Gazze’de zafer ve yenilginin kriterleri neler?

Kavramlar farklıdır: Toprak ve can kaybı mutlaka bir yenilgi değildir ve savaşta kararlılık bir zafer değildir.

Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)
Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)
TT

Gazze’de zafer ve yenilginin kriterleri neler?

Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)
Son Gazze savaşı, Hamas ile İsrail arasında çıkan önceki altı savaş arasında en şiddetli ve en kanlı olanı (AFP)

7 Ekim'de başlayan Gazze Savaşı, uzun zamandır fikir sahiplerini ve düşünürleri dikey olarak ayıran sorunlu bir tartışmayı gündeme getirdi. Bu tartışma, direniş hareketleri ile İsrail arasındaki çatışmalarda zafer ve yenilgi kriterlerine ilişkindir.

Elbette, bu tartışma, bölgedeki iki projenin arka planında başlıyor. Birinci proje, savaş alanları baştan sona yok edilse bile İsrail ile sorunun ancak savaş ve ölümle çözülebileceğini savunuyor. Diğer proje ise ılımlı ülkeler tarafından savunuluyor. Bu proje, Filistin davasının şiddet ve savaş sarmalından çıkarılması gerektiğini ve binlerce sivil, kadın, çocuk ve çaresizlerin mağdur olduğu cinayetleri dikkate alma zamanının geldiğini öne sürüyor. Filistinliler arasındaki trajediler, yıkımlar, yerinden edilmelerin yanı sıra, tüm bunlar, savaşın ertesi günü hesaplanmadan, İsrail'le yaşanan çatışmalardan kaynaklanıyor.

Gazze: “Bu hayat değil”

Uluslararası Kızıl Haç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger, Gazze Şeridi'ndeki halkın çektiği acıyı ‘dayanılmaz’ olarak nitelendirdi. Egger, “Gazze'de sivillerin gidecek güvenli bir yerlerinin olmaması ve askeri abluka nedeniyle yeterli insani müdahalenin şu anda yapılamaması kabul edilemez" dedi.

Yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı ve dünyanın en kalabalık yerlerinden biri olan Gazze Şeridi, Hamas'ın Haziran 2007'de kontrolü ele geçirmesinden bu yana birçok kez İsrail saldırısına maruz kaldı. Hareket, İsrail hükümeti tarafından 2007 yılının Eylül ayında terör örgütü olarak sınıflandırıldı ve Gazze'nin ‘düşman bir varlık’ olduğunu ilan edilerek, kapsamlı bir abluka uyguladı.

Ancak, İsrail'in Aksa Tufanı operasyonunu başlattığı ve Tel Aviv'in ‘Demir Kılıçlar’ olarak adlandırdığı son savaş, Hamas ve İsrail arasında yaşanan önceki altı savaşın en şiddetli ve kanlısı kabul ediliyor. 8 Aralık 2023'teki son istatistiklere göre, harekete bağlı Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı, 17 bin 400'den fazla kişinin öldüğünü, bunların üçte ikisinin kadın ve çocuk olduğunu, 46 binden fazla kişinin yaralandığını ve yaklaşık 1,9 milyon erinden edilmiş kişinin zor insani koşullarda yaşadığını açıkladı.

Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail bombardımanı, 20 hastanenin ve 46 birinci basamak sağlık kuruluşunun tamamen hizmet dışı kalmasına neden oldu. Ayrıca, aralarında Gazze'deki Şifahane Hastanesi'nin Başhekimi Muhammed Ebu Suleyma'nın da bulunduğu 36 sağlık personeli hala tutuklu.

Gazze'deki hükümet iletişim ofisine göre İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik devam eden bombardımanları, 7 bin 500 kişinin hayatını kaybetmesine, bunlardan birçoğunun hala enkaz altında kalmasına,103 hükümet binasının yıkılmasına, 300 binden fazla konut ünitesinin kısmen veya tamamen hasar görmesine ve yaklaşık 67 okulun hizmet dışı kalmasına neden oldu.

ABD menşeili Politico dergisi tarafından 23 Kasım'da yayınlanan habere göre İsrail'in askeri operasyonları, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki çoğu bölgeyi ‘yaşamaya elverişsiz’ alanlara dönüştürdü. Birleşmiş Milletler (BM), kuzey şeritten güneye göç eden 1,7 milyon kişi olduğunu tahmin ediyor.

Fotoğraf Altı:  Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spolijaric: "Gazze Şeridi'ndeki halkın acısı dayanılmaz" (Reuters)
Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spolijaric: "Gazze Şeridi'ndeki halkın acısı dayanılmaz" (Reuters)

Gazze şehrindeki El-Ezher Üniversitesi Öğretim Görevlisi Siyaset Bilimci Prof. Dr. Muheymir Ebu Saade Mısır’a göç ettikten sonra Politico'ya şunları söyledi: "Gazze'nin kuzeyi büyük bir hayalet şehrine dönüştü. İnsanlar geri dönecek bir şeye sahip değiller."

