Profesör Görür: Siyaset üstü yetkiye sahip Afet Bakanlığı kurulmalı, siz hiç 'Depremde ölmek istemiyoruz' pankartı gördünüz mü?

6. İstanbul'un Jeolojisi Sempozyumu İstanbul Kültür Üniversitesi'nde düzenlendi. Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye ve İstanbul'un karşı karşıya kaldığı riskleri hatırlattı, Türkiye'nin genelinde mikrobölgeleme çalışmalarının önemine değindi

(Canva)
(Canva)
TT

Profesör Görür: Siyaset üstü yetkiye sahip Afet Bakanlığı kurulmalı, siz hiç 'Depremde ölmek istemiyoruz' pankartı gördünüz mü?

(Canva)
(Canva)

Dora Mengüç

Türkiye yine depremi konuşuyor.

Marmara Denizi, Çınarcık Çukurluğunda 4.1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. 

Yalova'nın Çınarcık ilçesinin 8,52 kilometre açıklarında meydana gelen deprem 11,18 kilometre derinlikteydi.

Uzmanlar sarsıntının Adalar Fayının güneyindeki küçük normal faylar üzerinde olmuş olabileceğini söylüyor. 

Marmara'daki sistem gerilim biriktiriyor.

Gece saat 23.53'te meydana gelen sarsıntıyı İstanbul da hissetti.

Türkiye dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağında. 

Ülkenin yaklaşık yüzde 95'i deprem riski taşıyor. 

En büyük deprem kaynağı, ülkeyi boydan boya kesen Kuzey Anadolu Fayı. 

Bu fay, 1939-1999 yılları arasında 7'den büyük 13 depreme neden oldu. 

İstanbul, Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi'ndeki kolu üzerinde. 

Tarih boyunca pek çok deprem yaşayan İstanbul için en yıkıcı depremlerden biri 1509'da meydana gelen ve "Küçük Kıyamet" olarak adlandırılan 7.2 büyüklüğündeki sarsıntı. 

Bilim insanları İstanbul'u etkileyecek Marmara Depremi'nin yakın zamanda olacağını öngörüyor. 

Olası bir büyük depremde, yaklaşık 50 bin kişinin ölebileceği, 100 bin kişinin yaralanabileceği ve 500 bin kişinin evsiz kalabileceği tahmin ediliyor.

Yıkıcı bir deprem İstanbul'da binaların yüzde 22'sini yıkabilir

İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü ve Boğaziçi Üniversitesi’nin 2018 yılında gerçekleştirdiği Deprem ve Hasar Kayıp Tahmin Çalışması'nın verileri ortada. 

7.5 büyüklüğündeki yıkıcı bir deprem senaryosuna göre İstanbul'da çok ağır ve ağır hasarlı bina sayısı 48 bin, orta ve daha üstü hasarlı bina sayısı 194 bin olacak.

Bir başka deyişle binaların yüzde 22,6’sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak.

Depremzedeler için konutlar

Ancak deprem sadece İstanbul'un değil, Türkiye'nin gerçeği. 

Başta Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Gaziantep olmak üzere 11 kenti etkileyen 6 Şubat Depremleri'nin üstünden geçen 11 ayda ortaya çıkan tablo ürkütücü. 

Ekim 2023 itibarıyla resmi rakamlar can kaybının 50 bini, yaralı sayısı ise 107 bini aştığını ortaya koyuyor.

Sarsıntılardan etkilenen illerde deprem konutlarının yapımı sürüyor. 

O yerlerin başında da Hatay geliyor. 

Kentin 33 farklı noktasında devam eden konut inşaatının yıl sonunda tamamlanması ve 6 bin 979 evin hak sahiplerine teslim edilmesi bekleniyor.

Bu noktada en çok tartışma yaratan hususlardan biri ise mikrobölgeleme çalışmalarının yeteri kadar gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği. 

Dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, eleştiriler üzerine "Zemin etüt ve mikrobölgeleme çalışmaları yapıyor, sağlam zemin tespit edilen yerlerde hiç vakit kaybetmiyoruz" demişti.

Mikrobölgeleme yerleşime açılması düşünülen boş alanlardaki tüm afet tehlikelerini, yapılaşmış alanlarda ise tüm afet risklerini büyük ölçekli halihazır haritalar üzerinde belirleyen çalışmanın adı. 

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür'e göre ise bir deprem ülkesi olan Türkiye bu konuda yeterli çalışmaları gerçekleştirmiyor. 

"Türkiye'nin sadece iki ilinde mikrobölgeleme yapılıyor"

Çınarcık depreminden iki gün önce 6. kez düzenlenen İstanbul'un Jeolojisi Sempozyumu'nun "Türkiye'de Deprem Dirençli Kentlerin Oluşturulması" oturumunda konuşan Profesör Görür, mikrobölgelemenin yanlış algılandığı kanaatinde: 

Üç sondaj yapan biri çıkıp 'Biz mikrobölgeleme yapıyoruz' diyor. Mikrobölgelemenin ne olduğunu bilmeyenlere bu rahatlıkla söylenebiliyor. Dolayısıyla ülkede kafa karışıklığı var. Türkiye'de İstanbul hariç bir de şimdi İzmir'de yapılıyor mikrobölgeleme çalışması. Bunun dışında ülkenin hiçbir yerinde mikrobölgeleme çalışması yok. Bilen de yok yapan da yok. Yani iki sondaj yapıp sonra 'Mikrobölgeleme yaptık' diyemezsiniz" 

İRAP yani İl Afet Risk Azaltma Planı'nı anımsatan Profesör Görür, "Bilgileri kompoze edip uyduruk bir rapor yazıp valinin, belediyenin önüne koyuyorlar, hepsi bu. Bu iş bu kadar hafif değil, onun için ölüyoruz zaten" diye konuşuyor.

"Mikrobölgeleme 3-5 günde yapılacak iş değil"

Mikrobölgeleme çalışmalarının Türkiye'de yeteri kadar ciddiye alınmadığını yinelen Prof. Dr. Naci Görür, bu işin jeolojik, teknolojik, sismolojik birçok boyutu olduğunu anımsatıp zeminin özelliklerini zemin mekaniği yapıp ortaya konulması gerektiğini belirtiyor:

Mikrobölgeleme çalışmasını 3 günde 5 günde 10 günde yapılacak bir şey zannediyorlar. Mikrobölgeleme çalışmasını 2 seneden önce yapamazsınız. 35 kuruşa yapamazsınız. Belediyenin başkanı veya vali bir kentin mekan kullanımını, gelişimi, büyümesini nerede ne bina yapılacağını bilmeli. İmar ve iskanını bu mikrobölgelemeye göre vermeli. Eğer bir yer çivi çakmanıza bile müsaade etmiyorsa, depremin etkisini 5 kat büyütüyorsa oraya imar ve iskan veremezsin. Bugün bizim 'Üfürsen yıkılacak' dediğimiz yerlere ne gökdelenler yapmışlar. 'Efendim, biz her yerde inşaat yaparız' diyorlar. Marifetmiş gibi bunu söylüyorlar. 'Efendim bataklıkta bile inşaat yaparız' Yahu akıllı bir adam bataklıkta inşaat yapar mı? İnşaatın metrekaresi bir yerde 10 bin liraysa bataklıkta onu 100 bin liraya yaparsın. Akıl işi değil"

Deprem dirençli kentler nasıl oluşturulur?

