İsrail eski Başbakanı Yair Lapid, Al Majalla’ya konuştu: ‘Filistin devletinin kurulması uzun bir süre gecikecek… Biz Ortadoğu’da misafir değiliz, kalıcıyız’

Şimdi muhalefet lideri olan eski İsrail Başbakanı Al Majalla’ya konuştu.

Axel Rangel Garcia/Eyal Warshavsky/Majalla
Axel Rangel Garcia/Eyal Warshavsky/Majalla
TT

İsrail eski Başbakanı Yair Lapid, Al Majalla’ya konuştu: ‘Filistin devletinin kurulması uzun bir süre gecikecek… Biz Ortadoğu’da misafir değiliz, kalıcıyız’

Axel Rangel Garcia/Eyal Warshavsky/Majalla
Axel Rangel Garcia/Eyal Warshavsky/Majalla

Ahmed Mahir

İsrail eski Başbakanı Yair Lapid, kendi ofisinde, pek çok siyasi gelişme hakkında Al Majalla’ya verdiği röportajda, arzulanan Filistin devleti, İsrail’de yükselen aşırı sağ ve Hamas hareketi gibi şu an merak edilen birçok meseleye dair değerlendirmelerde bulundu.

Lapid’e göre İsrailliler ve Filistinliler, on yıllardır süregelen çatışmayı bölgede gelecek nesillere güvenli ve konforlu bir hayat temin edecek şekilde çözüme kavuşturmak için ellerinden geleni yapmalı.

2022 yılında kısa bir süreliğine başbakan ve 2014 yılında da maliye bakanı olarak görev yapan Lapid, kendisine ‘iki devletli çözümün’ diplomatik başarısızlıkla eşanlamlı hale gelip gelmediği sorulduğunda, Filistinlilerin bir devleti olması, kendilerini yönetmeleri ve Filistinlilerle onurlu bir şekilde yaşamaları gerektiğini söyleyerek ekledi:

“Bu düşüncenin öldüğünü sanmıyorum; ancak bana kalırsa 7 Ekim saldırılarından sonra epeyce ertelenecek. Çünkü bizim halkımızın selametini temin etmenin yollarını bulmamız lazım.”

Lapid, son yıllarda savaş ve barış zamanlarında ‘çatışmayı yönetme’ politikasının etkili olmadığını ve bunun başarısızlığının kanıtlandığını söyledi. Önemli olan şeyin çatışmanın çözülmesi olduğunu düşünen Lapid, “Ülkemizin geleceği konusunda belirsizlik yaşamamız gereken dönem artık bitti” diyor.

Uluslararası düzeyde desteklenen barış reçetesi, İsrail’in yanında Gazze Şeridi ile Batı Şeria’da 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını ve Kudüs’ün de iki tarafın ortak başkenti olmasını öngörüyor.

2012 yılında liberal ideolojiye sahip Yesh Atid (Gelecek Partisi) adlı partiyi kuran Lapid’e göre İsrail’in bugün merkezî politikalara ihtiyacı var ve aşırı sağ, ülke için bir tehdit oluşturuyor. Ona göre aşırı sağcılar, ‘bağırıp çağırmayı iyi biliyorlar, fakat yönetmeyi beceremiyorlar.’ 

Aynı zamanda eski bir gazeteci olan Lapid, 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail’in Hamas hareketiyle komşu olarak yaşayamayacağını ve bir örgüt ve ideoloji olarak Hamas hareketinin ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.

Lapid’e 7 Ekim’den sonra İsrail’in siyasi düşüncesinde nelerin değiştiğini, Filistin devletinin İsrail’in ulusal güvenliği için artık bir gereklilik haline gelip gelmediğini, Gazze’ye karşı savaşta sivillerin rastgele hedef alındığı ve bunun sonucunda binlerce kişinin öldüğü konusunda İsrail ordusuna yöneltilen suçlamaları sordum.

Lapid, İsrail’in Hamas veya Lübnan Hizbullahı tarafından varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu düşünmüyor ve ekliyor:

Biz burada kalıcıyız. Arap dünyasının anlaması gereken tek şey şu ki biz Ortadoğu’da misafir değiliz.

Şarku'l Avsat, Al Majalla’nın Lapid ile gerçekleştirdiği röportajın tam metnini aktarıyor. 

-İsrail’in ulusal güvenliği bağlamında bir Filistin devletinin kurulması artık bir zorunluluk olarak mı görülüyor yoksa Filistinlilerle kendi devletlerine dair müzakere yapmama yönünde bir değişim mi mevcut?

-Maalesef ki 7 Ekim olayları, benim şahsen desteklediğim ‘iki devletli çözüm’ ihtimalini azalttı. Filistin devletinin savunucuları her zaman İsrail’in kendi halkını korumak için güçlü güvenlik önlemleri almasını sağlamanın önemini vurguladılar. Ancak halkımız için güvenliği oluşturan şeye dair anlayış, o gün köklü bir şekilde değişti. Radikal bir terör örgütü olan Hamas, bizim anladığımız şekliyle bir devlet anlayışına ulaşmaya çalışmıyor. Onların DEAŞ ve El-Kaide örgütlerinin ideolojilerine benzeyen ideolojileri, Irak’tan Mısır’a uzanan bir hilafet kurmaya odaklanıyor. Bu yüzden de Filistin devletini desteklemiyorlar ve aktif bir şekilde bu düşünce aleyhine çalışıyorlar. Her ne kadar Filistin devleti düşüncesinin öldüğünü düşünmesem de epeyce ertelendiği muhakkak. Şu an önceliğimiz, halkımızın selametini ve güvenliğini temin etmenin yollarını bulmak.  