Filistinli yazar İbrahim Mehdi, 14 Kasım 2023'te İngiliz gazetesi The Guardian’da yayınlanan bir makalesinde, "İsrail bombardımanı sırasında Gazze Şeridi'ndeki tüm yaşamsal kaynaklar ve altyapının büyük bir kısmı hedef alındı ve onarılamayacak şekilde tahrip edildi. Ne su ne yemek ne ilaç ne ulaşım ne de yakıt var. İnsanlar hızla tükenen yiyecek artıklarıyla yaşıyor. Mağazalar boş ve satın alınacak bir şey kalmadığında para anlamsız. Ailem de dahil olmak üzere 1,5 milyon insan, evlerini terk etmek zorunda kaldığı için on binlerce kişi sığınabilecekleri her yere sığınıyor. Bu yaşam değil" değerlendirmesinde bulundu.

Hamas kazandı mı kazanmadı mı?

İnsanların ve binaların muazzam hasarlar aldığı bu sahnede tüm mahalleler yerle bir edildi ve yaklaşık 50 Gazzeli aile nüfus kayıtlarından silindi. Direniş yanlıları Hamas’ın kazandığını düşünüyor, bunu birkaç nedenle açıklıyor. Bunlardan biri, hareketin 7 Ekim'de saldırıyı başlatma kararıydı. Diğeri ise, savaşın başlamasından iki aydan fazla bir süre sonra direnişin efsanevi olmasıydı. Son olarak, İsrail'in Gazze Şeridi'ne sızma operasyonu sırasında uğradığı ağır insan kayıpları da önemli bir faktördü.

Tel Aviv'in operasyonun başlangıcında ilan ettiği hedefleri başaramamasının zaferin işareti olduğunu vurguluyor. Bu hedefler, askerî harekât yoluyla değil müzakere yoluyla tutukluları geri almak, Hamas'ı ortadan kaldırmak ve Gazze Şeridi'nin gelecekte İsrail güvenliği için bir tehdit oluşturmamasını sağlamaktır. Zafer sloganı atanlar, Hamas'ın buna karşılık olarak Filistin davasını gündeme getirmek ve bir kısmı İsrailli ve yabancı olan bir grup tutukluyu Filistinli tutuklularla takas etmek olmak üzere iki siyasi hedefe ulaştığını da ekliyor.

Ancak, diğer bir bakış açısı, Mısırlı gazeteci ve yazar Halid el-Berri tarafından 16 Ekim 2023'te Şarku'l Avsat gazetesinde yayınlanan makalesinde ifade edildi. Berri, Hamas'ın eleştirisini kamuoyunda dile getirmenin ‘Filistin halkını etkileyen trajedi nedeniyle utanç verici’ olduğunu anladığını, ancak ‘kapalı kapılar ardında’ Hamas'ın Filistinlilerin durumunun, hareketin Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirdiğinden beri daha da kötüleştiğini anlama zamanının geldiğini yazmıştı. Berri, Hamas'ın tek başına karar verme hakkını talep ederken, sonuçların sorumluluğunu da paylaşmak istemesinin sürdürülebilir olmadığını da savundu. Ayrıca, Hamas'ın siyasi süreci reddetmesinin, Filistinlilerin seçeneklerini daralttığını ve İsrail'in barış için bir ortak aradığı ancak bulamadığı algısını güçlendirdiğini belirtti. Berri, Hamas'ın bölgesel bağlantılarının da Filistin davasına kendi önyargılarının bir mirasını getirdiğini ve hareketi en yakın komşularıyla çatışmalara dahil ettiğini savundu. Berri, bunların hiçbirinin Filistinlilere asla fayda sağlamadığını vurguladı.

Ayrıca, eski Kuveytli İletişim ve Kültür Bakanı Saad bin Tifle el-Acmi, 24 Kasım 2023 tarihinde Independent Arabia gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, Hamas'ın İsrail'in yenilgisini bir zafer olarak gördüğünü belirtti. Acmi, bu duygunun haklı olduğunu ancak bu zaferin, şu ana kadar 15 binden fazla kurbanın, bunların çoğunun çocuklar ve kadınlardan oluştuğunu, kurbanların sayısının iki katından fazlası yaralı olduğunu, 1,5 milyon kişinin yerinden edilmiş olduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki 60 binden fazla binanın yıkılmasının bedeli olarak geldiğini söyledi.

Fotoğraf Altı:  Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru göç eden 1,7 milyon kişinin evsiz kaldığını tahmin ediyor (Reuters)
Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi'nin kuzeyinden güneye doğru göç eden 1,7 milyon kişinin evsiz kaldığını tahmin ediyor (Reuters)

Acmi, yazısına şöyle devam etti: "Hamas'ın bu zaferinin tadını çıkarması, bu katliam, bu felaketler ve bu muazzam yıkım karşısında mantıklı ve insani değildir. Daha ziyade Gazze'yle ayağa kalkan dünya, masum kurbanlar için ayağa kalktı. 'Hamas'ın zaferini ifade etmeye yönelik herhangi bir girişim, dünya tarafından masum insanların ve kurbanların (çocuklar, kadınlar, siviller ve yerinden edilmişler) kanına kayıtsızlık olarak yorumlanacak ve bize Hasan Nasrallah ve partisinin zaferini hatırlatacaktır. Bu, 2006 yılında İsrailli iki askeri kaçırarak başlattığı savaştan sonra 'Basra'nın yıkılmasına' rağmen örgütünün hayatta kalmasını zafer olarak ilan eden ve ancak binlerce kurban ve yüz binlerce yerinden edilmişle sonuçlanan savaştan sonra pişmanlık duyan Hasan Nasrallah ve Hizbullah'ın zaferine benzeyecektir. Hamas, İsrail'in yenilgisini değerlendirmeli ve Gazze halkına yönelik savaşın trajedilerini unutarak kutlamamalıdır."

