Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır’ın seçeneklerinin ‘yapıcı açıklamaların ötesinde, diplomatik önlemler alma ve anlaşmaları bozma, hatta güç kullanma’ tehdidine kadar gitmesi talep ediliyor.  

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
TT

Sisi’nin yeni kırmızı çizgisi ve Mısır’ın yerinden edilme senaryosuyla mücadelesi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi, Filistinlilerin Sina’ya göç ettirilmesine karşı kararlı bir duruş sergiledi. (Reuters)

Salah Laban

“Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi, Mısır’ın kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgidir.” Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi bu sözlerle, ülkesinin Sina’yı Filistin davasının tasfiyesi için bir kapı haline getirmeyi reddeden tutumunu özetledi. Sisi, İsrail askeri araçlarının Gazze’ye doğru ilerlemesinden, Şerid’in kuzeyinden kasıtlı olarak güneyden ayırarak bölge sakinlerini tahliye etme ve onlara güney bölgelerine gitmeleri için baskı yapma eylemlerinden bu yana, son haftalarda Mısır’ın Filistinlilerin Sina Yarımadası’na göç etmesi meselesine ilişkin tutumuna değinirken tekrarlı mesajlarında meydan okuyucu bir ton kullandı. Sisi, Kahire’nin fikri hiçbir koşul veya baskı altında kabul etmeyeceğini vurguladı.

Mısır’ın resmi tavrı, parlamento kubbesi altında brifing talepleri ve ‘Filistinlilerin Sina’ya sürülmesi durumunda askeri seçeneğin uzak görülmeyeceğini’ ima eden, yetkililere üstü kapalı mesajlar içeren açıklamalar da dahil olmak üzere pek çok farklı biçime büründü. Bu durum, İsrail’in önerilen fikri uygulamaya koyma yönündeki olası baskısı karşısında Mısır’ın başvurabileceği mevcut önlemler hakkında soruları gündeme getirdi. Aynı şekilde Filistinlilerin askeri baskı altında güney bölgelerden Mısır kapısına doğru kaçmak zorunda kalması durumunda Kahire’nin başvurabileceği seçenekler, belgeler ve gerilimi tırmandırma adımlarına ilişkin soru işaretleri de belirdi.

Independent Arabia’ya konuşan gözlemcilere göre Mısır, diplomatik eylem ve uluslararası baskı yoluyla başlattığı olası yerinden edilme senaryosu karşısında, bu fikrin bölgenin geleceği ve Mısır’ın ulusal güvenliği açısından tehlikelerini ortaya koyarak birçok kartı elinde tutuyor. Ayrıca İsrail Büyükelçisi’ni sınır dışı etmenin, Kahire ile Tel Aviv arasındaki önceki anlaşmaları askıya almanın ve diplomatik çabaların İsrail’in yerinden edilme senaryosunu uygulamasını engellemede başarısız olması durumunda askeri seçeneğe başvurmak gibi daha sert tutumları takınması bekleniyor.

Askeri seçeneğe başvurmak

Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’a göre durum kötüleşirse ve İsrail bu fikre bağlı kalırsa Mısır’ın kullanabileceği kartlar arasında herhangi bir yerinden edilme senaryosunu uygulama girişimine karşı koymasını sağlayacak askeri güce sahip olması yer alıyor.

Şarkul’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Yusuf, Mısır’ın kartlarının çok açık olduğunu, halk tarafından desteklenen sağlam bir vizyonla temsil edildiğini ve bunun Filistin davasının tasfiyesi ve 1948’den sonra ikinci bir Nekbe olması nedeniyle Sina Yarımadası’na göç meselesinin boyutlarının anlaşıldığını gösterdiğini söyledi. Mısır’ın, Sina’yı Filistinlileri kabul edecek bir alana dönüştürmenin önemini de anladığını dile getirdi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, geçen ayın sonunda Kuzey Sina’da düzenlediği basın toplantısında ülkesinin, hiç kimsenin Sina’da bir kum tanesine bile yaklaşmaması için milyonlarca hayatı feda etmeye hazır olduğunu ve bölgesel meseleleri ülkesi pahasına çözmeyi reddettiklerini vurguladı. Mısır Parlamentosu da konuyla ilgili olarak hükümetin bu tür potansiyel adımlara ilişkin tedbirlerinin tartışıldığı acil bir genel kurul toplantısı düzenledi.

