Gazze konulu BRICS Zirvesi’nde ateşkes ve insani koridorların açılması çağrısı yapıldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ‘sivillere karşı işlenen vahşi suçları’ kınadı ve felaketin sona ermesi için ‘ortak eylem’ çağrısında bulundu.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, dün gerçekleştirilen olağanüstü BRICS zirvesine katıldı (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, dün gerçekleştirilen olağanüstü BRICS zirvesine katıldı (AP)
TT

Gazze konulu BRICS Zirvesi’nde ateşkes ve insani koridorların açılması çağrısı yapıldı

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, dün gerçekleştirilen olağanüstü BRICS zirvesine katıldı (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, dün gerçekleştirilen olağanüstü BRICS zirvesine katıldı (AP)

BRICS grubu, Gazze'de kötüleşen son durumla temas hattına güçlü bir giriş yaptı. Ortadoğu'daki son gelişmelerin çevrim içi görüşüldüğü zirvede Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan BRICS grubu liderleri ve BRICS üyeliğine davet edilen ülke liderleri, acil ateşkes yapılması ve insani koridorların açılması çağrısı yapıldı. Görüşmeye katılan ülkelerin liderleri, BRICS'in çatışmanın yatıştırılması ve siyasi sürece geçilmesi çabalarında önemli bir rol oynamaya hazır olduğunu teyit ederken, İsrail'in ‘soykırım’ suçundan ve insani yardımların girişini engellemekten sorumlu tutulması çağrılarda bulunuldu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman bin Abdulaziz, çevrim için BRICS zirvesi öncesinde yaptığı konuşmada, Gazze'de masum sivillere, sağlık kuruluşlarına ve ibadethanelere karşı işlenen vahşi suçların ve her geçen gün daha da kötüleşen bu insani felaketin durdurulması ve kararlı çözümlerin geliştirilmesi için ‘ortak eylem’ gerektiğini vurguladı. Veliaht Prens, BRICS zirvesinin Gazze halkının zor bir dönemden geçtiği sırada yapıldığını da sözlerine ekledi.

BRICS liderleri toplantısına katılan Suudi Arabistan heyetine Kral Selman bin Abdulaziz adına başkanlık yapan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, askeri operasyonların derhal durdurulması, siviller için insani koridorların açılması ve uluslararası insani yardım kuruluşlarının görevlerini yerine getirebilmelerine olanak tanınması talebini yineledi. Veliaht Prens Bin Selman, Suudi Arabistan’ın bu konudaki tutumunun net ve sağlam olduğunu, Filistin halkının 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen bir Filistin devleti kurma yönündeki meşru haklarını elde etmelerini sağlayacak iki devletli çözüm ile ilgili uluslararası kararların uygulanması dışında Filistin'de güvenliği ve istikrarı sağlamanın yolu olmadığını vurguladı. Ayrıca ülkesinin Gazze halkına hava ve deniz yoluyla insani yardım ulaştırdığını ve Suudi halkının şimdiye kadar yarım milyar Suudi riyalini aşan bir bağış kampanyası başlattığını da sözlerine ekledi.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman çevrim için BRICS zirvesine katıldı (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman çevrim için BRICS zirvesine katıldı (SPA)

Suudi Arabistan’ın İsrail’in Gazze’ye karşı başlattığı savaşı görüşmek üzere 11 Kasım'da Riyad'da İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği (AL) Olağanüstü Ortak Zirvesi düzenlediğini ve zirveden ortak bir kararın çıktığını hatırlatan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, bu ortak kararda İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırganlığının kınandığını, saldırının her türlü bahaneyle haklı gösterilmesine karşı çıkıldığını, gıda, ilaç ve yakıt da dahil olmak üzere insani yardım konvoylarının Gazze Şeridi'ne derhal girmesi gerektiğinin vurgulandığını, Filistin halkının zorla yerinden edilmesinin reddedildiğini, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki hastaneleri hedef almasının kınandığını ve tüm ülkelerin İsrail'e silah ve mühimmat ihracatını durdurmaya çağrıldığını, Gazze'deki savaşa karşı uluslararası ortak bir tutum oluşturmak için İİT ve AL üyeleri adına harekete geçilmesi ve uluslararası kararlar çerçevesinde kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşmak için ciddi bir siyasi sürecin başlatılması yönünde baskı yapılmaya başlanmasının vurgulandığını söyledi.

