İsrail, Şifa Hastanesi’nin proje planlarını nasıl elde etti?

Gazze Şeridi’ndeki Şifa Hastanesi, son birkaç gün içinde dünyanın en çok tanınan hastanesi haline geldi

Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)
Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)
TT

İsrail, Şifa Hastanesi’nin proje planlarını nasıl elde etti?

Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)
Yerinden edilen Filistinlilerin Şifa Hastanesi kompleksinin bahçesinde kurdukları derme-çatma çadırlar (Reuters)

Londra: Majalla

Gazze Şeridi’ndeki Şifa Hastanesi, İsrail ordusu tarafından yapılan saldırının ardından basında yer alan haberlerin ilk sırasına yerleşti.

İsrail ve müttefiki olan ABD, Hamas Hareketi’ni Şifa Hastanesi kompleksinde silahlar ve askeri tesisler gizlemekle suçlarken Hamas, bu iddiayı reddediyor.

Şifa Hastanesi’nin hikayesi ne? İsrail hastane planlarını nasıl ele geçirdi?

Gazze Şeridi'nin en büyük hastanesi olan Şifa Hastanesi, Gazze’deki küçük bir balıkçı limanından birkaç yüz metre uzakta, sahildeki mülteci kampı ile Rimal mahallesi arasında yer alıyor. Hastane kompleksi binalardan ve avlulardan oluşuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre, günlerdir İsrail tankları tarafından kuşatılmış durumda olan Şifa Hastanesi’nde hastalar, sağlık personeli ve yerinden edilenler olmak üzere en az 2 bin 300 kişi bulunuyor. Bundan birkaç gün önce henüz hastane çevresinde çatışmalar patlak vermemişken, 7 ekimden bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik yoğun bombardımandan korunmayı ümit eden yerinden edilen on binlerce insan, diğer sağlık ve eğitim kurumlarının yanı sıra buraya sığınmıştı.

Şifa Hastanesi, 1946 yılında Filistin'deki İngiliz mandası sırasında, İngiltere'nin buradan çekilmesinden iki yıl önce inşa edildi. Hastane, 1948 savaşından sonra Mısır'ın Gazze’yi yönettiği neredeyse yirmi yıl boyunca varlığını sürdürdü.

Şifa Hastanesi’nin sağlık personeline göre, 14 Kasım Salı günü itibarıyla hastanede 36 prematüre bebek tedavi altındaydı. Sağlık personeli, İsrail'den bebeklerin tahliyesi için küvöz sağlanmasını istemesine rağmen bu nakil için net bir mekanizmanın ortaya konulmadığını söylediler.

Prematüre 39 bebekten üçü, bu hafta küvözleri çalıştıran jeneratörlerin yakıtının bitmesi nedeniyle hayatını kaybetti.

Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye, 14 Kasım Salı günü yaptığı açıklamada, kompleksin avlusundaki toplu mezara en az 179 kişinin gömüldüğünü söyledi. Ebu Silmiyye, hastane bahçesine defnedilenler arasında elektrik kesintisi sonucu küvözlerin çalışmayı durdurması nedeniyle hayatını kaybeden yedi prematüre bebeğin de olduğunu aktardı.

Şifa Hastanesi’nin tarihi

Şifa Hastanesi, 1946 yılında Filistin'deki İngiliz mandası sırasında, İngiltere'nin buradan çekilmesinden iki yıl önce inşa edildi. Hastane, 1948 savaşından sonra Mısır'ın Gazze’yi yönettiği neredeyse yirmi yıl boyunca varlığını sürdürdü.

İsrail, 1967 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirip işgal etti. Hastane, Gazze Şeridi'nin kontrolü Hamas'a geçinceye kadar uzun bir süre önemli bir yer olarak kaldı. Çok sayıda Filistinli, İsrail ordusuyla yaşanan çatışmalar sırasında bu hastaneye sığınıyordu.

asdwef
Şifa Hastanesi kompleksine giren İsrail askerleri, 15 Kasım 2023

İngiltere merkezli Times gazetesi, 1971 yılında, hemşireler odasındaki yatağın altına saklanan Filistinli bir silahlı adam ile hastaneyi arayan İsrail askerleri arasındaki silahlı çatışmayı haberleştirdi.

Ardından ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi,1987 yılında, İsrail’in Filistin topraklarını işgaline karşı başlatılan Birinci İntifada’nın ilk haftasında, yüzlerce Filistinlinin hastanenin çevresini saran İsrail askerlerine ‘Ya gelip bizi öldürün ya da gidin’ sloganları atarak taş attığı çatışmaların yaşandığını duyurdu.

