaset ve güvenlik alanlarında birçok telif ve tercüme faaliyetinde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı analize göre öne çıkan çalışmaları arasında şunlar sayılabilir:

- Parçalar Arasında Şabak/Şin Bet adlı kitabın tercümesi. Bu kitap, İsrail’in iç güvenlik teşkilâtını ele alıyor.

- 1992’de İsrail Partileri adlı kitabın tercümesi. Bu kitap da o dönemde İsrail’deki siyasi partilere değiniyor.

- Hamas: Tecrübe ve Hatalar adlı kitabın telifi. Kitap, Hamas hareketinin yıllar içinde yaşadığı deneyimleri ve gelişimi konu ediniyor.

- El-Mecd adlı kitabın telifi.

- Karanfilin Dikenleri adlı edebi roman. Bu hikâye, 1967 yılından 2000 yılındaki Aksa İntifadasına kadar olan Filistin mücadelesini anlatıyor.

Sinvar’ın eserleri; siyasi, güvenlik ve askerî meselelerdeki görüşlerini ve deneyimlerini yansıtan siyasi ve analitik bir üslup taşıyor.

Belki de iç liderliğin gerçek ağırlığı, askerî faaliyetin içeride yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Hamas’ın askerî kanadı olan Kassam Tugayları’nın askerî liderliği de Hamas Siyasi Büro Başkanı Salih el-Aruri’nin rolünün özellikle Lübnan sahasında öne çıktığı bir zamanda dahi içeriye yoğunlaşıyor.

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, kişiliğine odaklandığı bir makalede güvenlik alanında sahip olduğu tecrübeye ve askerî becerilerine bakarak onun Hamas’ın askerî ve siyasi kanatları arasında güçlü bir bağlantı halkası olacağını ifade etti. Siyasi uzmanların ve gözlemcilerin söylediğine göre de bunu çoktan başardı.

Bir başka makalede aynı gazete, onu Hamas hareketinin ‘savunma bakanı’ olarak niteledi. Ayrıca her ne kadar İsmail Heniye, şu an Hareketin mevcut lideri olarak Sinvar’ın bulunduğu görevden ayrıldıktan sonra Hamas’in siyasi büro şefliğini üstlense de aslında Gazze Şeridi’nin yönetiminden fiili olarak Sinvar’ın sorumlu olduğuna işaret etti.  

Onun örgüt faaliyeti gösterdiği yıllarda Hareketin örgütsel ağırlığı, iç liderliğe, özellikle de Gazze Şeridi liderliğine aitti. Bununla birlikte yurt dışı liderliği, birçok ülke ve siyasi kuruluşla ilişkiler geliştirmede önemli bir rol oynadı. Özellikle son yıllarda yurt içindeki ve dışındaki liderlik arasında pek çok anlaşmazlık baş gösterdi ve Sinvar, Hareketin içerideki liderliğini devralana kadar da devam etti. Daha önce bu görevi İsmail Heniyye yürütüyordu, ancak daha sonra Katar’a yerleşmek üzere yurt dışına taşındı ve birkaç dönem üst üste görevi yürüten Halid Meşal’in halefi olarak Hareket’in siyasi büro başkanlığını devraldı. Bununla birlikte Hamas liderliği, yurt içinde ve dışındaki liderlik arasında herhangi bir anlaşmazlığın olduğunu kabul etmedi, etmiyor ve anlaşmazlıklara dair ortalıkta dolaşanların bir söylentiden ibaret olduğu konusunda ısrar ediyor.

İran konusundaki anlaşmazlık

Belki de iç liderliğin gerçek ağırlığı, askerî faaliyetin içeride yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Hamas’ın askerî kanadı olan Kassam Tugayları’nın askerî liderliği de Hamas Siyasi Büro Başkanı Salih el-Aruri’nin rolünün özellikle Lübnan sahasında öne çıktığı bir zamanda dahi içeriye yoğunlaşıyor.

“İsrail, 2012 yılında, Yahya es-Sinvar’ın serbest bırakıldığı Şalit Anlaşması’ndan bir yıl sonra Gazze’ye yönelik operasyonlar yürüttüğünde İran, Hamas’a, özellikle de askerî liderliğe yeniden destek sunmaya başladı ve iki taraf arasındaki ilişki, Heniyye’nin Hamas’ın siyasi büro başkanlığını devralmasından sonra gelişti.”

Yurt içinde ve dışındaki liderlikler arasındaki fikir ayrılığı, Hamas hareketinin bölgedeki en büyük ve en güçlü müttefik İran’la ilişkisinde de ortaya çıktı. İki taraf arasındaki ilişki, 1990’ların başında, Hareketin kurulmasından birkaç yıl sonra başladı ve İkinci Filistin İntifadası yıllarında İran’ın Hamas’a mali, siyasi ve askerî destek sunmasıyla gelişerek devam etti. İlişkideki bu gelişme, Hamas’ın 2006 yılındaki Yasama Konseyi seçimlerini kazanmasından ve de 2007 yılında Gazze Şeridi’ndeki iktidarı ele geçirmesinden sonra zirveye ulaştı.

İran, Hamas’ı desteklemek suretiyle Filistinli gruplara verdiği desteğin içeride iyi bir rekabet unsuru olduğunu düşünüyordu, halen de öyle düşünüyor. Hamas ise askerî ve siyasi alanda İran’ın desteğinin bir alternatifi olmadığı görüşünde.

‘Arap Baharı’ döneminde, konu Şam’a gelince iki taraf arasındaki ilişki bozuldu.  O zamanlar Suriye, yurt dışındaki Hamas liderliğinin yaşadığı ve Suriye rejimi tarafından kucaklandığı ülkeydi. Ancak Hareketin o dönemdeki lideri İsmail Heniyye’nin Hamas’ın halkların yanında durduğuna dair açıklaması, eldeki tüm imkânlarla Suriye rejimini destekleyen İran ile ilişkide bir gerginliğe yol açtı ve o dönemde iş, Hamas’ın ‘ihanetle’ suçlanmasına kadar vardı.

İsrail, 2012 yılında, Yahya es-Sinvar’ın serbest bırakıldığı Şalit Anlaşması’ndan bir yıl sonra Gazze’ye yönelik operasyonlar yürütürken İran, özellikle Hamas’ın askerî liderliğine yeniden destek sunmaya başladı ve iki taraf arasındaki ilişki, Heniyye’nin Hamas’ın siyasi büro başkanlığını devralmasından sonra gelişti. Heniyye, ilişkileri onarmak ve güçlendirmek için İran’a çok sayıda ziyaret gerçekleştirdi. Ancak İran liderliği, siyasi destek sunmakla birlikte Hamas’a verdiği askerî desteğini daha çok öne çıkarmaya devam etti.

İlişkideki farklılığın belki de en son örneği, daha önce yurt dışı sorumlusu olan Meşal’in Gazze savaşıyla eşzamanlı olarak Lübnan’ın güneyinde bir cephe açmadıkları için İran’ı ve Hizbullah’ı eleştirmesinde ve ardından Hizbullah yanlılarının da Meşal’i eleştirerek, Sinvar’ı ve Kassam liderliğini övmesinde görüldü. 

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.