BRICS grubu liderleri ve BRICS üyeliğine davet edilen ülke liderlerinin katılımıyla düzenlenen Gazze konulu olağanüstü çevrim içi toplantıya, BRICS üyeliğine davet edilen ülkelerden biri ve BRICS Dönem Başkanı Güney Afrika’nın dostu olan bir ülke olarak ve hem İİT hem de AL zirvelerinin mevcut dönem başkanı sıfatıyla Suudi Arabistan da katıldı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çevrim içi gerçekleştirilen görüşmede yaptığı konuşmada insani ateşkes, rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması konularında bir an önce anlaşmaya varılması gerektiğini vurguladı. Putin, ancak ‘en iyi yolun uzun süreli bir itidale ulaşmak olduğunu’ vurguladı.

Putin, BRICS Dönem Başkanı Güney Afrika’nın ve birkaç ay önce gruba tam üye olan İran'ın çağrısıyla düzenlenen olağanüstü zirvede, Rusya ve BRICS ülkelerinin Filistin-İsrail çatışmasının çözümünde önemli bir rol oynayabileceğini söyledi. Ülkesinin bu konuda sağlam ve sarsılmaz bir tutuma sahip olduğunu belirten Rusya Devlet Başkanı, “Uluslararası toplumu gerilimi düşürmeye, ateşkes sağlamaya ve Filistin-İsrail çatışmasına siyasi çözüm bulmaya yönelik çabalara katılmaya çağırıyoruz. Grubumuz (BRICS) bu çalışmada önemli bir rol oynayabilir” ifadelerini kullandı.

Tüm bu olayların aslında ABD'nin Filistin-İsrail anlaşmazlığında arabuluculuk konumunu tekeline alma arzusunun bir sonucu olduğunu söyleyen Putin, “Böylece Filistin meselesinin çözümüne yönelik tekel girişimlerin sonuçsuz kaldığı ortaya çıktı. Binlerce insanın ölümü, sivillerin toplu olarak sınır dışı edilmesi ve insani bir felaketin ortaya çıkması derin endişe verici konulardır. Bir meslektaşım az önce çok sayıda çocuğun öldürüldüğünden bahsetti. Bu korkunç bir şey ama çocukların anestezi olmadan ameliyat edilmesini de gördüğünüzde belirli duygular harekete geçiyor” şeklinde konuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün yapılan çevrim içi BRICS zirvesine katıldı (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün yapılan çevrim içi BRICS zirvesine katıldı (AFP)

Putin, iki bağımsız devletin kurulmasını ve İsrail ile Filistin’in barış içinde bir arada yaşamasını öngören Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının ihlal edilmesinin sonucunda Filistinlilerin nesillerdir adaletsizliğin içinde büyüdüklerini ve İsraillilerin bağımsız bir Filistin devletinin güvenliğini garanti edemediklerini söyledi. Rehinelerin serbest bırakılması ve sivillerin ve yabancıların Gazze'den tahliyesi için insani ateşkes ilan edilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Putin, “En acil görev, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir ateşkese varmak” dedi. Rus lider, Ortadoğu'da diğer ülkelerin savaşın içine çekilmesine ve çatışmanın bölgeye yayılmasına karşı uyardı.

Putin, ülkesinin gelecek yıl BRICS grubu dönem başkanlığını devraldığında, Filistin-İsrail çatışmasının çözümüne ilişkin temasları başlatmayı planladığını da sözlerine ekledi.

