İran- Irak sınırındaki Kolbar koşulları

Al-Majalla’nın bölgede gerçekleştirdiği araştırmaya göre nakliyeciler, Tahran’da Kürt yetkililer tarafından rehin tutuluyor.

İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.
İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.
TT

İran- Irak sınırındaki Kolbar koşulları

İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.
İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.

Rüstem Mahmud

İranlı yetkililer, Kürtlere karşı elde ettikleri zaferi kutlarken, Irak hükümetine de on binlerce İranlı Kürt mültecinin iki ülke arasındaki sınır bölgelerinden uzaklaştırılmasını, siyasi partilerinin kapatılmasını ve silahların onlardan çekilmesini içeren bir güvenlik anlaşması dayatıyor. Bu noktada İranlı insan hakları örgütü HRI, iki ülke arasındaki sınırın her iki tarafında ‘Kolbar’ olarak bilinen mal taşıyan nakliyeciler arasında ölümlerin, Fars yılının ilk yarısında (21 Mart- 21 Eylül) İran sınırında güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu 85’e ulaştığını açıkladı.

Bölgede onlarca yıldır sık ​​sık ve neredeyse her gün ölünler meydana geliyor. Mağdurların sayısı binlerle ifade ediliyor. Resmi olmayan istatistiklere göre 60 binden fazla nüfusu olduğu tahmin edilen ve yerel Kürtçede ‘mal taşıyıcıları’ anlamına gelen Kolbar sırtlarında mal taşıma, Irak içinden nakletme ve iki ülke arasındaki engebeli dağ geçitlerinden İran’ın içlerine kadar 30 kilometreden fazla bir mesafeyi yükleriyle yürüme konusunda yetenekli.

“İnsan hakları örgütleri, Kolbar kurbanlarının sayısının yükselmesini, Kürt bölgelerindeki protestoların artmasına bağlıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre tüm İranlı Kürt partileri, insan hakları örgütleri ve sivil aktivistler, genel olarak İranlılar ve özel olarak Kürtler, bu sınıf işçilere karşı her gün yaşananlardan İranlı yetkilileri sorumlu tutuyor. Sınır kontrol noktalarındaki ordu mensuplarının ve güvenlik güçlerinin Kolbar mensuplarına yönelik davranışları, herhangi bir sorumluluk düzeyiyle nitelendirilmiyor. Kolbar üzerine doğrudan ateş açılırken, İran güçleri de herhangi bir sesli uyarı veya ateş açılma ihtimaline dair önceden uyarı olmaksızın, öldürmek kastıyla ateş ediyor.

Söz konusu taraflar ayrıca İranlı yetkilileri, İran’daki Kürt topluluklarını sindirmek amacıyla Kolbar işçilerine yönelik suikastlar düzenlemekle suçluyor. İnsan hakları örgütleri de Kolbar kurbanlarının sayılarının artmasının, İran’ın Kürt bölgelerinde iktidardaki rejime karşı protesto ve gösteri biçimlerinin artmasıyla ilişkilendiriyor. Kolbar’ın başına gelenler, yalnızca sınırları denetleme yetkisine sahip askeri oluşumların yürüttüğü normal işlevsel güvenlik davranışı değil. Al-Majalla’nın görüştüğü İranlı bir Kürt insan hakları aktivisti, Kolbar’ın ‘İranlı yetkililerin elindeki Kürt rehineler’ niteliğinde olduğunu söyledi.

