Ülkelerin öncelikleri ile siyasi stratejiler arasında askerî üslerin taşınması

Düşmanları caydırmak ve saldırıları engellemek için hükümetlerin gündemlerinin değiştirilmesi veya ‘aktif savunma’ sağlamak için küresel değişikliklere ayak uydurulması hamleleri…

Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)
Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)
TT

Ülkelerin öncelikleri ile siyasi stratejiler arasında askerî üslerin taşınması

Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)
Rusya 2017 yılında, bölge yakınlarındaki üslerinin çoğunu taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üslerin kurulduğunu duyurdu. (Getty)

Bir ülkenin güçlerinin başka ülkelerin topraklarındaki varlığı, ilgili anlaşmada belirtildiği ve koşulların gerektirdiği üzere, kalıcı veya geçici askerî bir varlığa izin veren bir savunma anlaşmasıyla düzenlenir. Askerî varlık çoğu zaman, bu varlığın azaltılmasını veya bir ülkeden başka bir ülkeye ya da ülkenin kendi içinde taşınmasını gerektiren adımlarla çerçevelenir.

Askerî üs, ‘silahlı kuvvetler mensuplarının barındığı, askerî teçhizatın depolandığı, tatbikatların gerçekleştirildiği ve askerî personelin eğitildiği bir mekân olup, doğrudan orduya ait olan ve onun tarafından idare edilen askerî bir tesis’ şeklinde tanımlanmaktadır. Askerî üslerin büyüklüğü, görevlerinin mahiyetine göre değişir ve askerî noktalardan tam donanımlı askerî şehirlere kadar çeşitlilik gösterir. Askerî üsler, personeller ve ekipmanlar için bir barınağın ve garnizonun yanı sıra, uçaklar ve helikopterler için bir pist de içerebilir.  

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ise kendisine ait askerî üsleri, ‘ABD adına Savunma Bakanlığı’nın bir bileşeninin yasal yetkisine tâbi olan veya sahip olunan ya da kiralanan bireysel toprak parçalarının ya da tahsis edilmiş tesislerin bulunduğu herhangi bir belirli coğrafi alan’ şeklinde tanımlıyor.  

Yurt dışında askerî üsler kurma ihtiyacının her şeyden önce ülkenin savunma yeteneklerini güçlendirme ve jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını koruma zorunluluğundan kaynaklandığı konusunda bir görüş birliği mevcut. Ancak askerî üslerin çoğunluğu, bu gerekçeyle düşmanca eylemlerde bulundu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren askerî üslerin sayısı nispeten azalsa da Çin ve Rusya ile yaşanan yoğun rekabetin bir sonucu olarak ABD; yurtdışında destek, dayanışma ve doğrudan askerî müdahale gibi çeşitli biçimlerde en çok askerî üsse sahip ülke olma özelliğini koruyor.  

Fotoğraf Altı: ABD, kuvvetlerini ve Ortadoğu’daki Amerikan hava muharebe operasyonları merkezini Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Üssü’nden Katar’daki el-Udeyd Üssü’ne taşıdı. (Getty)
ABD, kuvvetlerini ve Ortadoğu’daki Amerikan hava muharebe operasyonları merkezini Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Üssü’nden Katar’daki el-Udeyd Üssü’ne taşıdı. (Getty)

ABD’nin dünya çapında 80’i aşkın ülkede tahminen 835 askerî üssü bulunuyor. Bu sayıyla ABD, 119 üsse sahip Almanya’yı ve 73 üsse sahip Güney Kore’yi geride bırakıyor. Bu durum, Rusya’yı ve Çin’i kendi çıkarlarını savunmak ve olası herhangi bir çatışmayı hesaba katmak adına askerî nüfuzlarını genişletmeye sevk etti. Bunca askerî üssün varlığını göz önünde bulundurursak, ev sahibi ya da üslerin kurulduğu ülkenin bildirdiği pek çok sebepten ötürü ya da ikili arasında anlaşmaya dayalı olarak, askerî üslerin bir bölgeden diğerine ya da bir ülkeden başka ülkeye taşınması gibi durumların yaşanması normal görünüyor.

