Profesör Görür: Siyaset üstü yetkiye sahip Afet Bakanlığı kurulmalı, siz hiç 'Depremde ölmek istemiyoruz' pankartı gördünüz mü?

6. İstanbul'un Jeolojisi Sempozyumu İstanbul Kültür Üniversitesi'nde düzenlendi. Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye ve İstanbul'un karşı karşıya kaldığı riskleri hatırlattı, Türkiye'nin genelinde mikrobölgeleme çalışmalarının önemine değindi

(Canva)
(Canva)
TT

Profesör Görür: Siyaset üstü yetkiye sahip Afet Bakanlığı kurulmalı, siz hiç 'Depremde ölmek istemiyoruz' pankartı gördünüz mü?

(Canva)
(Canva)

Dora Mengüç

Türkiye yine depremi konuşuyor.

Marmara Denizi, Çınarcık Çukurluğunda 4.1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. 

Yalova'nın Çınarcık ilçesinin 8,52 kilometre açıklarında meydana gelen deprem 11,18 kilometre derinlikteydi.

Uzmanlar sarsıntının Adalar Fayının güneyindeki küçük normal faylar üzerinde olmuş olabileceğini söylüyor. 

Marmara'daki sistem gerilim biriktiriyor.

Gece saat 23.53'te meydana gelen sarsıntıyı İstanbul da hissetti.

Türkiye dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağında. 

Ülkenin yaklaşık yüzde 95'i deprem riski taşıyor. 

En büyük deprem kaynağı, ülkeyi boydan boya kesen Kuzey Anadolu Fayı. 

Bu fay, 1939-1999 yılları arasında 7'den büyük 13 depreme neden oldu. 

İstanbul, Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi'ndeki kolu üzerinde. 

Tarih boyunca pek çok deprem yaşayan İstanbul için en yıkıcı depremlerden biri 1509'da meydana gelen ve "Küçük Kıyamet" olarak adlandırılan 7.2 büyüklüğündeki sarsıntı. 

Bilim insanları İstanbul'u etkileyecek Marmara Depremi'nin yakın zamanda olacağını öngörüyor. 

Olası bir büyük depremde, yaklaşık 50 bin kişinin ölebileceği, 100 bin kişinin yaralanabileceği ve 500 bin kişinin evsiz kalabileceği tahmin ediliyor.

Yıkıcı bir deprem İstanbul'da binaların yüzde 22'sini yıkabilir

İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü ve Boğaziçi Üniversitesi’nin 2018 yılında gerçekleştirdiği Deprem ve Hasar Kayıp Tahmin Çalışması'nın verileri ortada. 

7.5 büyüklüğündeki yıkıcı bir deprem senaryosuna göre İstanbul'da çok ağır ve ağır hasarlı bina sayısı 48 bin, orta ve daha üstü hasarlı bina sayısı 194 bin olacak.

Bir başka deyişle binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak.

Depremzedeler için konutlar

Ancak deprem sadece İstanbul'un değil, Türkiye'nin gerçeği. 

Başta Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Gaziantep olmak üzere 11 kenti etkileyen 6 Şubat Depremleri'nin üstünden geçen 11 ayda ortaya çıkan tablo ürkütücü. 

Ekim 2023 itibarıyla resmi rakamlar can kaybının 50 bini, yaralı sayısı ise 107 bini aştığını ortaya koyuyor.

Sarsıntılardan etkilenen illerde deprem konutlarının yapımı sürüyor. 

O yerlerin başında da Hatay geliyor. 

Kentin 33 farklı noktasında devam eden konut inşaatının yıl sonunda tamamlanması ve 6 bin 979 evin hak sahiplerine teslim edilmesi bekleniyor.

Bu noktada en çok tartışma yaratan hususlardan biri ise mikrobölgeleme çalışmalarının yeteri kadar gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği. 

Dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, eleştiriler üzerine "Zemin etüt ve mikrobölgeleme çalışmaları yapıyor, sağlam zemin tespit edilen yerlerde hiç vakit kaybetmiyoruz" demişti.

Mikrobölgeleme yerleşime açılması düşünülen boş alanlardaki tüm afet tehlikelerini, yapılaşmış alanlarda ise tüm afet risklerini büyük ölçekli halihazır haritalar üzerinde belirleyen çalışmanın adı. 