Fotoğraf Altı: İran’daki Kürt Hevraman Vadisi. (Open Source)
İran’daki Kürt Hevraman Vadisi. (Open Source)

Al-Majalla’nın Kolbar mensuplarıyla görüşmek üzere Irak ve İran arasındaki sınır bölgelerine yaptığı gezi sırasında yerel Kürt/ İranlı medya kuruluşları ve İran’ın Kürt kenti Sakkız’daki kamuya açık sosyal medya sayfaları, Hamid Farajpour adında otuzlu yaşlarının sonlarında bir adamın resmini yayınladı. Farajpour, iki gün önce, Irak’ın Kürdistan bölgesindeki Seyyid Sadık kasabasının karşısında yer alan İran topraklarındaki Hangeh Bezal bölgesinde İran sınır muhafızlarının kendisine doğrudan ateş açması sonucu saldırıya uğradığını belirtti. Farajpour, kendisiyle birlikte aynı gruptan üç kişinin daha yaralandığını, birinin durumunun ise halen kritik olduğunu aktardı.

“Kolbar üyeleri, sıklıkla trajik bir kaderle karşı karşıya. Son birkaç yıl içinde yüzde 8’i öldürüldü veya yaralandı.”

Al-Majalla, Pour ailesinin üyeleriyle defalarca iletişim kurmaya çalıştı ancak İranlı yetkililerin gelecekte kendilerine karşı yapabilecekleri korkusuyla açıklama yapmayı veya herhangi bir yabancı medyayla görüşmeyi reddettiler. Nihayetinde dergi, Farajpour’un grubundan bir üyeyle iletişim kurabildi. Adının açıklanmaması kaydıyla kaynak, çoğunlukla kadın kozmetik ürünleri olmak üzere sıradan eşyalar taşıdıklarını ve bir dağ tepesinden indikleri söyledi. Kaynak, sınır muhafızları tarafından kurşun yağmuruna tutulduklarında, yaralıların olayın üzerinden iki saatten fazla zaman geçse de yakındaki Banah kasabasına nakledilmediğini vurguladı.

Al-Majalla’nın edindiği bilgilere göre orta düzeyde eğitime sahip, üç çocuk babası olan Farajpour, yakınlardaki Sakkız ve Kermanşah şehirlerinde iş veya idari pozisyon bulamayınca sadece birkaç yıldır Kolbar olarak çalışıyor. Ancak kuraklık ve yerel yetkililerin tarım ekonomisine ilgisinin azalması nedeniyle köyü Dur Ziyarat’ta tarımsal ithalat azaldı. Bu nedenle köyünden onlarca kişi gibi o da Kolbar mesleğine başvurdu.

Fotoğraf Altı: İran’da Kürtlerin düzenlediği müzik festivali. (Open Source)
İran’da Kürtlerin düzenlediği müzik festivali. (Open Source)

Al-Majalla’nın sınırın Irak Kürdistanı bölgesinde bir araya geldiği Kolbar işçileri grubunun kaderi genellikle aynı. Açık bir çoğunluğu, makul bir eğitim düzeyine sahip ve önemli bir kısmı, orta düzey mesleki enstitüleri ve hatta üniversite bölümlerini tamamlamış durumda. Hepsi batı İran’daki kırsal Kürt ortamından geliyor ya da o dönemde İran rejimi ile İranlı Kürt partileri arasında savaşın çıktığı 1980'lerin başından bu yana büyük şehirlere doğru yerlerinden edilmiş ailelerin soyundan geliyor. Büyük yüzdeleri, İran’daki Kürt bireyleri ve bölgelerini etkileyen ekonomik ve siyasi ayrımcılık politikaları nedeniyle devlette veya özel sektörde iş bulmakta başarısız oldu. Bu, bir anlamda yaşanan ekonomik yeniden yapılanma aşamasından sonra ülkede üretimin ve tarımdan elde edilen ekonomik getirilerin bozulması sonucu, özellikle de İran’a ekonomik yaptırımların uygulanmasının ardından onların, sosyal konumları ve ekonomik düzeyleri zarar gören bireyler oldukları anlamına geliyor. Kolbar üyeleri, sıklıkla trajik bir kaderle karşı karşıya. Son birkaç yılda bunların yüzde 8’i öldürüldü veya yaralandı.