Doğrudan tehditler

Askerî üslerin taşınmasına yol açan nedenlerden biri şu: Askerî güçlerin ve üssün varlığı, ev sahibi ülkeye komşu diğer güçlere karşı koymak ve bir caydırma mekanizması olarak bu üslerin ve güçlerin varlığından faydalanmak. Buna gerek kalmadığında güçler, o yeri terk eder ve üs de taşınır. 2021 yılında tüm ABD ve NATO güçlerinin, Afganistan’daki en büyük hava üssü kabul edilen Bagram’dan ayrılmaları buna bir örnektir. Böylece Pentagon’a göre Afganistan’daki Amerikan görevinin liderliği General Scott McKenzie’den Tuğgeneral Curtis Buzzard’a devredildi. Buzzard, Afganistan’daki Savunma Güvenliği İşbirliği Yönetim Ofisi’ni Katar’daki karargâhından yönetecekti.

Bununla ABD, 11 Eylül 2001 Saldırıları’nın ardından koalisyon güçlerinin lideri olarak 2001 yılında başlattığı ve büyük can ve mal kayıplarına uğradığı en uzun savaşına son vermiş oldu.

Askerî üslerin taşınmasının bir diğer nedeni de ‘aktif savunmalar’ denen şeyin gerçekleştirilmesine imkân sağlayan bir yerin bulunmasıdır. Washington’daki Hudson Enstitüsü’nden Rebeccah Heinrichs, bu konuyu şöyle açıklıyor:

“Mesele, üsleri hava ve füze saldırılarından korumak olduğunda analistler genelde aktif ve pasif savunmalar arasında bir ayrım yaparlar. İlkinde gelen tehditleri gerek THAAD veya Patriot füze savunma sistemlerinde olduğu gibi kinetik müdahale yoluyla gerekse yönlendirilmiş enerji ve mikrodalga tabanlı karşı önlemler gibi daha yeni teknolojiler yoluyla, hedeflerin vurulmasından önce etkisiz hale getirmeye çalışan aktif savunma önlemleri alınır.

Pasif savunmalar ise düşman saldırılarının sebep olduğu zararı, aksaklığı ve genel etkiyi azaltmayı amaçlayan önlemlerdir. Tahkim edilmiş uçak barınakları gibi önleyici fiziksel yapılar inşa etmek, onarım ve zararı kontrol yeteneklerini geliştirmek ve tehlikeye maruz kalmış mal varlıklarının dağıtılması veya saklanması gibi diğer uygulamalar, bu önlemler arasında sayılabilir.”

Ayrıca üsse yönelik saldırı gibi doğrudan tehditlere veya kitle imha silahlarının yayılmasıyla ve terörle mücadele etme, yeni ve yıkıcı bölgesel savaşların önlenmesine yardımcı olma, Afrika’da olduğu gibi çatışma bölgelerini ve askerî darbeleri kontrol altına alma, zorunlu göçleri azaltıp mülteci krizlerini giderme, iklim değişikliği ve insan güvenliği meselelerini halletme gibi çeşitli hedeflere göre uluslararası tehditleri engellemeye bağlı olarak askerî üslerin belirli bir mekândaki varlık öncelikleri değişir. Bu da bu üslerin yer değiştirmesine sebep olur.  

Büyük ülkeler, bu çıkarları güvence altına almak için temel gereksinimlerin karşılanması konusunda uluslararası bir fikir birliğine varmaya çalışırken üçüncü dünya ülkeleri bu çıkarları, müdahale etmek ve hâkimiyet dayatmak için bir gerekçe olarak görüyor.