Zafer ve yenilginin kriterleri

Lübnanlı yazar, romancı ve gazeteci Amin Maalouf, ‘Çivisi Çıkmış Dünya’ adlı kitabında, Mısır'ın eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır'ın, Arapların en aşağılayıcı yenilgilerinden birinin sahibi olmasına rağmen, Arap halkları arasında en popüler kahraman olduğunu ve tek Arap askeri zaferinin sahibi olan Enver Sedat'ın ise Arap sokaklarında en nefret edilen lider olduğunu nasıl açıklayabileceğini sorguluyor.

Yukarıda belirtilen çeşitli kriterlere göre Hamas kazandı mı, kaybetti mi?

Gazze Şeridi'ndeki çatışmaların ardından, Independent Arabia gazetesine konuşan yazar ve gazeteci Kasım Kasir, yenilgi ve zaferin, hedeflere göre belirlendiğini söyledi. Kasir, İsrail'in bu çatışmalarda, Hamas'ı ortadan kaldırmak, tutukluları geri almak, Filistinlileri tehcir etmek ve Gazze'de yeni bir otorite kurmak gibi hedefler belirlediğini ancak bu hedeflere henüz ulaşamadığını belirtti.

Kasir, sözlerine şöyle devam etti: “Hamas, şu ana kadar savaşmaya devam ediyor ve yıkıma ve şehitlere rağmen direniyor. Yaşanan olaylar, Filistin davasını uluslararası ve bölgesel olarak öncelikli hale getirdi. Savaşı sonuna kadar bekleyip nihai cevabı vermeliyiz."

Takıntılı zafer arayışı

Öte yandan Yemenli araştırmacı ve siyasi analist Hüseyin el-Vadii, Independent Arabia yaptığı açıklamada, “Hamas kazandı mı, kaybetti mi?” sorusunu sormak, zafer kriterlerinden biri olan büyük sorunları ve en aşağılayıcı yenilgilerde zafer arama saplantısını da beraberinde getiriyor.

Vadii, "Hamas, siyasi olarak kesinlikle yenildi. Hamas, İsrail ile savaştığı için halk desteğini kazandığını düşünüyor olabilir, ancak bu destek geçicidir ve Hamas'ın neden olduğu muazzam yıkımın boyutu ortaya çıktığında ortadan kalkacaktır” dedi. Gazzelilerin zafer mi yoksa yenilgi mi yaşadığı konusunda ise Yemenli araştırmacı, "Gazzeliler neredeyse her şeyi kaybettiler, evlerini, işlerini, geleceklerini, akrabalarının ve ailelerinin hayatlarını… Bu yıkım, onları uzun süre yoksulluk, cehalet ve salgınların uçurumuna atacak" değerlendirmesinde bulundu.

Vadii, "Hamas yalnızca tek bir durumda zaferi kutlayabilir; o da kendisini, Filistinlilerin hedeflerinden izole edilmiş ve onların ödeyeceği büyük bedele kayıtsız, kendi hedefleri olan silahlı bir milis olarak görmesidir. Hamas'ı, şiddet yoluyla kendi çıkarlarını elde etmeye çalışan herhangi bir yasadışı çete gibi düşünürsek, bu durumda, savaşçılarının yüzde 20'sinin hayatta kalmasıyla bile, zafer ancak sefil bir zafer olacaktır. Ancak bu zafer, yasadışı herhangi bir çetenin zaferinden farklı değildir. Ulusal ve ahlaki çerçevede Hamas siyasi, askeri ve ahlaki olarak yenildi. Çünkü Gazzelilerin İsrail savaş makinesinin altında ölmesine izin verdi, mensupları ise tünellerde saklanarak boş sloganlarla yetindi” dedi.

Yemenli araştırmacı "Araplar zaferin kaçınılmaz olduğuna inanır, gerçekliğine ve gerekliliklerine değil. Arap siyasetinde zafer ve yenilgi kavramları, geleneksel akılcı standartlara tabi değildir. Araplar için zafer, mutlaka savaşın kazanılması değildir. Toprak ve can kaybı, mutlaka yenilgi değildir. Bir yenilgi varsa, bu kabul, büyük iki çekince ile şartlandırılır. Birincisi, yenilginin sorumluluğunu dış bir tarafa atmak, örneğin emperyalizm, sömürgecilik veya Amerika. İkincisi, yenilgi için alternatif bir isim aramak. 1948 yenilgisine ‘Nekbe’ ve 1967 yenilgisine ‘Nekse’ denmesi gibi” şeklinde konuştu.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.