Mısır Başbakanı, hükümetin bu tehlikelerle mücadeleye yönelik tedbirlerine ilişkin 16 temsilci tarafından sunulan brifing taleplerine, ‘Filistinlilerin yerinden edilmesini hedef alan herhangi bir senaryonun, Mısır tarafından uluslararası hukuka uygun olarak kararlı bir yanıtla karşılanacağını’ söyleyerek yanıt verdi ve Filistin sorununun çözümünün Mısır pahasına olmayacağını vurguladı. Oturumun bitiminden sonra ise Sisi, kabinenin parlamento önündeki açıklamasının devletin Mısır ulusal güvenliğine ilişkin sabitlerini ifade ettiğini söylerken, Filistin meselesini tasfiye etmeye yönelik her türlü girişimi ise reddetti.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas’a göre Kahire’nin, eğer uygulamaya çalışırsa, yerinden edilme senaryosuna yanıt vermek için caydırıcılık ve yeterli güç göstermek de dahil olmak üzere birden fazla aracı var. Gattas, seçeneklerin, sadece retorik ve yapıcı ifade ve açıklamaların ötesine geçerek, İsrail’deki büyükelçiyi geri çekmek, önceki anlaşmaların bozulması ve fikirden geri adım atılmazsa güç kullanma tehdidinde bulunma da dahil diplomatik önlemlere dönüşmesinin beklendiğini vurguladı.

Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Sisi’nin Filistinlileri yerinden etme planlarından bahsederken anlamlı bir terim kullandığını ve bu durumu kırmızı çizgi olarak değerlendirdiğini söyledi. Hicazi, Mısır Cumhurbaşkanı’nın daha önceki açıklamalarını, Haziran 2020’de Batı Askeri Bölgesi’ne yaptığı ziyarette de aynı ifadeyi kullanması ve Mısır’ın Sirte şehri ve Cufta hava üssünü kırmızı çizgi olarak nitelendirerek Libya’daki gerginliğin artmasına ilişkin tutumuyla ilgili konuşmasını hatırlattı.

Sisi, birkaç gün önce Kahire Uluslararası Stadyumu’nda Filistin’le dayanışma kapsamında düzenlenen ‘Yaşasın Mısır... Filistin’le Dayanışmada Halkın Tepkisi’ etkinliği çerçevesinde büyük bir konferansa katıldı. Burada yerinden edilmenin Mısır’ın izin vermeyeceği veya kabul etmeyeceği bir kırmızı çizgi olduğunu ve bilgeliğin zayıflık veya kayıtsızlık anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi ise, askeri seçeneğe ilişkin değerlendirmesinde çekincelerini ortaya koydu:

Halkın, Cumhurbaşkanı’na Mısır’ın ulusal güvenliğine ilişkin uygun göreceği her türlü tedbiri alması için yetki verilmesi çağrısı sonrasında Mısır’ın kullandığı kart açık ve açıklama yapmaya gerek yok.

Muhammed Hicazi ayrıca, ABD Başkanı Joe Biden’in Mısır’ın ulusal güvenliğini ve sahip olduğu araçları korumaya yönelik hamlesini fark ettiğini ve Biden’in güven verici mesajlar verdiğini vurguladı.