Prof. Dr. Naci Görür, yukarıdaki soruya cevaben dünyadaki Kaliforniya, Japonya, Meksika, Arjantin, İtalya, Hindistan, Çin örneklerini anımsatıyor:

Deprem dirençli kent dediğimiz zaman akla gelen şudur. O kente deprem uğrar, deprem geldiğinde söz konusu kent minimum zararla o depremi atlatır, günlük yaşam sekteye uğramaz. Kimi yerlerde televizyonlarda görüyoruz. Deprem sırasında belirli bir süre insanlar bir şeyler düşmesin diye dikkat ediyor. Bir yere kapanıp tutunuyor ve bekliyorlar. Birkaç dakika sonra, deprem geçince yaşam aynen devam ediyor. Örneğin Türkiye'nin güneydoğusunda deprem olduğu zaman bütün ülkeyi kasıp kavurmuyor, aylarca hatta yıllarca..."

"Siyaset üstü yetkiye sahip Afet Bakanlığı kurulmalı"

Deprem bilimci Görür, bunu Türkiye için sağlamak için Afet Bakanlığı kurulmasını ancak bu bakanlığın yetkili, siyaset üstü, iyi bir bütçeye sahip olması gerektiğini, 5-10 yıllık bir plan-program hedefiyle hareket etmesi gerektiğini söylüyor:

Yerel yönetimlerle güç birliği yapacak, halkın arkasına milli veyahut uluslararası finans kaynaklarını koyacak. Böyle bir bakanlık lazım. Ve bu bakanlık öyle partilere, seçim sonuçlarına göre değişmeyecek. 'Filan kişi geldi, o bakanlığa az bütçe verdim' gibi bir durum söz konusu olmayacak, anayasal gücü olan bir bakanlık olacak"

"Siz hiç 'Depremde ölmek istemiyoruz' pankartı gördünüz mü?"

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültür Üniversitesi'nde düzenlenen İstanbul'un Jeolojisi Sempozyumu'nda konuşan Profesör Naci Görür'e göre bir başka hayati nokta ise halkın bilinçlendirilmesi: 

Halk domatesin fiyatını tartışıyor. Patlıcanı saatlerce konuşuyor. Kim kime parayı nereye karışmış konuşuyor. Ama kendini yönetenlere, 'Çoluk çocuğumun can güvenliğini sağlayın' demiyor. Depremde binlerce insan olarak 'Bir gece ölmek istemiyoruz' diye siyasetin yakasına yapışmıyor. O kadar seçimler geldi, o kadar pankartlar havaya kalktı. Bir tane 'Depremde ölmek istemiyoruz', 'Deprem dirençli kent yapın' diyen yok. Böyle bir istek yok. Halktan istek olmayınca siyaset de 'Neden uğraşalım ki?' diyor. Gidiyor vitrine oynayan işler yapıp geliyor, bir kez daha oyunu alıyor. Mülkün sahibi halktır. Halk bu bilince erişmelidir.  Bir ülkenin, bir kentin halkı yeterince deprem kültürü yoksa o kenti depreme hazırlayamazsınız. Belediye Başkanı arkasını döndüğü zaman 5 tane kaçak kat çıkar, bir yönetim veya seçim geleceği zaman 15 tane de yine sağa sola gecekondu yapar"

"Depremden önce Türkiye deprem dirençli yapılabilir"

Türkiye'nin gayrisafimilli hasılasının yüzde 60'ına yakını Marmara Bölgesi'nde.

Profesör Görür, İstanbul'u etkileyecek bir deprem olduğunda sanayinin çarklarının duracağını, bütün Türkiye'nin dizüstü çökeceğini ancak hala bunu önlemenin mümkün olduğunu "Türkiye Cumhuriyeti devleti altyapıyı deprem gelmeden önce deprem dirençli yapabilir. Halkı deprem dirençli yapabilir. Yönetimi deprem dirençli, bilgili yapabilir" sözleriyle izah ediyor.

"Ülkeyi depreme hazırlayacak bir yasa olmalı" 

Kasım ayının başında, kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren kanun yürürlüğe girdi. 

"Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'daki rezerv yapı alanı tanımında değişikliğe gidildi.

Yerleşim yerlerinde yer alan parsellerin de rezerv yapı alanı olarak belirlenmesinin mümkün olmasının amaçlandığı belirtildi.

