Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atina ziyareti öncesinde Yunan Kathimerini gazetesine konuştu: 'Yunanistan Türkiye'nin hasmı değil, içinde bulunduğu ittifakın kıymetli bir üyesi'

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atina ziyareti öncesinde Yunan Kathimerini gazetesine konuştu: 'Yunanistan Türkiye'nin hasmı değil, içinde bulunduğu ittifakın kıymetli bir üyesi'

AA
AA

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin komşu Yunanistan'ı hiçbir zaman düşman, hasım olarak görmediğini, komşularıyla aşılamayacak hiçbir sorunu olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği röportajda, 7 Aralık'ta Atina'ya yapması planlanan ziyaret öncesinde Türk-Yunan ilişkilerine dair soruları yanıtladı.

Sözlerine Türkiye ve Yunanistan'ın iki komşu ülke olduğunu vurgulayarak başlayan Erdoğan, önceki günlerde "Türk-Yunan ilişkilerinde yeni sayfa" ve "kazan kazan formülüne" dair yaptığı açıklamalara ilişkin şunları söyledi:

"Aynı coğrafyayı, aynı denizi paylaşıyoruz. Aynı havayı soluyoruz. Geçmişimiz itibarıyla iç içeyiz. Aramızda henüz çözüme kavuşturamadığımız pek çok mesele bulunuyor, iki ülke olarak bunun farkındayız. Ancak bu sorunların gerginliğe vesile olmasına, hükümetlerimiz ve halklarımız arasında anlaşmazlıklara yol açmasına izin verip vermemek bizim elimizdedir. İşte ben bu manada ilişkilerimizde 'yeni bir sayfadan', 'kazan-kazan' ilkesinden bahsettim. 'Kazan-kazan' anlayışı zaten Türkiye'nin uluslararası ilişkilere, diplomasiye yaklaşımının temelinde yatıyor."

Erdoğan, uyuşmazlıkların diyalog yoluyla ele alınması ve ortak paydada buluşulması halinde herkesin kazançlı çıkacağını vurgulayarak,Türkiye ile Yunanistan'ın son dönemde ilişkilerini bu anlayış çerçevesinde şekillendirme yönünde gayet iyi bir ivme yakaladığını kaydetti.

Uzun süredir işlemeyen ikili mekanizmaların yeniden canlandırıldığına işaret eden Erdoğan, "Diyalog kanallarımız her seviyede açık ve işliyor. Karşılıklı ziyaret trafiğimiz yoğun. Ülkelerimiz ve bölgemiz açısından önemli pek çok alanda işbirliğimizi karşılıklı güven temelinde geliştirme irademiz mevcut. Şimdi ise her iki tarafın üzerine düşen, bu anlayışı pekiştirmek, kurumsal hale getirmek ve ilerletmektir. Sayın (Yunanistan Başbakanı Kiryakos) Miçotakis'in de aynı iradeye sahip olduğunu düşünüyorum." diye konuştu.

Erdoğan, bu ortak niyetin, 7 Aralık'ta Atina'da imzalanması planlanan dostane ilişkiler ve iyi komşuluk konulu bildirge sayesinde tüm açıklığıyla kayda geçeceğini ifade etti.

"Tüm ülkeler gibi bizim de düşmana değil, dosta ihtiyacımız var"

Türkiye'nin komşu Yunanistan'ı hiçbir zaman düşman, hasım olarak görmediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tüm ülkeler gibi bizim de düşmana değil, dosta ihtiyacımız var. Sık sık söylüyorum, başta Yunanistan olmak üzere komşularımızla aşılamayacak hiçbir sorunumuz olmadığı inancındayız. Bence son dönemde değişen, Yunanistan tarafının bize yönelik bakış açısını gözden geçirmiş olması, uzatılan dostluk elini asla geri çevirmeyen bir millet olduğumuzu anlamaya başlamasıdır. Halkımızın güvenliğine, toprak bütünlüğümüze, milli çıkarlarımıza göz dikenlere nasıl her zaman tereddüt etmeksizin gerekli tepkiyi veriyorsak, işbirliği ve dostluğun ilerletilmesine de her zaman açığız." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Miçotakis'in bunu anladığını ve Türkiye'nin Yunanistan ile arasındaki sorunların aşılması ve ilişkilerin ileriye götürülmesini samimi şekilde arzu ettiğini görebildiğine inandığını kaydetti.

