İran- Irak sınırındaki Kolbar koşulları

Al-Majalla’nın bölgede gerçekleştirdiği araştırmaya göre nakliyeciler, Tahran’da Kürt yetkililer tarafından rehin tutuluyor.

İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.
İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.
TT

İran- Irak sınırındaki Kolbar koşulları

İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.
İran’ın Hevraman Dağları, Kürt topluluklara ev sahipliği yapıyor.

Rüstem Mahmud

İranlı yetkililer, Kürtlere karşı elde ettikleri zaferi kutlarken, Irak hükümetine de on binlerce İranlı Kürt mültecinin iki ülke arasındaki sınır bölgelerinden uzaklaştırılmasını, siyasi partilerinin kapatılmasını ve silahların onlardan çekilmesini içeren bir güvenlik anlaşması dayatıyor. Bu noktada İranlı insan hakları örgütü HRI, iki ülke arasındaki sınırın her iki tarafında ‘Kolbar’ olarak bilinen mal taşıyan nakliyeciler arasında ölümlerin, Fars yılının ilk yarısında (21 Mart- 21 Eylül) İran sınırında güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu 85’e ulaştığını açıkladı.

Bölgede onlarca yıldır sık ​​sık ve neredeyse her gün ölünler meydana geliyor. Mağdurların sayısı binlerle ifade ediliyor. Resmi olmayan istatistiklere göre 60 binden fazla nüfusu olduğu tahmin edilen ve yerel Kürtçede ‘mal taşıyıcıları’ anlamına gelen Kolbar sırtlarında mal taşıma, Irak içinden nakletme ve iki ülke arasındaki engebeli dağ geçitlerinden İran’ın içlerine kadar 30 kilometreden fazla bir mesafeyi yükleriyle yürüme konusunda yetenekli.

“İnsan hakları örgütleri, Kolbar kurbanlarının sayısının yükselmesini, Kürt bölgelerindeki protestoların artmasına bağlıyor.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre tüm İranlı Kürt partileri, insan hakları örgütleri ve sivil aktivistler, genel olarak İranlılar ve özel olarak Kürtler, bu sınıf işçilere karşı her gün yaşananlardan İranlı yetkilileri sorumlu tutuyor. Sınır kontrol noktalarındaki ordu mensuplarının ve güvenlik güçlerinin Kolbar mensuplarına yönelik davranışları, herhangi bir sorumluluk düzeyiyle nitelendirilmiyor. Kolbar üzerine doğrudan ateş açılırken, İran güçleri de herhangi bir sesli uyarı veya ateş açılma ihtimaline dair önceden uyarı olmaksızın, öldürmek kastıyla ateş ediyor.

Söz konusu taraflar ayrıca İranlı yetkilileri, İran’daki Kürt topluluklarını sindirmek amacıyla Kolbar işçilerine yönelik suikastlar düzenlemekle suçluyor. İnsan hakları örgütleri de Kolbar kurbanlarının sayılarının artmasının, İran’ın Kürt bölgelerinde iktidardaki rejime karşı protesto ve gösteri biçimlerinin artmasıyla ilişkilendiriyor. Kolbar’ın başına gelenler, yalnızca sınırları denetleme yetkisine sahip askeri oluşumların yürüttüğü normal işlevsel güvenlik davranışı değil. Al-Majalla’nın görüştüğü İranlı bir Kürt insan hakları aktivisti, Kolbar’ın ‘İranlı yetkililerin elindeki Kürt rehineler’ niteliğinde olduğunu söyledi.

