Savaşın 'ertesi günü' uluslararası sponsorluk altında Gazze'yi yönetme planı

Bu plan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria için, Filistin yönetiminde Hamas'ın küçük bir temsiliyle ve güvenliğin İsrail tarafından denetlenmesiyle birleşik bir hükümetin kurulmasına dayanıyor

Filistin Yönetimi, ABD yönetiminin Gazze Şeridi'ni yönetme planları üzerinde çalışıyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia
Filistin Yönetimi, ABD yönetiminin Gazze Şeridi'ni yönetme planları üzerinde çalışıyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia
TT

Savaşın 'ertesi günü' uluslararası sponsorluk altında Gazze'yi yönetme planı

Filistin Yönetimi, ABD yönetiminin Gazze Şeridi'ni yönetme planları üzerinde çalışıyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia
Filistin Yönetimi, ABD yönetiminin Gazze Şeridi'ni yönetme planları üzerinde çalışıyor / Fotoğraf: Meryem Ebu Dakka-Independent Arabia

Hamas hareketi, savaşın bitiminden sonra Gazze'nin yönetimi konusunda resmi olarak teklifler aldığını duyurdu.

Filistin Yönetimi de çatışmaların bitiminden sonra Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin daha olgun planlara katılacağını duyurdu.

Planın uygulanmasına uluslararası tarafların da müdahale etmesi bekleniyor.

Uluslararası sponsorluk

Savaşın sona ermesine yönelik gelişmeler ve İsrail, ABD ve uluslararası toplumun Hamas'ın Gazze'de yönetime geri dönmeyeceği konusunda ısrar etmesinin gölgesinde, ABD Başkanı Biden yönetimi savaşın ertesi günü için planlar hazırladı.

Ancak bu planın taslakları hâlâ Tel Aviv'in arzularından uzak.

Eldeki bilgilere göre ABD yönetiminin planı, Gazze Şeridi ile Batı Şeria'yı tek bir yönetim yapısı altında yeniden birleştirmek.

Bu ise ancak hem Filistin topraklarını yönetecek hem de barışı tesis etmek ve iki devletli çözümün önünü açmak için çalışacak, güvenlik açısından yenilenmiş ve güçlü bir Filistin hükümetinin kurulmasıyla gerçekleştirilebilir.

Ancak bu yeni Filistin yönetimi savaşın ertesi günü Gazze'deki hükümetin dizginlerini eline alamayacak. İsrail, Şeridi silahsızlandırma misyonunu gerçekleştirmek üzere kısa süreliğine orada olacak.

Uzmanlar şu anda Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin yönetimini devralacak otoriteyi hazırlamak için çalışacak ve ardından yönetim çalışmalara başlayacak.

ABD onayı

Bu bağlamda ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, savaş sonrasında Şerit'te kalıcı barış planının temel ilkeleri konusunda bir miktar ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Bu plan Filistin otoritesini yeniden canlandırarak Gazze ve Batı Şeria'daki Filistin topraklarının birleşik bir şekilde yönetilmesini esas alıyor.

ABD, İsrail'e Gazze'deki büyük askeri operasyonlara son vermesi için birkaç haftayı geçmeyecek şekilde belirli bir süre verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 9 Aralık Cumartesi günü Biden'a savaşın hedeflerini tamamlamak için yaklaşık bir aya ihtiyacı olduğunu söylemesine rağmen Blinken, savaşın bu yılın sonuna kadar durmasını beklediğini söyledi.

Aslında bir İngiliz askeri ekibi, Filistin yönetimini Şerit'in idaresini devralmak için hazırlamaya başladı.Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Grant Shapps, ülkesinin ABD ile Batı Şeria'daki güvenlik güçlerinin Gazze'deki yönetimi devralmasını sağlayacak bir plan hazırladığını belirtti. İngiliz askeri ekibi, onların yetenek ve kabiliyetlerini artırarak bu aşamaya gelmelerine yardımcı olmak üzere hazırlamaya başladı.

 
Filistin Yönetimi'nin kararı

Filistin tarafında, Filistin Yönetimi Gazze'deki yönetimi devralmayı kabul etti ve bu, Batı Şeria'yı da içeren kapsamlı bir siyasi çözüm çerçevesinde Şeridi'n sorumluluğunu üstlenmeye hazırlanan Başkan Mahmud Abbas tarafından ifade edildi.