Miçotakis'te de Türkiye'dekine benzer bir yaklaşım gözlemlemekten memnun olduğunu kaydeden Erdoğan, "Sayın Miçotakis'e ne söyleyeceğimi sordunuz. Kendisine şunu söyleyeceğim: Kiryakos, dostum, siz bizi tehdit etmedikçe biz de sizi tehdit etmiyoruz. Gel iki ülke arasındaki güveni sağlamlaştıralım. Ekonomi, ticaret, ulaştırma, enerji, sağlık, teknoloji, eğitim, gençlik, her alanda ikili işbirliğini artıralım. Ülkelerimizdeki tarihi ve kültürel varlıklara karşılıklı olarak gerekli itina ve ihtimamı gösterelim. Ege meseleleri olsun, düzensiz göçle ortak mücadele olsun, Yunanistan'daki Türk azınlığın devam eden sorunları olsun, karşılıklı iyi niyet temelinde diyalog yoluyla çözemeyeceğimiz bir problem yoktur." dedi.

Erdoğan, bu yıl iki ülkede yapılan seçimlerde her iki hükümete de güçlü bir halk desteği verildiğine işaret ederek, "Bu destekle hem biz hem de Sayın Miçotakis güçlü ve yapıcı adımlar atabilecek konumdayız." diye konuştu.

"Sorunlar diyalog ve iyi niyet çerçevesinde çözülebilir"

Diyalog ve iyi niyet çerçevesinde sorunların çözüleceğine inandığını kaydeden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Tabii bu arada kıta sahanlığının yanında pek çok sorunumuz var. Bunları paket halinde bir bütün olarak ele almalıyız. Meselelere seçici yaklaşıp bazılarını konuşup bazılarını konuşmamak doğru bir yaklaşım değil. Çünkü hepsi birbirleriyle bağlantılı. Uluslararası yargıya gittiğimizde geride hiçbir sorun bırakmamalıyız. Ama her şeyden önce tüm sorunlarımızı cesur bir şekilde konuşmalı, kamuoylarımızı doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz.

Burada sorun çözme irademiz son derece belirleyici olacaktır. Bizim bu irademiz güçlüdür. Çevremizde yaşanan anlaşmazlıkların çözülmesi için gösterdiğimiz gayrete ve mesafe alma kabiliyetimize baktığınızda Türkiye'nin meseleleri barışçıl yollarla ortadan kaldırma anlayışını ve potansiyelini görebilirsiniz."

Erdoğan, Türkiye'nin samimiyeti ve çağrısının açık olduğunu belirterek, Yunanistan'ın da dış müdahalelere kapalı benzer bir yaklaşım ortaya koyması halinde her iki ülke için de huzurlu bir gelecek inşa etme yolunda, iyi bir başlangıç yapılabileceğine inandığını kaydetti.

"Yunanistan Türkiye'nin hasmı değil, içinde bulunduğu ittifakın kıymetli bir üyesi"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunan basınına birçok kez yansıyan "bir gece ansızın gelebiliriz" şeklindeki sözlerine ilişkin soruyu ise şöyle yanıtladı:

"Ancak bizi tehdit edenler bizden çekinmelidir. Ülkemizin güvenliğini tehdit eden terör unsurlarına karşı 'bir gece ansızın geliriz' dedik ve gereğini yaptık. Terör yuvalarını başlarına yıktık ve yıkacağız. Toprak bütünlüğümüze, birliğimize ve beraberliğimize el uzatanların bizden göreceği karşılık her zaman bu olmuştur ve bundan sonra da bu değişmeyecektir. Vatanımızı savunmak, milletimizin huzurunu korumak en doğal hakkımızdır ve tüm terör odaklarına karşı da bu hakkımızı sonuna kadar kullanmaya devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır."

Erdoğan, Yunanistan'ın Türkiye'nin hasmı değil, içinde bulunduğu ittifakın (NATO) kıymetli bir üyesi olduğuna dikkati çekerek, "Ayrıca komşuyuz, komşu olarak kalacağız, birbirimizin haklarına ve hayati çıkarlarına karşılıklı olarak saygı göstermeliyiz. Bizim dostluk elimizi uzattığımızda ne kadar kucaklayıcı olduğumuzu yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Yunan halkı iyi bilir. Bizim kültürümüzdeki hoşgörüyü ve samimiyeti çok yakından tanırlar. Karşılıklı anlayış temelinde ilişkilerimizi ilerletmek ve bu coğrafyada barış içinde yaşamak istiyoruz. Bunu ifade ettiğimizde laf olsun diye söylemediğimizi de defalarca ispat etmiş bir ülkeyiz. Batı medyası bu sözlerimi çarpıtma gayreti içindedir." dedi.

Enerji alanında işbirliği

Ege ve Doğu Akdeniz'de enerji rezervlerinin olup olmamasının kendisinin kişisel kanaatinden öte bilimsel araştırmalar sonucunda tespit edilebilen bir husus olduğuna işaret eden Erdoğan, bu konuda umut verici çalışmalar yapıldığını kaydetti.