İsrail basınında çıkan haberlere göre, İsrailli mimarlar, 1980'lerde hastanenin yenilenmesi ve yeniden inşası sürecini denetledi. İsrail Mimarlık Arşivi'nin (The Israel Architecture Archive/IAA) kurucusu Zvi Elhayani, İsrail’in günlük gazetelerinden Yedioth Ahronoth gazetesinin internet sitesi için kaleme aldığı makalede, “İsrail, ABD’nin desteğiyle hastane kompleksini yenilemek ve genişletmek için bir proje başlattı. Bu proje aynı zamanda zemininde beton bir yer altı mekanı inşasını da içeriyordu. Hamas, son yıllarda yaşanan talihsiz bir olay sonucu bu yer altı mekanını ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Ancak Elhayani, iddiasını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

İsrailli güvenlik uzmanı Roni Shaked, İsrail televizyon kanalı Makan’a yaptığı açıklamada, 43 yıl önce Şifa Hastanesi’nin genişletilmesi çalışmalarını yerinde takip ettiğini söyledi. Hastanenin genişletilmesi projesinin İsrail ordusunun gözetiminde İsrailli bir mühendislik firması tarafından üstlenildiğine dikkati çeken Shaked, Şifa Hastanesi ile Yeşil Hat (1947 Öncesi Sınırlar) içinde yer alan İsrail’in Hadera şehrinde bulunan bir hastane ile arasında projelerinin aynı firma tarafından hazırlanmış olması nedeniyle büyük benzerlik olduğunun altını çizdi.

Shaked, Şifa Hastanesi altındaki yer altı ‘sığınaklarının’ İsrail merkezli bir mühendislik şirketi tarafından tasarlandığını ve Filistin Yönetimi'nin 1994 yılında Oslo Anlaşmaları kapsamında Gazze Şeridi'nin yönetimini devralmasından önce İsrail ordusu tarafından kullanıldığını açıkladı. Bu da Shaked’in de kabul ettiği üzere İsrail ordusunun Şifa Hastanesi’nin tüm iç ve yer altı yapıları hakkında ayrıntılı plan şemalarına sahip olduğu anlamına geliyor. Ancak Shaked’e göre İsrail, Hamas'ın Şifa Hastanesi altındaki sığınakları başka bir yere giden yeni tünellere bağlayıp bağlamadığını bilmiyor.

cdfergt
Şifa Hastanesi kompleksinde ‘tıbbi malzeme’ yazan kutuların yanında duran bir İsrail askeri, 15 Kasım 2023 (Reuters)

Fetih Hareketi’ne (El Fetih) bağlı Filistinli güvenlik güçleri, 1994 yılında Oslo görüşmeleri sırasında Filistinlilere Gazze'de sınırlı bir özyönetim hakkı verildiğinde hastanenin çatısına Filistin bayrağı çekti.

Hastanenin fiili kontrolü, 2006 yılındaki seçimlerde El Fetih karşısında zafer kazanan Hamas Hareketi’ne devredildi. Hamas, daha sonra 2007 yılında Gazze’deki askeri nüfuzunun kapsamını genişletti.

El Fetih ile Hamas arasında, Hamas’ın Gazze Şeridi'nin kontrolünü elde etmesine kadar devam eden süreçte yaşanan iktidar mücadelesi sırasında hem Şifa Hastanesi hem de diğer hastaneler, her iki tarafın üyelerinin, karşı tarafın yaralılarına zarar vermeyeceği bir ateşkes formülüyle tedavileri için kullanıldı.

İsrail daha önce Hamas üyelerinin, Şifa Hastanesi kompleksindeki gizli bölgelerde saklandığını öne sürmüştü. Tel Aviv, aynı iddiayı bin 400'den fazla Filistinlinin ve 13 İsraillinin öldürüldüğü 2008-2009 savaşında da ortaya attı.

Baskın ve geri çekilme

İsrail askerleri, çarşamba sabahı Şifa Hastanesi'ne baskın düzenledikten hemen sonra içeridekilerden teslim olmalarını istedi. Hoparlörler aracılığıyla 16 yaş ve üzeri tüm genç erkeklere, elleri havada hastane kompleksinin dışına çıkıp teslim olma çağrısı yaptı.

Birkaç gün önce işini yapmak için hastaneye giden ve orada mahsur kalan bir gazeteciye göre, hastanenin yanık, doğum, ameliyat ve diyaliz bölümlerinden Filistinli erkekler ellerini havaya kaldırarak sırayla dışarıya çıktı.

İsrail ordusundan üst rütbeli bir yetkili, İsrail güçlerinin Şifa Hastanesi’nde silah bulduklarını açıkladı, fakat Hamas bu açıklamayı yalanladı.

Şifa Hastanesi kompleksinin avlusunda yaklaşık bin kişinin ellerini havaya kaldırdığını gördüğünü söyleyen gazeteci, askerlerin bazılarından kıyafetlerini çıkarmalarını istediğini aktardı. Gazeteci, bu sırada bazı askerlerin ise hastane koridorlarında dolaşıp farklı bölümlerdeki kadınların ve çocukların ağlama sesleri arasında bir odadan diğerine geçerken havaya ateş açtıklarını belirtti. Askerlerin iç çamaşırlarını tekrar giymelerini istediği yaklaşık yüz kişiyi tutukladığını ifade eden gazeteci, İsrail ordusunun akşam saatlerinde hastaneden çekildiğini ve tankların hastane çevresine yeniden konuşlandırıldığını kaydetti.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Richard Hecht, CNN'e yaptığı açıklamada, hastanede herhangi bir silah bulunup bulunmadığını söylemedi. Hecht, daha sonra daha fazla bilginin sağlanacağını belirtti.

