Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub ile konuştu

Independent
Independent
TT

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub: 7 Ekim, uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi

Independent
Independent

7 Ekim'de yaşananlar, İsrail'in suçlarına karşı uluslararası toplumun sessizliğine ve İsrail'in, uluslararası meşruiyeti inkarına bir tepkiydi.

Bu sözler, Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'a ait. 

7 Ekim'de başlayan Gazze savaşının uluslararası toplumda yansımaları olduğunu söyleyen Rucub, bu savaşın Filistin devletinin kurulması için bir fırsat olması gerektiğini söyledi.

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtlayan Rucub, Hamas hareketi temaslarının kesilmediğini belirterek, "Hamas'taki kardeşlerimizin, uluslararası toplum için gerçekler ve varsayımlar haline gelen ulusal başarıları korumak amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşım formüle etmek için çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.

Rucub, tüm sorunların ve zorlukların ele alınmasının, Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle yapılmalısı gerektiğini vurguladı.

"Gazze'ye yönelik saldırının ayrım gözetmeksizin cinayet ve soykırım dışında bir amacı yoktur" diyen Rucub, ayrıca "Biz Filistinliler vesayet ve müdahale konusunda duyarlıyız, durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliyoruz ve gerekli reform ve yönetişimin gerçekleştirilmesi de dahil olmak üzere sorunlarımıza çözüm bulma hakkına sahibiz" ifadelerini kullandı.

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub'un Muhammed Zahid Gül'ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Ben bir Fetih'çiyim ama gerçekliğimizi, koşullarımızı ve Filistin halkının tarihinin bu en zor aşamasında davamızın karşılaştığı zorlukları ifade eden bir Filistin diliyle konuşacağım. Dolayısıyla biz Fetihçiler olarak vatanseverliğimiz, milli dilimiz ve duruşumuzun arzu ve emellerimizle uyumlu olması gerekiyor.

7 Ekim'de yaşananlar çok büyük bir depremdi ama bunu tarihten ve çatışmanın bağlamından koparmak hatadır. Bize göre bu olay, İsrail'in genel politikalarına, tüm Filistin topraklarındaki Filistinlilere yönelik saldırılara ve suçlara bir tepkidir.

Gazze kuşatma altında, Kudüs Yahudileştirilmeye maruz kalıyor ve her karışı hedef alınıyor. Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi Kudüs'te bulunuyor ve İsrail Mescid-i Aksa'yı ele geçirmeye ve Mescid-i Aksa'da namaz kılma konusunda şartlar dayatmaya çalışıyor.

İsrail, 6 Ekim'e kadar yerleşim yerlerini gasp etmeye ve baskınlar yapmaya devam etti. Batı Şeria'da aralarında onlarca çocuk ve kadının da bulunduğu 200'den fazla şehit verildi.

1967'de işgal edilen Filistin topraklarının tamamında saldırılara maruz kalmayan tek bir yerleşim alanı bile kalmadı, hatta altyapı bile yok edildi.

"7 Ekim doğal bir tepki"

7 Ekim depremi, İsrail'in suçlarına ve uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve insan haklarını reddetmesine karşı uluslararası toplumun sessizliğine de bir cevaptır.

İşgale ve yenilmez dedikleri bu orduya geri dönen bir tokat oldu. Kişisel güvenlik de baltalandı ve buranın refah ve güvenlik ülkesi olmasını esas alan yerleşim projesi çöktü.

Dolayısıyla biz Filistinliler olarak ister harekette ister örgütte isterse tüm siyasi güçlerde olsun, ilk günden itibaren saldırının durdurulması yönünde net bir tavrımız vardı. Bu saldırının Gazze, Kudüs, Nablus, Cenin, Cibaliye, Refah ve Han Yunus'taki tüm Filistin halkına, Gazze'deki soykırıma, Batı Şeria'daki katliamlara yönelik olduğunu düşünüyoruz.

Savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 280 kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 bin kişi yaralandı, Batı Şeria'da 3 bin kişi tutuklandı. İşgalci yerleşimciler tarafından ihlallerde bulunuldu, birçok kişi iç göçe zorlandı, Batı Şeria'nın her yerinde iletişim kesildi.