Erdoğan, Akdeniz ve Ege'nin doğal kaynaklar açısından zengin bir havza olduğuna işaret ederek mevcut uluslararası konjonktürde enerji güvenliğinin sağlanmasının ve muhafazasının stratejik açıdan elzem bir konu haline geldiğini ifade etti.

Bu manada özellikle Akdeniz'de işbirliği potansiyeli ve imkanları olduğunu belirten Erdoğan, böyle bir işbirliği potansiyelinin değerlendirilmesinin hem bölge ülkelerinin enerji güvenliğine hem de siyasi meselelerin çözümüne katkıda bulunabileceğini kaydetti

Buradaki potansiyelin siyasi açıdan suiistimal edilmeye çalışılmasının bu kaynakların kullanılamaması riskini de beraberinde getireceğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

"Biz enerjinin tüm ülkeler ve toplumlar arasında işbirliği ve ortak kazanım unsuru olduğunu düşünüyoruz, uyuşmazlıkları diyalog yoluyla çözmek istiyoruz. İşbirliğini tercih ediyoruz ve buna hazırız. Bu nedenle daha önce iki defa kapsayıcı nitelikte Doğu Akdeniz'deki fırsatlar için konferans düzenlenmesini önermiştim. Maalesef, başta AB buna sessiz kaldı. Sessiz kalmak sorunları çözmüyor. Keza, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ada'da kapsamlı çözüme kadar rezervlerin ortak işletimi ve gelir paylaşımını önerdi ve biz de bu öneriyi destekliyoruz. Bölgede başka ülkeler de bu yönde ilerlerken, Ada'daki iki taraf neden işbirliği yapamasın? Ege'de de işbirliği yapabileceğimiz pek çok konu var. Her şey halklarımızın ve sonraki nesillerimizin huzur ve refahı için."

"Ayasofya Camii barış ve hoşgörünün sembolü olarak tüm din ve inançtan ziyaretçilere açık olmaya devam edecektir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı kültürleri hoşgörü ile sahiplenme temeli üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin hem vakıf müesseselerini hem de bunların hak ve hukukunu geleceğe taşıyan bir sistemi etkin şekilde sürdürdüğünü belirterek, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'ne ait vakıf statüsünün bugün de korunmakta ve geçerli olduğuna işaret etti.

Ayasofya Camii'nin Fatih Sultan Mehmet Vakfının mülkiyetinde bulunan, ilgili Danıştay kararıyla esasen vakfedilme amacına uygun olarak kullanıldığının altını çizen Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'nin maddi ve manevi yönlerden yapısal bütünlüğünün bozulamayacağının, ikonografik ve her türlü plastik sanat unsurlarının eksiltilemeyeceği ve korunacağının, her vakıf kurumu gibi dokunulmazlık imtiyazına sahip Ayasofya Vakfının hukuki belgesi olan Vakıf Senedinde güvence altına alındığını da vurguladı.

Erdoğan, "Bu mümtaz mabedi insanlık tarihinin nadiren göreceği bir titizlik ve saygıyla koruyor, tüm insanlığın bu muhteşem anıttan maddi ve manevi şekilde yararlanmasına olanak sağlıyoruz. Son 570 yıllık uygulama ve koruma çabaları da devletimizin konuya tarihin her katmanında ne kadar titizlik ile yaklaştığının tescilidir. Şimdi ise Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'nde Mimar Sinan döneminde yapılan koruma çalışmalarından sonra bütüncül olarak en büyük çalışmayı başlattık. Ayasofya Camii barış ve hoşgörünün sembolü olarak tüm din ve inançtan ziyaretçilere açık olmaya devam edecektir." dedi.

Heybeliada Ruhban Okulu

Anayasa Mahkemesinin 1971'de aldığı bir kararla ülke genelindeki tüm özel yüksekokulların devletleştirilmiş olduğunu kaydeden Erdoğan, bu kararın sadece Heybeliada Ruhban Okulunu değil, Türkiye'deki tüm özel yükseköğretim kurumlarını kapsadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ruhban Okulunun devredilebileceği bir resmi yükseköğretim kuruluşunun bulunmaması nedeniyle hukuki temelini yitirdiğini ve faaliyetlerin durduğunu belirterek, "Esasen günümüzde Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılabilmesi ancak kapsamlı mevzuat değişiklikleri sonucunda mümkün olabilir. Öte yandan, Fener Rum Patrikhanesi de, Ruhban Okulunun YÖK mevzuatına tabi olarak bir devlet üniversitesi bünyesinde öğrenime yeniden başlamasına olumlu yaklaşmamıştır." ifadelerini kullandı.

