Nekbe'nin yıldönümünde etik tartışması

İki devletli çözüm önerisi artık ne Filistinlilerin ne de İsraillilerin gündeminde

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images
TT

Nekbe'nin yıldönümünde etik tartışması

Fotoğraf: Getty Images
Fotoğraf: Getty Images

Ahmed Mahir

Filistinliler, yaşadıkları Büyük Felaket’in (Nekbe) 75'inci yıl dönümünde, uzun zamandır bekledikleri güzel günlerin geleceğine dair umutlarını hala koruyor. Bazıları İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da iradeleri dışında yerleşim birimleri inşasının ve yarım yüzyılı aşkın süredir ‘geçici’ statüde olan işgalin devam etmesi nedeniyle iyimser olmak için tek bir neden bile bulamasalar da halen umutlarını kaybetmiş değiller.

Filistinlilerin bir Filistin yönetimi kurdukları işgal altındaki topraklarının sürekli daralmasına, iki devletli çözüm önerisine artık hem Filistinlilerin hem de İsraillilerin düşünce dünyasından silinmesi eşlik ediyor. İki taraf arasında barışı sağlamak ve bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmak amacıyla ABD’nin başkenti Washington'da, Beyaz Saray'ın bahçesinde imzalanan Oslo Anlaşmaları, üzerinden geçen 30 yılın ardından neredeyse hiç kimse tarafından hatırlanmıyor.

Son 50 yılda, yani 1967 yılında Batı Şeria'nın işgalinin başlangıcından bu yana, birbiri ardına iktidara gelen Amerikan yönetimlerinin, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşim birimleri inşa etmesini durdurması gerektiği açıklamaları bir artıp bir azalsa da hiçbir sonuca varılamıyor. ABD, 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail’i bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. O günden bu yana da İsrail, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli ortağı olamaya devam ediyor. Bununla birlikte ABD, Filistinliler ile İsrailliler arasında bir barış anlaşması yapılması konusunda kararlı.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin iradeleri dışında yerleşim birimleri inşa edilmeye devam ederken, ‘geçici’ statüdeki İsrail işgali de yarım yüzyılı aşkın süredir sürüyor.

Ramallah merkezli Filistin Politika ve Anket Araştırmaları Merkezi (PCPSR) ile Tel Aviv Üniversitesi Uluslararası Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Programı tarafından ortak gerçekleştirilen bir anket, bugün Filistinlilerin ve İsraillilerin çoğunluğunun iki devletli çözüme karşı olduklarını, hatta bazılarının eşit haklara sahip şekilde tek bir devlette yaşamayı desteklediklerini gösterdi. Ankete katılan Filistinlilerin yüzde 61'i ve İsraillilerin yüzde 65'i gibi bir çoğunluk ise ilerleyen süreçte yeni bir intifadanın başlayacağını düşünüyor.

fgtynj
1948 yılında Filistin topraklarının yüzde 78'inde İsrail Devleti'nin kurulmasına zemin hazırlayan Balfour Deklarasyonu'nu kınayan pankart açan Filistinli bir gösterici (Arşiv - Getty Images)

İşgal altındaki Batı Şeria’da yaklaşık 720 bin İsrailli yaşıyor. Filistin Merkez İstatistik Bürosu tarafından yayınlanan son verilere göre İsrailliler, 300’den fazla ruhsatsız ve rastgele inşa edilmiş yerleşim biriminde kalıyor. Söz konusu yerleşim birimleri, ilgili uluslararası yasalara göre yasadışı sayılıyor. Aynı zamanda bu yerleşim birimleri, İsrail işgalinin sona ermesinin önündeki en büyük engeli teşkil ediyor.

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerine yasadışı olmalarına rağmen resmi statü verdi. İsrail makamlarından izin alınmadan yerleşim karakolları kuruldu. Ancak İsrailli yetkililer, söz konusu karakollardan bazılarını meşrulaştırma niyetinde olduklarını birçok açıklamada ifade etti.

sdvb
Fotoğraf: Getty Images

İsrail Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde yerleşim birimlerinin ‘bağımsız bir egemen devlet toprağının bir çeşit sömürgeleştirilmesi’ olarak gösterilmeye çalışmasının reddedildiği belirtiliyor. Bakanlık, bu tür girişimleri ‘siyasi amaçlı ve bir aldatma taktiği’ olarak tanımlıyor.