-Ancak Hamas, daha önce bir ‘İslam hilafeti’ kurmak istediğini söylemedi. Aksine bir Filistin devleti kurmak istediğini söyledi. Bu iddiayı nereden çıkardınız?

-Size Hamas’ın kuruluş sözleşmesini okumanızı öneririm. Yahudiler ve Hıristiyanlarla ilgili kısımlara özellikle odaklanabilirsiniz. Onlar öldürmek istiyorlar ve onları DEAŞ örgütüyle aynı karede buluşturan şey de bu. Onlar Yahudileri ve Hıristiyanları, hatta ılımlı Müslümanları bile öldürmek istiyor. Bunu engellemek için hep birlikte çalışmalı ve Hamas’a karşı koymalıyız.

sef
Şu an İsrail muhalefet lideri olan eski İsrail Başbakanı Yair Lapid, kendi ofisinde Al Majalla’ya verdiği özel röportaj esnasında (Eyal Warshavsky/Majalla)

-İsrail birkaç yıldır çatışmayı yönetiyor. Bu siyasi stratejiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Bence İsrail solu, Ortadoğu’da bir belge imzalamanın tüm taraflar arasında uzlaşma sağlayacağını ve çatışmayı bitireceğini zannetmekle hata yaptı. Burada işler böyle yürümüyor. Sağın hatası ise söylediğiniz gibi, çatışmayı yönetebileceklerini sanmaları oldu. Çatışma yönetilemez. Bunun yerine aşamalı bir şekilde çatışmayı çözmemiz gerekir. Çatışmanın, İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarına uygun şekilde cevap verilerek özenle çözülmesi lazım. Aynı şekilde Filistinlilerle yaşadığımız esas meseleyi de çözmek gerekir. Filistinliler onurlu bir şekilde yaşamak ve kendi kendilerini yönetebilen bireyler olarak saygı görmek istiyorlar, ki ben bunu anlayışla karşılıyorum. Bu benim sadece siyasi lider olarak değil, aynı zamanda bir baba olarak da görüşüm. Öyle ya, çocuklarınıza çözebileceğiniz sorunları miras bırakmazsınız, aksine bu sorunları çözmeye çalışırsınız. Dolayısıyla benim ve benim kuşağımın rolünün, çatışma yönetiminin ötesine geçmesi gerektiğine inanıyorum. Bu meseleyi burada, bu bölgede çocuklarımızın müreffeh bir yaşama sahip olmasını sağlayacak şekilde çözüme kavuşturmak için elimizden geleni yapmalıyız.

-İsrail’in stratejik siyasi düşüncesinde 7 Ekim’den sonra neler değişti?

-Güzel soru. Vardığımız asıl sonuç, daha önce hafife alınmış yeteneklere sahip barbar bir düşmana karşı stratejik ittifaklarımızı güçlendirmek gerektiği oldu. Bu tehditler sadece bizim için değil, gördüğümüz üzere Suudi Arabistan Krallığı, Mısır, Lübnan ve tabi ki Ürdün dahil bölgenin tamamı için de bir tehlike arz ediyor. İlerisi için toplum olarak iki odak noktamız olacak: Birincisi, güvenlik önlemlerimizi artırmak, ikincisi de stratejik ittifakları güçlendirip derinleştirmek. Bu ortak tehditlere karşı koymak için bölgesel ortaklarla iş birliği yapmak, topluca selametimiz ve istikrarımız için oldukça önemli.

-7 Ekim’den önce Hamas’ın İsrail’e karşı büyük bir saldırı planlıyor olabileceği konusunda endişeniz var mıydı? Belki bu konuda başkalarını da uyardınız?

-Evet, uyardım. 20 Eylül’de burada tüm ekibimin iradesine karşı çıktığım bir konuşma yaptım. Konuşmamda, birden fazla alanda patlama tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu söyledim. Bunu aldığım istihbarat bilgilerine dayanarak söyledim. Öylesine bir ihtimal olarak değil, güçlü bir ihtimal olarak Gazze’yi zikrettim ve güvenlik risklerine karşı daha uyanık olmamız gerektiğini belirttim. Sizin de hatırlayacağınız üzere o dönemde tüm ülke, hukuki konulara dair bir iç çekişmeye dalmış durumdaydı. Bu yüzden büyük bir siyasi bunalım yaşıyorduk. Bense güvenliğe daha fazla odaklanma çağrısı yapıyor ve ele alınmamış, ilgi gösterilmemiş güvenlik riskleri olduğu konusunda uyarıda bulunuyordum.

-Tepkiler nasıldı?

-Büyük bir karşılık görmedi. Bakın, ileri görüşlü olduğumu iddia etmiyorum. Öngörüleriyle övünen biri gibi görünmek de istemem. Daha sonra yaşananları hiç kimse tahmin edemezdi. Ancak beni endişelendiren şey, ülkenin siyasi meselelerle gerekenden fazla meşgul olması ve güvenlik meselelerine gereken ilgiyi göstermemesi idi.  