"Düzensiz göç ortak bir sınamadır ve ortak çabalar gerektirmektedir"

Gerek yaşanan siyasi istikrarsızlıklar, gerek farklı kaygılar nedeniyle dünya genelinde göç hareketlerinde ciddi artış gözlemlendiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Maalesef, insanların bu arayışlarından çıkar sağlayarak, ciddi gelirler elde eden suç yapıları da hızla artıyor. Bu durum, her zaman söylemiş olduğumuz üzere, devletlerin tek başına üstesinden gelebilecekleri bir mesele değil. Neticede düzensiz göç ortak bir sınamadır ve ortak çabalar gerektirmektedir. Tabiatıyla ülke olarak düzensiz göçle mücadelemize yoğun çabalarımızla devam ediyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye destek olmasının önem arz ettiğini belirterek, sonuç itibarıyla, eşit yük ve sorumluluk paylaşımını öngören, daha kaynakta iken göçü engellemeye yönelik ortak adımlar atılmasının şart olduğunu kaydetti.

Bunu sadece Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği ya da Ege'deki göç hareketlilikleriyle sınırlandırmamak gerektiğini belirten Erdoğan, tüm uluslararası toplumun dahline ihtiyaç duyulan son derece geniş çaplı bir mücadelenin gerekli olduğunu vurguladı.

Erdoğan, "Biz bu konuda samimi şekilde işbirliğine her zaman açık olduk, olmaya da devam ediyoruz. Kaldı ki göç meselesi savaşlar sona erse bile dünya gündeminden kalkmayacak bir sorun alanı. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından birinin de iklim göçleri olduğu ve gelecekte bunun artacağı öngörüleri mevcut. Dolayısıyla bu soruna kalıcı çözümler, işleyen mekanizmalar üretmek zorundayız. Bütüncül bir yaklaşımla bu konuda kafa yormalı ve sorun çözücü formülleri konuşabilmeliyiz." dedi.

"Biz, uluslararası ilişkilerde daima hakkaniyetin, adaletin ve vicdanın sesi olageldik"

Türkiye'nin NATO'ya Yunanistan'la birlikte, 71 yıl önce girdiğini hatırlatan Erdoğan, Batılı veya Avrupalı olmanın kriterinin Avrupa Birliği mensubiyeti olmadığını ifade etti.

Erdoğan, Türkiye'nin AB'yle de, 1963 yılına dayanan ilişkileri çerçevesinde, aynı Gümrük Birliği içinde bulunan, adaylık statüsünü taşıyan bir ülke olduğuna işaret ederek, bu doğrultuda Türkiye'nin, demokratik yapısıyla ve savunduğu değerlerle, AB ve NATO üyesi ülkelerle ortak paydasının son derece geniş olduğunu belirtti.

Türkiye'nin BM ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere Batılı olarak adlandırılan birçok uluslararası teşkilatın da kurucu üyesi olduğunu dile getiren Erdoğan, "Biz, uluslararası ilişkilerde daima hakkaniyetin, adaletin ve vicdanın sesi olageldik. Uluslararası gelişmelerde rehber edindiğimiz bu anlayış doğrultusunda, tarihin doğru tarafında yer almak başlıca hedefimizdir." diye konuştu.

"Biz Gazze'deki soykırıma karşı çıkarak Batı toplumunun temel değerlerini de savunuyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Filistin halkının uğradığı haksızlıklar ve insanlık dışı muamele karşısında ortaya koyduğu tepki ve uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku ve insan hakları hukukunu açıkça ihlal eden eylemleri nedeniyle İsrail'i eleştirmekten kaçınmamasının, bu hedefin tabii bir gereği olduğunu ifade etti.

Bugün pek çok Batılı ülkenin de giderek benzer tutumlar ortaya koymaya başladığına dikkati çeken Erdoğan, Türkiye’nin Filistin bağlamında, bu şekilde ahlaki bir sorumluluğu yerine getirmesinin, "Batıya ait bulunup bulunmamakla" sorgulanmasının söz konusu olamayacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin yönelim ve aidiyetinin tartışılmasından ziyade, asıl sorgulanması gerekenin bazı Batılı ülkelerin, kuvvetle savundukları değerleri bazen hiçe sayabilmesi olduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Gazze'de yaşanan vahşete sessiz kalınması bunun en canlı örneğidir. Aslında biz Gazze'deki soykırıma karşı çıkarak Batı toplumunun temel değerlerini de savunuyoruz. Gazze'de kundaktaki bebeklerden tutun her yaşta insanın temel hakları çiğneniyor. İnsan haklarının göz göre göre yok edilmesine sessiz kalınması, insanların mülkiyet haklarının hiçe sayılarak evlerine, topraklarına sistematik bir biçimde el konulması, Filistinlilerin geleceklerini tayin haklarının ellerinden alınması Batı medeniyetinin değerlerinin neresinde kalıyor? Hastanelerin bombalanması, okulların, mülteci kamplarının, pazar yerlerinin vurulması ve sivillerin öldürülmesi Batı değerlerine uygun mudur? Gazze’deki insanlara 'güneye gidin' deyip oraya yönelenlerin üzerlerine bomba yağdırılması Batı'nın benimsediği bir durum mudur? Şimdi soruyorum, tüm bunlara bile isteye sessiz kalan ülkeler mi yoksa Türkiye mi Batı'ya ait?"