Meslek örgütleri, işin uzmanları söz konusu yasanın asıl hedefin deprem afetine karşı tedbir almak yerine yine afet üzerinden rant kaygısı içerdiği kanaatinde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki ise eleştirilere "Kentsel dönüşüm yasası ne hızlı ne alelacele ne de herhangi birisine rant sağlamak amacıyla yapılmış bir yasadır. Bu Türkiye'nin birikimi olan bir yasadır" diyor.

Prof. Dr. Naci Görür Türkiye'nin ülkeyi gerçek manada depreme hazırlayacak çok güçlü bir yasaya ihtiyacı olduğunun altını çiziyor: 

"Bugün bir yasa var, İstanbul için yaptılar ama bundan bahsetmiyorum. Bu yasayı da doğru mu yaptılar? Benim çok kuşkum var. Çünkü halk yasayı görünce daha çok korktu. Yani teşvik edilmek cesaretlendirmeyi bırakın beraberinde 'Malımıza mı çökecekler?' tartışmasını getirdi" diyen Profesör Görür, ihtiyaç duyulan yasanın sadece İstanbul ile sınırlı olmaması gerektiğini söylüyor:

Yasa herkes için olmalı, biz sadece İstanbul'u depreme hazırlamıyoruz. Bütün ülkeyi hazırlıyoruz.  Kentlerimizin tehlike analizini yapacağız. Bugün Türkiye'de hemen hemen çoğu kentlerin hiçbirinin deprem tehlike analizi yok. Bazı kentler hariç deprem analizi nedir kimse bilmiyor. Ne hükümeti, ne valisi, ne kaymakamı ne o yörenin halkı...  Halbuki deprem analizi bir kentin tehdit eden unsurlarını ayrıntılarıyla bilmek demektir. Türkiye'nin her kentinin tehlike analizi yapılmak zorunda. Bu tehlike analizi dediğimiz zaman daha çok fay analizi akla gelir. Bizim her ilimiz iyi-kötü faylara yakın veya üzerinde. Mesela Türkiye'de fay üzerinde yaşayan 25 il var. Hala haberleri yok emin olun. Bu fayların, çalıştığında 10 binleri yok edeceğinden haberleri yok. Kent buna hazır mı değil mi onu da bilmiyorlar. Bilinmezlikler içerisinde yüzüp duruyoruz"

Profesör Görür, Türkiye'deki kentsel dönüşüm algısı ile ilgili ise "Yenilemeyi veya güçlendirmeyi müteahhitlik projesine indirgiyorlar. Sadece yapı stokunun peşine düşmek, bu işi müteahhitliğe, paraya, ranta dönüştürmek için İstanbul'da çok şey yapıldı. Kentsel dönüşüm hep Bağdat caddesinde. Bağdat Caddesi ilk başta depremde darbe yiyecek yer değil ki" yorumu yapıyor. 

Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu Başkanı Prof. Dr. Gürsel Öngören İstanbul'da 3,6 milyon konut olduğunu, bunun 1,3 milyonunun dönüştürülmesinin gerektiğini, 2012'den bu yana ise bina stokunun yüzde 15'ini dönüştürüldüğünü belirtiyor.

Independent Türkçe



Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün (Salı) Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda bir araya geldi. Görüşmede bölgesel ve küresel gelişmeler ile bu konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Ayrıca liderler, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin durumu ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, görüşmenin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılarken, Erdoğan da ziyaretten ve Suudi yetkililerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Erdoğan, Riyad’a gelişinde El-Yemame Sarayı’nda resmi törenle karşılandı.

fedvfedv
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafında Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Spor Bakanı Prens Abdülaziz bin Turki bin Faysal, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bandar, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, Kültür Bakanı Prens Badr bin Abdullah bin Farhan, Devlet Bakanı ve Güvenlik Danışmanı Dr. Musaad el-‘Aiban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Maliye Bakanı Muhammed el-Ced’an, Yatırım Bakanı Müh. Halid el-Falih, Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Müh. Saleh el-Casser ile Türkiye Büyükelçisi Fahd Ebü’n-Nasr katıldı.