Gazze'deki yıkım ve toplu katliamlara ek olarak, bu faşist hükümet Gazze'ye su, elektrik, gıda, ilaç ve yakıt girmesini engelledi. Baskılar sonucunda Gazze'ye konvoylarla gıda ve ilaç yardımı yapıldı.

Bugün birinci önceliğimiz, saldırıyı durdurmak. İkincisi, insani yardım ve destekte bulunmak. Gazze'nin dörtte üçü evlerinden tahliye edildi ve iç göçe zorlandı. Şehit ve yaralı sayısı, nüfusun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyor.

Altyapı tamamen yok edildi. Sağlık kurumları ve hizmet kurumları geçmişte kaldı. Bu, bizim sorumluluğumuzun yanı sıra, uluslararası toplumun ve tüm dünyanın sorumluluğudur.

Öncelik, saldırıyı durdurmak, ardından yardım ve ardından sıkıştırma ve abluka politikaları nedeniyle Batı Şeria'da, umut kırma ve soykırım gibi temeller üzerinde Gazze'de yaşanan zorunlu göçü önlemektir. 
 

Independent

Filistin devleti kurma fırsatı

Şimdi bu hedeflere ulaşmak için gece gündüz çabalıyoruz. Fakat bu depremin uluslararası toplumda yankıları oldu.

Bugün, bir uzlaşma söz konusu. Bu saldırganlığın ortağı ve hamisi olan ABD yönetimi bile geçmişten farklı bir şekilde konuşmaya başladı.

Bu savaş; Filistin devletinin kurulması, Filistin topraklarının birliği, bölgenin herhangi bir şekilde işgal edilmesi veya parçalanmasının reddi için bir fırsat olmalıdır.

Tüm bu konuları uluslararası politika ve mekanizmalara dönüştürmek için çaba sarf ediyoruz ve bunların BMGK tarafından alınan bir kararın sonuçları içinde olmasını amaçlıyoruz.

Filistinlilerin acılarını sona erdirmek için uluslararası meşru kararların uygulanma zamanı gelmiştir.

Bölünme döneminin 'sonu'!

Biz el-Fetih Hareketi olarak, bu saldırganlığın tüm Filistin halkını, Filistin davasını ve Filistin ulusal kimliğini hedef aldığını düşünüyoruz.

Bu, hepimizin bölünmeyi geride bırakmasını ve aşmasını gerektiriyor. Şimdi, vatanımızın birliğini, halkımızın birliğini, davamızın birliğini ve liderliğimizin birliğini sağlayan somut mekanizmalar geliştirmeye çalışıyoruz. 

Hamas ile olan iletişimimiz, ister doğrudan ister ulusal eylem grupları, ister bölgesel taraflar aracılığıyla olsun kesintiye uğramadı.

Hamas'taki kardeşlerimizden, mücadeleci ve örgütsel bir siyasi yaklaşımla ulusal başarıları koruyan ve uluslararası toplumun herkes tarafından kabul edilen bir dizi gerçeği sürdüren bir politika stratejisi oluşturmalarını bekliyoruz.

Bu başarıların başında, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarında bağımsız bir Filistin devleti ve başkenti Kudüs'ün yer aldığı gerçeği bulunmaktadır. Bu durum, uluslararası gündemin sabit bir unsuru haline gelmiştir.

İkinci konu, 1967'de işgal altındaki Filistin topraklarının birliğidir ve Netanyahu'nun reddettiği bir uluslararası iradedir. Netanyahu, bölünmeyi pekiştirmeye çalışsa da bu durumun sona ermesi gerekiyor. 

360 derecelik koruma

Diğer konu, Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) meselesidir. Bu bir başarıdır ve bu başarıdan vazgeçmeyeceğiz.

