Gazze'de ölen çocuklar hakkında yazarken neler öğrendim

Sadece 9 çocuğun hikayesini anlatarak, bu savaşta ölen daha binlerce çocuk hakkında bir şeyler öğrenmeyi umduk

Gazze'de 7 Ekim'den bu yana ölenlerin yaklaşık yüzde 70'ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor (İbrahim Abu Mustafa/Reuters)
Gazze'de 7 Ekim'den bu yana ölenlerin yaklaşık yüzde 70'ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor (İbrahim Abu Mustafa/Reuters)
TT

Gazze'de ölen çocuklar hakkında yazarken neler öğrendim

Gazze'de 7 Ekim'den bu yana ölenlerin yaklaşık yüzde 70'ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor (İbrahim Abu Mustafa/Reuters)
Gazze'de 7 Ekim'den bu yana ölenlerin yaklaşık yüzde 70'ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor (İbrahim Abu Mustafa/Reuters)

Richard Hall 

Henüz yeni başlamış bir hayatı nasıl anarsınız? Belki de sadece bir ebeveyn, çocuklarının büyümesini, gülmesini ve her gün binlerce küçük şekilde değişmesini izleyen biri böyle bir göreve layık olabilir. Peki ya ebeveyn çocuklarıyla birlikte öldürüldüyse? O zaman bu hikayenin hakkını kim verebilir?

İsrail'in Gazze'deki savaşında öldürülen çocuklar hakkında yazarken kendimize bunları sorduk. Çatışmalarda 7 binden fazla çocuğun hayatı söndü; bu sayı o kadar büyük ki her birinin trajedisini gizliyor. Birleşmiş Milletler, Gazze'yi "çocuk mezarlığı" diye tanımladı fakat gerçek bundan çok daha kötü; ölümlerin boyutu, birçoğunun mezarının olmadığı anlamına geliyor. Bazıları bulundukları yere gömüldü, binlercesiyse hâlâ enkaz altında yatıyor.

Sadece 9 çocuğun hikayesini anlatarak, bu savaşta ölen daha binlercesi hakkında bir şeyler öğrenmeyi umduk. Onlar hakkında ömürleri gibi kısa bir yazı yazarsak, onları bir sayfadaki sayılar olmaktan çıkarıp nefes alıp veren insanlar haline getirebilirdik. Gazze Şehitleri adlı proje bunu çok daha büyük ölçekte yapmaya çalışıyor.

Bu çocukların parlak hayatları hakkında yazarken karşılaştığımız dehşet verici bir zorluk, ebeveynlerinin çoğunun onlarla birlikte öldürülmüş olmasıydı. Bu da bizi teyzeler, amcalar ve büyükanne ve büyükbabalar gibi geniş ailelerle konuşmak zorunda bıraktı. Bu çocuklara duydukları sevgi tartışılmaz olsa da birçoğu onları benzersiz kılan özellikleri (bir ebeveynin veya kardeşin her gün görebileceği nitelikler, takıntılar ve özellikler) yastayken tanımlamakta zorlandı. Ortaya çıkan şey iyi kalpli genellemelerdi: "Tipik bir çocuktu" ya da "Çok zekiydi" veya "Babasını çok severdi" gibi.

Dolayısıyla biz de küçük ayrıntılara odaklandık. Ailelere bu çocuklarla geçirdiklerini hatırladıkları küçük anları sorduk. Mahmud Alkrunz, yeğeni Ömer'in bağırarak hayvan sesleri çıkarıp durduğu bir kamp gezisini hatırladı. Hani Almadhoun, yeğeni Siwar'ın yazın Gazze'yi ziyaret ettiklerinde kızlarının üzerine titrediğini hatırlıyor. Ayrıca yaşamlarının son haftalarında karşılaştıkları zorlukları, ebeveynleri için nasıl cesur olmaya çalıştıklarını, ailelerinin kendilerinden önce öldürüldüğünü nasıl gördüklerini ve 8 yaşındaki Ghina Alkrunz örneğinde olduğu gibi nasıl aç öldüklerini öğrendik.

Bazı ailelerin cesetlerini bulmak için günlerce enkaz altında onları aradıklarını öğrendik. Ömer Almadhoun patlamanın etkisiyle evden o kadar uzağa fırlamış ki, cesedi arama alanının dışında, yaklaşık 20 metre ötede bir yabancı tarafından bulunmuş. Kardeşi Ali'yi bulmalarıysa birkaç gün sürmüş. Çocukların büyükannesi, köpeklerin cesetleri onlardan önce bulmasını engellemek için aile evlerinin yıkıntılarının başında beklemiş.

Bu anlar bize Gazze'de öldürülen çocuklar hakkında bir şeyler söylüyor fakat daha büyük soruya cevap vermiyor. Her şeyden önce neden bu kadar çok çocuk öldürülüyor?