bgtbhgt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın huzurunda tokalaştı. (SPA)

Türk tarafında ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Adalet ve Kalkınma Partisi Başkan Yardımcısı Efkan Ala, milletvekili İsmet Büyükataman, Türkiye’nin Riyad  Büyükelçisi Emrullah İşler, Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Ofisi Müdürü Hasan Doğan ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç hazır bulundu.

dcdc
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’a ulaştığında bölge valisi yardımcısı tarafından karşılandı. (SPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a resmi ziyaret kapsamında bugün (Salı) geldi. Havalimanında kendisini Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman, Riyad Belediye Başkanı Prens Faysal bin Abdulaziz bin Ayaf, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Türkiye Büyükelçisi Emrullah İşler  ve Suudi yetkililer karşıladı.


Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)

Suudi Arabistan’a resmi ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin bölgesel barış, istikrar ve refah açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Erdoğan, İran ve ABD arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduklarını belirterek, gerilimi artıracak adımlardan kaçınılması gerektiğini ifade etti.

Bölgesel güvenlik mekanizmaları önerisi

Erdoğan, krizlerin önlenmesine yönelik bölgesel güvenlik mekanizmalarının kurulması çağrısında bulundu. Ziyaretinin gündeminde, başta Gazze’deki ateşkes ve Suriye’deki durum olmak üzere bölgesel meselelerin görüşülmesi, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve somut adımlar atılması hedeflerinin bulunduğunu aktardı.

Türkiye-Suudi Arabistan İşbirliği

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tarihi ve köklü ilişkilere sahip iki dost ülke olduğunu belirterek, savunma sanayii işbirliğinin güven tesis etmeyi, kapasiteyi artırmayı ve teknolojiyi geliştirmeyi amaçladığını söyledi. Erdoğan, “Bu ilişkiyi yalnızca ikili gündemle sınırlı görmedik; bu değerli dostluk, bölgemizde barış, istikrar ve refah için stratejik öneme sahiptir” dedi.

fergb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2022’de Ankara’daki görüşmeleri sırasında (SPA)

Erdoğan, ekonomik ilişkilerin ötesinde, koordinasyon ve ortak akılla istikrar sağlayacak bir yaklaşımın benimsendiğini ifade ederek, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile önceki görüşmelerde bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alındığını ve ortak çalışmanın artırılmasına yönelik kararlılığın teyit edildiğini söyledi.

İkili ve bölgesel gündem

Cumhurbaşkanı, ziyaretin temel amacının bölgesel konularla ilgili istişareleri derinleştirmek ve ikili ilişkileri ileriye taşımak olduğunu belirtti. Ziyaret kapsamında iş dünyasıyla toplantıların da yapılacağı, ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiği vurgulandı.

Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması, sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve zorunlu göçlerin sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ikinci aşama barış planının başarısının ateşkesin güçlendirilmesine ve yeniden imar çalışmalarına bağlı olduğunu söyledi. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak bu süreçte aktif rol oynayacağını belirtti.

efgthju
Erdoğan, geçen ekim ayında Gazze’de barış için Şarm El-Şeyh Anlaşması’na katılmıştı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve yerinden edilmeleri sona erdirmeden herhangi bir çözümün mümkün olamayacağını vurguladı. Ateşkesin güçlendirilmesi, insani yardımların ulaştırılması ve yeniden imarın acilen başlatılması gerektiğini söyledi. BM Güvenlik Konseyi kararına uygun olarak İsrail’in Gazze’den kademeli şekilde çekilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin bu süreçte aktif rol oynayacağını ifade etti.