-İsrail’in en yakın müttefiki ABD’nin değerlendirmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bildiğiniz gibi ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrail’in mevcut savaşta sivilleri korumazsa, onları Gazze’deki ‘düşmanın kucağına’ iteceğini ve İsrail’in ‘bir taktik zaferini stratejik hezimete’ dönüştürme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor.

-İsrail’in sivillere zarar vermek gibi bir niyeti veya arzusu yok. Biz Hamas’ın terör saldırılarıyla hiçbir alakası olmayan insanlara zarar gelmemesi için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz.

-Ama İsrail ordusu Gazze Şeridi’nde pek çok hastaneyi, evi ve çeşitli hayati tesisleri hedef alarak binlerce sivilin ölümüne neden oldu.

-Gazze’de yaşadığımız ikilem, Hamas’la olan daimî ikilemimizdir. Dikkat edin, halklarını canlı kalkan olarak kullanıyorlar. Olan bu. Bu, korkunç bir düşünce ve hiç makul değil. İnsanlar bunu anlamakta çok zorlanıyor. Ancak savaşmamız gereken düşman bu. İnsanlara su, gıda, ilaç ve insani yardım sağlamak için elimizden geleni yapacağız. Elimizden geldiğince onları çatışma bölgelerinden uzak tutmaya çalışıyoruz. Ama insanların da Gazze’de Hamas’ı ortadan kaldıracağımızı anlamaları gerekiyor. Çünkü Gazze’deki Hamas’la komşu olarak yaşayamayız. Zira bir terör örgütünün kapınızın eşiğinde durmasına izin verdiğinizde neler olduğunu ve olabileceğini gördük.

-Sizce İsrail’in Hamas’ın saldırılarına tepkisi zemininde çok sayıda sivil ölümünün yaşanması Gazze’de ve Batı Şeria’da Hamas’ın popülerliğini artırıyor mu? Toplu bir cezalandırma olarak görülen ve sorumsuz ve intikamcı olduğu düşünülen askerî harekâta yönelik eleştiriler de giderek artıyor.

-Evet, ilk tepki bu olabilir ama bu böyle devam etmeyecektir. Yani savaşın tozu dağılıp da herkes şöyle bir etrafına bakınca Hamas’ın Gazze halkına ölümden ve yıkımdan başka bir şey getirmediğini görecekler. 7 Ekim’de İsrailliler, Hamas’ın kurbanı oldular, şimdi de Gazze halkı Hamas’ın kurbanı. Ben Gazze halkının zekâsına güveniyorum; bu felaketi başlarına Hamas’ın getirdiğini anlayacaktır. O yüzden şimdi belki popülerlik kazanıyorlar; bu, savaş zamanlarında anlaşılır bir durum. Ama Gazze halkı gözündeki popülerliği koruyamayacaklar. Savaş sona erdiğinde genel olarak Filistinliler ve Arap dünyası, Hamas’ın Gazze halkına yaşattığı korkunç akıbetin farkına varacak.  

-Savaştan sonra Filistinliler demokratik ve özgür bir seçim yapıp da Hamas’a oy verirlerse ne olur?

-İyi ama o zaman bu seçimler özgür olmaz ki. Demokratik herhangi bir ülke size bunu söyleyecektir. Zira terör örgütlerinin aday olmasına izin verilmez. Fransa’da Hizbullah’ın ya da İngiltere’de El-Kaide’nin aday olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Hayır. Eğer demokratik bir seçim yapılırsa o zaman terör örgütü Hamas’ın da bu seçimlere aday olmasına izin verilmemesi gerekir. Dolayısıyla çizdiğiniz senaryonun gerçekleşmesi imkânsız.

-Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılacağından nasıl emin olabiliyorsunuz? Sonuçta mesele sadece askerî faktörlerle alakalı değil, bu aynı zamanda bir fikir ve ideoloji meselesi.

-Evet, başta herkes bir fikrin kökünü kazıyamazsınız diyor. Bu doğru olabilir. Ama kötü bir fikrin kökünü kazıyabilirsiniz ve Hamas da kötü bir fikir. Hamas’ın boyutunu biliyoruz. Hamas’ın gerçek boyutunu ve nasıl çalıştığını biliyoruz. 7 Ekim’de bizi şaşkınlığa uğrattı. Ama şu an şaşkın değiliz ve savaş uzasa bile Hamas’ın işini bitirmeye çok kararlıyız. Bu gerçekleşecek. Bakın, İsmail Heniyye ve Halid Meşal gibi Hamas liderleri ve aileleri yurt dışında milyarderler gibi yaşarken, Hamas halkının sıkıntı çektiğinin herkes farkında. Onlar dünyanın her yerinde kendilerine özel lüks mülklerde, otellerde ve alışveriş merkezlerinde hayat sürerken halkları çadırlarda yaşıyor. Zaten Amerikalılarla Hamas’ın mali varlığına güçlü bir darbe indirmeyi de görüşüyoruz.

-Sizce ‘iki devletli çözümün’ büyük bir diplomatik başarısızlık olduğu ispatlandı mı?

-Yahudiler ile Araplar, İsrailliler ile Filistinliler arasında barış düşüncesini engellemek için ellerinden geleni ardına koymayan İran, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad’ın oluşturduğu şer ittifakının varlığı, elbette ki fayda sağlamıyor.

-Öyleyse ‘iki devletli çözümün’ bir başarısızlık örneği olduğunu kabul ediyorsunuz?