BRICS grubunun Filistin-İsrail çatışmasının yayılması konusunda görüşmelerini sürdürmesinin son derece faydalı olduğuna inandıklarını söyleyen Rus lider, “Değerli meslektaşlarım, herhangi bir itiraz olmazsa önümüzdeki yıl Rusya'nın dönem başkanlığı sırasında bu konuyla ilgili çevrim içi görüşmeler de dahil olmak üzere temaslara başlayacağız” diye konuştu.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan BRICS grubu, geçtiğimiz ağustos ayında gerçekleştirilen Johannesburg Zirvesi'nde Arjantin, Mısır, İran, Etiyopya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) gelecek yılın başlarından itibaren gruba tam üye olmaya davet edilmesi kararı alındığını duyurmuştu.

Diğer yandan BRICS’in olağanüstü bir zirve düzenlemesi çağrısında bulunan İran’ın Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, BRICS üyesi ülkelerin liderlerine BM’deki ilgili kurumlar aracılığıyla ‘İsrail'in Gazze halkına karşı işlediği suçları durdurma’ yönünde bir karar çıkarılması çağrısında bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Reisi, konuşmasında şunları söyledi:

“BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) Filistin'de barışı ve güvenliği sağlama ve ateşkes kararı alma görevini yerine getirememesi göz önünde bulundurulduğunda BRICS üyesi devletlerin BM çerçevesinde BM Genel Kurulu'nda bağlayıcı bir karar yayınlaması gerekiyor. İsrail'in Gazze halkına karşı işlediği suçları durdurmak için uluslararası barış mekanizmasının devreye sokulmalı.”

BRICS üyesi ülkelerin liderlerine, İsrail'i ‘terörist rejim’ ve ordusunu da ‘terör örgütü’ olarak tanımlaması çağrısında bulunan Reisi, “İsrail'in hastanelere, sağlık merkezlerine ve ibadethanelere saldırmaya devam etmesinin yanında kadınları, çocukları, doktorları, hemşireleri ve gazetecileri öldürmesi de bir terör eylemidir. İsrail rejimi terör rejimi, ordusu da terör örgütü olarak tanınmalı” ifadelerini kullandı.

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ise BRICS Dönem Başkanı sıfatıyla yaptığı konuşmada, çatışan taraflara silah tedarikinin durdurulması çerçevesinde dünya ülkelerini Filistin-İsrail çatışmasını körükleyecek adımlar atmaktan kaçınmaya çağırdı.

Ramaphosa, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tüm devletler itidalli davranmalı ve taraflara silah tedarikinin kesilmesi de dahil olmak üzere çatışmayı körüklemekten kaçınmalı.”

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, dün yapılan BRICS zirvesine katıldı (Güney Afrika Cumhurbaşkanlığı - AP)
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, dün yapılan BRICS zirvesine katıldı (Güney Afrika Cumhurbaşkanlığı - AP)

İsrail-Filistin çatışmasına barışçıl bir çözüm bulunması için acil ve kapsamlı bir ateşkese ulaşılmasının önemini vurgulayan Güney Afrika lideri, “Uluslararası toplumu Gazze Şeridi'ndeki acıları dindirecek ve çatışmaya adil ve barışçıl bir çözümün önünü açacak acil ve somut önlemler üzerinde anlaşmaya çağırıyoruz. Güney Afrika adına, derhal ve kapsamlı bir ateşkes sağlanması ve insani durumun iyileştirilmesine yönelik adımların başlatılması çağrısı yapıyoruz” şeklinde konuştu.

İsrail ve Hamas’ın çatışma sırasında uluslararası hukuku ihlal ettiklerini belirten Ramaphosa, ‘İsrail’in eylemlerinin, BM Sözleşmesi ve Cenevre Konvansiyonu da dahil olmak üzere uluslararası hukukun açıkça ihlali’ olduğunu söyledi.

Hamas’ın rehineleri elinde tutarak uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve cezalandırılması gerektiğini ifade eden Güney Afrika Cumhurbaşkanı, İsrail’in de Filistinlileri toplu olarak cezalandırmak için yasa dışı aşırı güç kullanmasını ‘bir savaş suçu’ olarak nitelendirdi.

Filistin-İsrail anlaşmazlığının çözümünde uluslararası dayanışmanın önemini vurgulayan Ramaphosa, BRICS grubunun, Filistin-İsrail ihtilafında kalıcı barışın sağlanmasına yönelik uluslararası çabalarda belirleyici bir rol oynayabileceğinin altını çizdi.

