Suudi eleştirmen ve düşünür Saad el-Bazei Al-Majalla’ya konuştu: Kral Abdulaziz'in açılımlarına geri dönüldüğüne tanık oluyoruz

Suudi Arabistan’da kültür öncü bir rol oynadı

Saad el-Bazei
Saad el-Bazei
TT

Suudi eleştirmen ve düşünür Saad el-Bazei Al-Majalla’ya konuştu: Kral Abdulaziz'in açılımlarına geri dönüldüğüne tanık oluyoruz

Saad el-Bazei
Saad el-Bazei

Hüda Selim el-Muhaysevi

Suudi eleştirmen ve düşünür Saad el-Bazei, 1953'te Suudi Arabistan'ın kuzeyindeki Kureyyet'ta doğdu. Erken yaşlarda Riyad'a taşındı. Ardından İngiliz edebiyatı alanında uzmanlaştıktan sonra ABD’ye giderek yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladı.

Avrupa edebiyatlarında Oryantalizm üzerine araştırmaları, Oryantalizm adlı kitabının yazarı ünlü Filistinli düşünür Edward Said ile tanışmasına neden oldu. Şiir sevgisi nedeniyle edebiyat eleştirisinde uzmanlaştı ve 1984'ten beri Riyad'daki Kral Suud Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı İngiliz Edebiyatı Profesörü olarak görev yapıyor. Riyad'daki Edebiyat Kulübü'nün başkanlığını yaptı ve ‘Riyadh Daily’ gazetesinin editörlüğünü yaptı. Çok sayıda entelektüel, edebi ve kültürel kitabı var. ‘Modern Arap eleştirisinde Öteki'ni- Batı Kabul Etmek ‘, ‘Batı medeniyetindeki Yahudi bileşeni’, ‘Kültürel farklılık, farklılık kültürü ve kavramların göçü; kültürel dönüşümlerin okunması’ bu kitaplardan bazılarını oluşturuyor. Yirmi kitabı aşan daha birçok kitabı bulunuyor.

Gerçeklik meseleleriyle, özellikle de moderniteyle ilgilenen organik entelektüel imajı temsil ediyor. Bu, moderniteyi konu alan birçok eseri çevirmesinde kendini gösterir. Ünlü sosyolog Zygmunt Bauman'ın ‘Akışkan Modernite Çağında Etik’ adlı eseri, 17’inci yüzyıldan 20’inci yüzyıla uzanan ‘Modernitenin Seyirleri - Altmış Metinde Batı Modernitesi’,  Jerald F. Dirks’in Amerikan tarihinde Müslümanlar (Muslims in American History) bu eserlerden bazılarını oluşturuyor. Dikkatini moderniteye odaklamasına rağmen feminizm kavramı, farklılık kültürü, ötekini kabul etme, mekânlarda ve sanatta anlam sorunu gibi pek çok vizyon ve konuyu belgeledi ve sundu.

Bazei, bu röportajda, çalışmaları ile ilgili düşünmesini ve görüşlerini gerektiren bir dizi kritik ve entelektüel konu hakkındaki soruları yanıtlıyor.

“Yaşanan gelişmeler kadın alanında protestoların gerileyeceğini düşündürüyor ama bunun kadın edebiyatına etkisinin ortaya çıkması zaman alacak.”

-Entelektüel meşguliyetlerinizi takip eden herkes, modernite ve onun sorunlarıyla meşgul olduğunuzu görüyor. Bize resmin ne olduğunu, arka planını ve arkasındaki amacı açıklayabilir misiniz?

Modernite, diğer pek çok kültürde olduğu gibi Arap kültüründe de merkezi bir konudur; dolayısıyla benim ve başkalarının ilgi odağı olması doğaldır. Modernite, yenilenmeyle eş anlamlıdır ancak kalıplaşmış düşüncenin reddedilmesi, farklı olanın kabul edilmesi ve her düzeyde başkalarına açık olmak gibi başka çağrışımlar da kazanmıştır. Ama bana göre insan kültürlerinde olduğu gibi Arap-İslam kültüründe de anlam, doğruluk ve sevgi gibi birçok temel değere saygı gösterilmesiyle sınırlıdır. Benim kabul ettiğim açıklık bu değerlere bağlıdır ve burada genişletilmesi zor olan sosyal yaşamdaki diğer birçok veriyle tutarlıdır.