-Hayır. Kastettiğim, bu çözümün henüz gerçekleşmediği. Pek çok engel var. Hem Filistinli hem de İsrailli gelecek nesillere karşı vazifemiz, yan yana barış içinde yaşamalarıdır.

-O halde ‘iki devletli çözüme’ halen inanıyorsunuz?

-Evet. Ben 2022 yılında başbakandım ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda ‘iki devletli çözümün’ doğru çözüm olduğuna inandığımı dile getirmiştim.

-Peki bugün, özellikle de yerleşimlerin genişlediği bir dönemde iktidarın başında olsaydınız ne yapardınız? Şu an Batı Şeria’da yaklaşık 800 bin İsrailli yerleşimci ve vatandaş mevcut. Batı Şeria’nın merkezinde de radikal dindar Siyonist hareketlerin kurduğu yerleşim yerleri var. BM ve pek çok yabancı hükümet, bütün bu yerleşimlerin yasa dışı olduğunu söylüyor.

-Basitçe söyleyeyim: Herhangi bir barış anlaşması tavizlerle ilgilidir. Aksi takdirde ortada bir anlaşma olmaz. Ama izin verin size, 1967 Savaşı’ndan bu yana İsrail’in dört kez Filistinlilere kendi devletlerini kurma teklifinde bulunduğunu ve onların da bu teklifi dört kez geri çevirdiğini hatırlatayım. En sonuncusu 2014 yılında, ben hükümette görev yapıyorken oldu. Bu, (eski ABD Dışişleri Bakanı) John Kerry Eylem Çerçevesi olarak biliniyordu ve ben de müzakere ekibinin bir parçasıydım. Size söylüyorum, Netanyahu başbakanken onlara bir devlet kurmayı teklif ettik. Yerleşimler mevcutken onlara da bu yerleşimlerden bir pay sunduk. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Beyaz Saray’a giderek Başkan Obama ile görüştü. Ancak bizim teklifimizi ve herhangi bir özyönetim imkânını reddettiler. Bu üzücü bir durum. Bununla birlikte bizim de okullarında Yahudilerin maymun ve domuz olduklarını öğretmeyen bir komşuya ihtiyacımız var. Bu nefret kültürünü ortadan kaldırmayı başarırlarsa biz de uzlaşmanın yollarını bulacağız.   

sdeve
Eyal Warshavsky/Majalla

-Yeterince açık olmadıysa müsaade edin sorumu tekrarlayayım. Batı Şeria’nın derinliklerinde yerleşimler mevcutken Filistinlilerin kendi devletleri nasıl olabilir?

-Yok, siz sorunuzu sordunuz. Siz sordunuz ama ben çok net olmak istemedim. Bunun için size, tavizlerin herhangi bir barış anlaşmasının çok önemli bir parçası olduğunu herkesin bildiğini söyledim. Ama mecbur kalmadıkça detaylara girmeyin. Şu an sadece Hamas’ın Gazze’de alıkoyduğu İsrailli rehinelerin ve vatandaşların akıbetiyle ilgileniyoruz. Bölgedeki tüm dostlarımızdan yardım görmeyi umuyoruz. Tüm insanlarımızı ve evlatlarımızı yurda geri getirmemize yardımcı olmak için elinizden gelen tüm çabayı göstermenizi ümit ediyoruz.

-İsrail’de sağın ve aşırı sağın popülerliği artıyor. Aşırı sağ şu an Netanyahu ile ittifak halinde ve Araplarla Filistinlilere karşı ırkçı tutumlarıyla biliniyorlar.

-Size memnuniyetle karşı çıkacağım. Çünkü koalisyona dahil olan aşırı sağın, Knesset’te yaklaşık 14 sandalyesi var. Şu an yedi ila on kişiler. Dolayısıyla rakamlar, sizin söylediğinizin aksini gösteriyor. Bundan memnunum, zira bence ülke için bir tehdit oluşturuyorlar. Yani popüler değiller. Çünkü sizin de bildiğiniz gibi ilginç olan şu ki, onlar iktidara geldiklerinde ve koalisyonun bir parçası olduklarında, insanlar, onların bağırma ve muhalefet etme konusunda çok iyi olduklarını ama ülkenin nasıl yönetileceğini bilmediklerini fark ettiler.

-O zaman İsrail’deki yeni hükümetin veya koalisyon hükümetinin liderliği merkezci mi olacak?

-Halk artık birlik istiyor. Birbirimizden uzaklaşmamızı değil, birbirimize doğru ilerlememizi istiyorlar. İnsanlar en çok ihtiyacımız olan şeyi sadece merkezî devletin yapabileceğinin bir ölçüde farkında. Bu yüzden geleceğin fırsatlarına bakarsak, inanıyorum ki orta yolcuların liderlik ettiği hükümet, güvenlik ve refah getirecek. İsrail’in buna ihtiyacı var. Kısa süre önce korkunç bir saldırıya maruz kaldık ama biz nasıl toparlanacağını bilen bir halkız. Benim babam, Holokost sırasında Budapeşte’deki Yahudi mahallesinde yaşayan bir çocuktu. Biz daha önce karanlık yerlere gittik ve o karanlık yerlerden nasıl çıkacağımızı, azami faydayı nasıl çıkaracağımızı biliyoruz.