Genç Rafand, on binlerce İranlı Kürt gencinin Kolbar mesleğini tercih etmesinin nedenlerini tek bir cümlede özetliyor:

“Başka bir iş, yani herhangi bir iş olsaydı Kolbar olmazdık.”

Rafand, birkaç hafta önce meslektaşlarından biri olan Arslan Resuli’yi kuzeydeki sıradağlarda mal taşırken kaybetmişti.

“Kolbar, genellikle sınırın her iki tarafında taşıdıkları malları ve hatta gerçek sahiplerini bile bilmez, ancak müşterilerinin çoğunluğu yeni zenginlerdir.”

Rafand, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada Kolbar mensuplarının durumunu şu ifadelerle anlattı:

 “İşe gitmek için evden çıktığımızda genellikle ailelerimizle vedalaşırız. O bölgelerden ayrılırken de birbirimize veda etmeye başlarız. Bütün bunlar, en zorlu geçitlerden geçerek, 40 kilogramdan az olmayan ağırlıkları taşıyarak, kendimizin ve taşıdığımız eşyaların güvenliğinin sorumluluğunu üstlenerek, bazen 30 kilometreyi aşan bir mesafe kat ettiğimiz gidiş-dönüş başına günlük 20-30 dolar arasında değişen bir ücret alabilmek için. Uçurumlarla ve en yeni tür gözetleme cihazları ve keskin nişancı araçlarıyla donatılan ve elbette bireylere karşı kontroller veya yargılamalar olmadan, uygun gördükleri şeyi yapmaya yetkili yüzlerce güvenlik gözlem noktasıyla mücadele ediyoruz.”

Kolbarlar, genellikle sınırın her iki tarafında taşıdıkları malların ne olduğunu ve hatta gerçek sahiplerini dahi bilmiyor. Ancak müşterilerinin çoğunluğu yeni zenginler. Kolbarların sayıları 20-40 kişi arasında değişiyor ve genellikle kendilerinden gün batımından önce İran sınırındaki bir noktada toplanmaları isteniyor. Daha sonra sınırın diğer tarafındaki bir noktaya gitmeleri isteniyor ve onlara bir şifre ve aynı noktaya eşya taşıyacak kişinin adı veriliyor.

Fotoğraf Altı: İran’daki Hevraman Vadisi. (Open Source)
İran’daki Hevraman Vadisi. (Open Source)

Ancak hem Kolbarların hem de yerel sakinlerin aktardığı bilgilere göre söz konusu mal taşıma ağları, İran’daki etkili isimlerin yararına çalışıyor, en üst düzeyde siyasi ve güvenlik kapsamına sahip ve merkezin çeşitli bölümleriyle karmaşık ortaklıklar kuruyor. Malların yıllık değerinin yüz milyonlarca dolar olduğu tahmin ediliyor ve bunlar, İranlı yetkililerin resmi olarak ithalatını yasakladığı veya gerçek değerlerine göre yüksek vergiler uyguladığı çeşitli malzemeleri içeriyor. Söz konusu ürünler arasında kadın kozmetik ürünleri, cep telefonları, alkollü içecekler, bazı kumaş türleri ve bazen de özel tıbbi ilaçlar veya uluslararası markaların ayakkabı ve kıyafetleri yer alıyor.

Bu malzemeler için İran’da özel bir pazar var. Müşterilerinin çoğunluğu, İran’daki yeni zenginler sınıfına mensup. Sınırdan taşınan malzemelerin piyasa değeri, İran’daki orta sınıf vatandaşların ortalama gelirinin çok üzerinde.