Türkiye, Suriye'de düzenlediği operasyonda DEAŞ'ın üst düzey yöneticisini yakaladı

Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)
Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)
TT

Türkiye, Suriye'de düzenlediği operasyonda DEAŞ'ın üst düzey yöneticisini yakaladı

Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)
Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)

Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Suriye'de güvenlik birimleriyle koordineli olarak düzenlediği operasyonda terör örgütü DEAŞ'ın üst düzey isimlerinden birini yakalayarak Türkiye'ye getirdi.

Türk güvenlik kaynakları, MİT'in pazartesi günü yaptığı operasyonda, örgütün sözde "Türkiye Ofisi" yapılanmasında faaliyet gösteren ve "Abdüsselam et-Türki" kod adını kullanan Talip Güler'i yakaladığını ve Türkiye'ye naklettiğini bildirdi.

Kaynaklara göre sarı bültenle aranan Güler'in, DEAŞ'ın Türkiye'de paravan yapı olarak kullandığı "Faruk Ofisi" ile bağlantılı olduğu belirlendi. Talip Güler'in, örgütün sözde "Türkiye Vilayeti Emiri" ve aynı zamanda "Faruk Ofisi"nin mali sorumlusu olan kardeşi Kasım Güler'in kardeşi olduğu ifade edildi. Kasım Güler, 2021 yılında Suriye'de yakalanarak Türkiye'ye getirilmişti.

Yürütülen soruşturmada Talip Güler'in Ocak 2014'te yasa dışı yollarla Suriye'ye geçtiği, burada başta ağabeyi Kasım Güler olmak üzere DEAŞ yöneticileriyle koordinasyon içinde faaliyet yürüttüğü tespit edildi.

Güvenlik kaynakları, Kasım Güler'in yakalanmasının ardından MİT'in Talip Güler'i bulmak için çalışmalarını yoğunlaştırdığını, faaliyetlerini uzun süre takip ettikten sonra düzenlenen operasyonla yakalayarak Türkiye'ye getirdiğini aktardı.

Talip Güler'in ifadesinde DEAŞ ile ilişkileri, Suriye'ye nasıl geçtiği ve örgüt adına yürüttüğü faaliyetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler verdiği belirtildi.

Kaynaklar, MİT'in sınır ötesinde DEAŞ'a yönelik operasyonlarının, örgütün Türkiye'ye yönelik planladığı saldırıları önlemeyi ve örgütün yürüttüğü eleman kazanma faaliyetlerini deşifre etmeyi amaçladığını, bu operasyonların kararlılıkla sürdürüldüğünü vurguladı.

Peş peşe operasyonlar

Talip Güler'in yakalanması, son dönemde Suriye'de bulunan DEAŞ'ın Türk uyruklu yöneticileri ve kadrolarına yönelik art arda gerçekleştirilen operasyonların son halkası oldu.

MİT, geçen mayıs ayında Suriye istihbaratıyla koordineli operasyonlarda aralarında örgüt üyelerinin de bulunduğu 10 Türk şüpheliyi yakalayarak yargılanmaları için Türkiye'ye getirmişti.

Yakalanan isimlerin, Türkiye'de geçmişte gerçekleştirilen terör saldırılarıyla bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştı. Bunlar arasında, 10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde HDP'nin çağrısıyla düzenlenen barış mitingine yönelik gerçekleştirilen ve 102 kişinin hayatını kaybettiği, 200 kişinin yaralandığı terör saldırısının planlayıcılarından Ömer Deniz Dündar da bulunuyordu.

vgrftbgf
DEAŞ üyelerine yönelik operasyonlardan birinden görüntü. (Türkiye İçişleri Bakanlığı)

Operasyonda yakalanan bir diğer isim olan Ali Bora'nın ise 2014 yılında DEAŞ'a katılmak üzere Suriye'ye geçtiği ve örgütün Türkiye'deki faaliyetlerinden sorumlu sözde "istihbarat emiri" olarak görev yaptığı tespit edilmişti.

Soruşturmalarda gözaltına alınan diğer şüphelilerin de Türkiye'de çeşitli terör eylemlerine katıldıkları, Suriye'de DEAŞ bünyesinde faaliyet yürüttükleri ve örgüte lojistik ile propaganda desteği sağladıkları belirlendi.