-Menahem Begin, Şamir, Rabin ve Barak… Eski başbakanlar olarak hepsinin de Filistinlilerle barış projeleri vardı. Ancak dünya çapında pek çok siyasetçiye ve İsrail vatandaşına göre Netanyahu, herhangi bir barış ihtimalini baltaladı. Sizce Netanyahu’nun sağcı siyasi ideolojisi, bu savaş bittikten sonra da devam edecek mi?

-Bence yeni bir İsrail’e doğru ilerliyoruz. Ben her şeyin değiştiğine inanıyorum. İsrail siyaset kurumunun da kamuoyuna, sonraki nesillerin geleceğine dair daha belirgin bir vizyon ve açıklama sunmaya borçlu olduğunu düşünüyorum. Özel olarak birine işaret etmeden söylüyorum ki, ülkemizin geleceğinin bizim için belirsiz olduğu dönemler artık geride kaldı. Daha çok çalışmalıyız. İnsanların İsrail’in geleceğine dair vizyonumuzun ne olduğunu anladıklarından emin olmamız lazım. Bu mesele sadece güvenlikle veya Filistinliler ve onların eylemleriyle alakalı değil. Bu aynı zamanda istediğimiz siyaset ve ekonomi türüyle de alakalı. Ancak diğer yandan Arap dünyasıyla ve daha ılımlı Sünni ülkelerle ittifaklar kurmamız gerektiği de ortada. Bu yüzden bu cevap, Netanyahu’yla alakalı mı değil mi bilmem ama İsrail’le alakalı.

-Bölgede stratejik ittifaklarla neyi kastettiğinizi daha açık ifade edebilir misiniz?

-Başta Suudi Arabistan Krallığı olmak üzere daha ılımlı ülkelerle güçlü ilişkiler kurmayı kastediyorum. Bu tür iş birliklerine ihtiyacımız var. Bu, tüm Ortadoğu için stratejik düşünme biçimidir. Kanaatimce Suudi Arabistan’la normalleşme oldukça önemli. Bu normalleşme gerçekleşecek ve 7 Ekim’de normalleşmeyi baltalamak isteyen teröristler de bu konuda göz korkutmayacaktır. İlişki için belirgin bir vizyon varsa bu vizyon kendi yolunu izleyecek ve bir grup teröristin kol bükmesine izin verilmeyecektir. Aynı şey İsrail için de geçerli. Bence artık üzerinde birlikte çalışabileceğimiz tüm olumlu işlerde ileri gitmemiz gerekiyor.

sfe
Gazze Şeridi’nde alıkonan rehinelerin aileleri, 19 Aralık 2023’te Tel Aviv’de bir protesto sırasında (Reuters)

-İsrail, Hamas ve Hizbullah tarafından varoluşsal bir tehditle mi karşı karşıya?

-Hayır. Hamas ve Hizbullah, iki terör örgütü ve biz halen bölgenin en güçlü askerî kuvvetiyiz. O ikisi, bir tehdit oluşturuyor ama İsrail için varoluşsal bir tehdit değiller. Biz burada kalıcıyız. Arap dünyasının anlaması gereken şey şu ki, biz Ortadoğu’da misafir değiliz. Biz burada kalacağız, İsrail kalacak ve Arap ülkeleriyle iletişimi sürdürecek. Herhangi bir diyalog için en başta bizim hiçbir yere gitmeyeceğimizin tam olarak anlaşılması gerekiyor. Ortadan kalkacak olan Hizbullah ile Hamas’tır.

-İran’la diyaloğun mümkün olduğunu düşünüyor musunuz yoksa sizin için en iyi seçenek çatışma mı?

-7 Ekim’in bize öğrettiği bir şey varsa o da radikallerle, barbar radikallerle iş yapılamayacağıdır. İran, nükleer programını tamamen ortadan kaldırırsa, Arap veya İsrailli herhangi bir hükümeti sabote etmek için Ortadoğu’nun dört bir yanına gönderdiği milisleri tamamen dağıtırsa ve dünyanın en büyük terör finansörü olmaktan vazgeçerse, o zaman belki onunla müzakerelere başlayabiliriz. Ama bugün İran bu saydıklarımızın hiçbirini yapmıyor. Dolayısıyla onunla müzakere etmemeliyiz. Bilakis teröre karşı bir arada durduğumuzu vurgulamalıyız.

-İsrail’in Filistinlileri Mısır’daki Sina Yarımadası’na gitmeye mecbur etme planları olduğu yönündeki iddialara ve sızıntılara ne diyorsunuz? Yani Filistinliler, savaşın başından beri kuzeyden ortaya ve şimdi de güneye doğru göç ettirilmek üzere sürekli baskılara mı maruz kalıyorlar?

-Her ne olacaksa Mısırlılarla koordinasyon içinde olacak. Onlarla bir barış anlaşmamız var. Mısır egemenlik sahibi, önemli bir ülke. Mısır sınırlarında olacak her şey, Mısırlılarla çok dikkatli bir şekilde koordine ettiğimiz bir şey olacak. Yani Mısırlılara hiçbir şey dayatmayacağız. Onlarla oldukça verimli bir diyalog içindeyiz. Bu yolun işlerin ilerletileceği yol olduğundan emin olacağız ve insanları Mısır’a gitmeye zorlamayacağız.

*Bu röportaj Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden  çevrilmiştir.



Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
TT

Fransa ve Kanada’dan Trump’la yaşanan gerilim ortamında iş birliğini güçlendirme kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Kanada Başbakanı Mark Carney, Saint-Pierre’de görüştü. (DPA)

Fransa ve Kanada liderleri, dün iki ülke arasındaki ilişkileri daha da güçlendirme kararı verdi. İki lider, Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransa’ya bağlı Saint-Pierre ve Miquelon takımadalarında gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından, artan jeopolitik gerilim, iklim değişikliği ve demokratik değerlerdeki aşınmayla mücadelede iş birliğinin önemine vurgu yaptı.

İki liderin takımadaya ziyareti, 2014’ten sonra bir Fransa cumhurbaşkanının, bir Kanada başbakanının ise ilk ziyareti oldu. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın birkaç hafta önce Saint-Pierre ve Miquelon’un yanı sıra Kanada’nın tamamını ve Kuzey Amerika’daki diğer ülkeleri ABD bayrağıyla kaplı gösteren bir fotoğraf paylaşmasının ardından gerçekleşti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Saint-Pierre ve Miquelon’da yaptığı konuşmanın ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ile selfie çekerken. (AP)

Ottawa, ABD ile giderek sertleşen ticaret savaşı sürerken Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, “Toplumlarımız yeni fırtınaların yol açtığı sarsıntılarla karşı karşıya: iklim değişikliğinin neden olduğu çalkantılar, demokratik standartların aşınması ve egemenliğimize yönelik yeni tehditler. İlişkilerimizi güçlendirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise iki müttefikin uzay, iklim ve enerji gibi çeşitli alanlarda ilişkileri güçlendirme konusunda mutabık kaldığını söyledi.

Macron, “Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, uluslararası hukuka saygıya, özgür ve adil ticarete, kararlarımızın temelinde bilime dayanmaya ve savunduğumuz stratejik özerkliğe birlikte inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Diplomatlar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a giderken gerçekleştirilen Macron’un ziyaretinin, Trump’ın sosyal medya paylaşımının ardından sembolik önem taşıdığını belirtti.

Trump’ın paylaştığı görselde ABD bayrağı; ABD, Kanada, Grönland, İzlanda, Meksika, Orta Amerika ve Karayipler’i kapsayan bir haritanın üzerine sarılmış şekilde gösterildi ve görselde “Amerika Birleşik Devletleri” ifadesi yer aldı. Görselde Saint-Pierre ve Miquelon ile Karayipler’deki Fransız toprakları da bulunuyordu.

Trump’ın paylaşımına ilişkin soruları yanıtlayan Macron, bu toprakların Fransız olmadığı yönündeki yaklaşımı reddetti. Macron, “İnsanların tuhaf fikirleri olması ya da tuhaf şeyler söylemesi” nedeniyle bu gerçeği her gün yeniden teyit etmek zorunda olmadığını söyledi.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle hükümeti üzerindeki baskının arttığı bir dönemde konuşan Macron, Kanada’nın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının büyük bölümünü Asya’ya yönlendirmek yerine Avrupa’ya yönelik ihracatını artırmasını istediğini belirtti.

İki lider ayrıca Kanada’nın Avrupa Birliği ile ilişkilerini görüştü. Birlik, Ottawa’nın ilk ortak üye olmasının önünü açarken Macron, Fransa’nın bu girişimi desteklediğini söyledi.

Ancak böyle bir adımın çeşitli engellerle karşılaşması bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupa Birliği ile Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması’nın (CETA) imzalanmasının üzerinden 10 yıldan, geçici olarak yürürlüğe girmesinin üzerinden ise dokuz yıldan fazla süre geçmesine rağmen, Fransa’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkeleri anlaşmayı hâlâ onaylamaktan kaçınıyor.


Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
TT

Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun eylül ayının son haftasında düzenlenen geleneksel “Liderler Haftası”na son kez katılmak üzere New York'a giderken gündeminde çok sayıda dosya taşıyor. Fransa ayrıca bu ay Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor.

Macron'un New York'ta çok sayıda mevkidaşıyla görüşmesi planlanıyor. Ancak bunlar arasında enerji krizi ve bunun yol açtığı sonuçlarla bağlantılı olması nedeniyle üç görüşme öne çıkıyor. Macron'un ABD Başkanı Donald Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve New York'a gelecek bazı Körfez ülkeleri liderleriyle bir araya gelmesi bekleniyor.

Macron, Batılı liderler arasında Pezeşkiyan'la görüşecek belki de tek isim olacak. Fransa ile İran arasındaki ilişkilerde gerilim hakim olsa da iki taraf arasındaki telefon görüşmeleri ve temaslar kesilmiş değil.

Macron'un girişiminin içeriği

Macron, New York'a belirli bir öneriyle gidiyor. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki durum ve genel olarak bölgedeki savaş konusunda tarafların, yani ABD ve İran'ın tutumları dikkate alındığında bu girişimin başarıya ulaşacağına şimdiden dair herhangi bir öngörüde bulunmak mümkün değil.

FGRTHY
Umman Sultanlığı'ndaki Musandam Valiliği'nden Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Arşiv - Reuters)

Paris, Husilerin Babülmendep Boğazı, Yemen'in Kızıldeniz'e bakan kıyıları ve Kızıldeniz'deki bazı önemli adalar üzerindeki kontrolünü göz ardı etmiyor. Ancak Fransız kaynaklarına göre Paris, Hürmüz dosyasına odaklanmak ve bir anlamda bu konuyu İran dosyasındaki diğer anlaşmazlıklardan ayırmak istiyor.