Sisi, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ekim ayı ortasında düzenlediği basın toplantısında, yerinden edilme konusunda resmi ve halk tabanındaki tutumlar arasında uyumun varlığına dikkat çekti. Ayrıca kendilerinden istenirse, milyonlarca Mısırlının bu fikri reddettiklerini ifade etmek için sahaya çıkacakları konusunda uyarıda bulunuldu. Konferans sırasında, İsrail’in bu fikre uyması halinde, askeri operasyonlar bitene kadar Filistinlilerin Sina yerine Necef Çölü’ne nakledilmesini önererek, bu fikri köklerinden silmeye yönelik bir girişimde bulundu.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat Farra ise “Mısır Silahlı Kuvvetleri kullanılabilecek bir araçtır ve Mısır güçlü yeteneklere sahip silahlı kuvvetlere sahiptir” dedi. Ancak durumun bu düzeyde kötüleşmeyeceğine inandığını belirten Farra, bu adımın tamamlanması için hazırlanan koşullara rağmen Filistinlileri Gazze’den Mısır’a sürme planının başarılı olmayacağını vurguladı.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Seyyid Şalbi de Filistinlilerin yerinden edilmesiyle mücadele etmek için Mısır’ın önündeki seçenekler hakkında bir soruya şu yanıtı verdi:

Başbakan Mustafa Medbuli, Mısır’ın güvendiği kartın, kesinlikle bu projeyle ilgili olayların gelişmesi ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturması halinde Mısır’ın tepkisinin belirleyici olması olacağını ifade etti. Kahire, Batı’yı bu fikrin geçersizliği konusunda ikna etmek için uluslararası düzeyde çalışıyor ve kararlı bir yanıta hazır olduğu mesajını vermek için başka bir güvenlik önlemi alıyor.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yürüten Prof. Eymen Selame ise şu değerlendirmede bulundu:

Filistinlileri Mısır sınırına doğru kaçmaya zorlamak, İsrail’in de taraf olduğu 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’nin tabi olduğu uluslararası hukuk hükümlerine göre, yaygın olarak kullanılan yerinden etme suçunu değil, zorla sınır dışı etme suçunu temsil etmektedir. Cenevre Sözleşmesi, sınır dışı etme suçunun unsurlarını açıklayarak, onu zorla yerinden edilmeden ayırır.

Selame ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlileri Ürdün veya Mısır’a sınır dışı etme girişiminin, silahlı çatışma sırasında zorla sınır dışı etme suçu anlamına geldiğini vurguladı.

Dayanışmadan faydalanmak

Büyükelçi Barakat el-Farra, Mısır’ın İsrail ve ABD ile ilişkilerine ışık tutarak, ‘yerinden edilmeye kesinlikle yer olmadığı’ mesajını ilettiğini dile getirdi. Konuşmasını, tamamı yerinden edilmeye karşı olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarından yararlanan ikinci belgeye dayandıran Farra, son zirvede yayınlanan Arap ve İslami kararlara ek olarak, hiçbir katılımcının Sina’ya veya başka bir yere zorla göç ettirilmeyi onaylamadıklarını ifade etti.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 11 Kasım’da düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katılan liderler, Gazze Şeridi sakinlerini topraklarından sürmeyi amaçlayan planları reddettiklerini açıklamıştı. Liderler, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli ekine göre yaklaşık bir buçuk milyon Filistinlinin Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine doğru yerinden edilmesini bir savaş suçu olarak nitelendirmişti.

Avrupa ülkelerinden de Mısır’ın yerinden edilme konusundaki tutumuyla dayanışmalarını ifade eden mesajlar yağdı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X (eski adıyla Twitter) platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmemesi ilkesi ve iki devletli çözüme dayalı bir siyasi ufuk üzerinde hem fikiriz” dedi. Sisi de kendisi ile son görüşmesinde Mısır’ın, Filistinlilerin kendi toprakları dışına, özellikle de Sina’daki Mısır topraklarına doğru yerinden edilmelerini kategorik olarak reddettiğini söyledi.

Farra’ya göre ise Mısır’ın elindeki bir diğer kart da bu planın her iki tarafça da hayata geçirilmesini önlemek ve gerilimi aynı derecede tırmandırmak için Ürdün tarafıyla koordinasyon içinde olması. Bu görüş, Kahire Üniversitesi İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Ahmed Yusuf’un görüşüyle benzer. Yusuf şu açıklamada bulundu:

“Batı Şeria’dan yerinden edilmeye ilişkin Ürdün politikasına uygunluk, uluslararası toplumun bu fikri reddetmesini sağlamayı başardı. ABD’nin tutumu, ABD’nin yerinden edilme senaryosunu kabul etmediğini belirttiği için İsrail’in bakış açısına karşı oldukça taraflı olmaya başladı.”