Konu sadece Abbas'la sınırlı değil, Filistin Başbakanı Muhammad İştiyye birkaç gün önce Batı Şeria'yı ziyaret eden ABD'li yetkililerle Gazze'deki savaşın bitiminden sonraki günün planını görüştü.

İştiyye konuya ilişkin şunları söyledi:

Gazze'ye gitmeyi kabul ettiğimiz doğru ama bu İsrail'in askeri planına göre olmayacak, çünkü Şerit'te yaşayanlar bizim halkımızdır, düşmanlarımız değil. Bu nedenle bunun için bir mekanizma kurmamız gerekiyor. Bu, uluslararası toplumla birlikte üzerinde çalıştığımız bir konu.

Hamas'ın katılımı

Filistin Başbakanı sözlerine şöyle devam etti:

İsrail'in Hamas'ı tamamen mağlup etme hedefi gerçekçi değil. 7 Ekim'den önceki hareketin başka, sonrasındaki hareketin başka olduğu kesin. Ancak bu, onu dışlamak anlamına gelmiyor; daha ziyade Filistin Kurtuluş Örgütü'nün küçük ortağı olması gerekiyor. Filistinliler bölünmemeli. Hamas'ın, savaşın bitiminden sonra, hareketi yeni yönetim sistemine dahil ederek Gazze'yi yönetme planına katılması muhtemel. Bu, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs'ü kapsayan bağımsız bir devletin inşasına yardımcı olacak.

Başbakan İştiyye, savaş sonrası planı yakından incelemek, Gazze'nin yardım ve yeniden inşasına yönelik mekanizmalar geliştirmek ve yaraları tedavi etmek üzere önümüzdeki birkaç gün içinde Katar'ı ziyaret edecek.

Filistin Başbakanı, başta güvenlik olmak üzere her alanda yetkiyi yenilemek için çalıştıklarına dikkat çekti.

Çözüm arabulucusu

İştiyye, İsrail'in Gazze'yi yeniden işgal etmemesi, tampon bölge oluşturmak için topraklarını daraltmaması ve sakinlerini yerinden etmemesi konusunda Washington'daki yetkililerle aynı fikirde olduğunu vurguladı. Başbakan, İsraillilerle iletişimin ABD'li arabulucularla sınırlı olduğuna dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne ise "Gazze Şeridi'nin Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve Kurtuluş Örgütü'nün sorumluluğunda olduğunu" vurguladı.

Rudeyne, "İsrail'in burayı Batı Şeria'dan ayırma girişimleri başarısız olacak. Otorite, Gazze'deki tüm sorumluluklarını üstlenecek. Bağımsız bir devlet kurma hayali, ülkenin her iki tarafında tek otoritenin varlığını gerektiriyor" dedi.

Gerçek teklifler

Hamas'a gelince, Gazze yönetiminin dosyası daha karmaşık görünüyor.

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Basın Danışmanı Tahir en-Nunu bu dosyayla ilgili daha önce teklif aldıklarını söyledi.

Gazze Şeridi'nin savaş sonrası yönetimine ilişkin tüm planların alındığı taslakların net olmadığını söyleyen Nunu, "Şerit'in yönetilmesi konusunu açık fikirlilikle tartışmaya hazırız ancak savaştan sonra, insanlarımız öldürülürken bu dosyanın ateş altında tartışılmasını kabul etmeyeceğiz. Filistin yönetimi ile Gazze'nin yönetimi konusunda herhangi bir görüşme yapılmadı, ancak bu yakın zamanda gerçekleşebilir. Batı Şeria'daki hükümet, Gazze Şeridi'ni bir İsrail tankının sırtında yönetmeyi kabul etmeyecek" dedi.

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Basın Danışmanı, Washington tarafından hazırlanan Gazze'deki kalıcı barış planının bir "illüzyon" olduğunu ve "Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılar ışığında iki devletli çözümün imkansız olduğunu" kaydetti.

Nunu ayrıca hareketin, saldırganlığı durdurmak için İsrail'e taviz vermeye ve mahkumların kapsamlı bir ateşkes çerçevesinde serbest bırakılması için müzakere etmeye hazır olduğunu belirtti.

Güvenlik koordinasyonu

Nunu, ABD'nin Batı Şeria'da olduğu gibi Gazze ile İsrail arasında bir güvenlik koordinasyonu ve Gazze Şeridi'nin direnişi sona erdiren bir güvenlik politikasına dönmesini istediğini belirtti.