Fotoğraf Altı: İran’daki Kürt Hevraman Vadisi. (Open Source)
İran’daki Kürt Hevraman Vadisi. (Open Source)

Al-Majalla’nın Kolbar mensuplarıyla görüşmek üzere Irak ve İran arasındaki sınır bölgelerine yaptığı gezi sırasında yerel Kürt/ İranlı medya kuruluşları ve İran’ın Kürt kenti Sakkız’daki kamuya açık sosyal medya sayfaları, Hamid Farajpour adında otuzlu yaşlarının sonlarında bir adamın resmini yayınladı. Farajpour, iki gün önce, Irak’ın Kürdistan bölgesindeki Seyyid Sadık kasabasının karşısında yer alan İran topraklarındaki Hangeh Bezal bölgesinde İran sınır muhafızlarının kendisine doğrudan ateş açması sonucu saldırıya uğradığını belirtti. Farajpour, kendisiyle birlikte aynı gruptan üç kişinin daha yaralandığını, birinin durumunun ise halen kritik olduğunu aktardı.

“Kolbar üyeleri, sıklıkla trajik bir kaderle karşı karşıya. Son birkaç yıl içinde yüzde 8’i öldürüldü veya yaralandı.”

Al-Majalla, Pour ailesinin üyeleriyle defalarca iletişim kurmaya çalıştı ancak İranlı yetkililerin gelecekte kendilerine karşı yapabilecekleri korkusuyla açıklama yapmayı veya herhangi bir yabancı medyayla görüşmeyi reddettiler. Nihayetinde dergi, Farajpour’un grubundan bir üyeyle iletişim kurabildi. Adının açıklanmaması kaydıyla kaynak, çoğunlukla kadın kozmetik ürünleri olmak üzere sıradan eşyalar taşıdıklarını ve bir dağ tepesinden indikleri söyledi. Kaynak, sınır muhafızları tarafından kurşun yağmuruna tutulduklarında, yaralıların olayın üzerinden iki saatten fazla zaman geçse de yakındaki Banah kasabasına nakledilmediğini vurguladı.

Al-Majalla’nın edindiği bilgilere göre orta düzeyde eğitime sahip, üç çocuk babası olan Farajpour, yakınlardaki Sakkız ve Kermanşah şehirlerinde iş veya idari pozisyon bulamayınca sadece birkaç yıldır Kolbar olarak çalışıyor. Ancak kuraklık ve yerel yetkililerin tarım ekonomisine ilgisinin azalması nedeniyle köyü Dur Ziyarat’ta tarımsal ithalat azaldı. Bu nedenle köyünden onlarca kişi gibi o da Kolbar mesleğine başvurdu.

Fotoğraf Altı: İran’da Kürtlerin düzenlediği müzik festivali. (Open Source)
İran’da Kürtlerin düzenlediği müzik festivali. (Open Source)

Al-Majalla’nın sınırın Irak Kürdistanı bölgesinde bir araya geldiği Kolbar işçileri grubunun kaderi genellikle aynı. Açık bir çoğunluğu, makul bir eğitim düzeyine sahip ve önemli bir kısmı, orta düzey mesleki enstitüleri ve hatta üniversite bölümlerini tamamlamış durumda. Hepsi batı İran’daki kırsal Kürt ortamından geliyor ya da o dönemde İran rejimi ile İranlı Kürt partileri arasında savaşın çıktığı 1980'lerin başından bu yana büyük şehirlere doğru yerlerinden edilmiş ailelerin soyundan geliyor. Büyük yüzdeleri, İran’daki Kürt bireyleri ve bölgelerini etkileyen ekonomik ve siyasi ayrımcılık politikaları nedeniyle devlette veya özel sektörde iş bulmakta başarısız oldu. Bu, bir anlamda yaşanan ekonomik yeniden yapılanma aşamasından sonra ülkede üretimin ve tarımdan elde edilen ekonomik getirilerin bozulması sonucu, özellikle de İran’a ekonomik yaptırımların uygulanmasının ardından onların, sosyal konumları ve ekonomik düzeyleri zarar gören bireyler oldukları anlamına geliyor. Kolbar üyeleri, sıklıkla trajik bir kaderle karşı karşıya. Son birkaç yılda bunların yüzde 8’i öldürüldü veya yaralandı.