Başka bir ifadeyle Paris, Hürmüz Boğazı'ndan geçişin güvenli şekilde sürdürülmesi meselesinin İran'ın nükleer programı, füze ve balistik kapasitesi ya da bölgesel müdahaleleri gibi diğer başlıklardan bağımsız olarak ele alınmasını istiyor.

Paris'e göre bugün acil mesele enerji dosyası ve petrol ile doğal gaz tedarikinin dünya piyasalarına ulaştırılması. Bu konu, ABD dahil tüm tarafları doğrudan ilgilendiriyor. Dolayısıyla enerji meselesinin diğer sorunlarla ilişkilendirilmesinin mevcut durumu daha da ağırlaştıracağı değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Macron'un BM Genel Kurulu çalışmaları kapsamında gerçekleştireceği belirtilen üç görüşmenin önemi daha iyi anlaşılıyor.

6 aylık geçiş dönemi

Paris, ilgili tarafları Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımının 6 aylık “geçici bir geçiş dönemi” boyunca serbest bırakılmasını kabul etmeye ikna etmek istiyor.

Paris'e göre böyle bir hedefe ancak iki paralel koşulun yerine getirilmesiyle ulaşılabilir. Bunlardan ilki, ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ve ablukayı aşmaya çalışan İran gemilerinin hedef alınmasını da içeren sıkı deniz ablukasını hafifletmesi. İkinci koşul ise İran'ın boğazdan geçen tankerlere herhangi bir askeri yöntemle saldırmayacağına dair açık bir taahhütte bulunması.

Başka bir ifadeyle Fransa, Washington ile Tahran arasında şu anda askeri ve ekonomik olmak üzere çok yönlü biçimde devam eden ve bedelini dünyanın çok sayıda ülkesinin ödediği savaşın “dondurulmasını” öneriyor.

Buna paralel olarak Paris, bu yıl Fransa'nın başkanlığını yürüttüğü G7'nin önümüzdeki haftalarda enerji dosyasına odaklanacak bir toplantı düzenlemesi için çalışıyor.

GTHYJU
Fransa'da elektrik üretiminde en büyük paya sahip nükleer santral (Reuters)

Macron geçen cuma günü düzenlediği basın toplantısında amaçlarının “işbirliğini güçlendirmek, grup ülkeleri ile başlıca ortaklarımız arasında gereksiz gerilimlerden kaçınmak ve birkaç ay önce yaptığımız gibi stratejik rezervlerin olası kullanımına ya da kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik seçenekleri ele almak” olduğunu söyledi.

Fransa'da enerji endişesi büyüyor

Enerji krizinin dünya ekonomilerinin büyük bölümünü olumsuz etkilemesinin yanı sıra krizin derinleşmesi Fransa'da da ciddi endişelere yol açıyor. Özellikle 2018 ve 2019 yıllarında enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle başlayan ve geniş çaplı protestolara dönüşen “Sarı Yelekliler” gösterileri sırasında yaşanan çatışma ve yangın görüntüleri yeniden hatırlanıyor.

Bugün enerji fiyatları rekor seviyelere ulaşırken benzinin litre fiyatının 3 avroya kadar çıkabileceğini öngörenler bulunuyor.

Fransız hükümeti de mali açıdan zor bir dönemden geçiyor. Devletin borcu 3,5 trilyon avroyu aşarken hükümet 2027 bütçesini hazırlamakta zorlanıyor ve harcamalarda 54 milyar avroluk tasarruf sağlamaya çalışıyor.

Bütün bunlar hükümetin fiyatların vatandaşlar üzerindeki yükünü hafifletmek için güçlü biçimde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor. Bu nedenle Macron cumartesi günü siyasi parti liderleri ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını olağanüstü bir toplantıya çağırdı. Macron toplantıda ülkenin içinde bulunduğu durumun gerçek boyutlarını anlatırken derinleşen krizi kontrol altına alma çabaları hakkında da bilgi verdi.

İran ve ABD'nin karşılıklı şartları

Paris, girişimin başarılı olup olmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmıyor. Bu nedenle girişimin akıbetini görmek için New York'taki temasların gerçekleşmesini beklemek gerekiyor. Ancak iki tarafın mevcut tutumlarına bakıldığında iyimserlik için fazla alan bulunmuyor.

İran tarafı, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için gerekli şartları arabulucular aracılığıyla Washington'a ilettiğini belirtiyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye göre bu şartlar arasında tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, İran'ın yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, İran'a uygulanan deniz ablukasının kaldırılması ve İran halkının meşru haklarının tanınması bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı, Washington’un Tahran'ın tüm şartlarını yerine getirmeden yeniden açılamayacağını ifade etti.

Kalibaf, “Mesajlar iletildi ve şartlarımız arabulucular aracılığıyla karşı tarafa açıkça aktarıldı” dedi.

Başka bir ifadeyle Tahran, Washington'ın geçen haziranda Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında varılan ve daha sonra Trump'ın çekildiği mutabakata yeniden bağlı kalmasını ve bu mutabakatı uygulamasını istiyor.

İran'ın taleplerine karşılık Washington'ın bunları kabul etmeye hazır olduğuna dair bir işaret bulunmuyor. Başkan Trump'ın açıklamaları bir günden diğerine değişebilse de Trump son olarak İran'ı ortadan kaldırmakla tehdit etti.