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür'e göre ise bir deprem ülkesi olan Türkiye bu konuda yeterli çalışmaları gerçekleştirmiyor. 

"Türkiye'nin sadece iki ilinde mikrobölgeleme yapılıyor"

Çınarcık depreminden iki gün önce 6. kez düzenlenen İstanbul'un Jeolojisi Sempozyumu'nun "Türkiye'de Deprem Dirençli Kentlerin Oluşturulması" oturumunda konuşan Profesör Görür, mikrobölgelemenin yanlış algılandığı kanaatinde: 

Üç sondaj yapan biri çıkıp 'Biz mikrobölgeleme yapıyoruz' diyor. Mikrobölgelemenin ne olduğunu bilmeyenlere bu rahatlıkla söylenebiliyor. Dolayısıyla ülkede kafa karışıklığı var. Türkiye'de İstanbul hariç bir de şimdi İzmir'de yapılıyor mikrobölgeleme çalışması. Bunun dışında ülkenin hiçbir yerinde mikrobölgeleme çalışması yok. Bilen de yok yapan da yok. Yani iki sondaj yapıp sonra 'Mikrobölgeleme yaptık' diyemezsiniz" 

İRAP yani İl Afet Risk Azaltma Planı'nı anımsatan Profesör Görür, "Bilgileri kompoze edip uyduruk bir rapor yazıp valinin, belediyenin önüne koyuyorlar, hepsi bu. Bu iş bu kadar hafif değil, onun için ölüyoruz zaten" diye konuşuyor.

"Mikrobölgeleme 3-5 günde yapılacak iş değil"

Mikrobölgeleme çalışmalarının Türkiye'de yeteri kadar ciddiye alınmadığını yinelen Prof. Dr. Naci Görür, bu işin jeolojik, teknolojik, sismolojik birçok boyutu olduğunu anımsatıp zeminin özelliklerini zemin mekaniği yapıp ortaya konulması gerektiğini belirtiyor:

Mikrobölgeleme çalışmasını 3 günde 5 günde 10 günde yapılacak bir şey zannediyorlar. Mikrobölgeleme çalışmasını 2 seneden önce yapamazsınız. 35 kuruşa yapamazsınız. Belediyenin başkanı veya vali bir kentin mekan kullanımını, gelişimi, büyümesini nerede ne bina yapılacağını bilmeli. İmar ve iskanını bu mikrobölgelemeye göre vermeli. Eğer bir yer çivi çakmanıza bile müsaade etmiyorsa, depremin etkisini 5 kat büyütüyorsa oraya imar ve iskan veremezsin. Bugün bizim 'Üfürsen yıkılacak' dediğimiz yerlere ne gökdelenler yapmışlar. 'Efendim, biz her yerde inşaat yaparız' diyorlar. Marifetmiş gibi bunu söylüyorlar. 'Efendim bataklıkta bile inşaat yaparız' Yahu akıllı bir adam bataklıkta inşaat yapar mı? İnşaatın metrekaresi bir yerde 10 bin liraysa bataklıkta onu 100 bin liraya yaparsın. Akıl işi değil"

Deprem dirençli kentler nasıl oluşturulur?

Prof. Dr. Naci Görür, yukarıdaki soruya cevaben dünyadaki Kaliforniya, Japonya, Meksika, Arjantin, İtalya, Hindistan, Çin örneklerini anımsatıyor:

Deprem dirençli kent dediğimiz zaman akla gelen şudur. O kente deprem uğrar, deprem geldiğinde söz konusu kent minimum zararla o depremi atlatır, günlük yaşam sekteye uğramaz. Kimi yerlerde televizyonlarda görüyoruz. Deprem sırasında belirli bir süre insanlar bir şeyler düşmesin diye dikkat ediyor. Bir yere kapanıp tutunuyor ve bekliyorlar. Birkaç dakika sonra, deprem geçince yaşam aynen devam ediyor. Örneğin Türkiye'nin güneydoğusunda deprem olduğu zaman bütün ülkeyi kasıp kavurmuyor, aylarca hatta yıllarca..."