Güvenlik ve insanî önlemler

Erdoğan, barış gücü veya uluslararası misyon tartışmalarına ilişkin olarak, bu tür mekanizmaların yalnızca sivilleri koruma, insani yardımları ulaştırma ve kalıcı barışı sağlama amacıyla anlamlı olacağını ifade etti. Türkiye’nin gerekli koşullar sağlandığında, Gazze’de barışı sağlamak için askerî katkı da dahil olmak üzere her türlü desteğe hazır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, çözümün tek bir ülkenin veya tarafın varlığıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, barış planının doğru koşullar, doğru otorite ve doğru hedefler üzerine kurulması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, çözümün meşruiyet kaynağının yalnızca Filistin halkının iradesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin rolünün, kalıcı ateşkes, adil barış, insani yardımlara erişim ve yeniden imar ile siyasi çözümü desteklemek olduğunu söyledi.

Suriye’de barış ve birlik

Erdoğan, Suriye’de hükümet ile “Suriye Demokratik Güçleri” arasındaki uzlaşma çabalarına değinerek, ülkenin savaş ve bölünme yıllarının ağır bedellerini ödediğini belirtti. Türkiye’nin önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak, ulusal birliği güçlendirmek ve devlet otoritesini tüm ülkeye yaymak olduğunu vurguladı.

evfedrv
Erdoğan, 24 Mayıs 2025’te Dolmabahçe Sarayı’nda Şara’yi kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı, çatışma bölgelerinin daraltılması ve sağlanan anlaşmaların ilerleme kaydettiğini, ancak saha gelişmelerinin tek başına kalıcı kazanımlar için yeterli olmadığını ifade etti. Toplumsal uzlaşının sağlanması ve merkezi hükümete destek verilmesinin önemine işaret eden Erdoğan, bunun kuzeydoğu Suriye’den güneyine, sahil bölgelerinden tüm ülkeye uygulanması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, Suriye’nin komşularına tehdit oluşturmayan, terör örgütlerine alan açmayan ve tüm toplumsal bileşenlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir ülke olmasının bölgesel istikrar açısından kritik önemde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bu sürece Suudi Arabistan ve diğer dost ülkelerle birlikte aktif destek sağlayacağını belirtti.

Sudan’da barış çabaları

Sudan’daki savaşın bininci gününe yaklaşılırken Erdoğan, Türkiye’nin diplomatik çabalarla barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin Sudan’da güvenilir bir dış aktör olarak mevcut çabaları güçlendirdiğini belirten Erdoğan, TİKA ofisinin ve Türk Ziraat Bankası şubesinin açılması, THY seferleri ile bölgesel bağlantının artırıldığını ifade etti.

Türkiye’nin insani yardımlar kapsamında Sudan’a 12 bin 600 ton malzeme ve 30 bin çadır gönderdiğini hatırlatan Erdoğan, tarım, madencilik ve enerji alanlarındaki iş birliğinin sürdüğünü ve yeniden imar çalışmalarının değerlendirildiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye’nin Suudi Arabistan, ABD ve Mısır ile iş birliğine de önem verdiğini belirtti.

Somali ve İsrail’in tanıma kararı

Erdoğan, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararının meşruiyetinin olmadığını ve Türkiye’nin Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaya devam edeceğini vurguladı. Erdoğan, Netanyahu hükümetinin eylemlerinin Afrika Boynuzu’nda istikrarı tehdit ettiğini ve bu adımların tüm Afrika kıtasına risk oluşturduğunu belirtti. Erdoğan, bölgesel aktörlerin ve uluslararası kuruluşların bu karara karşı tavır almasını desteklediklerini ifade etti.

İran ve bölgesel arabuluculuk

Erdoğan, ABD-İran geriliminin önlenmesine yönelik olarak Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölge ülkeleriyle yürüttüğü istişare ve koordinasyon girişimlerine değindi. Türkiye’nin herhangi bir savaşın çıkmasına izin vermeyeceğini, diplomasi ve ortak akılla çözüm üretme ilkesini benimsediğini vurguladı. Erdoğan, Türkiye’nin İran’daki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve istikrarın sağlanmasına önem verdiğini belirtti.