Tehlikeli bir üs

ABD Deniz Piyadeleri Marines, bu yılın başında Pasifik Okyanusu’ndaki Guam Adası’nın uzak batısında yaklaşık 6 bin deniz piyadesini ve kara kuvvetini barındıracak kapasiteye sahip yeni askerî üs Kamp Blaz’ın açıldığını duyurdu. Amaç, Pasifik Okyanusu adalarını gelecekteki herhangi bir işgalden korumak ve Çin’le çıkabilecek herhangi bir çatışmayı göz önünde bulundurmak.

Washington’ın binlerce gücünü ABD Deniz Piyadeleri’ne ait olan ve Japonya’nın Okinawa eyaletindeki Ginowan şehrinde bulunan Futenma Hava Üssü’nden Guam Adası’ndaki bu üsse nakletmesinin altında yatan niyet nedir? ABD, bunun, güçlerinin küresel olarak yeniden düzenlenmesi kapsamında olduğunu açıkladı. Ancak aslında ABD güçlerinin Okinawa’daki varlığı, yerel halkı rahatsız etti. Şöyle ki Japonya’da yaklaşık 120 Amerikan askerî üssü bulunuyor ve bunlarda yaklaşık 55 bin asker görev yapıyor. İnsanlar da diğer üslerin yanı sıra Amerikan askerlerinin çoğunluğunun adaya yerleştirilmesini eleştirdi.

Japon gazetesi Mainichi, bu üssü ‘dünyanın en tehlikeli üssü’ olarak nitelediği haberinde şu ifadelere yer verdi:

“Futenma askerî üssünden duyulan rahatsızlık arttı. Zira bu üs, Okinawa’nın ana adasının merkez bölgesinde yer alıyor ve şehrin toplam alanının neredeyse dörtte birini kaplıyor. Nüfusun kalabalıklığına ve okulların, hastanelerin ve yerleşim yerlerinin yoğunluğuna rağmen Amerikan askerî uçakları, gece gündüz bölge semalarında havalanıyor ve yerel halk, sürekli kaza riskiyle karşı karşıya kalıyor. Üstelik gürültü ve çevre kirliliğinin yanı sıra, helikopter kazaları ve cinsel tacizler de söz konusu.

Üssün kapatılması için Ginowan şehri ve Okinawa eyaleti tarafından güçlü bir kampanya yürütüldü ve nihayet 1996 yılında Japonya ve ABD hükümetleri, ilgili arazinin beş ila yedi yıl içerisinde Japonya’ya iadesi konusunda anlaştılar.

Ada sakinleri, üssün, aynı Okinawa Adası’nın kuzeyinde yer alan daha az nüfuslu Nago şehrindeki Henoko bölgesine taşınmasına da itiraz ederek, Japonya’da veya Japonya dışında başka bir yere taşınmasını tercih etti. Deniz Piyadeleri’nin konuşlandırılmasının Japonya’da ve Doğu Asya’da barışın ve güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığını düşünen ulusal hükümet ile yerel eyalet hükümetleri arasında bu meseleye dair bir anlaşmazlık baş gösterdi. Bu anlaşmazlığın gölgesinde 2019 yılında yapılan yerel bir referandumda katılımcıların yüzde 70’inden fazlası, üssün Henoko’ya taşınması aleyhinde oy kullandı.”

Yeniden konuşlandırma

ABD, Irak’ın 2003’teki işgalinden sonra güçlerini ve Ortadoğu’daki Amerikan hava muharebe operasyonları merkezini Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Üssü’nden Katar’daki el-Udeyd Üssü’ne taşıdı.

Washington ve Doha, 1991 yılındaki İkinci Körfez Savaşı sonunda askerî iş birliği için bir anlaşma imzalamıştı. Daha sonra Doha, 1996 yılında el-Udeyd Üssü’nü inşa etti. ABD güçleri 2001 yılında Afganistan’a karşı savaşta bu üssü kullandı ve 2002 yılında bunu duyurdu.  