"Siyaset üstü yetkiye sahip Afet Bakanlığı kurulmalı"

Deprem bilimci Görür, bunu Türkiye için sağlamak için Afet Bakanlığı kurulmasını ancak bu bakanlığın yetkili, siyaset üstü, iyi bir bütçeye sahip olması gerektiğini, 5-10 yıllık bir plan-program hedefiyle hareket etmesi gerektiğini söylüyor:

Yerel yönetimlerle güç birliği yapacak, halkın arkasına milli veyahut uluslararası finans kaynaklarını koyacak. Böyle bir bakanlık lazım. Ve bu bakanlık öyle partilere, seçim sonuçlarına göre değişmeyecek. 'Filan kişi geldi, o bakanlığa az bütçe verdim' gibi bir durum söz konusu olmayacak, anayasal gücü olan bir bakanlık olacak"

"Siz hiç 'Depremde ölmek istemiyoruz' pankartı gördünüz mü?"

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültür Üniversitesi'nde düzenlenen İstanbul'un Jeolojisi Sempozyumu'nda konuşan Profesör Naci Görür'e göre bir başka hayati nokta ise halkın bilinçlendirilmesi: 

Halk domatesin fiyatını tartışıyor. Patlıcanı saatlerce konuşuyor. Kim kime parayı nereye karışmış konuşuyor. Ama kendini yönetenlere, 'Çoluk çocuğumun can güvenliğini sağlayın' demiyor. Depremde binlerce insan olarak 'Bir gece ölmek istemiyoruz' diye siyasetin yakasına yapışmıyor. O kadar seçimler geldi, o kadar pankartlar havaya kalktı. Bir tane 'Depremde ölmek istemiyoruz', 'Deprem dirençli kent yapın' diyen yok. Böyle bir istek yok. Halktan istek olmayınca siyaset de 'Neden uğraşalım ki?' diyor. Gidiyor vitrine oynayan işler yapıp geliyor, bir kez daha oyunu alıyor. Mülkün sahibi halktır. Halk bu bilince erişmelidir.  Bir ülkenin, bir kentin halkı yeterince deprem kültürü yoksa o kenti depreme hazırlayamazsınız. Belediye Başkanı arkasını döndüğü zaman 5 tane kaçak kat çıkar, bir yönetim veya seçim geleceği zaman 15 tane de yine sağa sola gecekondu yapar"

"Depremden önce Türkiye deprem dirençli yapılabilir"

Türkiye'nin gayrisafimilli hasılasının yüzde 60'ına yakını Marmara Bölgesi'nde.

Profesör Görür, İstanbul'u etkileyecek bir deprem olduğunda sanayinin çarklarının duracağını, bütün Türkiye'nin dizüstü çökeceğini ancak hala bunu önlemenin mümkün olduğunu "Türkiye Cumhuriyeti devleti altyapıyı deprem gelmeden önce deprem dirençli yapabilir. Halkı deprem dirençli yapabilir. Yönetimi deprem dirençli, bilgili yapabilir" sözleriyle izah ediyor.

"Ülkeyi depreme hazırlayacak bir yasa olmalı" 

Kasım ayının başında, kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren kanun yürürlüğe girdi. 

"Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'daki rezerv yapı alanı tanımında değişikliğe gidildi.

Yerleşim yerlerinde yer alan parsellerin de rezerv yapı alanı olarak belirlenmesinin mümkün olmasının amaçlandığı belirtildi.

Meslek örgütleri, işin uzmanları söz konusu yasanın asıl hedefin deprem afetine karşı tedbir almak yerine yine afet üzerinden rant kaygısı içerdiği kanaatinde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki ise eleştirilere "Kentsel dönüşüm yasası ne hızlı ne alelacele ne de herhangi birisine rant sağlamak amacıyla yapılmış bir yasadır. Bu Türkiye'nin birikimi olan bir yasadır" diyor.

Prof. Dr. Naci Görür Türkiye'nin ülkeyi gerçek manada depreme hazırlayacak çok güçlü bir yasaya ihtiyacı olduğunun altını çiziyor: 

"Bugün bir yasa var, İstanbul için yaptılar ama bundan bahsetmiyorum. Bu yasayı da doğru mu yaptılar? Benim çok kuşkum var. Çünkü halk yasayı görünce daha çok korktu. Yani teşvik edilmek cesaretlendirmeyi bırakın beraberinde 'Malımıza mı çökecekler?' tartışmasını getirdi" diyen Profesör Görür, ihtiyaç duyulan yasanın sadece İstanbul ile sınırlı olmaması gerektiğini söylüyor:

Yasa herkes için olmalı, biz sadece İstanbul'u depreme hazırlamıyoruz. Bütün ülkeyi hazırlıyoruz.  Kentlerimizin tehlike analizini yapacağız. Bugün Türkiye'de hemen hemen çoğu kentlerin hiçbirinin deprem tehlike analizi yok. Bazı kentler hariç deprem analizi nedir kimse bilmiyor. Ne hükümeti, ne valisi, ne kaymakamı ne o yörenin halkı...  Halbuki deprem analizi bir kentin tehdit eden unsurlarını ayrıntılarıyla bilmek demektir. Türkiye'nin her kentinin tehlike analizi yapılmak zorunda. Bu tehlike analizi dediğimiz zaman daha çok fay analizi akla gelir. Bizim her ilimiz iyi-kötü faylara yakın veya üzerinde. Mesela Türkiye'de fay üzerinde yaşayan 25 il var. Hala haberleri yok emin olun. Bu fayların, çalıştığında 10 binleri yok edeceğinden haberleri yok. Kent buna hazır mı değil mi onu da bilmiyorlar. Bilinmezlikler içerisinde yüzüp duruyoruz"

Profesör Görür, Türkiye'deki kentsel dönüşüm algısı ile ilgili ise "Yenilemeyi veya güçlendirmeyi müteahhitlik projesine indirgiyorlar. Sadece yapı stokunun peşine düşmek, bu işi müteahhitliğe, paraya, ranta dönüştürmek için İstanbul'da çok şey yapıldı. Kentsel dönüşüm hep Bağdat caddesinde. Bağdat Caddesi ilk başta depremde darbe yiyecek yer değil ki" yorumu yapıyor. 

Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu Başkanı Prof. Dr. Gürsel Öngören İstanbul'da 3,6 milyon konut olduğunu, bunun 1,3 milyonunun dönüştürülmesinin gerektiğini, 2012'den bu yana ise bina stokunun yüzde 15'ini dönüştürüldüğünü belirtiyor.

Independent Türkçe



Erdoğan, İran'la savaşın sonuçları konusunda uyarıda bulunarak Türkiye'nin tarafsızlığını teyit etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan, İran'la savaşın sonuçları konusunda uyarıda bulunarak Türkiye'nin tarafsızlığını teyit etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün, İran'da savaşın genişlemesine karşı uyarıda bulunarak, hükümetinin önceliğinin bölgedeki mevcut aşamayı zarar görmeden atlatmak ve ülkeyi gerilimin ateşinden uzak tutmak olduğunu hatırlattı.

Erdoğan, “gayrimeşru” olarak nitelendirdiği bu savaşın ana sorumluluğunu İsrail hükümetine yükleyerek, “bu savaşın sadece bölgeyi bir çatışma alanına dönüştürmekle kalmayıp, tüm insanlığı ekonomik yükler altında ezdiğini” söyledi.

Erdoğan, “Bu savaşta dökülen her damla kanın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidarını uzatacağını unutmamalıyız” ifadesini kullandı.

fdbfdb
Erdoğan, dün Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada, bölgenin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden birinin sadece savaşın devam etmesi değil, aynı zamanda bunun daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşme riski olduğunu belirtti; zira enerji, ulaşım ve sivil altyapıyı hedef alan misilleme saldırıları ne yazık ki bu olasılığı artırmaktadır.

Erdoğan, 28 Şubat'ta bölgede başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmanın ilk ayını geride bıraktığını ve tehdit ve tehlike düzeyinin giderek daha da artarak devam ettiğini belirtti.

İran ile savaşın küresel barış vizyonuna hizmet etmediğini, aksine onu baltaladığını belirten Erdoğan, diplomasi, diyalog ve uzlaşmanın bu çıkmazdan kurtulmak için mevcut en iyi araçlar olduğunu vurguladı ve aşırı taleplere sarılmak yerine ortak bir zemin aranması gerektiğini ifade etti.

Barış Yolu

Cumhurbaşkanı, daha fazla kan dökülmeden barış yolunun açılacağına dair umudunu dile getirerek, "Bu nedenle, kendimizi tehlikeye atmamız gerekse bile elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz" dedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanlarıyla yapılan dörtlü toplantıya katıldığını ve toplantıda İran savaşıyla ilgili endişeler ile savaşı sona erdirme adımlarının müzakere edildiğini belirtti.