Filistinli ve İsrailli insan hakları savunucuları İsrail Dışişleri Bakanlığı’na, daha fazla Filistin toprağının ilhak edilmesini hedefleyen ‘Siyonist hırsın’, Arap tarihinde Nekbe (Büyük Felaket) yılı olarak bilinen ve yaklaşık 800 bin Filistinlinin evlerinden edildiği, Filistin şehirlerinin boşaltıldığı ve Birleşik Krallık'ın kararıyla Filistin'in yıkıntıları üzerinde İsrail Devleti’nin kurulduğu 1948 yılından önceye dayandığını söyleyerek yanıt verdi. Filistinli ve İsrailli insan hakları savunucularına göre Nekbe, yerleşim birimlerinin çoğaltılması ve insan hakları ihlalleriyle günümüzde halen devam ediyor. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) gibi uluslararası insan hakları örgütleri de bu yüzden İsrail'i Filistinlilere karşı ‘apartheid’ rejimi uygulamakla suçluyor.

Filistinli ve İsrailli insan hakları savunucuları İsrail Dışişleri Bakanlığı’na, daha fazla Filistin toprağının ilhak edilmesini hedefleyen ‘Siyonist hırsın’, Arap tarihinde Nekbe (Büyük Felaket) yılı olarak bilinen ve yaklaşık 800 bin Filistinlinin evlerinden edildiği, Filistin şehirlerinin boşaltıldığı ve Birleşik Krallık'ın kararıyla Filistin'in yıkıntıları üzerinde İsrail Devleti’nin kurulduğu 1948 yılından önceye dayandığını söyleyerek yanıt verdi

Başarının bedeli ve değeri

İsrail, 75’inci doğum gününde sağlık, eğitim, teknoloji ve ekonomi alanlarındaki başarı hikayeleriyle övünüyor. Sağlık alanında önemli bir küresel konuma sahip olması nedeniyle son on yıl içinde gelişmiş ülkeler arasında yerini aldı. Bu alanda son derece gelişmiş bir teknolojik model sundu. Bilimsel araştırmalarda muazzam bir başarı elde ederek, eğitim kalitesi ve üniversite mezun oranı bakımından dünyada beşinci sıraya yerleşti.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerine göre, İsrail, geçtiğimiz yıl yüzde 6,5'lik gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) oranıyla bazı Avrupa ülkelerinin önüne geçen önemli bir ekonomik büyüme kaydetti.

Filistinliler, uluslararası ve İsrailli insan hakları örgütlerinin 1948 yılından beri bu sorumluluğu üstlenmesi nedeniyle, bu başarıların İsrail'e ahlaki bir sorumluluk yüklediğini düşünüyor. Filistinlilerden bazıları kadim yurtlarına dönmenin hayalini kuruyor. Bazıları da Birleşmiş Milletler’in (BM) kurduğu mülteci kamplarında, işgal altındaki Filistin topraklarında ve İsrail askeri kontrol noktalarıyla ayrılmış yerleşim bölgelerinde mülteci olarak yaşıyor. Batı Şeria'daki köylerin ve şehirlerin birbirinden ayrılması ve İsrail'in ‘geçici bir güvenlik çiti’ olarak da adlandırdığı ayrım duvarı, Filistinliler açısından insani krize yol açan uygulamalardan biri.

BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, geçtiğimiz ekim ayında işgal altındaki Filistin toprakları, Doğu Kudüs ve İsrail hakkında bir rapor yayınladı. Raporda, İsrail hükümetinin politikalarının Filistinlilerin hayatlarının her alanında ciddi ve çok yönlü etkileri olduğu belirtildi.