Kolbar üyeleri ile güçlü sınıf üyeleri arasındaki bu ilişkiler çemberi, İran’daki kamusal yaşamın birçok iç yüzünü ve gerçeklerini açığa çıkarıyor. Kolbarlar, devletin ve iktidar otoritesinin, bu gençlere en alt düzeylerde bile ‘güvenli ve insana yakışır bir yaşam’ koşulları sağlamayarak, yerel topluluklara yönelik pek çok ekonomik işlevini ve yasal rolünü terk etmesinin kurbanı. Bu nedenle aslında bir toplu intihar çetesinin nişanı olan Kolbar çalışma ağlarına dahil ediliyorlar ve güçlü sınıfın etkili mensuplarının çıkarlarına hizmet ediyorlar.

“Kürt/İranlı yönetmen Behmen Kubadi, ünlü filmi Sarhoş Atlar Zamanı’nda Kolbar mensuplarının durumunu aktardı.”

Ancak en şaşırtıcı olanı, İranlı yetkililerin bu konuyu ele alırken ortaya koydukları akılsızlık. Uzun yıllar boyunca Kolbarlar, iktidar tarafından rutin bir uygulamayla katledildi. İnsan hakları örgütleri tarafından ‘Kolbar meselesine herhangi bir şekilde çözüm bulunması’ yönünde yayınlanan yüzlerce rapora ve siyasi ve sendikal çağrılara rağmen İranlı yetkililer, neredeyse her gün gerçekleşen cinayetlere ilişkin hiçbir şey yapmadı. Güvenilir istatistikler, geçtiğimiz yıldaki mağdur sayısının 154’ü aştığını söylüyor. Bunların yanı sıra 1980’lerden bu yana sınırın her iki tarafından yüksekten düşme, donma, bazı dağ hayvanlarının saldırıları veya askeri mayınlar dolayısıyla onlarca kişi ölüyor.

Fotoğraf Altı: 5 Ekim 2022’de Irak Kürdistanı’ndaki Süleymaniye’nin merkezindeki İranlı işçiler. (AFP)
5 Ekim 2022’de Irak Kürdistanı’ndaki Süleymaniye’nin merkezindeki İranlı işçiler. (AFP)

Kürt sivil aktivistler ve aydınlar, İranlı yetkililere hitaben ardı ardına Kolbar üyelerini hedef almayı bırakma çağrısı yapıyor. Kolbar mensupları, İranlı yetkililerin sınıflandırmasına göre kanun dışı kaçakçılık ağlarının en zayıf ve en kırılgan halkasını oluşturuyor. Yetkililere ‘bu şebekelerin liderlerini ve onların büyük tüccarlarını hedef alma’ çağrısı yapan aktivistler ayrıca, sınır ötesi kaçakçılık faaliyetlerini durdurma konusunda ciddilerse onlara, ülkenin çeşitli bölgelerinde iş imkanları sağlama ve dengeli kalkınmanın sağlanması açısından üzerlerine düşen sorumluluğu üstlenme çağrısında bulundu.

Kürt/İranlı uluslararası yönetmen Behmen Kubadi, Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera ödülünü kazanan ünlü filmi Sarhoş Atlar Zamanı’nda Kolbar mensuplarının durumunu aktardı. Ancak Kürtler dışındaki İran kamuoyunu Kolbar meselesini ulusal bir mesele olarak görmeye zorlamıyor.

İran Parlamentosu’nun Kirmanşah, İlam, Kürdistan ve Batı Azerbaycan vilayetlerinden Kürt kökenli bazı temsilcileri, geçtiğimiz yıllarda İranlı yetkilileri Kolbar üyelerine yönelik davranışlarından dolayı eleştirmişti. Ancak üzerlerine uygulanan güvenlik ve siyasi baskılar, onları bu eleştirileri tekrarlamaktan kaçınmaya itti. Kürt temsilciler, gerçekleştirilen birçok hedef alma operasyonuyla ilgili soruşturma yapılmasını talep etti. Ayrıca İranlı yetkililere, Kolbar üyelerinin haklarını koruyabilecek ve onlara insanca bir yaşam sağlayabilecek sendikalar ve dernekler kurmalarına izin verilmesi çağrısında bulundu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.