Daha önce de MİT, Ocak 2025'te Suriye'de düzenlediği operasyonla, 2013 yılında Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 53 kişinin yaşamını yitirdiği çifte bombalı saldırının faillerinden Muhammed Dib Kurali'yi saklandığı yerde yakalayarak Hatay Emniyet Müdürlüğü'ne teslim etmişti.

Öte yandan Adıyaman'da Terörle Mücadele Şube ekipleri de pazartesi günü Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında DEAŞ üyesi oldukları belirlenen şüphelilere yönelik operasyon düzenledi.

Güvenlik kaynakları, gözaltına alınan şüphelilerin daha önce DEAŞ bünyesinde silahlı terör faaliyetlerinde bulunduklarının tespit edildiğini, bir süre teknik ve fiziki takibin ardından yakalandıklarını bildirdi. Şüphelilerden biri ise ifadesinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Türkiye, DEAŞ'ı 2013 yılında terör örgütü ilan etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında Türkiye'de sivilleri hedef alan ve yaklaşık 300 kişinin hayatını kaybetmesine, çok sayıda kişinin de yaralanmasına yol açan birçok kanlı saldırının sorumlusu olmakla suçlanıyor. Ayrıca örgütün yabancı savaşçılarının, Suriye'deki iç savaş süresince Türkiye'yi önemli bir geçiş güzergâhı olarak kullandığı biliniyor.


Ankara Zirvesi: NATO, Trump'ı atlattı ve birliğini yeniden teyit etti

Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)
Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)
TT

Ankara Zirvesi: NATO, Trump'ı atlattı ve birliğini yeniden teyit etti

Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)
Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)

Ömer Önhon

Üye devletlerin liderlerinin Ankara'daki NATO zirvesine en üst düzeyde katılması, ittifakın yeni koşullara uyum sağlama yolunda ilerlediği bir dönemde, önemli jeostratejik değişimlerin yaşandığı bir anı işaret etti.

İran ile mücadeleye destek sağlamadıkları için ittifak üyesi devletleri sert bir şekilde eleştiren ABD Başkanı Donald Trump, zirveye katılmamayı bile düşündüğünü, ancak nihayetinde dostu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetini geri çevirmemek için geldiğini söyledi. Erdoğan ve Trump arasındaki ilişkideki belirgin sıcaklık, toplantının en dikkat çekici özelliklerinden biriydi

Dünyanın en tehlikeli iki savaşı şu anda NATO'nun çevresinde ve Türkiye'nin yakınında sürüyor; Ukrayna'daki savaş ve İran ile çatışma. Zirve, müttefikler arasındaki bölünmeler ve Başkan Trump'ın politikaları nedeniyle 5. Maddeye bağlılığın sorgulandığı bir dönemde gerçekleşti.

İttifakın bunlara yanıtı netti. Ankara zirvesinin nihai bildirisinin açılış cümlesinde liderler, 5. Maddede yer alan kolektif savunmaya olan bağlılıklarını yeniden teyit ederek, bir üyeye yapılacak saldırının tüm üyelere yapılmış bir saldırı olduğunu vurguladılar.

Liderler, basın toplantılarında ve medyaya açık diğer etkinliklerde anlaşmazlıklarından bahsetmekten de çekinmediler. Başkan Trump, İspanya'dan duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirirken, Türk ve Yunan liderler Ege Denizi konusundaki anlaşmazlıklarını vurguladılar. Danimarka Başbakanı, Grönland'ın satılık olmadığını yineledi ve Amerika Birleşik Devletleri'ni burayı ele geçirme girişimlerine karşı uyardı. Ancak bu anlaşmazlıklar zirveyi rayından çıkarmadı. İttifak bir kez daha ortak zemin bulmayı ve ilerlemeyi başardı.

İttifakın belirleyici özelliği, değişen koşullara uyum sağlama yeteneğidir ve bu da onu alanında dünyanın en gelişmiş ve etkili çok taraflı örgütlerinden biri haline getirdi.

NATO, mevcut aşamayı “3.0 Aşaması”, yani üçüncü aşaması olarak tanımlıyor. Birinci aşama Soğuk Savaş'tı. İkinci aşama Soğuk Savaş'ın sonundan yakın geçmişe kadar uzandı. Üçüncü aşama ise başta Rusya'nın saldırganlığı ve ABD'deki Trump yönetimi olmak üzere büyük şoklarla şekillendi.