Güvencesiz diplomatik kart

Mısırlı siyasetçi Samir Gattas’a göre Mısır’ın güvendiği en önemli kart daha fazla diplomatik ve uluslararası faaliyette bulunmak. Bunun olumlu sonuçları, ABD’nin Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini reddettiğini ABD Başkanı Joe Biden aracılığıyla onaylaması ve Avrupa Birliği yetkililerinin de aynı yaklaşımı benimsemesiyle ortaya çıktı.

Ancak Gattas’a göre göre bu kartın sonuna kadar garantisi yok. Halk baskısı senaryosunun devamının Refah’ta vatandaşları sınır şeridine doğru itecek bir çatışmaya yol açabileceğini ifade eden Gattas, “Bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Filistinlilerin Mısır’a geçici girişine izin vermesi çağrısında bulunmak gibi daha önce alınan kararları etkileyebilir” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah Sisi’ye, ABD’nin ‘Filistinlilerin Gazze veya Batı Şeria’dan zorla yerinden edilmesine veya Gazze sınırlarının yeniden çizilmesine hiçbir koşulda izin vermeyeceğini’ söylemişti.

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Mısır’ın tehdit altında olması durumunda ulusal güvenliğini savunmasına izin veren BM Tüzüğü’nün 51’inci maddesine dikkati çekti. Eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi ise Mısır’ın diplomatik baskı ve arabuluculuk sürecinde sarf ettiği çabalarla ve başkaları nezdinde pozisyon oluşturma yoluyla ulusal güvenlik çıkarlarını savunma yönünde hareket ettiğini söyledi.

Yakın zamanda İsrail İstihbarat Bakanlığı’na sızdırılan bir belge, Gazze Şeridi’nde yaşayanların Sina’ya nakledilmesi, Şerid’in kuzeyinden güneyine kara operasyonlarının uygulanması ve sivillerin Mısır’a göç etmesine ve yeniden yerleşmesine olanak sağlamak için Refah’ta yolların açılması gibi Mısır egemenliğine aykırı öneriler içermesi nedeniyle Mısır’da hem resmi hem de halk düzeyinde öfkeli tepkilere yol açtı.

Sızdırılan belgede yer alan bilgiler, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri’nin ay başında CNN’e yaptığı açıklamalarda bunlara yanıt vermesine neden oldu. Şukri röportajda, milyonlarca Filistinlinin Sina’ya nakledilmesi önerisini ‘gülünç’ olarak nitelendirdi. Ayrıca yerinden edilme sürecinin uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu ve uluslararası yasaları ihlal ettiğini belirtti.

İsrailli yazar Eddie Cohen’in de Mısır’ın, dış borçlarının iptal edilmesi karşılığında Filistinlileri Sina’da kabul edeceği yönündeki görüşünü sunması da yaygın tartışmalara yol açtı. Monte Carlo Doualiya’ya açıklama yapan Cohen, bu fikrin eski olduğunu söylerken, Mısır’ın reddini açıklaması halinde Suriyeli mülteci kabul etmeyen Avrupa ülkeleri örneklerinin var olduğunu ancak mülteci akınının herhangi bir sınırı aşmasını önlemenin zorluğu nedeniyle mültecilerin Avrupa ülkelerine geldiklerini ifade etti. Mısır’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz ve ABD’nin bu fikre destek verme ihtimali nedeniyle bu çözümü reddetmesinin pek olası olmadığını belirten Cohen, Kahire’nin Filistinlilerin Sina'ya yerleştirilmesinin bedelini ve mali tazminatını alacağını vurguladı.