Basın Danışmanı, Hamas'ın Filistinlilerin haklarını garanti altına almak ve aynı zamanda halkın kendi liderliğini seçme iradesini sadık bir şekilde temsil etmek istediğini kaydetti.

Ayrıca, İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, ordunun savaşın ardından Hamas hareketinin olmadığından emin olduktan sonra Gazze Şeridi'ni yalnızca güvenlik açısından kontrol edeceğini söyledi.

Cohen, "O zaman başka bir görüşme daha olur, çünkü biz Gazze'ye sivil bir yönetim dayatmak istemiyoruz." dedi.

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Etiyopya’da ‘Ulusal Diyalog’ gündemi üzerinde anlaşmaya varıldı... Peki, bu gerçeğe dönüşecek mi?

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya’da ‘Ulusal Diyalog’ gündemi üzerinde anlaşmaya varıldı... Peki, bu gerçeğe dönüşecek mi?

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)

Ulusal Diyalog sürecinin başlatılmasından yaklaşık bir ay sonra Etiyopya, çok sayıda talebin dile getirildiği Tigray ve Amhara bölgelerindeki muhalefetin yokluğuna rağmen, sürecin sekiz ana başlığı üzerinde uzlaşı sağlandığını açıkladı.

Etiyopyalı bir milletvekili, “Bu uzlaşı, Etiyopya’da büyük bir dönüşümün önünü açacak ve sahada somut sonuçlara dönüşecek” değerlendirmesinde bulunurken, bir Afrika meseleleri uzmanı ise sürecin “yalnızca kâğıt üzerinde kalan sonuçlara dönüşmesi ve silahlı çatışmaların yeniden başlamasını engelleyememesi” ihtimaline dikkat çekti.

Ulusal Diyalog, Etiyopya hükümeti tarafından 2021 yılında başlatılan ve ulusal bir komisyon tarafından yürütülen bir süreç olarak öne çıkıyor. Çatışmaların kök nedenlerini ele almak, özellikle savaş ve istikrarsızlıkların yaşandığı Amhara ve Tigray bölgelerinde kalıcı barış ve uzlaşmayı güçlendirmek amacıyla oluşturulan komisyon, Şubat 2022’de 11 üyeyle göreve başladı. Ancak söz konusu iki bölge, ulusal diyaloğun hazırlık oturumunda temsil edilmedi.

Etiyopya Ulusal Diyalog Komisyonu dün yaptığı açıklamada, ‘katılımcıların diyalog gündeminde yer alan sekiz tematik başlığın tamamında uzlaşıya varmasıyla önemli bir aşamanın tamamlandığını’ duyurdu.

Komisyon iki gün önce yaptığı açıklamada ise katılımcıların dört ana başlıkta uzlaşı sağladığını bildirmişti. Bunlar barışın inşası, dini meseleler, yolsuzlukla mücadele ve iyi yönetişim ile hükümet yapısı ve siyasi sistem olarak sıralanmıştı.

Komisyona göre katılımcılar kalan başlıklarda da anlaşmaya vardı. Şarku’l Avsat’ın Etiyopya Haber Ajansı’ndan aktardığına göre bunlar ulus inşası, federal kentlerin statüsü ve yönetimi, kurumların inşası, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ile çiftçi ve çobanları etkileyen sosyal ve ekonomik meselelerden oluşuyor.

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)

Ulusal Diyalog, Etiyopya toplumunun farklı kesimlerinden temsilcileri bir araya getiren çalışma grupları aracılığıyla yürütülüyor. Bu gruplarda, ‘geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyduğu’ belirlenen konular ele alınıyor.

Diyalog başlıkları, komisyonun daha önce yaptığı açıklamalara göre, 2021 yılında çalışmalarına başlamasından bu yana ülke genelindeki bin 200’den fazla idari bölgede gerçekleştirilen kapsamlı istişarelerin ardından belirlendi. Bu istişarelere siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, akademik kurumlar, dini liderler ve geleneksel toplum temsilcilerinin yanı sıra kadınlar, gençler ve toplumun farklı kesimlerinden temsilciler katıldı.

Etiyopyalı milletvekili Muhammed Nur Ahmed, “Ulusal Diyalog gündeminin başlıkları üzerinde uzlaşı sağlanması olumlu bir gelişme ve Etiyopyalıların karşı karşıya olduğu sorunların ele alınmasında beklenen sonuçları doğuracak” dedi. Ahmed, Addis Ababa’nın bu süreçte ‘kısmi değil, kapsamlı bir başarı’ elde etmesini beklediğini söyledi.