Genç Rafand, on binlerce İranlı Kürt gencinin Kolbar mesleğini tercih etmesinin nedenlerini tek bir cümlede özetliyor:

“Başka bir iş, yani herhangi bir iş olsaydı Kolbar olmazdık.”

Rafand, birkaç hafta önce meslektaşlarından biri olan Arslan Resuli’yi kuzeydeki sıradağlarda mal taşırken kaybetmişti.

“Kolbar, genellikle sınırın her iki tarafında taşıdıkları malları ve hatta gerçek sahiplerini bile bilmez, ancak müşterilerinin çoğunluğu yeni zenginlerdir.”

Rafand, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada Kolbar mensuplarının durumunu şu ifadelerle anlattı:

 “İşe gitmek için evden çıktığımızda genellikle ailelerimizle vedalaşırız. O bölgelerden ayrılırken de birbirimize veda etmeye başlarız. Bütün bunlar, en zorlu geçitlerden geçerek, 40 kilogramdan az olmayan ağırlıkları taşıyarak, kendimizin ve taşıdığımız eşyaların güvenliğinin sorumluluğunu üstlenerek, bazen 30 kilometreyi aşan bir mesafe kat ettiğimiz gidiş-dönüş başına günlük 20-30 dolar arasında değişen bir ücret alabilmek için. Uçurumlarla ve en yeni tür gözetleme cihazları ve keskin nişancı araçlarıyla donatılan ve elbette bireylere karşı kontroller veya yargılamalar olmadan, uygun gördükleri şeyi yapmaya yetkili yüzlerce güvenlik gözlem noktasıyla mücadele ediyoruz.”

Kolbarlar, genellikle sınırın her iki tarafında taşıdıkları malların ne olduğunu ve hatta gerçek sahiplerini dahi bilmiyor. Ancak müşterilerinin çoğunluğu yeni zenginler. Kolbarların sayıları 20-40 kişi arasında değişiyor ve genellikle kendilerinden gün batımından önce İran sınırındaki bir noktada toplanmaları isteniyor. Daha sonra sınırın diğer tarafındaki bir noktaya gitmeleri isteniyor ve onlara bir şifre ve aynı noktaya eşya taşıyacak kişinin adı veriliyor.

Fotoğraf Altı: İran’daki Hevraman Vadisi. (Open Source)
İran’daki Hevraman Vadisi. (Open Source)

Ancak hem Kolbarların hem de yerel sakinlerin aktardığı bilgilere göre söz konusu mal taşıma ağları, İran’daki etkili isimlerin yararına çalışıyor, en üst düzeyde siyasi ve güvenlik kapsamına sahip ve merkezin çeşitli bölümleriyle karmaşık ortaklıklar kuruyor. Malların yıllık değerinin yüz milyonlarca dolar olduğu tahmin ediliyor ve bunlar, İranlı yetkililerin resmi olarak ithalatını yasakladığı veya gerçek değerlerine göre yüksek vergiler uyguladığı çeşitli malzemeleri içeriyor. Söz konusu ürünler arasında kadın kozmetik ürünleri, cep telefonları, alkollü içecekler, bazı kumaş türleri ve bazen de özel tıbbi ilaçlar veya uluslararası markaların ayakkabı ve kıyafetleri yer alıyor.

Bu malzemeler için İran’da özel bir pazar var. Müşterilerinin çoğunluğu, İran’daki yeni zenginler sınıfına mensup. Sınırdan taşınan malzemelerin piyasa değeri, İran’daki orta sınıf vatandaşların ortalama gelirinin çok üzerinde.