Suudi Arabistan, iki ülke arasındaki askerî iş birliği ve eğitim görevleri çerçevesinde sınırlı sayıdaki güçler hariç, topraklarındaki askerî üslerin varlığına 2003 yılında son verdi. Üssün taşınması da dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in o dönemde gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinin ardından Riyad ile Washington arasında yapılan bir anlaşmaya dayanıyordu. Anlaşmaya göre Körfez Savaşı’nın sona erdiği 1991 yılından bu yana Suudi Arabistan’da konuşlandırılan binlerce Amerikan askeri geri çekilecekti.

Washington 2021 yılında ana es-Seyliye Üssü’nü, daha küçük bir kompleks olan ve Suudi Arabistan-Katar sınırında yer alan güneydeki es-Seyliye kampını ve mühimmat tedarik noktası Falcon’u Katar’dan Ürdün’e taşıdığını duyurdu.

Pentagon Sözcüsü Jessica McNulty, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Katar’daki Bölge Destek Grubu, ülkedeki üç tesisinin kapatılmasıyla hizmet dışı kaldı ve lojistik destek sağlama misyonu, Ürdün’deki Bölge Destek Grubu’na nakledildi. Katar’daki ABD askerî varlığı, el-Udeyd Hava Üssü üzerinden devam edecek.”

ABD Savunma Bakanlığı, teçhizatının ve güçlerinin Katar’dan Ürdün’e taşınmasının, ABD güçlerinin varlığını yeniden konumlandırmak ve yapılandırmak için olduğunu söyleyip, asıl hedefi açıklamadı. Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre raporlar, İran’ın tehditlerine işaret ediyor. ABD güçlerinin Ürdün’deki varlığı, İran’la olası çatışmalar esnasında güçlerin daha iyi konumlandırılmasını sağlayacaktır.

Konuşlanmanın gözden geçirilmesi

ABD, Müttefiklerin Nazi Almanya’sını hezimete uğrattığı İkinci Dünya Savaşı sonundan bu yana Almanya’daki önemli tesislerini muhafaza etti. Bu tesisler arasında ABD güçlerinin Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya açılan kapısını temsil eden Ramstein Hava Üssü de bulunuyor.

Avrupa Terörle Mücadele ve İstihbarat Araştırmaları Merkezi’ne göre ‘Almanya, ABD ordusunun Avrupa’daki yedi garnizonundan beşine ev sahipliği yapıyor. Washington’ın Almanya’da 21 askerî üssü var ve bunlarda yaklaşık 34 bin Amerikan askeri mevcut. ABD’nin Alman topraklarında sahip olduğu ve dış askerî müdahaleler sırasında asker ve ekipman sevkiyatı yapmak için kullandığı askerî üslerinde görev yapan idareci sivil memurları da hesaba kattığımızda toplam Amerikalı sayısı yaklaşık 50 bini buluyor.’

Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2020 yılında yaklaşık 12 bin askerin geri çekilmesi ve bunlardan bir kısmının Belçika, İtalya ve Polonya’da yeniden konuşlandırılması yönünde talimat verdi. Bu kararını da şöyle gerekçelendirdi:

“Avrupalılar bunu hak eden müttefikler değillerdi. Zira Almanya, NATO bütçesine katkısını üzerinde anlaşıldığı gibi GSYİH’sinin yaklaşık yüzde ikisine yükseltmedi. Ayrıca Berlin, Rusya ile Kuzey Akım 2 boru hattı projesine bağlı kaldı.”

Bununla birlikte Başkan Joe Biden, 2021 yılında bu geri çekilme kararını durdurdu. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise ABD’nin dünyadaki askerî konuşlanmasını gözden geçirdikten sonra, özellikle Almanya’daki ABD güçlerinin sayısının Sovyetler Birliği’yle Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı döneme göre daha az olması nedeniyle Savunma Bakanlığı’nın burada, kalıcı veya dönemsel olarak konuşlanan 35 bin Amerikan askerinin yanı sıra 500 ilave asker konuşlandırılacağını duyurdu.