Bu sonuca varılması için makul gerekçelerin olduğu ifade edilen raporda, İsrail'in Filistin topraklarını işgali, işgalin devam etmesi ve İsrail hükümetinin fiili ilhak politikaları nedeniyle uluslararası hukuka göre yasadışı hale geldi.

Raporda işgal altındaki Filistin topraklarına çoğunlukla askeri amaçlarla el konulduğuna ve daha sonra buraların yerleşim birimleri inşa edildiğine dikkat çekildi.

BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarını güç kullanarak işgal etmeye devam etmesi nedeniyle, Filistinlilerin bireysel ve toplu olarak haklarını ihlal etmekten uluslararası olarak sorumlu olduğu sonucuna vardı.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi Avrupa Filistin Araştırmaları Merkezi Direktörü ve ‘The Ethnic Cleansing of Palestine’ (Filistin'in Etnik Temizliği) kitabının yazarı İsrailli tarihçi Ilan Pappe gibi İsrailli ve Filistinli tarihçiler, İsrail’in ilk günahının bedelini ödemesi gerektiğini söylüyor. Ayrıca, İsrail'in varlığı ve refahı uğruna ağır bedeller ödeyen Filistinlilere tazminat ödenmesi çağrıları yapıyorlar.

Ancak İsrail'in siyasi gerçekliğiyle hiçbir bağı olmamasından dolayı bu çağrılar, hayali ya da Nekbe'nin romantik bir canlanışından ibaret görünüyor. Bugün İsrail, tarihindeki en aşırı sağcı kabul edilen bir hükümete sahip. Mevcut İsrail hükümeti, 2022 yılı sonlarında kuruldu. Araplara ve Filistinlilere yönelik ırkçı tutumları ve açıklamalarıyla bilinen Ultra Ortodoks (Haredi) partilerden ve ırkçı Dini Siyonizm Hareketi’nden bakanlara sahip. Yerleşim birimlerinden de sorumlu olan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, geçtiğimiz günlerde Paris'te düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, Ürdün'ün yanı sıra Lübnan ve Suriye'nin bazı bölgelerini de kapsayan ‘Büyük İsrail Haritası’nı tanıttı. Smotrich, Filistinli diye bir halkın olmadığını, bunun ‘bir uydurmadan ibaret olduğunu’ düşünüyor.

Smotrich ve arkadaşlarının tamamen Yahudilerden oluşan bir Yahudi devleti kurma çağrısında bulundukları ve İsrail'in yanında egemen bir Filistin devleti kurulması için sınırların çizilmesine karşı çıktıkları, Kudüs'ün tartışmalı kaderi hakkında konuşmaya bile karşı oldukları biliniyor. Bu tür tutumlar, İsrail'in resmi olarak gerilimi tırmandırdığını ve önceki hükümetlerin Filistinlilere ekonomik teşvikler sağlayarak ‘çatışmayı yönetme ve azaltma’ stratejilerinden çarpıcı bir şekilde sapma olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Filistinliler, söz konusu stratejileri, işgali gizlice sürdürmek ve hatta Filistin meselesini bir bütün olarak görmezden gelmek ve Arap dünyasında İsrail ile olan psikolojik bariyeri kırmak için bir kamuflaj olarak görüyor.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi Avrupa Filistin Araştırmaları Merkezi direktörü İsrailli tarihçi Ilan Pappe gibi İsrailli ve Filistinli tarihçiler, İsrail’in ilk günahının bedelini ödemesi gerektiğini söylüyor.

thnmt
Tel Aviv'de hükümetin yargı reformuna karşı düzenlenen gösteriler sırasında, İsrail işgaline karşı gösteri düzenleyen ve arka planda Siyonist hareketin kurucusu Theodor Herzl'in görüldüğü, İngilizce ‘apartheid’ kelimesinin harflerini taşıyan eylemciler (Gettty Images)

Filistin yeniden doğana kadar İsrail gerçek bir demokrasi olamayacak. O zamana kadar, camilerin sinagoglarla yan yana inşa edildiği iki devlette, hatta iki uluslu bir devlette bir arada yaşamaktan bahsetmek, orada burada yapılan bildik resmi açıklamalarda tekrarlanan bir klişe olarak kalacak.

