Libya efsanesi "Silphium" bitkisi yoklaması

Yunanlılar çok fazla vergi koyuyordu ve ödeme yöntemlerinden biri de para yerine ot da ödeme yöntemi olarak kabul ediliyordu, bu da insanların onu cömertçe toplamasına yol açtı

Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)
Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)
TT

Libya efsanesi "Silphium" bitkisi yoklaması

Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)
Silphium bitkisi, Libya'nın doğusundaki ünlü Kirene kenti dışında dünyanın hiçbir yerinde yetişmedi (Libya Turizm Eski Eserler Ofisi)

2000 yıl önce nesli tükenmiş olmasına rağmen, hâlâ Libya'nın sembolü olarak kabul edilen efsanevi "silphium" bitkisinin resmi, para birimlerinin ve posta pullarının üzerine basılıyor ve meydanların ortasındaki sütunlara işleniyor.

Bunun birçok nedeni var ve en önemlisi bilinmeyen nedenlerden dolayı yalnızca ülkenin doğusundaki Yeşil Dağ'daki ünlü tarihi şehir Kirene de yetişmiş olması. Böylece şehir, bu bitkiyle ilişkilendirildi.

Ayrıca şehir, bitkinin gerçekle efsanenin karıştığı harika tedavi edici özellikleriyle ilişkilendirildi.

Milattan sonra birinci yüzyılda ortadan kayboluşundan bu yana silphium bitkisini çevreleyen bu efsaneler, eski ve ünlü tarihi kaynaklar ve şahsiyetler tarafından doğrulanmasaydı, birçok kişinin onun varlığının gerçekliğinden şüphe etmesine yol açabilirdi.

Söz konusu kaynaklar ve şahsiyetler Yunanlıların şu anda Shattah olarak bilinen Kirene şehrini inşa ettikten sonra bu bitkinin tıbbi ve ekonomik önemine yaptıkları yatırımlardan da bahsediyor.

Silphium bitkisinin yetiştiği Libya'daki Kirene
Silphium bitkisinin yetiştiği Libya'daki Kirene

Yunan ve Roma tutkusu

Silphium bitkisinin kendi dönemindeki tıbbi ve ekonomik önemi, antik Yunan kaynaklarında en çok bahsedilen bitki olmasına neden oldu.

Mitlerinde bunun, tanrı Apollo'nun oğlu olan tanrı Aristaeus'un perisi Kirene'den bir armağan olduğu belirtilmekte.

Bu nedenle bu efsanevi bitki, şair Aristofanes tarafından şiirsel oyunu Plutos'ta ölümsüzleştirilmiş ve Aristoteles de "Hayvanların Tarihi" adlı eserinde bundan bahsetmişti.

Bu bitkiden bahseden ve bu bitkiyle en çok ilgilenen ünlü tarihçi Pliny gibi ünlü Roma kaynaklarında da bu bitkiden bahsedilmişti.

O döneme ait pek çok madeni parada bu bitkinin resminin bulunduğu da tespit edildi.

Bu bitkinin efsane olması her türlü hastalığı etmesine inanılmasından kaynaklanmakta.

Bitki, öksürük, farenjit ve ateşi tedavi eder, kolik, eklem ağrıları ve vücut ağrılarını hafifletir, çıbanları ve cilt lezyonlarını giderir.

Tıbbi kullanımlarının yanı sıra Romalılar ve Yunanlılar da onu yemek pişirmede iştah açıcı olarak kullandılar.

Romalı tarihçi Pliny, ünlü tarih kitabında, bu tuhaf bitkinin kendi döneminde sahip olduğu öneme dair kanıtlardan bahsederek şunları söyler:

Julius Caesar, MÖ 1. yüzyılın ortalarında iç savaşın sonunda devlet hazinesinde altın ve gümüşün yanı sıra bin 500 ratl ağırlığında silphium stoku buldu. Zalim Nero'nun zamanı geldiğinde Kirene'de bu bitkinin yalnızca bir sapı bulunmuştu. Eşsiz bir hediye olarak alınıp bu imparatora gönderilmişti.

Pliny şunu ekledi:

Bu bitkinin bulunması yüksek bir statüye işaret ettiğinden çoğunlukla uygun olmayan hasat yapılması nedeniyle MS 1. yüzyılda çok nadir bulunur hale geldi. Bu bitki gümüş fiyatına satılmış ve faydalı tıbbi özellikleri nedeniyle altın ve gümüşle birlikte Roma'da devlet hazinesinde saklanmıştır.

Libya para birimine Silphium bitkisi kazınmıştır (Independent Arabia)
Libya para birimine Silphium bitkisi kazınmıştır (Independent Arabia)

Bitkinin özellikleri

Bu bitkinin genel tanımı ve yetiştirilme yöntemi, milattan önce 4'üncü yüzyılda Yunanistan'ın en ünlü bilim adamlarından biri olan Theophrastus'un eserlerinde de yer alıyor.

O, bu değerli bitkinin nispeten uzun bir sapa sahip olduğunu ve yanlarından sarkan

yapraklara sahip olduğunu söyleyen Aristoteles'in en ünlü öğrencilerinden biri.

Bitkinin baş kısmında, onu diğerlerinden ayıran, tacı andıran bir çiçek var.

Bu, antik Yunan sikkeleri üzerinde bulunan yazıtlarla doğruluğu teyit edilen bir özellikle.

Theophrastus ve diğer birçok kaynak, Silphium'u değişken topraklı ıslah edilmiş tarım alanlarında değil, Kirene'nin yarı çöl bölgelerinde yetişen kalın köklü yıllık bir bitki olarak tanımlanıyor.