 Ankara'da, ittifak liderleri geçen yıl Lahey Zirvesi'nde verdikleri taahhütlerin ne kadar uygulandığını gözden geçirdiler; bu taahhütlere göre, 2035 yılına kadar savunma ve güvenlik ile ilgili harcamalara ek olarak, temel savunma gereksinimleri için yıllık GSYİH'lerinin yüzde 5'i oranında yatırım yapma ve savunma sanayilerini geliştirme sözü vermişlerdi.

Liderler, “Lahey Savunma Taahhüdü” olarak adlandırılan anlaşmaya uygun olarak, Avrupalı müttefikler ile Kanada'nın temel savunma gereksinimlerine yönelik yatırımlarını 2025 yılında 139 milyar dolardan fazla artırdığını kaydettiler. Ayrıca 50 milyar doları aşan yeni alımlar yapılacağını da açıkladılar. Dahası, ortak üretim kapasitesini genişletme ve inovasyonu hızlandırmak için sanayi sektörü ile birlikte çalışma taahhüdünde bulundular.

xdffr
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda), Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO zirvesi kapsamında düzenlenen resmi karşılama töreninde ABD Başkanı Donald Trump ile el sıkışıyor, 7 Temmuz 2026 (AFP)

Zirve programı kapsamında Ankara'da düzenlenen Savunma Forumu, üye devletleri ve büyük şirketleri bir araya getirdi ve birçok önemli anlaşmanın imzalanışına sahne oldu.

Genel Sekreter Mark Rutte, Airbus A400M nakliye uçağı ve Airbus A330 çok amaçlı yakıt ikmal ve nakliye uçağı filosuna odaklanan çok uluslu bir modernizasyon programını açıkladı. Ayrıca, ittifakın istihbarat, gözetleme ve keşif yeteneklerini geliştirmek ve yaşlanan Hava Uyarı ve Kontrol Sistemi (AWACS) uçak filosunun yerini almak üzere MQ-4C Triton insansız hava araçları (İHA) için ortak bir tedarik projesini duyurdu.

Zirve bildirisinde, Ukrayna'yı işgal etmesi ve ardından gelen, küresel jeopolitik sahneyi değiştiren savaş nedeniyle Rusya, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı için uzun vadeli bir tehdit olarak tanımlandı. Müttefikler, Ukrayna'ya desteklerini yineleyerek, 2026 yılında 70 milyar avro değerinde askeri teçhizat, yardım ve eğitim sözü verdiler. Ukrayna'ya sağlanan güvenlik yardımının büyük çoğunluğunun artık Avrupalı ​​müttefikler ve Kanada tarafından sağlandığını vurgulayarak, Trump'a yükün artık yalnızca Amerikan vergi mükelleflerinin üzerinde olmadığı ve diğer müttefiklerin de sorumluluklarını yerine getirdiği konusunda güvence vermeyi amaçladılar.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski de Ankara'da hazır bulundu, liderlerle görüştü ve bir konuşma yaptı. Bildirildiğine göre, katılımından memnun olarak ayrıldı.

NATO müttefikleri ayrıca İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yeniden teyit ettiler ve İran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam anlamıyla saygı duyma çağrısında bulundular.

Bu açıklama, müttefiklerin Amerika Birleşik Devletleri'ne aktif ve operasyonel destek sağlamayı kabul ettikleri anlamına gelmiyor. Daha ziyade, ittifak içinde fikir birliği bulunan iki önemli konuda ortak bir pozisyonu özetliyor.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik füze saldırılarının yoğunlaşması ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nın güney kesiminden geçen ticari gemilere yönelik saldırıları, ittifak liderlerinin Ankara'da bir araya geldiği güne denk geldi.

İki olay, ABD ve NATO'ya yönelik şöyle bir mesaj olarak yorumlanabilir: “Bizi korkutamazsınız ve herhangi bir çözüm bizim şartlarımıza göre olmalıdır.”

Ankara'da Donald Trump, ABD-İran anlaşmasının sona erdiğini duyurdu ve ABD, İran'daki hedefleri bombalamaya yeniden başladı; İran ise buna karşılık olarak Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve Ürdün'deki ABD üslerini hedef aldı.

Cumhurbaşkanları Erdoğan ve Trump arasındaki temaslar, hem ikili ilişkiler hem de ittifak konuları açısından zirvenin önemli bir bölümünü oluşturdu.

İki ülke arasında bir dizi savunma ve silah tedariki konusunun çözülmesi gerekiyor. Bunlar arasında CAATSA kapsamında Türkiye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılması, Türkiye'nin zaten ödemesini yaptığı beş F-35 savaş uçağının teslimi, Türkiye'nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi ve Türkiye'nin yerli üretim Kaan savaş uçakları için gerekli olan F-110 motorlarının tedariki yer alıyor. Trump, bu konulara olumlu bir şekilde yaklaşmaya istekli olduğunu belirtti ve bu da ev sahibi ülkeyi memnun etti.