Hecht, şöyle devam etti:

Bölgede, hastanenin yakınlarında Hamas’a ait önemli bir altyapının olduğunu anlıyoruz. Muhtemelen hastanenin altında. Yani üzerinde çalıştığımız şey bu. Bu bize zaman kazandıracak. Bu karmaşık bir savaş.”

İsrail güçlerinin hastane içinde yalnızca belirli bir alana girdiğini açıklayan Hecht, “Kapsamlı bir baskın olmadı” diye ekledi.

Hecht, İsrail askerlerinin hastaneye girmesi öncesinde karşılıklı çatışmanın yaşandığını, ancak içeri girdikten sonra ‘hiç çatışmanın olmadığını’ kaydetti.

Öte yandan kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İsrailli üst düzey bir yetkili, çarşamba sabahı gazetecilere yaptığı açıklamada, askerlerin hastanenin sağlık görevlileri ve hastaların bulunduğu yerden uzaktaki bir bölümde faaliyet yürüttüklerini söyledi.

Yetkili, sözlerine şöyle devam etti:

İsrail askerleri, halihazırda Hamas’a ait silahları ve diğer askeri altyapıları bulmuş durumda. Hamas’ın son bir saat içinde Şifa Hastanesi'ni karargâh olarak kullandıklarına dair somut deliller olduğunu gördük.”

wdfewf
İsrail ordusunun 15 Kasım'da yayınladığı ve Gazze'deki Hamas eğitim üssünde bulunduğunu iddia ettiği silahlara ait bir fotoğraf (Reuters)

Ancak Hamas, İsrail ordusunun iddialarını yalanladığı açıklamada şunları söyledi:

Siyonist işgalin Şifa Hastanesi kompleksi içinde silah bulduğu iddiası, Gazze'nin sağlık sistemini yok etmeye yönelik işlediği suçu meşrulaştırmaya çalıştığı yalan ve ucuz propagandanın devamından başka bir şey değildir.

İsrailli yetkili ise “Bu çok spesifik ve kesin bir süreçtir. Askerlerimiz oldukça büyük bir yer olan hastane kompleksinin belirli bir bölgesinde bulunuyor” dedi. Hastane baskınının ne kadar daha süreceğine değinmekten kaçınan yetkili, “Askerlerimiz aldığımız istihbarata dayanarak yavaş ve bilinçli bir şekilde ilerliyor” şeklinde konuştu.

Dünya Sağlık Örgütü, salı günü yaptığı açıklamada, Gazze'de bombardımanların yanı sıra ciddi bir boyuta ulaşan yakıt sıkıntısı nedeniyle 36 hastaneden 22'sinin hizmet dışı kaldığını duyurdu.

İsrailli yetkililer, daha önce Gazze'deki 240 İsrailli rehinenin bir kısmının hastanelerin alt bölümlerinde olabileceklerini açıklamıştı. Ancak Şifa Hastanesi baskınında ana hedefin rehineler olmadığını söyleyen ordu sözcüsü Hecht, “(Bu baskında) bilgi edinmeye ve hakkında istihbarat sahibi olduğumuz bazı askeri imkanları ortadan kaldırmaya odaklandık” dedi.

Kimliğini gizli tutan İsrailli askeri yetkili, İsrail askerlerinin hastaneye girmeye çalıştığı sırada hastanenin dışında çıkan çatışmada dört silahlı kişinin öldürüldüğünü açıkladı.   Askerlerin arama yaptıkları bölgede buldukları kişileri sorguya çektiklerini belirten yetkili, “Bildiğim kadarıyla içlerinden biri Hamas üyesiydi” diye konuştu.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, çarşamba günü İsrail ordusunun Şifa Hastanesi'ne düzenlediği baskının ardından yaptığı açıklamada, ‘Gazze'de ulaşamayacakları hiçbir yer olmadığını’ vurguladı.

htyjuk
El Aksa Şehitleri Hastanesi acil servisinde yaralı Filistinli bir kadın, 15 Kasım 2023 (AFP)

Burada Şifa Hastanesi’nin çatışmalar sonucunda Gazze Şeridi'nde zorluklarla karşılaşan tek hastane olmadığı belirtilmeli. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından salı günü yapılan açıklamaya göre, Gazze'deki 36 hastaneden 22'si bombardımanların yanı sıra ciddi yakıt sıkıntısı nedeniyle hizmet dışı kaldı.

Kırk gün sonra ilk kez çarşamba günü Mısır'dan bir akaryakıt kamyonu Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze Şeridi'ne girdi. Mısırlı bir kaynak, sevkiyatın ‘Birleşmiş Milletlere (BM) ait yardım tırlarının yakıtı bittiği için çalışamaz hale gelmesinin ardından Gazze’ye yardımların girişini kolaylaştırmak amacıyla gönderildiğini’ açıkladı. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ise ‘Gazze’ye giren yakıtın asla yeterli olmadığını’ kaydetti.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra Merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.