Araplar ve modernite
Araplar ve modernite

- Arap dünyasının moderniteyle ilişkisini, Batı modernliği kavramlarının dolaşımını veya sizin deyiminizle kavramların göçünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Arap aydınlarının ve yazarlarının moderniteyle ilişkileri değişkenlik gösterdiğinden bunu kısa bir cevapla özetlemek zordur. Muhalifler var, meraklılar var ve iki grup arasında spektrumlar var. Ancak, bu konudaki görüşümü ‘Diğerinin Kabulü’ ve ‘Kavramların Göçü’ gibi çeşitli kitaplarda özetledim. Her iki kitapta da çizilen resim, genel olarak etkileşim düzeyi açısından benim istediğim şey değil. Arap dünyasında modern düşüncenin, özellikle de modern felsefenin, algısı bazen yanlış anlama, bazen basitleştirme ve bazen de yabancılaşma ile karakterize olmuştur. Ancak, bu durum, yüksek düzeyde etkileşimden yoksun değildir.

Arap dünyasındaki miras ve modernite meselesine gelince, bazıları bir kopuş olduğunu söylüyor, bazıları ise mirasın etkisiz hale getirilemeyeceğini, aksine onun üzerine inşa edilmesi gerektiğine inanıyor. Peki siz bunlar arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Bu zaman zaman sorulan bir soru. Ben bunun siyah-beyaz gibi net bir cevabı olmadığını düşünüyorum. Kültür, miras olmadan olmayacağı gibi modernlik ve gelişme olmadan da olmaz. Bir yöne kaymak mümkündür, ancak ikisinden birini terk etmek mümkün değildir. Bunu mümkün sanan kimsenin söyleyecek önemli bir şeyi yoktur.

Suudi Arabistan'daki değişikliklere girmeden önce, biraz geriye gidelim ve geçen yüzyıl boyunca, bu değişikliklerin en önemli özellikleri nelerdir ve bunlar günümüzle ilgili olarak kabul edilebilecek bir şey var mı?

Suudi Arabistan'daki değişiklikler, kuruluşuyla birlikte başladı ve Kral Abdulaziz, yalnızca siyasi düzeyde değil, aynı zamanda Suudi Arabistan'ı iletişim ve başkalarına açılma yoluyla dünyayla bütünleştirme düzeyinde de ilk dönüştürücüydü. Ancak, bu yolda devam etme çabaları, bazen gerilemeye yol açan zorluklarla karşılaştı. Bugün gördüğümüz şey, kurucunun belirlediği temel yola geri dönmektir.

Suudi Arabistan Krallığı'nda yaşanan değişimler sadece Arapların değil tüm dünyanın dikkatini çekti. Bu değişimlerin sahadaki yansımaları ve en önemli çıktıları sizce nelerdir?

Bu değişiklikleri birkaç cümlede özetlemek zordur, ancak en önemlileri arasında dini bağnazlığı azaltmak ve dünyanın aktif ve katılımcı bir üyesi olmak için ülkenin yerini korumak yer alır. Kültürel konular, olumlu değişimin ön saflarında yer aldı ve bunun aynı güçle devam etmesini umuyorum.

“Arap dünyasında modernitenin algılanışı belirsizlik, yabancılaşma ve yanlış anlama ile karakterize edilmiştir. Gelenek ve modernite olmayan kültür yoktur.”

Kadın

Suudi Arabistan'daki kadınlarla ilgili yazıların 1970-90'lı yıllar arasında güçlü ve cesur bir şekilde ilerlediğini göz önüne alarak, Suudi kadınların bu sahnedeki varlığından bahsedelim. Bu dönem hakkında da bizi daha fazla aydınlatır mısınız?

Son yirmi yılda en azından, Suudi Arabistan'daki kadın edebiyat sahnesinde önemli bir değişiklik görmüyorum. Son zamanlarda meydana gelen gelişmeler, kadınları iç ve dış platformlarda destekledi ve bunun edebi ve entelektüel üretim üzerinde bir etkisi olmuş olabilir. Muhtemelen öyle de olmuştur, ancak henüz bana netleşmemiştir. Beklenen değişikliklerden biri de bazı temel hakların kaybına karşı protestoların gerilemesi, ancak bunun üretim düzeyine etkisi şu anda net değil.