Axios'a yaptığı açıklamada İran konusunda bir “karar” vermesi gerektiğini söyleyen Trump “Onları ortadan kaldırmalı mıyım, kaldırmamalı mıyım? Bu kritik bir karar ve benimle her şey mümkün” dedi.

SAXDFRGT
ABD Hazine Bakanı Scott Bisent, 24 Ağustos'ta İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını duyurduğu basın toplantısından bir kare (Reuters)

Trump son dönemde savaşın gelecek kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerin ardından sona ereceğini vurguluyor. Çok sayıda analist ise seçimlere kadar “yoğun” savaşa dönülmeyeceği görüşünde. Bu analistlere göre savaşın yeniden yoğunlaşması ABD'de enerji fiyatlarını daha da yükseltecek ve Cumhuriyetçi adayların seçimlerde başarı şansını azaltacak.

Bugün itibarıyla Tahran ile Washington arasındaki durumun “çıkmaz” olarak nitelendirilebileceği görülüyor. Ancak arabuluculuk girişimleri sürüyor. Bunlardan biri Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin İran'ın başkentine gerçekleştirdiği ziyaret oldu.

New York'ta da üst düzey diplomatik temasların yoğunlaşması bekleniyor. Bu temaslar, kapalı görünen diplomatik süreçte dar da olsa yeni bir fırsat penceresi açabilir.


İranlı casuslardan muhaliflere yeni tuzak: Sahte MR sonuçları kullandılar

Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)
Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)
TT

İranlı casuslardan muhaliflere yeni tuzak: Sahte MR sonuçları kullandılar

Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)
Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)

Britanya istihbaratı, İranlı casusların muhalifleri hareketlerinin izlenmesine imkan tanıyan bir casus yazılımla hedef aldığını tespit ettikten sonra uyarı yayımladı.

GCHQ bünyesindeki Birleşik Krallık (BK) Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), devlet bağlantılı aktörlerin mesajlaşma uygulamalarında tanıdıkları kişilerin kimliğine bürünerek muhalifleri, aktivistleri ve gazetecileri Chosen Brick adlı casus yazılımı indirmeleri için kandırdığı uyarısında bulundu.

Kötü amaçlı yazılım, kişinin rehberine, e-postalarına ve sosyal medya mesajlarının yanı sıra cihazın mikrofonuna ve ekrandaki içeriğe de erişim sağladı.

ABD ve Hollanda'daki müttefikleriyle birlikte BK, hem Britanyalı muhalifleri hem de çeşitli ülkelerden diğer kişileri hedef alan bu komployu ortaya çıkardı. Kaç kişinin kötü amaçlı yazılımdan etkilendiği belirsizliğini korurken FBI, siber aktörlerin yazılımı 2023 sonbaharından beri kullandığını öne sürdü.

İranlı ajanlar, büründükleri sahte kimlikleri hedeflerinin ilgi alanlarına ve önem verdiği konulara göre uyarlamak için sosyal mühendislik yöntemlerinden yararlandı. Bir vakada sahte MR sonuçları, kurbanın tuzağa düşmesini sağladı.

Windows işletim sistemlerini hedef alan kötü amaçlı yazılım, cihaz yeniden başlatıldığında bile etkinliğini sürdürüyor. NCSC, çalınan bazı kişisel bilgilerin İran yanlısı sızıntı sitelerinde yayımlandığını belirtti.

NCSC Operasyon Direktörü Paul Chichester, bu siber kampanyanın İran'ın muhalifleri hedef almak için dijital gözetimi acımasızca kullandığını gösterdiğini söyledi.

Chichester, "Bu siber kampanyanın ayrıntıları, İran'ın rejimi eleştirenleri bastırmak amacıyla e-postaları ve mesajları çalarak ve cihazlara erişerek dijital gözetimi ne kadar acımasızca kullandığını ortaya koyuyor" dedi.

Uluslararası ortaklarımızla birlikte, risk altındaki bireyleri, uyarıda açıklanan sosyal mühendislik tekniklerini öğrenmeye ve risk azaltma tavsiyelerine uymaya şiddetle çağırıyoruz. İran devleti tarafından yürütülen kötü niyetli siber faaliyetleri ifşa etmeyi sürdüreceğiz ve topluluklara çevrimiçi kişisel güvenliklerini güçlendirmeleri için pratik tavsiyelerde bulunarak destek vereceğiz.

FBI da kendi uyarısını yayımlayarak İran hükümetinin İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı'nın (VAJA) bu kötü amaçlı yazılımı "istihbarat toplamak, veri sızdırmak ve hedefledikleri kişilerde itibar kaybına yol açmak" amacıyla kullandığını iddia etti.

Kötü amaçlı yazılımla ilgili ayrıntılı teknik tavsiyeler ve bu yazılımların kurbanı olmamak için alınması gereken önlemler, NCSC'nin internet sitesinde yayımlandı.

NCSC Başkanı Richard Horne, Rusya, Çin ve İran gibi düşman devletlerin BK'nin kritik sistemlerini giderek daha fazla hedef aldıklarına dair yazın uyarıda bulunmuştu.

Horne, son bir yılda BK'nin kritik altyapısı kapsamındaki kuruluşları etkileyen siber saldırıların 4'te üçünün düşman devlet aktörleriyle bağlantılı olabileceğini söylemişti.

Independent Türkçe