Afrika meseleleri uzmanı Salih İshak İsa ise diyaloğun ilkeler konusunda anlaşmaya varabileceğini, ancak bunların hayata geçirilmesi için yasal düzenlemeler, kurumsal reformlar ve güvenlik alanında yeni düzenlemeler gerektiğini belirtti. İsa, söz konusu adımların merkezi hükümet, bölgeler ve farklı siyasi güçlerin çıkarlarıyla çatışabileceğine dikkat çekti.

İsa, “Diyalog Komisyonu da tavsiyelerin ve sonuçların uygulanmasını sonraki temel aşama olarak belirledi. Bu da uzlaşıya ulaşmanın sürecin sonu olmadığı anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

İsa, “En önemli engellerin başında güvenlik sorunu geliyor. Özellikle Amhara ve Oromiya’da hâlâ etkin silahlı gruplar ve devam eden yerel çatışmalar bulunuyor. Tigray ile bağlantılı bazı meseleler de tamamen çözüme kavuşturulmuş değil” dedi. Şiddetin devam etmesinin herhangi bir anlaşmanın uygulanmasını daha da zorlaştıracağını belirten İsa, yetkililerin siyasi reformların yerine güvenlik düzenlemelerine öncelik verebileceğini vurguladı.

Amhara’daki Fano Hareketi ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) daha önce birçok kez, Addis Ababa yönetiminin yürüttüğü ulusal diyaloğa katılmayı reddettiklerini açıklamıştı. Her iki yapı da süreci ‘iktidar partisinin çıkarlarına hizmet eden göstermelik bir süreç’ olarak nitelendirmişti.

Kuzeydeki Tigray bölgesi, geçtiğimiz temmuz ayında iktidardaki Refah Partisi’nin büyük farkla kazandığı yedinci genel seçimlerin dışında bırakılmıştı. Bu karar, bölgesel yönetim ile başkent Addis Ababa’daki federal yönetim arasındaki gerilimin devam ettiği bir dönemde alınmıştı.

Yaklaşık 20 milyon kişinin yaşadığı Amhara bölgesinde ise Fano Hareketi seçim sürecini sekteye uğratmakla tehdit etmişti. Seçim Kurulu, o dönemde toplam 137 seçim bölgesinden yalnızca 8’inde oylamayı iptal etmişti.

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)

Katılım eksikliğinin yarattığı tartışmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Ahmed, katılmayan tarafların yokluğunun ulusal diyalogun sonuçlarını etkilemeyeceğini söyledi. Ahmed, “Tigray ve Amhara bölgelerinden temsilciler diyaloga katılıyor. Bazı tarafların bulunmaması, sürecin bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez” dedi.

İshak ise Tigray ve Amhara’daki etkili siyasi güçlerin sürece katılmamasının, bölgelerden sivil toplum temsilcileri ve diğer isimlerin yer almasına rağmen ulusal diyalogun temsiliyeti açısından önemli bir zayıflık olmaya devam ettiğini belirtti. İshak, “Mesele yalnızca katılımcıların sayısıyla ilgili değil. Siyasi ve toplumsal nüfuza sahip ya da sahadaki güvenlik durumunu etkileyebilecek kapasitedeki aktörlerin sürece dahil olması gerekiyor” diye konuştu.

İshak, bunun, gündemdeki birçok başlığın Etiyopya’daki çatışmaların temel nedenleriyle doğrudan bağlantılı olması nedeniyle daha da önem kazandığını belirterek, devletin yapısı ve federal sistem, iktidarın paylaşımı, kimlik, topraklar ile merkezi hükümet ve bölgeler arasındaki ilişkilerin bu konuların başında geldiğini ifade etti.

İshak, Tigray ve Amhara’daki en etkili güçlerin bu uzlaşıların oluşturulmasına katkıda bulunduklarını düşünmemeleri halinde, ortaya çıkan sonuçları kendileri açısından bağlayıcı görmeyebileceklerini söyledi. Bunun da söz konusu sonuçların sürdürülebilir bir ulusal uzlaşmaya dönüşme ihtimalini azaltacağını belirtti.

İshak, “En büyük risk, muhalefetin yokluğunda diyalogun, uygulama konusunda gerçek bir uzlaşı sağlanmaksızın yalnızca kâğıt üzerinde siyasi bir mutabakata dönüşmesidir” değerlendirmesinde bulundu.


Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
TT

Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)

Libya’da bölünmüş ülkeyi birleştirmeye yönelik ‘ABD girişiminin’ akıbeti, batıdaki Zaviye kentinde yaşanan güvenlik sorunları ve doğudaki Bingazi’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin öldürülmesinin ardından yeniden gündeme geldi.

Zaviye’de silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalar nedeniyle kanlı olaylar yaşanmıştı. Çatışmalarda, kentteki petrol rafinerisini hedef almak üzere insansız hava araçları (İHA) da kullanılmıştı. Öte yandan Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri İstihbarat Müdürü Tümgeneral Fevzi el-Mansuri, Bingazi’de aracına düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

 ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)
ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)

Soru şu: Sahadaki bu gelişmeler, ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği ‘ABD girişimini’ sekteye uğratıp başarısızlığa mı sürükleyecek? Yoksa giderek tırmanan güvenlik kaosunu kontrol altına almak için ‘tek çözüm’ olarak görülen girişimin hızlandırılmasına ve hayata geçirilmesine mi yol açacak?

Libyalı siyasi analist Hüsameddin el-Abdali’ye göre, ülkenin doğusu ve batısında eş zamanlı olarak tırmanan şiddet, girişimi engellemeye çalışan iç ve dış aktörlerin çabalarını yansıtıyor. Bunun nedeni, ya ABD’nin girişimin hamisi olarak oynadığı role duyulan güvensizlik ya da girişimin kabul edilmesi halinde bu aktörlerin ülkedeki çıkarlarını koruyacak güvencelerin bulunmaması.

Abdali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, girişimin dayandığı iki gücün nüfuz bölgelerinde yaşanan güvenlik ihlallerinin, bu aktörleri söz konusu sorunlarla ilgilenmeye zorlayacağını ve dolayısıyla girişimin onaylanmasının geçici olarak ertelenmesine yol açacağını söyledi. Söz konusu iki güç, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ile Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH).

Abdali, değerlendirmesini UBH Savunma Bakanlığının açıklamasına dayandırıyor. Bakanlık, Zaviye’deki tesislerin hedef alınmasını ‘dış güçler tarafından desteklenen sistematik bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirmişti.

Boulos ise Libya’daki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Girişim, ‘seçimlere götürecek birleşik bir yürütme otoritesi oluşturulmasını’ öngörüyor. Siyasi çevrelerde dolaşan bilgilere göre öneri, Dibeybe’nin başbakanlık görevini sürdürmesini, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı görevini üstlenmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)

Abdali, Zaviye’deki silahlı grupların amacının ‘Dibeybe ve hükümetini kademeli olarak zayıflatmaya devam etmek ve hükümetin meşruiyetini ortadan kaldırmak’ olduğunu düşünüyor. Bunun da girişimdeki temel aktörlerden birinin devre dışı bırakılması anlamına geleceğine dikkat çeken Abdali, yakıt ve elektrik krizinin devam etmesi, dolar kurunun yükselmesi ve özellikle bu olaylarla eş zamanlı olarak Merkez Bankası Başkanı’nın istifa etmesinin ardından halkın UBH’ye yönelik öfkesinin arttığını belirtti.

Libya, yıllardır iki hükümet arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyor. Bunlardan ilki UBH olurken, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve Usame Hammad’ın başkanlığını yaptığı, ülkenin doğusu ile güneyin bazı bölgelerini yöneten ve LUO’nun desteğini alan hükümet.

Buna karşılık Libya Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Eşref Abdullah, eş zamanlı yaşanmış olsalar da ‘farklı olaylar arasında fiili bir bağlantı bulunmadığını’ savunuyor. Abdullah, gelişmelerin ‘ülkede güvenliği sağlayacak birleşik bir hükümet ile birleşik askeri kurumların oluşturulması açısından ideal çözüm’ olarak görülen ABD girişiminin hızlandırılmasına yol açmasını bekliyor.

Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zaviye’deki gerilimlerin ‘silahlı grupların kaçakçılıktan elde edilen gelirler üzerindeki rekabeti nedeniyle’ artık olağan hale geldiğini belirtti. Son iki yılda 23 silahlı çatışmanın kayda geçtiğini ifade eden Abdullah, bu kez tehlikeli gelişmenin İHA’ların çatışma sahasına dahil olması ve enerji ile elektrik tesislerini hedef almak üzere kullanılması olduğunu söyledi.