Bu, Sina’yı Filistinliler için alternatif bir ülkeye dönüştürmenin tartışıldığı ilk durum değildi. 2000 yılında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık eden yedek Tümgeneral Giora Eiland, ‘İki Halk için İki Devlet Fikrine Bölgesel Alternatifler’ başlıklı bir proje sundu. Bu projeye göre Mısır, önerilen Filistin devleti lehine Sina topraklarının 720 kilometrekarelik bir alanını devrediyor. Bu alan, batıda Refah şehrinden Ariş şehrinin sınırlarına kadar sahil boyunca uzanıyor. Karşılığında ise Mısır, Necef Çölü’nde eşit bir alana sahip oluyor.

Bu tür algı, vizyon ve önerilerle nasıl yüzleşileceğine ilişkin Gattas, Filistinlilerin Refah kapısına akışını engelleyen tek şeyin, ‘vatandaşların dayanıklılık kapasitelerinin tavanları ve sınırları olduğundan, kendilerini kaçmaya zorlayabilecek İsrail baskısına maruz kalmamaları için Gazze Şeridi'nde varlıklarını tesis etmek olduğunu’ açıkladı. Gattas şunları söyledi:

Askeri baskı altında sınırı geçmeye çalışan bir Filistinliyi suçlayamayız. Dünyadaki tüm deneyimler, askeri baskı altındaki insanların kaçmaya zorlandığını, dolayısıyla güvenlik altına alınmaları ve üzerlerindeki baskının azaltılması gerektiğini gösteriyor.

2008 senaryosu

Binlerce Filistinli, 2008 yılında Filistinlileri hedef alan büyük İsrail saldırısının ardından sınır çitlerine hücum etti. Saldırılar, onları ayrım duvarına akın etmeye sevk etti. İçinde bulundukları trajik koşullar göz önüne alındığında Mısırlı yetkililer, onların yiyecek ve ilaç almak için geçmelerine izin verdi. Bu durum, ateşkesin sona ermesiyle aynı senaryonun tekrarlanacağı endişesini artırıyor.

Filistin’in eski Mısır Büyükelçisi Barakat er-Farra'ya göre, Mısır’ın yerinden edilme planını engellemeye yönelik kartları arasında, sınır çitlerinin basılmasına benzer bir senaryonun (2008- 2009) engellenmesi ve tekrarının önlenmesi için, sürekli bombardımana rağmen Filistinlilerin Gazze Şeridi'nde kalması üzerinde anlaşarak, Hamas ya da İslami Cihad olsun Gazze Şeridi’ni kontrol eden Filistinli taraflarla olan ilişkilerinden faydalanmak da yer alıyor. Farra ayrıca, Mısır’ın kendisini Gazze Şeridi’nden yerinden edilmiş insanları kabul etmeye zorlamayı amaçlayan baskılara yanıt vermediğini dile getirdi.

Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas, Kahire’nin Gazze’nin boğazını sıkmakla suçlanmasının ardından ilk olayda Mısır üzerindeki baskının İsrail’den değil Hamas hareketinden geldiğine dikkati çekti. Gattas ayrıca, gelecekte bir kriz yaşanabileceğini ve Filistinlilerin askeri baskı altında yerlerinden edilmeye zorlanabileceğini vurguladı.

Uluslararası insancıl hukuk alanında çalışmalar yapan Prof. Eymen Selame ise 2009’da İsrail’in acımasız topçu saldırılarından kaçan ve sayılarının on binlerce olduğu tahmin edilen Filistinlilerin, uluslararası hukuka göre ‘insani mülteciler’ olarak sınıflandırıldığını söyledi. Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (1951), Mısır da dahil olmak üzere taraf devletlerin, insani koşulları göz önünde bulundurarak mültecileri kabul etmesini zorunlu kıldığını söyleyen Selame, olağanüstü güvenlik koşulları dışında Mısır’ın bunları engelleme hakkının olmadığını ifade etti.

Selame, Mısır’ın bu olası senaryoya ilişkin tutumuyla ilgili olarak ise, Mısır Başbakanı’nın brifing taleplerine verdiği yanıtta, ülkesinin, Filistinlilerin zorla sınır dışı edilmesi halinde onları kabul etme konusundaki isteksizliğinin nedenlerine değindiğini söyledi.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.