Çevirdiğiniz eserler çoğunlukla modernlik, başkalarının kültürü ve bunların kabulü etrafında dönüyor. Özel olarak Suudi kültürüne ve genel olarak Arap kültürüne tanıtılması öncelikli konu ve başlıklar var mı?

Bahsedilen konularla meselelerle ilgilenmek, yabancı edebiyat alanında uzmanlaşmamın doğal bir sonucudur. Bu, bana diğerini yakından tanıma fırsatı verdi. Bu, diğerleriyle birlikte yaşamak veya onlarla yakın olmakla değil, kültürleri aracılığıyla oldu. Edebiyat, her zaman bu kültürün derinliklerinde yer alır. İngiliz edebiyatı uzmanı olarak doğrudan bilgim, bana Batı teorilerini ve kavramlarını anlamamı sağladı. Bu da bazı Arap eleştirel uygulamalarındaki hataları keşfetmeme yardımcı oldu.

Kimlik

1975 yılında Amerika'ya geldiğinizde kimliğinizi kaybetme korkusu yaşadınız, bu deneyimin ardından 1984 yılında Suudi Arabistan’a döndüğünüzde endişeniz neydi?

Ülkeme döndüğümde, kimliğimi teyit etmek için Arap edebiyatı, özellikle de Suudi ve Körfez edebiyatı üzerine yoğunlaştım. Ayrıca kimlik karmaşası yaşıyordum ve aidiyetimi teyit etmeye ihtiyacım vardı. Bu nedenle, öncelikle çöl kültürünü incelemeye başladım. Bu, endişelerimi ve bunları aşma çabalarımı yansıtıyordu. Sanırım bu eğilim devam ediyor. Örneğin, İngilizcenin baskınlığı ve Arapçanın pahasına üzücü bir şekilde yayılması karşısında sürekli olarak Arapçayı savunmam bunu gösteriyor.

"Batı Uygarlığındaki Yahudi Bileşeni" adlı kitabınızla ilgili bir soru sormak istiyorum. Kitabınızda, Yahudi düşünürlerin Batı düşüncesi üzerindeki etkisini araştırıyorsunuz. Bu düşünürlerden bazıları, Karl Marx, Sigmund Freud ve Hannah Arendt gibi, kendi dinlerinden önemli ölçüde etkilenmiş kişilerdir. Bu durum, sizin gibi farklı bir dini referans çerçevesine sahip bir düşünürün, bu düşünürlerin çalışmalarını araştırmasını nasıl etkiliyor?

Kitap, dini açıdan Yahudileri değil, şöhreti İncil'i eleştirmeye dayanan Spinoza hariç, dindar olmayan Yahudi gruplarına mensup laik düşünürleri ele alıyor. Dolayısıyla dini geçmişimin önemli bir rolü yok, daha doğrusu entelektüel geçmişim, yani farklı bir kültüre ait olmam ve belirli bir eleştirel bakış açısıyla hareket noktam. Kitap, bu düşünürlerin, akademisyenlerin ve yaratıcıların dinsel değil etnik bağlılıklarının Avrupa'daki Yahudi gruplarını, yani yüzyıllardır zulüm gören ve kendine ait bir mirası olan bir azınlığa mensup olmalarını nasıl etkilediğini vurgulayan bir çalışma olmayı amaçlıyor. Bu onların Batı'da bilime, felsefeye ve edebiyata katkılarını nasıl etkiledi? Kitabı ilgilendiren de budur.

“Kavramlar yabancılaşabilir ve farklı entelektüel roller oynayabilir”

Sağa doğru yükseliş

Modernite bağlamında, bazı Batı toplumlarında veya bazı ülkelerin resmi politikalarında şu anda gözlemlediğimiz, sağcı olarak tanımlanabilecek davranışları nasıl açıklıyorsunuz? Bu bizi, Zygmunt Bauman'ın ortaya attığı ve siz de çevirmen Suriyeli Buthaina el-İbrahim ile birlikte kitabının çevirisini yaptığınız akışkan modernite kavramına götürüyor mu?

Sağın, akışkan moderniteyle pek ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Sağcı eğilim çeşitli nedenlerle büyüdü veya yoğunlaştı; bunlardan en önemlisi Avrupa'nın etnik ve dini kimliğine yönelik bir tehdit olduğu yönündeki hissiyattı.