Ayrıca, Savunma Bakanı Yaşar Güler, İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ve diğer yetkililerin kendi alanlarında yoğun çaba sarf ettiklerini belirterek, “Kan dökülmesini durdurmak, silahları susturmak ve sorunları diplomatik yollarla çözmek için bir umut ışığı varsa, bu fırsatı değerlendirmek bizim görevimizdir” dedi.

İncirlik'in kullanımı

Aynı bağlamda, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan çarşamba günü Mısır, Ürdün, Katar ve Japonya'daki mevkidaşlarıyla bölgedeki savaşın son gelişmelerini ve savaşı sona erdirmek için gösterilen çabaları görüştü.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Direktörlüğü'ne bağlı “Medya Dezenformasyonla Mücadele Merkezi”, X hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Adana'daki İncirlik Hava Üssü'nün ABD'nin “B-1 B Lancer” bombardıman uçakları tarafından kullanıldığı iddialarını yalanladı.

Açıklamada, bu iddiaların yanıltıcı bilgiler içerdiği, bu konuda dolaşan fotoğraf ve videoların eski olduğu, daha önceki rutin eğitim faaliyetlerine ait olduğu ve güncel olmadığı, ayrıca mevcut bölgesel çatışmalarla hiçbir şekilde bağlantılı olmadığı belirtildi.

Açıklamada, kaynağı belirsiz iddialara veya resmi olmayan kaynaklardan gelen kışkırtıcı içeriklere itibar edilmemesi çağrısında bulunuldu.


Türkiye’den Kürt gruplara uyarı: İran’da savaşırsanız müdahale ederiz

PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği tatbikattan bir kare (Reuters)
PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği tatbikattan bir kare (Reuters)
TT

Türkiye’den Kürt gruplara uyarı: İran’da savaşırsanız müdahale ederiz

PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği tatbikattan bir kare (Reuters)
PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği tatbikattan bir kare (Reuters)

Türk yetkililer, İran’a yönelik bazı cephelerde PKK’nın İran uzantısı PJAK aktif rol alması halinde, Ankara’nın Suriye tecrübesini referans göstererek Kuzey Irak’a müdahale tehdidinde bulunduğunu açıkladı.

Kaynaklar, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının 28 Şubat’tan bu yana başlamasıyla birlikte Türkiye’nin, PKK ve PJAK unsurlarının Batı İran’da operasyonlar düzenlemesine yönelik planlar konusunda tüm taraflara uyarılarda bulunduğunu belirtti.

Hükûmete yakın Türkiye gazetesine göre kaynaklar isim vermeden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İran Savaşı’nın hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda görüştüğünü ve Türkiye’nin “saldırı için ‘terör örgütlerinin’ kullanılmasına izin vermeyeceğini” vurguladığını aktardı. Erdoğan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğü konusundaki tutumunun açık ve net olduğu ifade edildi.

Ankara’nın hamlesi ve Öcalan’dan uyarı

Kaynaklar, bu görüşmenin ardından Türkiye Dışişleri ve İstihbarat teşkilatlarından heyetlerin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkilileri ile görüşmeler gerçekleştirdiğini ve onlara “Suriye’de yaptığımız gibi müdahale edeceğiz” mesajını ilettiğini belirtti.

Ayrıca, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, Türkiye’deki İmralı cezaevinden, Kuzey Irak’taki Kandil Dağı’ndaki parti yöneticilerine iletilen bir uyarıda bulunduğu ve İsrail’in oyununa kanmayın dediği aktarıldı. Bu uyarının bölgedeki güç dengelerini değiştirdiği ifade edildi.

Trump ve Türkiye’nin tutumu

Analistler, Türkiye’nin İsrail destekli Kürt örgütlerinin herhangi bir hareketine karşı tutumunu, Trump’ın bir ay sonra Miami’deki “Gelecek Yatırım Girişimi” zirvesinde yaptığı konuşmada Türkiye’ye övgüde bulunmasıyla ilişkilendirdi. Trump, “Bence Türkiye harikaydı, gerçekten etkileyiciydiler ve bizden beklenen alanların dışında kaldılar” ifadelerini kullanarak Erdoğan’ı “muhteşem lider” olarak nitelendirdi.

Yazar ve siyasi analist Murat Yetkin, bu övgünün, başka koşullarda Türkiye’de büyük tartışmalara yol açabileceğini belirterek, övgünün Türkiye’nin İran Savaşı sırasında attığı adımlar ve İsrail ile NATO arasında doğrudan çatışmayı önlemedeki rolüne duyulan takdiri gösterdiğini belirtti.