Bu üslerin taşınmasına ilişkin karar dondurulsa da Ukrayna savaşının sonucu, bölgesel savunma ihtiyaçlarının yeniden değerlendirilmesine sebep olabilir ve Amerikan üslerinin Almanya’dan taşınması ya da azaltılması kararını uygulamaya sevk eden başka olaylar yaşanabilir.

Rakip iddialar

Rusya, 1926 yılından bu yana Kuzey Kutbu suları üzerinde egemenlik elde etmeye dönük tekrarlanan çabası kapsamında diğer ülkelerin bölgeye dair iddialarıyla çatıştı. Bunun üzerine deniz hukukuna ilişkin müzakerelerin bir parçası olarak 1999 yılında, rakip iddialar konusunda bazı yönlendirmelerde bulunması için Birleşmiş Milletler’e (BM) baskı yapıldı. BM, aynı yıl deniz hukukuna dair bir anlaşmayı benimsedi. Ancak rakip tarafların bölgesel iddiaları, anlaşma kurallarına göre sonuca bağlanmadı ve sınır çizgisi nihai olarak çizilmedi.

Bununla birlikte Rusya 2017 yılında bölgeye yakın birkaç üssünü taşıyarak Kuzey Kutbu’nda yeni askerî üsler kurduğunu duyurdu.

Hawaii Üniversitesi’nde akademisyen ve siyasi istihbarat danışmanı Gary Bush, bu adıma üç neden gösterdi:

“Öncelikle Rusya, Kuzey Kutbu bölgesinde askerî imkânlarını sergilemek istiyor. Nitekim Kuzey Kutbu’na kıyısı boyunca eski askerî tesisleri ve limanları onardı ve değişiklikler yaptı ve Kuzey Kutbu denizlerindeki adalar üzerinde yeni hava üsleri geliştirdi. İkincisi, bölgede küresel ısınma olgusunun yayılmasının bir sonucu olarak şu an Kuzey Kutbu’nda siyasi ve askerî bir faaliyet dalgası var. Bu sebeple yeni sevkiyat yolları açıldı. Çünkü iklim değişikliği, Kuzey Kutbu denizlerindeki buz örtüsünün azalmasına neden oluyor. Bu da ticari gemilerin Kuzey Kutbu denizlerini aşarak Avrupa’dan Asya’ya geçmesine imkân tanıyor. Bunun sonucunda iki kıta arasındaki deniz yolculuğu süresi azalıyor ve Kuzey Kutbu’ndaki petrol, gaz ve madenler iki bölgedeki alıcılara teslim edilebiliyor. İklim değişikliğinin sağladığı fırsatlara karşılık Rusya, Kuzey Kutbu’ndaki topraklarının genişletilmesi ve Lomonosov Sıradağları’nın Sibirya kıta sahanlığının bir uzantısı olarak kabul edilmesi yönünde BM’ye bir talep sundu.

Rusya’yı askerî üslerini Kuzey Kutbu bölgesine taşımaya sevk eden üçüncü sebep ise Kuzey Kutbu’nun kaynaklarını kontrol etmek. Nitekim bölgede tahminen 90 milyar varile ulaşan büyük deniz altı petrol ve doğalgaz keşifleri yapıldı. Bu da dünyadaki petrol şirketlerinin ilgisini çekti. Küresel ısınmanın artmasıyla birlikte daha faz gaz kullanıma hazır hale geliyor. Rusya, Norveç, ABD, Kanada ve Danimarka, dünyanın henüz faydalanılmayan gaz kaynaklarının yüzde 30’unu içerdiği düşünülen Kuzey Kutbu bölgesinin altındaki deniz yatağından pay almak istiyor. Rus petrol ve gaz şirketleri de faaliyetlerini Sibirya ve Kuzey Kutbu denizleri kaynaklarının geliştirilmesine odakladı.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Independent Arabia’dan çevrildi.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.