‘Kavramların Göçü’ kitabını yazdınız. İnsanların göç ettikten sonra mekan ve zamana yabancılaşması gibi kavramlar da yabancılaşıyor mu? Peki Araplar tarihsel bağlamın rahminden doğduğu ve onun bir aynası olduğu halde neden kendi kavramlarını yazamıyorlar?

Evet, kavramlar yabancılaşabilir, yani değişebilir ve orijinal ortamlarında oynadıkları rollerden biraz farklı düşünsel roller üstlenebilirler. Arap dünyasında, diğeriyle etkileşim bağlamında ortaya çıkan kavramlar ve mevcut durumları ele alma bağlamında ortaya çıkan kavramlar vardır. Örneğin, Cezayirli düşünür Malik Bin Nebi'nin "sömürgeciliğe yatkınlık" kavramı, tamamen Arap-İslamî bir kavramdır. Faslı düşünür Taha Abdurrahman'ın da geliştirdiği kavramlar vardır. Ancak, Arap kültürü, tarihi boyunca gelişen ve burada ele alınamayacak kadar çok kavramla doludur.

Fotoğraf Altı:  el-Ula (AFP)
el-Ula (AFP)

Geçtiğimiz yüzyılda, o dönemin gelişmekte olan ülkeleri olan Körfez ülkelerinde, örneğin Lübnan, Suriye, Mısır, Irak gibi ülkelerdeki aydınların deneyimlerinden yararlanıldı. Günümüzde Arap coğrafyasında aydınların etkileşiminin düzeyini ve doğasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence, Arap toplulukları ile Körfez toplumları arasındaki etkileşim, ekonomik ve muhtemelen siyasi koşullar tarafından zorunlu kılınan doğal bir etkileşimdir. Ancak, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, uzun zamandan beri Arap varlığına şüphesiz fayda sağlamıştır. Aynı şekilde, Arap kardeşler de bölge ülkelerinde bulundukları için fayda sağlamışlardır. Onlar doğal olarak yabancı değildirler. Bugün sıkıntı çeken Arap bölgelerinin, tıpkı şu anda bölgedeki halklarının varlığından yararlandıkları gibi, daha sonra koşullar düzeldiğinde de yararlanacaklarına inanıyorum.



Suudi Arabistan, dünyanın çeşitli ülkelerinden 1000 umreciyi ağırlayacak

İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Salman bin Abdulaziz (Şarku’l Avsat)
İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Salman bin Abdulaziz (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, dünyanın çeşitli ülkelerinden 1000 umreciyi ağırlayacak

İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Salman bin Abdulaziz (Şarku’l Avsat)
İki Kutsal Caminin Koruyucusu Kral Salman bin Abdulaziz (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, dünyanın çeşitli ülkelerinden 1000 kadın ve erkek umrecinin kendi özel himayesinde ağırlanmasını onayladı. Söz konusu program, Suudi Arabistan İslami İşler, Davet ve İrşad Bakanlığı tarafından yürütülen “Haremeyn-i Şerifeyn Hizmetkârı Hac, Umre ve Ziyaret Misafirleri Programı” kapsamında gerçekleştirilecek.

Programın 1448 Hicri yılı boyunca dört aşamada uygulanacak ilk etabında, 16 Asya ülkesini temsilen 250 kadın ve erkek umreci yer alacak. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre katılımcılar; Endonezya, Doğu Timor, Filipinler, Malezya, Kamboçya, Tayland, Vietnam, Myanmar, Laos, Singapur, Çin, Japonya, Güney Kore, Hong Kong, Tayvan ve Moğolistan’dan gelecek.

Programa genel koordinatör olarak nezaret eden İslami İşler Bakanı Şeyh Dr. Abdüllatif Al eş-Şeyh, Kral Selman bin Abdülaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman’a teşekkür ederek, Suudi yönetiminin İslam’a ve Müslümanlara hizmet konusundaki kararlılığını takdir etti. Al eş-Şeyh, dünyanın farklı ülkelerindeki Müslümanların umre ve ziyaret ibadetlerini kolaylık ve huzur içinde yerine getirebilmeleri için gösterilen sürekli çabanın önemine vurgu yaptı.