ABD Başkanı, Suriye'yi terörizmle mücadelede ve Lübnan'da Hizbullah ile başa çıkmada bir ortak olarak görüyor; ancak Suriyeliler bu ikinci konuya pek sıcak bakmıyor gibi görünüyor

Türkiye ev sahipliği konusunda iyi hazırlanmıştı ve zirve sorunsuz geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sarayının girişinde durarak, kırmızı halıda yürüyen liderleri karşıladı. Halının bir tarafında Osmanlı Yeniçeri üniformalı askerler, diğer tarafında ise Cumhuriyet dönemi üniformalı askerler sıralanmıştı ve Mehter takımı savaş müziği çalıyordu.

Yunan gazeteleri, Başbakan Miçotakis'in bu özenle düzenlenmiş törensel sahneden geçişini provokatif olarak değerlendirdi.

NATO üyesi olmayan ancak ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri olan İsrail mutsuz olan bir diğer taraftı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Erdoğan hükümetinin Müslüman Kardeşler ekseni olduğunu ve ABD'nin dostu olmadığını iddia etti. Türkiye'nin F-35 savaş uçakları satın almasına izin verilmemesi gerektiğini, çünkü böyle bir anlaşmanın İsrail'in hava üstünlüğünü zayıflatacağını ve bölgedeki güç dengesini bozacağını söyledi.

Ankara bu açıklamalara alaycı bir yanıt vererek, bunların diğer ülkelerin topraklarının bir kısmını işgal ederek ve soykırım yaparak İsrail'i koruduğunu iddia eden radikal ve yayılmacı bir dini rejimin açıklamalarından ibaret olduğunu belirtti.

as
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara'da NATO Liderler Zirvesi'nin oturum aralarında düzenlenen Savunma Sanayi Forumu'nda açılış konuşmasını yapıyor, 7 Temmuz 2026 (Reuters)

Bu arada, Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Türkiye'nin daveti üzerine zirvenin ikinci gününde Ankara'ya geldi ve Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştirdi. ABD Başkanı, Şara'yı “güçlü bir kişi ve herkes tarafından saygı duyulan büyük bir lider” diye övdü ve Suriye'yi ABD'nin terörizmi destekleyen devletler listesinden çıkarmayı amaçladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Başkanı, Suriye'yi terörizmle mücadelede ve Lübnan'daki Hizbullah ile başa çıkmada bir ortak olarak görüyor; ancak Suriyeliler bu ikinci konuya pek sıcak bakmıyor gibi görünüyor. Ankara zirvesi, müttefikler arasındaki tüm anlaşmazlıkları çözmedi, Trump ile diğerleri arasındaki ilişkileri de düzeltmedi; ancak müttefikler daha belirgin bir Avrupa rolüne doğru ilerlerken NATO'nun birliğini ve dayanışmasını yeniden teyit etti.

Bir katılımcının dediği gibi, NATO Ankara'da Trump'ı atlattı.


Moskova, Türkiye'nin Rus yapımı S-400 füze sistemini üçüncü bir ülkeye satmasına izin vermeyi değerlendiriyor

Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
TT

Moskova, Türkiye'nin Rus yapımı S-400 füze sistemini üçüncü bir ülkeye satmasına izin vermeyi değerlendiriyor

Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)

Kremlin Sarayı’ndan bugün yapılan açıklamada, Türkiye'nin elindeki Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satma olasılığı konusunda Ankara ile temas halinde olduklarını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre söz konusu satışın gerçekleşebilmesi için Moskova'nın onayının alınması gerekiyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, AFP'nin konuyla ilgili sorusuna verdiği yanıtta, "Bu hususta Türk tarafıyla temaslar yürüttük ve temaslarımızı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.

Türkiye, Rus yapımı hava savunma sistemlerini 2017 yılında satın almıştı.

Gözler Erdoğan'ın "Bizi takip etmeye devam edin" sözlerinde

Rus "S-400" füze sistemleri dosyası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu sistemlerin akıbetiyle ilgili bir soruya verdiği "Bizi takip etmeye devam edin" cevabıyla yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'ya yönelik yaptırımların kaldırılma ihtimalinden bahsettiği bir dönemde yapıldı.

Söz konusu yaptırımlar, Türkiye'nin S-400 sistemlerini satın alma kararı üzerine ABD tarafından devreye alındı. Washington yönetimi, Ankara'nın Rus sistemini kullanmasının Amerikan F-35 savaş uçaklarının güvenliğini tehlikeye atacağı ve bu uçakların yetenekleriyle ilgili hassas bilgilerin Moskova'ya sızdırılması olasılığından duyduğu endişe nedeniyle bu yaptırımları uyguladı.