Öte yandan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, BRICS’in birlik ve iş birliğini teşvik etmek ve gelişmekte olan ülkelerin ortak çıkarlarını korumak için önemli bir platform olduğunu vurguladı.

Geçtiğimiz ağustos ayında Johannesburg'da yapılan son BRICS zirve sırasında zirveye katılan üye ülkelerin bayrakları (AFP)
Geçtiğimiz ağustos ayında Johannesburg'da yapılan son BRICS zirve sırasında zirveye katılan üye ülkelerin bayrakları (AFP)

Filistin-İsrail çatışmasına ilişkin tutumların yaklaştırılması ve olağanüstü BRICS zirvesi sırasında kararlaştırılanların ‘gruba yeni üyelerin katılmasının ardından iş birliği için iyi bir başlangıç’ olduğunu söyleyen Şi, Çin’in, Filistin-İsrail çatışmasının mevcut turunda ateşkesi ve yakalanan sivillerin serbest bırakılmasını bir öncelik olarak gördüğünü vurguladı.

BRICS üyesi ülkelerin şu anki durumda Filistin-İsrail sorununda adaletin ve barışın sesi olarak hareket etmesinin son derece gerekli olduğunun altını çizen Çin Devlet Başkanı, Gazze Şeridi'ndeki son savaşta çok sayıda sivilin ölmesine ve yaranmasına yol açtığını ve insani bir felakete dönüştüğünü vurgulayarak “Çin bu konuda derin bir endişe duyuyor” dedi.

Çin'in Gazze'de hızlı ve adil bir çözümü için yakında resmi bir uluslararası konferansın düzenlenmesi çağrısında bulunacağını açıklayan Şi, barışın güçlendirilmesi ve Filistin meselesine derhal, kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözümün teşvik edilmesi konusunda uluslararası fikir birliğinin sağlanması için mümkün olan en kısa sürede daha güvenilir bir uluslararası barış konferansı düzenlenmesi gerektiğine işaret etti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, BRICS üyesi ülkelerin temsilcileri tarafından hazırlanan Gazze’deki duruma ilişkin düzenlenen BRICS Zirvesi Sonuç Bildirgesi’nin onaylandığını duyurdu.

Ryabkov, Rusya'nın zirveden çıkan sonuçların ve bildirgede yer alan tavsiyelerin Güney Afrika’nın BRICS Dönem Başkanlığı tarafından açıklanacağını da kaydetti.



İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
TT

İsrail ordusu, Refah’ta bir tünelden çıkan dört ‘silahlı kişiyi’ öldürdü

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binalar (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah bölgesinde bir tünelden çıkan dört silahlı kişiyi öldürdüğünü duyurdu. Ordu, söz konusu kişilerin İsrail askerlerine ateş açtığını iddia etti.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Dört silahlı terörist az önce bir tünelden çıkarak askerlerimize ateş açtı… Kuvvetlerimiz teröristleri etkisiz hale getirdi” denildi.

İsrail Ordu Sözcüsü de resmi X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bölgeyi sabotajcılar ve terör altyapılarından temizleme faaliyetleri kapsamında, askerlerimiz Refah’ın doğusunda yer altı tünel ağı içinde bir tünel çıkışında dört sabotajcıyı fark etti. Sabotajcılar askerlerimize ateş açınca, askerlerimiz karşılık vererek dört sabotajcıyı etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

İsrail, bir hafta önce Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır kapısını yeniden yaya geçişine açtı. Bu adım, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden çıkmasına ve savaş nedeniyle bölgeden kaçanların geri dönmesine imkân tanıyacak. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş-çıkış yapan Filistinlilere güvenlik taraması yapılmasını şart koşuyor.

İsrail, sınır kapısını Mayıs 2024’te kontrol altına almıştı; bu, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında uygulamaya konan ateşkesle geçici olarak sona ermişti. Sınır kapısının yeniden açılması, Trump’ın çatışmayı durdurmayı amaçlayan planının ilk aşamasında önemli bir adım olarak öne çıkıyor.


Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.