Yetkin, NATO’nun İran’dan Türkiye hava sahasına yönelen üç füzeyi püskürttüğünü, Türkiye’nin hava savunmasının “Patriot” sistemleriyle güçlendirildiğini ve Adana’daki İncirlik üssünde, altıncı tümen komutasında çok uluslu bir tugay kurulması projesinin açıklanmasının, İran Savaşı’nın Türkiye-NATO ilişkilerini yeni bir düzeye taşıdığını ortaya koyduğunu ifade etti.

Yetkin, bunun, Türkiye’ye yönelik herhangi bir saldırıya cevabın önce NATO’dan geleceği, Türkiye’nin doğrudan çatışmaya girmeden, güney ve doğudaki tehditlere karşı koruma sağlanacağı anlamına geldiğini ve bunun İsrail’in herhangi bir provokatif adımını da kapsadığını belirtti.

Analiste göre, Trump’ın Erdoğan’a övgüde bulunarak amaçladığı şey, Türkiye’yi İsrail ile doğrudan çatışmadan uzak tutmak ve olası felaket senaryolarının NATO’nun tarafı olmasını önlemekti.


İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
TT

İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)

Ragida Atme

Ortadoğu’nun tamamının, bölgedeki güvenlik ve siyasi dengeleri yeniden şekillendirebilecek açık bir çatışmaya sürükleneceğine dair endişeler artarken Türkiye, ulusal güvenliğini etkileyebilecek her türlü gelişmeye karşı askeri hazırlık seviyesini yükseltti. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) askeri varlığını altı adet F-16 savaş uçağı konuşlandırarak güçlendirirken Milli Savunma Bakanlığı, gerginliğin tırmanmasıyla hava sahasını etkileyebilecek olası tehditlere karşı hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla güneyde Malatya'ya gelişmiş uzun menzilli Patriot Hava Savunma Füze Sistemi konuşlandırdığını duyurdu. Türkiye'nin askeri hazırlık düzeyini artırmaya yönelik açık eğilimleri, NATO ile koordinasyon çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da İsrail nezdinde ciddi güvenlik ve askeri imalar taşıyor. Onlarca İsrailli bakan, yetkili ve analist, Türkiye'yi İran'ın ardından ‘bir sonraki düşman’ olarak görmeye başladı. Ancak insansız hava araçlarından (İHA) tanklara ve deniz toplarına kadar çeşitli alanlardaki gelişmiş savunma yetenekleri, Türkiye'yi son yıllarda küresel silah pazarının başlıca aktörlerinden biri haline getirdi.

İsrail hükümetine bağlı Ulusal Güvenlik Riskleri Değerlendirme Danışma Kurulu (Nagel Komitesi) raporunda, Ankara'nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmeye yönelik politikasının İsrail için ‘artan bir stratejik tehlike’ oluşturduğu uyarısında bulunuldu. Raporda, Tel Aviv hükümeti, Türkiye ile doğrudan bir çatışma çıkma olasılığına hazırlıklı olması uyarısı yapıldı. Sosyal araştırmalar şirketi Areda Survey tarafından ‘Dış Politika ve Savunma Sanayii’ başlığı altında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde 60,1'i İsrail'in bir gün Türkiye'ye saldırabileceğini düşünürken, yüzde 54,7'si geçtiğimiz yıl İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nın kendilerine dış tehditlere karşı güven verdiğini belirtti.

Gerginliklerin tırmanması

İsrail'in eski Başbakanı Naftali Bennett'in, Türkiye'nin bölgede “yeni bir İran” haline geldiğini söylediği ve Ankara'nın, kendi ifadesiyle ‘İsrail'i kuşatmayı amaçlayan düşmanca bir Sünni eksen oluşturma’ çabalarına karşı uyarıda bulunduğu tartışmalı açıklamalarına rağmen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma çıkma olasılığının son derece düşük olduğunu vurguladı. Güler, özellikle herhangi bir tırmanışın veya istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasının önlenmesi amacıyla İsrail tarafıyla iletişim ve koordinasyon kanalları oluşturulduğunu belirtti.