Bakan Al eş-Şeyh, söz konusu davetin Suudi Arabistan liderliğinin İslam dünyasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirme vizyonunu yansıttığını, ayrıca Krallığın âlimler, din adamları ve İslam toplumlarında etkili şahsiyetlerle iletişim köprüleri kurmaya yönelik insani ve dini misyonunun bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Programın başlangıcından bu yana önemli başarılara imza attığını belirten Al eş-Şeyh, 140’tan fazla ülkeden misafirin bu girişimden yararlandığını, gelişmiş bir operasyonel sistem çerçevesinde sunulan kapsamlı hizmetlerin programın hedeflerine ve Suudi Arabistan’ın İslam’a ve Müslümanlara hizmet etme vizyonuna katkı sağladığını kaydetti.


Umman, Hürmüz Boğazı’nda gemilere geçici bir deniz koridoru açıyor

Geçici koridordan geçmek isteyen gemiler, Uluslararası Denizcilik Örgütü ile koordinasyon sağlıyor, (Umman)
Geçici koridordan geçmek isteyen gemiler, Uluslararası Denizcilik Örgütü ile koordinasyon sağlıyor, (Umman)
TT

Umman, Hürmüz Boğazı’nda gemilere geçici bir deniz koridoru açıyor

Geçici koridordan geçmek isteyen gemiler, Uluslararası Denizcilik Örgütü ile koordinasyon sağlıyor, (Umman)
Geçici koridordan geçmek isteyen gemiler, Uluslararası Denizcilik Örgütü ile koordinasyon sağlıyor, (Umman)

Umman Sultanlığı, dün yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’ndan geçecek tüm gemiler için Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile yerel yetkili makamlar tarafından belirlenen koordinatlar çerçevesinde geçici bir deniz koridoru sağlandığını duyurdu.

Açıklamada, Umman’ın bu seçenek üzerinde IMO ile birlikte çalıştığı ve boğazdan geçmek isteyen gemilerin geçiş için ilgili kurumlarla koordinasyon sağlaması gerektiği belirtildi. Bu adımın, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğu ve küresel ekonomi açısından taşıdığı önem doğrultusunda, uluslararası hukuk ve deniz hukuku ilkelerine bağlılık çerçevesinde atıldığı ifade edildi.

Ayrıca söz konusu düzenlemenin, boğazda geçiş serbestisini garanti altına aldığı ve herhangi bir geçiş ücreti uygulanmadığı vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklama, ABD ile İran arasında yürütülen girişimlerin ve çabaların sonucuyla uyumlu olduğu şeklinde değerlendirildi.


Suudi Arabistan, BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini yineledi

Dr. Abdülaziz el-Vasıl (arşiv - Birleşmiş Milletler)
Dr. Abdülaziz el-Vasıl (arşiv - Birleşmiş Milletler)
TT

Suudi Arabistan, BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini yineledi

Dr. Abdülaziz el-Vasıl (arşiv - Birleşmiş Milletler)
Dr. Abdülaziz el-Vasıl (arşiv - Birleşmiş Milletler)

Suudi Arabistan, Arap Grubu adına yaptığı açıklamada, Suriye'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini, ayrıca Suriye devletinin ülke genelinde egemenliğini tesis etmeye yönelik çabalarını desteklediğini vurguladı.

Bu açıklama, Suudi Arabistan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Dr. Abdülaziz el-Vasıl tarafından, BM Güvenlik Konseyi'nin Suriye'deki insani ve siyasi durumu ele almak üzere düzenlediği oturumda yapıldı.

Arap Grubu, Suriye'nin teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılması çağrısında bulunarak, uluslararası toplumun ülkede devam eden geçiş sürecine destek vermesinin istikrarın güçlendirilmesine ve insani koşulların iyileştirilmesine katkı sağlayacağını belirtti.

Grup ayrıca, Suriye hükümetinin DEAŞ terör örgütü ve terörizmin tüm biçimleriyle mücadelesine destek verdiğini ifade ederken, bu süreçte gerekli desteğin sağlanabilmesi için uluslararası toplumun ortak çaba göstermesinin önemine dikkat çekti.

Arap Grubu, uluslararası toplumu Suriyeli sığınmacılara ev sahipliği yapan ülkelere yönelik desteği artırmaya ve genişletmeye çağırarak, bu ülkelerin insani ve ekonomik yükü tek başlarına üstlenmemesi gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Arap Grubu, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan askeri müdahalelerini ve saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Bu eylemlerin Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, İsrail'in 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'na tam olarak uyması, işgal altındaki Suriye toprağı Golan'dan derhal ve koşulsuz şekilde çekilmesi gerektiği yönündeki çağrı yinelendi.