Altta yatan bazı nedenler bize bağlam sunuyor. İlk olarak, Gazze dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri. Yaklaşık 2,2 milyon kişi 40 km uzunluğundaki şeridi evi bellemiş ve böyle bir yerde her türlü çatışmanın büyük ölçekli sivil kayıplara yol açması kaçınılmaz. Dahası, bu nüfusun neredeyse yarısı çocuk, bu da kayıpların önemli bir kısmını onlar oluşturacak demek. Nitekim 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin yaklaşık yüzde 70'ini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. İkincisi, Hamas geleneksel bir ordu değil ve açık alanda üniformalı savaşmaz. Halk arasında ve bir tünel ağı üzerinden hareket ediyorlar. Dolayısıyla Hamas hedeflerinin çoğu sivil altyapıya yakın olacaktır.

Ancak bu faktörler göz önünde bulundurulsa bile Gazze'de siviller tarihi bir hızla öldürülüyor. Söz konusu hız, buradaki daha önceki çatışmaları ve ABD'nin Afganistan'da ya da Suriye ve Irak'ta IŞİD'e karşı yürüttüğü savaşlar gibi diğer yakın tarihli savaşları çok geride bırakıyor.

Gazze'deki bombardımanın boyutu, İsrail'in binlerce çocuğun ölümü de dahil bu yüksek sivil kaybının, oradaki askeri hedeflerine ulaşmak için ödenmeye değer bir bedel olduğuna karar verdiğinin birçok göstergesinden biri.

840'tan fazla siville 300 asker ve güvenlik personelinin katledilmesi ve 200'den fazla kişinin kaçırılmasına karşılık olarak başlatılan bu savaş, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından "medeniyetin düşmanlarına" karşı bir mücadele diye tanımlandı. İsrail ordusu sivilleri hedef aldığını reddediyor ve bunun yerine Hamas'ı sivilleri canlı kalkan olarak kullanmakla suçluyor. İsrail ayrıca Gazze'nin kuzeyi gibi boşaltılmasını emrettiği bölgelerde öldürülen siviller için suçlanamayacağını söylüyor. Ancak bu savaş sırasında hastaneler, camiler, BM okulları ve sığınaklar da dahil bu sözümona güvenli alanları da bombalıyor.

Norveç Mülteci Konseyi Genel Sekreteri, mevcut bombardımanın "artık çağımızda sivil nüfusa yönelik en kötü saldırılar arasında yer aldığını" söyledi (Reuters)​​​
Norveç Mülteci Konseyi Genel Sekreteri, mevcut bombardımanın "artık çağımızda sivil nüfusa yönelik en kötü saldırılar arasında yer aldığını" söyledi (Reuters)​​​

İsrailli yetkililer, önceki savaşlara kıyasla isabetliliğe daha az önem verdiklerini kamuoyuna açıkladı. 10 Ekim'de, Hamas saldırısından sadece üç gün sonra ve İsrail kara harekatını başlatmadan önce, İsrail Savunma Kuvvetleri sözcüsü Daniel Hagari, Gazze'de "binlerce ton mühimmat" kullanıldığını söylemiş ve "isabetlilikle hasarın kapsamını dengelerken, halihazırda neyin maksimum hasarı verdiğine odaklanıyoruz" diye eklemişti.

Gazze'de sahada maksimum hasar, cansız ve tozla kaplı sıra sıra dizilmiş küçük bedenler demek.

İsrail'de yayımlanan +972 dergisine göre, İsrail'in Gazze'de seçtiği hedeflerle ilgili yapılan çeşitli soruşturmalar, İsrail'in saldırılar için kabul edilebilir hedefler listesini askeri ve Hamas altyapısından, "özel konutların yanı sıra kamu binaları, altyapı, yüksek bloklar" ve örgüt elemanlarının evlerini de içeren "güç hedefleri" olarak genişlettiğini ortaya koydu. Aynı araştırma (bulguları The Guardian tarafından da kanıtlarla desteklendi)  İsrail ordusunun çok sayıda hedefi bir insandan çok daha hızlı bir şekilde belirlemek ve seçmek için yapay zeka kullandığını ortaya koydu.

Norveç Mülteci Konseyi Genel Sekreteri Jan Egeland'a göre bu bombardıman "çağımızda sivil nüfusa yönelik en kötü saldırılar arasında yer alıyor. Her gün daha fazla ölü çocuk ve bu cehenneme katlanan masumlar için yeni acılar görüyoruz".

Böyle bir ortamda Gazze'nin çocuklarının hiç şansı yoktu.

Ölüm ilanları çok daha uzun olmalıydı. Okulda ne yaptıklarını, boş zamanlarını plajda ya da kampta nasıl geçirdiklerini ve en çok hangi oyuncakları sevdiklerini öğrenebilirdik. Ama mezuniyetleri, düğünleri, yurtdışı seyahatleri hakkında hikayeler de içermeliydi ve bunları anlatmak için kendi çocukları da orada olmalıydı.

Independent Türkçe



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.