Olası gerginliklerin veya çatışmaların, doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek herhangi bir tırmanışı önlemek amacıyla diplomatik ve askeri kanallar aracılığıyla son derece dikkatli bir şekilde ele alındığını belirten Güler, son yıllarda Ortadoğu’da tırmanan gerginliklerin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkilediğinin altını çizdi. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’na (SETA) göre Ankara, Batı ile ilişkileri ile bölgesel çıkarları arasında hassas bir denge kurmaya çalışırken, uygun koşullar sağlandığında diplomatik arabulucu rolünü üstlenme olasılığını da açık tutuyor.

dfrvfdv
Türkiye, askeri bağımsızlığını sağlama konusunda olağanüstü bir yetenek sergiledi ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi (TSK)

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden (INSS) İsrailli araştırmacı Gallia Lindenstrauss, bu ayın başlarında kaleme aldığı bir makalede, bazı bölgesel alanlarda İsrail'in stratejik rakibi olarak görülen Türkiye'nin, İran'a karşı doğrudan askeri müdahaleye ya da rejimin devrilmesine, Kürt sorununun tırmanmasına ya da bölgesel dengelerin bozulmasına yol açabilecek olası güvenlik sonuçlarından korktuğu için istekli olmadığını belirtti.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot tarafından yayınlanan karamsar İsrail tahminlerine göre Türkiye'nin söylemi Tel Aviv'e yönelik sert eleştirilerle dolu olmaya devam ediyor. Türk yetkililer İsrail'i bölgedeki istikrarı bozmakla suçlamaya devam ederken, İran’dan Türkiye topraklarına atılan 3 füze düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da NATO'nun devam eden savaş sırasında İran'dan fırlatılan üçüncü bir füzeyi önlemesinin ardından, savaşa karışmaktan kaçınacağını ve kendi ifadesiyle ‘provokasyonlara ve komplolara kapılmayacağını’ taahhüt etmekle yetindi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD merkezli Hudson Enstitüsü'nden araştırmacı Zeynep Rabee, İran'a karşı bir savaşın Türkiye'nin konumunu şüphesiz büyük ölçüde değiştireceğini düşünüyor. Rabee’ye göre İran'ın gücünün azalması, Ankara'ya bölgesel ve uluslararası nüfuzunu güçlendirmek için geniş bir alan açacak ve bu da İsrail'de, Türkiye'nin çeşitli bölgelerdeki varlığını genişletmesi konusunda gerçek endişeler yaratacak.

Stratejik ortaklar

Türkiye’nin askeri kapasitesini gözden geçirip hava savunma, füze ve siber güvenlik alanlarını güçlendirmesinin ardından, ileri düzey caydırıcılık kapasitelerine sahip olmak için çaba sarf etmesiyle, güç dengesini İsrail’in lehine yeniden ayarlamak amacıyla Tel Aviv, Türkiye’nin rakiplerini sadece sınırlı ortaklardan stratejik ortaklara dönüştürmeye çalışıyor.

İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile son dönemde yaptığı iş birliği, sadece Akdeniz'de üçlü ortaklığı güçlendirmek ve Türkiye'nin nüfuz alanını daraltmak amacıyla değil, aynı zamanda bu iki ülkenin İsrail'e Türkiye kıyılarına yakın bir askeri varlık kurma fırsatı sunması amacını da taşıyor. Ankara ile Washington arasında son aylarda olumlu bir ilişki olmasına rağmen İsrail, ABD nezdindeki nüfuzunu kullanarak Türkiye'nin silahlanma programlarını ve siyasi ve ekonomik projelerini engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin 2016 yılında Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın almasının ardından Tel Aviv, Ankara'nın ilk altı savaş uçağının bedelini zaten ödemiş olduğu ABD'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması için çabaladı.

Dersler ve çıkarımlar

İsrail ile İran arasında geçtiğimiz yılın haziran ayında başlayan ve 12 gün süren savaşla ilgili kapsamlı analizlerin ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde kurulan Millî İstihbarat Akademisi (MİA), Türk hükümeti için önemli bir çalışma yayınladı. Çalışmada, İsrail'in son savaşta mutlak hava üstünlüğü sergilemesi üzerine çok katmanlı bir hava savunma sistemi kurulmasının gerektiği belirtildi. Çalışma, Türkiye'nin balistik ve hipersonik füzelere yönelik yatırımlarını artırmasını ve hızlandırmasını, savunma silahı üretiminde bunlara en yüksek önceliği vermesini tavsiye etti. Bu öneri, İran'ın 12 günlük savaşta gösterdiği, çok sayıda olmasına rağmen İran'ın ‘hipersonik’ füzelerine karşı koymaya yetmeyen İsrail hava savunma sistemlerini delme gücünden kaynaklanıyor.