Abdullah, Boulos’un, ‘mevcut karışıklıkların, girişiminden dışlanmayı reddeden tarafların verdiği mesajlar olduğu, seçtiği aktörlerin yeterli olmadığı ve bu nedenle girişimi değiştirmesi ya da müzakerelerin tamamını ertelemesi gerektiği’ yönündeki mesajlara itibar etmesini beklemediğini belirtti.

Boulos ise daha önce Zaviye ve Bingazi’deki şiddet olaylarından duyduğu endişeyi dile getirerek, tekrarlanan bu saldırıların, halka güvenlik ve koruma sağlayabilecek birleşik ve profesyonel askeri kurumlara duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etmişti.

LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)
LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)

Libyalı siyasi aktivist Hüsam el-Kamati ise girişime ilişkin görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlamasını bekliyor. Kamati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde Trablus ve Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, Libya’daki tarafların girişime ilişkin tutumlarını harekete geçirme çabası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Kamati’ye göre son dönemde yaşanan güvenlik sorunları, ‘girişimin başıboş silahlı grupların faaliyetlerine son vermeyi hedeflediği’ fikrinin öne çıkarılması yoluyla anlaşmanın önünü açacak bir katalizöre dönüşebilir.

Zaviye ve Trablus’ta yaşanan gelişmeler nedeniyle Dibeybe’nin müzakerelerdeki konumunun zayıflayabileceği yönündeki değerlendirmelere katılan Kamati, buna karşın Mansuri gibi üst düzey bir ismin öldürülmesinin daha ağır bir darbe olduğunu belirtti. Kamati, bunun, 10 yılı aşkın süredir öne çıkarılan doğu bölgesindeki istikrar varsayımını sarstığını ifade etti. Ayrıca ‘girişimin hem Trablus hem de Bingazi’de durumun istikrara kavuşmasına dayandığını’ vurguladı.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise farklı bir değerlendirme yaptı. Mahfuz, “Girişim, etkin güçler arasında iktidarın paylaşımı ve seçim yasaları konusunda anlaşmazlıkların sürmesi nedeniyle zaten ciddi bir tıkanma sürecinden geçiyor” dedi.

Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemdeki gerilimler, devleti ekonomi, siyaset ve güvenlik açısından yönetmekte başarısız olan yönetimlere yeniden meşruiyet ve iktidar için bir fırsat verilmesinin mümkün olmadığını savunanların sesini güçlendirdi” ifadesini kullandı. Mahfuz, girişimin ‘mevcut ittifakları, özellikle de ülkenin batısındaki ittifakları zayıflattığını’ belirterek, “Her taraf, hükümetin tutumundan bağımsız olarak kendi çıkarlarının peşine düşmeye başladı. Zira hükümet, kendisine bağlı herhangi bir silahlı oluşum için açık güvenceler olmaksızın müzakereleri tek başına yürütüyor. Bu nedenle herkes kendi başına hareket etmeye başladı. Bunun en açık örneği de Zaviye’de son dönemde yaşanan olaylarda görüldü” değerlendirmesinde bulundu.


Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
TT

Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)

İsrail savaş uçakları bugün sabaha karşı Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir tepelerini fosfor bombaları kullanarak hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığına göre, İsrail savaş uçakları sabaha karşı gerilim bölgesinden kilometrelerce uzakta bulunan Nebatiye ilçesindeki Ensar beldesinde bir sivil evi vurdu. Saldırı sonucunda ev tamamen yıkılırken, 7 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi de yaralandı.

Olayın ardından ambulanslar ve sivil savunma ekipleri hızla hedef bölgeye sevk edilerek enkaz altında kalanları çıkarma çalışmaları başlatıldı; kurtarma faaliyetleri halen devam ediyor.

İsrail savaş uçakları ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye el-Fevka beldesinin çevresine saldırı düzenleyerek, eski Sabah Lisesi’nin arkasında bulunan bir evi hedef aldı.

Topçu atışları İklim el-Tuffah bölgesindeki Cebel el-Rafi tepelerini ve Nebatiye bölgesindeki Debşe dağlarını da vurdu.

Öte yandan İsrail ordusu Bint Cubeyl'deki bazı evleri havaya uçururken, güney Lübnan'daki Kinin- Saf el-Hava yolunu da makineli silahlarla hedef alındığı bildirildi.