İşgal Altındaki Topraklardaki İsrail İnsan Hakları Enformasyon Merkezi'ne (B'Tselem) göre şu an Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'unu yerleşim birimleri kapsıyor. Buradaki belediyeler, henüz herhangi bir yerleşim birimine ya da yerleşim karakoluna resmi olarak bağlanmamış geniş açık alanları kontrol ediyor. Batı Şeria'nın yüzde 40’ı yerleşim birimlerinin doğrudan kontrolü altında. (İsrail'in 1948'de ilhak ettiği geniş toprakları da hesaba katarsak bu oran önemli ölçüde artacaktır.)

İsrailli iktisatçı Shir Hever, ‘The Political Economy of Israel's Occupation: Repression Beyond Exploitation’ (İsrail işgalinin Ekonomi Politiği: Sömürünün Ötesinde Baskı) adlı kitabında ‘işgalin maliyeti’ konusunda ilginç bir hipotez öne sürüyor.

Hever, (60’ıncı sayfada) şunları yazıyor:

Eğer 1967 savaşından sonra işgal altındaki Filistin topraklarında askeri işgal olmasaydı, birbiri ardında kurulan İsrail hükümetleri, yerleşim birimlerinin inşası ve geliştirilmesi, askeri tesislerin, kontrol noktaları ile güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesi ve ayrım duvarının inşası için ayrılan devasa bütçeleri İsrail'deki diğer sektörlere tahsis edebilirdi.

Son günlerdeki haberlerinde İsrail basını, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in Kudüs'te yaklaşık 2 bin subay ve askerden oluşan yeni bir güvenlik gücü oluşturmayı planladığını ve bunun İsrail hazinesi ile vergi mükelleflerine 1 milyar şekele (282 milyon dolar) mal olabileceğini aktardı.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin lideri olan ve daha önce ırkçılıktan suçlu bulunan Ben-Gvir, geçtiğimiz ocak ayında İsrail polisine İsrail'deki halka açık yerlerden Filistin bayraklarının kaldırılması talimatını vermişti. Ben-Gvir, Filistin bayrağı sallamanın ‘teröre destek veren bir eylem’ olduğunu söylüyor. Filistinliler içinse bu, kendilerine dayatılan bir oldu-bitti ve boyun eğdirme politikasının bir başka örneği.

Filistin için Nekbe’nin yıldönümü ve İsrail için kuruluş yıldönümü, bu yıl İsrail’de yargının yetkilerini sınırlayan, demokrasiyi baltalayan ve ‘yargı diktatörlüğü’ kuran yasalara karşı kitlesel ve eşi benzeri görülmemiş gösterilerle aynı zamana denk geliyor. İsrail’de her geçen gün büyüyen protesto hareketi, İsrail toplumunda büyük bir bölünmeye neden oldu. Bazı çevreler, biri laikler diğeri ise dindarlar ve İsrail tarihinin en uzun süre başbakanlık görevini yürüten Binyamin Netanyahu'nun destekçileri için olmak üzere, ‘iki İsrail devletinin’ olduğundan bahsediyor.

Tel Aviv ve Batı Kudüs'teki protesto gösterilerine Filistin bayrağı taşıyarak katılan, Filistinlilere yönelik zulmü kınayan ve İsrail'de demokrasiyi tehdit eden temel neden olarak tanımladıkları devam eden İsrail işgalinin altını bir kez daha çizen İsrailliler de var.

İsrail, Yahudi takvimine göre bu yılın nisan ayında kuruluş yıldönümünü kutlarken, Filistin yeniden doğana kadar İsrail’de gerçek bir demokrasi olamayacağını savunan bu küçük grup, o zamana kadar camilerin sinagoglarla yan yana inşa edildiği iki devlette, hatta iki uluslu bir devlette bir arada yaşamaktan bahsetmek, orada burada yapılan bildik resmi açıklamalarda tekrarlanan bir klişe olarak kalacağını söylüyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.