Elbette örgütün tüm Filistinlilere bir çatı olması için yeniden şekillendirilmesine ihtiyaç vardır. Bu, ulusal eylem fraksiyonları dahil olmak üzere tüm Filistinliler, siyasal İslam hareketi de dahil olmak üzere, ülke içinde ve diasporadaki tüm Filistinliler için bir kalkan olmalıdır.

Bu aynı zamanda, Filistin halkının tüm bileşenleriyle manevi ve gerçek bir vatan olmalıdır, tüm özellikleriyle ifade edilen bir vatan.

Diğer konu ise Filistin Ulusal Otoritesi meselesidir ki, Filistin ulusal siyasi varlığının fiziki vatanı ve kurucusu haline geldi.

Independent

Tüm Filistinlilerden ve Filistin topraklarından sorumlu bir ulusal birlik hükümetinin var olması için bu konunun da gözden geçirilmesi gerekiyor.

Bu hükümet, tüm Filistinlilere, onların ihtiyaçlarına, ilgi alanlarına ve önceliklerine odaklanarak 360 derece ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmelidir.

Fetih'in kırmızı çizgisi

Fetih olarak bizim için kutsal ve kırmızı çizgimiz olan bir diğer konu; bu sorunların ve zorlukların çözümünün Filistin ulusal kararı ve Filistin iradesiyle gerçekleşmesi gereğidir.

Bu, çıkarlarımızı ve ulusal projemizi korumak için tüm tarafların ajandalarından bağımsız olarak, Filistinli bir karar ve iradeyle yapılmalıdır.

Örgütü düzeltme sürecini biz yürütüyoruz ve birlikte anlaşma ile Filistin hükümetini kurma sürecini de biz gerçekleştiriyoruz.

Hamas'taki kardeşlerimizden ulaşan siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir yaklaşımla şu üç hedefi gerçekleştirmesini bekliyoruz: 

Birincisi, Hamas'ın da katıldığı bu başarıları korumak. 

İkincisi, bu ivmeyi ve bu uluslararası fikir birliğini sürdürmek. 

Üçüncüsü, olumlu bir ulusal ortam yaratmak ve bölünme, kışkırtma, karalama, ayrıştırma ve ihanetin sayfasını kapatmak. 

Bu yaklaşımı bir stratejik ve içsel bir Hamas kararı olarak duymak istiyoruz.

Bizim tepkimiz, Filistin vatanının birliğini ve ulusal projemizi içeren, 1948'den bu yana mücadele ettiğimiz ve büyük bir bedel ödediğimiz ulusal gururun en yüksek derecesiyle karşılanan şartlı bir ulusal tepki olacaktır.

Hiç kimse, Fetih Hareketi'nin milli bilinci oluşturmada öncü olduğunu inkâr edemez. Bugünkü hedefleri, ilkeleri ve çıkış noktaları, Filistin ulusal kimliğine dayanan ve bu işgal ile ilişkisinin çatışma üzerine kurulu olduğunu belirten tek tohum olarak hala geçerlidir.

Ancak kavramlarımız demokrasi ve çoğulculuğa dayanmaktadır. Bu, oy sandığından geçen ortaklığı tüm yönleriyle ifade eden bir anlayıştır.

Bu bizim tutumumuzdur ve ilk kez Hamas'tan mücadeleci bir siyasi ve örgütsel yaklaşım geliştirmelerini istiyoruz.
 

Fetih gelecekte Gazze'nin yönetimine katılacak mı?

Amerika ve bazı tarafların desteklediği bu faşistle yüzleşmek için bu kan ve bu kararlılıkla birlik olmazsak, bir arabulucuya veya üçüncü bir tarafa ihtiyacımız yok.

Hamas dahil herkese şunu söylüyorum, acı vericiliği ve zorluğu daha az olmayan bir mali ablukayla da karşı karşıyayız.

Diyoruz ki, "Seni en iyi kaşıyacak olan tırnağındır." Var olanı korumanın temeli olan siyasi, örgütsel ve mücadeleci yaklaşım, Filistin ulusal hükümetinin kurulması da dahil olmak üzere bir geleceğin inşasına açılan kapıdır. 