vfdvfd
Türk savunma ve havacılık sanayisi, geçen yılın sonunda eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti (İsrail Ordusu)

İran ile İsrail arasındaki 12 günlük savaşta İran'ın geleneksel savunmasının İsrail'in elektronik savaşına karşı koyamadığının ortaya çıkmasının ardından, insansız sistemlere ve elektronik savaş teknolojilerine öncelik verilmesi gerektiğini tavsiye eden çalışma, Türk hükümetinin dikkatini, olası hava saldırılarına karşı erken uyarı sistemlerinin kurulması ve stratejik tesislerde gerekli teknik donanıma sahip sığınaklar ile özellikle büyük şehirlerde erişimi kolay toplu sığınaklar inşa edilmesi gerektiğine çekti. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında iç kaynaklı unsurların önceki savaşta büyük rol oynaması nedeniyle çalışma, Türkiye'nin iç güvenliğini etkileyebilecek ekonomik, siyasi ve sosyal faktörlere özel önem vererek, benzer operasyonların önünü kesmenin önemini vurguladı. Çalışmada geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaş, kara, hava ve deniz ile siber ve elektromanyetik alanları bir araya getiren ve sivil teknolojinin yoğun kullanımıyla geleneksel olmayan savaş yönetimi yöntemlerinin uygulandığı karmaşık bir ‘çok boyutlu operasyon’ örneği oluşturduğu belirtildi.

Büyük bir gelişme

İsrail’deki araştırma merkezleri, medya kuruluşları ve yetkililer, son on yıldır, Türkiye’nin savunma sanayi alanında kaydettiği dikkat çekici gelişmeyle ilgili ciddi endişelerini gizlemediler. Türkiye, askeri bağımsızlık konusunda üstün bir yetkinlik sergilemiş ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi.

Türkiye Savunma Sanayii Kurumu Başkanı Haluk Görgün'ün açıklamasına göre Türkiye'nin savunma ve havacılık sanayisi, geçtiğimiz yılın sonlarında eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti.

İhracat değeri tarihinde ilk kez 10 milyar dolar barajını aşan sektör, 2024 yılında 7,1 milyar dolar olan ihracatına kıyasla yüzde 48'lik muazzam bir büyüme kaydetti. Gözlemcilere göre bu durum, Ankara'nın silah pazarında güvenilir bir küresel tedarikçi olarak konumunu pekiştiriyor.  Resmi verilere göre savunma sektörünün Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7'den 2025'te yüzde 3,7'ye sıçradı. Bu sıçrama, sektörün Türk ekonomisinin temel bir ayağı olarak artan stratejik önemini yansıtıyor. Gözlemcilere göre toplam ihracatın yüzde 56'sını NATO, AB ülkeleri ve ABD'nin oluşturması, büyük askeri güçlerin Türk savunma teknolojisine duyduğu güveni teyit ediyor. Türk savunma sanayisinin kaydettiği hızlı ilerlemeyi yansıtan dikkat çekici açıklamalardan biri de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından yapıldı. Bir televizyon röportajında, Türkiye’nin dünya çapında askeri insansız hava aracı pazarının yüzde 65'ini tekelinde tuttuğunu açıklayan Kacır, bu konumun Türkiye'yi, dünya çapında ilginin giderek arttığı insansız sistemlerin geliştirilmesi ve üretimi alanında en deneyimli ve öne çıkan ülkeler arasına yerleştirdiğini vurguladı.

Analistler, mevcut savaşın sonuçlarının bir yandan İsrail ve ABD ile diğer yandan İran arasındaki güç dengesi ile sınırlı kalmayacağını, aksine bu savaşın gidişatını izleyen tüm bölgesel güçlerin ve ülkelerin tutumlarına da yansıyacağını düşünüyor. Bu yüzden Tel Aviv’in, başta Türkiye olmak üzere söz konusu ülkelerin tutumlarını ve çevresindeki ve çatışmalardan etkilenen bölgesel aktörleri dikkate alarak, siyasi ve güvenlik hesaplamalarını yeniden gözden geçiren uzun vadeli analizlere girişeceğine şüphe yok.