Kolbar üyeleri ile güçlü sınıf üyeleri arasındaki bu ilişkiler çemberi, İran’daki kamusal yaşamın birçok iç yüzünü ve gerçeklerini açığa çıkarıyor. Kolbarlar, devletin ve iktidar otoritesinin, bu gençlere en alt düzeylerde bile ‘güvenli ve insana yakışır bir yaşam’ koşulları sağlamayarak, yerel topluluklara yönelik pek çok ekonomik işlevini ve yasal rolünü terk etmesinin kurbanı. Bu nedenle aslında bir toplu intihar çetesinin nişanı olan Kolbar çalışma ağlarına dahil ediliyorlar ve güçlü sınıfın etkili mensuplarının çıkarlarına hizmet ediyorlar.

“Kürt/İranlı yönetmen Behmen Kubadi, ünlü filmi Sarhoş Atlar Zamanı’nda Kolbar mensuplarının durumunu aktardı.”

Ancak en şaşırtıcı olanı, İranlı yetkililerin bu konuyu ele alırken ortaya koydukları akılsızlık. Uzun yıllar boyunca Kolbarlar, iktidar tarafından rutin bir uygulamayla katledildi. İnsan hakları örgütleri tarafından ‘Kolbar meselesine herhangi bir şekilde çözüm bulunması’ yönünde yayınlanan yüzlerce rapora ve siyasi ve sendikal çağrılara rağmen İranlı yetkililer, neredeyse her gün gerçekleşen cinayetlere ilişkin hiçbir şey yapmadı. Güvenilir istatistikler, geçtiğimiz yıldaki mağdur sayısının 154’ü aştığını söylüyor. Bunların yanı sıra 1980’lerden bu yana sınırın her iki tarafından yüksekten düşme, donma, bazı dağ hayvanlarının saldırıları veya askeri mayınlar dolayısıyla onlarca kişi ölüyor.

Fotoğraf Altı: 5 Ekim 2022’de Irak Kürdistanı’ndaki Süleymaniye’nin merkezindeki İranlı işçiler. (AFP)
5 Ekim 2022’de Irak Kürdistanı’ndaki Süleymaniye’nin merkezindeki İranlı işçiler. (AFP)

Kürt sivil aktivistler ve aydınlar, İranlı yetkililere hitaben ardı ardına Kolbar üyelerini hedef almayı bırakma çağrısı yapıyor. Kolbar mensupları, İranlı yetkililerin sınıflandırmasına göre kanun dışı kaçakçılık ağlarının en zayıf ve en kırılgan halkasını oluşturuyor. Yetkililere ‘bu şebekelerin liderlerini ve onların büyük tüccarlarını hedef alma’ çağrısı yapan aktivistler ayrıca, sınır ötesi kaçakçılık faaliyetlerini durdurma konusunda ciddilerse onlara, ülkenin çeşitli bölgelerinde iş imkanları sağlama ve dengeli kalkınmanın sağlanması açısından üzerlerine düşen sorumluluğu üstlenme çağrısında bulundu.

Kürt/İranlı uluslararası yönetmen Behmen Kubadi, Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera ödülünü kazanan ünlü filmi Sarhoş Atlar Zamanı’nda Kolbar mensuplarının durumunu aktardı. Ancak Kürtler dışındaki İran kamuoyunu Kolbar meselesini ulusal bir mesele olarak görmeye zorlamıyor.

İran Parlamentosu’nun Kirmanşah, İlam, Kürdistan ve Batı Azerbaycan vilayetlerinden Kürt kökenli bazı temsilcileri, geçtiğimiz yıllarda İranlı yetkilileri Kolbar üyelerine yönelik davranışlarından dolayı eleştirmişti. Ancak üzerlerine uygulanan güvenlik ve siyasi baskılar, onları bu eleştirileri tekrarlamaktan kaçınmaya itti. Kürt temsilciler, gerçekleştirilen birçok hedef alma operasyonuyla ilgili soruşturma yapılmasını talep etti. Ayrıca İranlı yetkililere, Kolbar üyelerinin haklarını koruyabilecek ve onlara insanca bir yaşam sağlayabilecek sendikalar ve dernekler kurmalarına izin verilmesi çağrısında bulundu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.