Hıristiyanlığın ortaya çıkışından kısa bir süre önce, henüz nesli tükenmeden, Yeşil Dağ'ın merkezi platosunda, bereketli "Hilal Kuruni" ile çöl alanları arasında bulunuyordu.

Aynı kaynaklar, eski Yunanlıların ve Romalıların bu Libya bitkisinin hem taze hem de kurutulmuş haline değer verdiklerini belirtti.

Önemli bir baharat olarak kabul edildi ve içi boş sapları sirkeye batırılarak salamura edildi.

Hayvancılıkta da kullanılan, hastalıklara şifa veren, müshil, iştah açıcı, dezenfektan, tüm hastalıklara panzehir olarak kullanılan suyu çok değerli ve pahalıydı.

Silphium bitkisinin resmini taşıyan, 19'uncu yüzyılın sonlarına ait bir İtalyan parası (Sosyal paylaşım siteleri)
Silphium bitkisinin resmini taşıyan, 19'uncu yüzyılın sonlarına ait bir İtalyan parası (Sosyal paylaşım siteleri)

Tıbbi özellikleri

2000 yıl önce nesli tükendikten sonra bile şöhreti devam eden Silphium bitkisinin en büyük sırrı, Antik Yunan'ın en ünlü doktoru Galen'in "silphium bitkisi kafa kuruluğunu tedavi eder ve vücuda ısı yayar" diye sıraladığı nadir görülen birçok tıbbi özelliğinde yatıyor.

Ünlü Yunan Doktor Dioscorides, vücuttaki nemi uyarmak için ve genel kellik, göz hastalıkları, diş ağrısı, köpek ısırıkları, yaralar ve bronşit durumlarında bu bitkiyi tavsiye etti.

Romalı tarihçi Pliny, ölü bir fetüsün alınmasında, bronşit, kanın süzülmesi ve hemoroit tedavisinde bu bitkinin faydalı olduğundan bahsetti.

Bu bitkinin suyuyla yağ karıştırılarak morluklar tedavi edilir, ayrıca sinir hastalıklarına ve kadınlardaki adet kanamasına faydalıdır.

Silphium'un neslinin tükenmesinin gizemi

Efsanevi Libya Silphium bitkisiyle ilgili birçok gizemli sırdan biri, onun tamamen yok olmasıydı; bununla ilgili pek çok bilimsel varsayım yanında efsaneler de vardı.

Bu bağlamda en mantıklı teori, o dönemde Libya'nın bir Yunan kolonisi olması ve Yunanlıların Libyalılara birçok vergi uygulaması olarak görülüyor.

Yunanlıların ödeme yöntemlerinden biri de paraya alternatif olarak "silphium"u kabul etmekti.

Bu da insanları vergilerini ödemek için aşırı miktarda toplamaya sevk etti. Hatta bu bitkinin yaşam döngüsünün tamamlanmasını bile beklemiyorlardı.

Bu da onun neslinin tükenmesine yol açtı. Çünkü hasat doğanın sağladığından fazlaydı ve dolayısıyla bitkiye olan yoğun talep onun tamamen yok olmasına neden oldu.

Yunan ve Romalı tarihçilerin "silphium"un neslinin tükenmesini açıklamak için öne sürdüğü bir diğer iyi neden ise bu bitkinin tarlalarda yetiştirilmesinin zorluğu ve başarısızlığı.

Özel şartlara ve toprağa ihtiyaç duyan bir bitki olduğundan, doğadan yoğun şekilde toplanması neslinin tükenmesine neden oldu.

Günümüz bilim insanları silphiumun yok oluşunu açıklamak için bir teori daha geliştirdiler.

Söz konusu teori, bu büyülü bitkinin neslinin tükenmesinin ana nedeninin Kuzey Afrika kıyılarındaki iklim değişikliği ile ilgili olduğundan bahsediyor.

Yoklama

Silphiumun neslinin tükenmesinin ve ortadan kaybolmasının ardındaki sebep ne olursa olsun, bu milattan sonra birinci yüzyılda meydana geldi, ancak hala ölümsüz ve Libyalıların yaşamlarında sembolik olarak mevcut.

Çünkü Libyalılar her gün kullandıkları bakır dinarların üzerine bu bitkinin resmini çizmeyi tercih ettiler.

Silphiumun işlemeleri Libya meydanlarını doldurmuş, hatta Libyalılar ikinci büyük şehirleri Bingazi'deki meşhur bir meydana bu bitkinin adını vermişler, ayrıca ülkelerinin bildiği en meşhur bitkinin çiçeğiyle taçlandırılmış bir anıt dikmişler.

Ne yazık ki bu meydan, şehrin 2014-2017 yılları arasında tanık olduğu savaş sırasında yıkılan en önemli simge yapılardan biriydi.

En büyük şok ise kentin merkezindeki ünlü anıttan 'silphium' çiçeğinin kimliği belirsiz kişilerce çalınması oldu ve çiçek, bugüne kadar bulunamadı ve kurtarılamadı.

Çalınan çiçeğin önemi, Bingazi Eski Eserler Kurumu'nun 2018 yılında çiçeğin kurtarılması için çağrı yapmasına neden oldu ve bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamadı.

Kurum, söz konusu çağrıda şu ifadeleri kullandı:

Tüm Libyalılar için kadim bir tarihi sembol olan, paranın üzerine basılan ve çömlek kaplarına çizilen Silphium ağacının numunesini alan kişi/ler, orijinal yerine koyabilmemiz için lütfen onu bize iade eder misiniz? Bitkiyi iade ettikten sonra size bedelini vermeye hazırız ya da vatanseverliğiniz ve Libya'nın kültürel ve insani mirasına olan takdiriniz için teşekkür ederiz.

Independent Arabia - Independent Türkçe



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.