Ben herkese diyorum ki, bahsettiğim temellerde bir anlaşma olmadan hükümet olmayacak. Herkesle belirlenmiş görevler, net bir zaman çerçevesi ve herkes için güvence altına alınmış referanslar üzerinde anlaşma olmalıdır.

Yeniden inşa, yardım ve diğer konular dahil olmak üzere herkes için güvenilir referanslar ve açık bir zaman çerçevesine ek olarak, Filistin halkını demokratik seçimlere hazırlamak amacıyla, tüm Filistin topraklarında özgürce demokratik seçimler düzenlemek ve Filistin siyasi sisteminde organizasyon, otorite, başkanlık ve her şeyde bir ortaklık inşa edilmeli.  

İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesi, her türlü saldırganlığın durdurulması ve İsrail'in Filistin topraklarındaki tüm tek taraflı tedbirlerinin durdurulması öncesinde hükümetin faaliyet göstermeyeceğini teyit ediyoruz.

Bu, işgalci İsrail'e karşı koymada, Gazze'ye yardım etmede ve Filistin ulusal birliğini inşa etmede, aşamalı mutabakat ve seçimler için zaman çizelgesi oluşturarak ortaklık oluşturmada başarılı olmak için tüm koşulları sağlamada temel bir oyuncu olarak gördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti dahil olmak üzere, tüm taraflarla iletişimlerimizde ve tüm taraflarla olan ilişkilerimizde ortaya koyduğumuz siyasi özdür. 

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını durdurmanın koşulları

Bu savaşın cinayet ve soykırım dışında hiçbir amacı yoktur, Gazze'de yaşananların ayrım gözetmeksizin ve nükleer silahların kullanıldığı dünya savaşları da dahil olmak üzere, savaş tarihinde emsali yoktur.

Bu savaş, ABD'liler, bu faşist Nazi rejimine olan desteklerinin kendi çıkarlarını tehdit ettiğini, kendi değerleriyle çeliştiğini ve küresel sistemi ve Ortadoğu'nun istikrarını tehdit ettiğini anladıkları zaman sona erecektir.

ABD tarafından desteklenen ve korunan bu savaş, tüm Filistinlilere karşı bir savaştır ve bu savaş, İsrail'in Ortadoğu'da entegrasyonunu reddetme, İsrail'i izole etme ve kuşatma altına alma için bir dönüm noktası olmalıdır.

Filistin Devleti'nin tam egemenliğiyle ve Kudüs'ün başkenti olmasıyla kurulmasına ve mülteciler sorununun uluslararası hukuk kararlarına uygun olarak çözülmesine kadar devam etmelidir.

Biz Filistinliler olarak sadece bu vatana sahibiz, başka bir vatanımız yok. Direnmekten başka seçeneğimiz yok.

İster Türkiye'de ister Araplar, Müslümanlar veya dünyanın tüm özgür insanları olsun bizi seven tüm insanlara, direnmenin en yüce biçiminin kararlılık olduğunu söylüyoruz.

Filistin davasının güçlü ve canlı olduğunu söylüyoruz. Stratejik anlayış, tarih boyunca Arapça konuşan 7 milyon Filistinlinin hala tarihsel Filistin'de var olduğudur; Müslüman veya Hristiyan olsunlar, bunlar, bu bölgenin çıkarları, güvenliği, petrolü ve zenginlikleri için birinci savunma hattında bulunduklarıdır.

Bu nedenle, Filistin halkı ve Filistinli kadınlar, kendi davalarını desteklemek ve topraklarında yaşamak için Arap ve İslam vicdanını harekete geçirme hakkına sahiptir.

Böylece, göçmen ve mülteci olmayacağız, vatanımızda kalacağız ve bu bizim davamızın gücüdür. İşte bu, halkımızın fedakârlıklarının büyüklüğüdür.

Bu fedakârlıklar, birlik içinde olan, demokrasisinde bir ışık olan ve içindeki insanların güvenlik, barış ve umutla yaşamalarına yardımcı olan bir devletle taçlandırılmalıdır. Çünkü halkımızın fedakârlıkları bunu hak ediyor.

Vesayet 'hassasiyeti'

Kutsal dört varlığımız var: Devlet, teşkilat, otorite ve Bağımsız Filistin Ulusal İradesi ve Kararı.

Teşkilatın düzeltilmesi gerekiyor ve biz bu sorumluluğa sahibiz. Otorite onarıma ihtiyaç duyuyor ve biz hazırız, ancak bu, Filistinli tüm ulusal eylem güçleri arasında anlaşmayı gerektiren bir Filistin iradesi ve kararı olmalıdır.

Fraksiyonlar, sivil toplum ve halk örgütleri de direniş ve kararlılıkta omurgayı oluşturan diğer önemli unsurlardır. Herhangi bir dikteye veya müdahaleye yanıt vermeyeceğiz.

Filistinliler olarak biz, vesayet ve müdahaleye karşı hassasiyet taşıyoruz. Durumumuzu ve çıkarlarımızı en iyi biz biliriz. Sorunlarımızı çözme, gerekli reformları ve yönetimi ele alabilme hakkına sahibiz.

Bu nedenle, Hamas'la aynı ruhla, aynı kelimede buluşmak ve bu başarıları koruma amacıyla siyasi, mücadeleci ve örgütsel bir politika yaklaşımı oluşturmak istiyoruz.

Fetih içerisinde bölünme var mı?

Fetih iyi durumda. Öncelikle hedeflerimize, ilkelerimize ve temellerimize bağlıyız. Tek başımıza girdiğimiz keskin dönüşlerde çok çalıştığımız ve zorluklara göğüs gerdiğimiz için hatalar yapmış olabiliriz.

Ancak iktidarın başlangıcından itibaren solunda olabilirdik, bu yaptığımız hatalardan biri. İkincisi, iktidarın içinde bulunduğu gerçekliğe de uyum sağlamamız gerekiyordu.

İktidar, çoğulculuğu garanti eden bir güçtür ve biz, hizmet ve bakım alanında bile tüm Filistinliler için '360 derecelik bir açıyla' çalışıyoruz.

Ancak biz ön planda kaldık, eksikliklerin ve kusurların bedelini ödememizin nedeni, dürüst olmamızdı. Hareketin tüm üyeleri gönüllü olarak harekete katıldılar.

Biz, iç tüzüğe göre üyeliğin en kutsal şey olduğu siyasi hareketlerin başındayız. Başka bir deyişle üyelik, hareketin beş ilkesine göre tüm Filistinlilere açıktır.

Ancak üyeliğe müdahale etmek, üçte iki çoğunlukla Merkez Komitesi'nin kararına ihtiyaç duyar.

Bazıları onları dışladığımızı söylüyor, ancak biz hakkında ihraç kararı verilen herkese suç işlememiş, pozisyonunu kötüye kullanmamış veya herhangi bir yabancı güçten destek almamış olması koşuluyla, hareketin kapılarının açık olduğunu söylüyoruz.

Bunun dışında herkes hoş gelir safa getirir. Fetih herkese açıktır. Ama hiç kimse harekete oradan veya buradan yüksek bir temsilci dayatamaz.

Biz büyük ve hoşgörülü bir hareketiz, ancak vatanseverliğimiz bir Filistinliye zarar vermemize izin vermez.

Dolayısıyla suç işleyenin, görevini kötüye kullananın, Filistinli olmayan birinin çıkarı için çalışanın harekette yeri ve rolü yoktur.

Bu bizim inancımızdır ve bu doğrultuda hareket ettik, aynı doğrultuda kalmaya devam edeceğiz. Bugün herkesin gurur duyduğu tek tohum, Filistin tohumudur.

Bu tohum, İsrail işgalinin ve yerleşim projesinin stratejik karşıtıdır ve ölçme aracıdır.

Bu tohum bizim, Fetih Hareketi mensuplarının tohumudur. Biz bunu koruyacağız ve bize ne olursa olsun, birilerinin bir şey dayatmasına izin vermeyeceğiz.

 

Independent Türkçe



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”