Mısır, ‘Refah Muhafızı Operasyonu’ konusunda sessizliğini koruyor

Uzmanlar, koalisyonun Kızıldeniz'de seyrüseferi korumaya yönelik hedeflerinin belirsizliğine dikkat çekti.

Kızıldeniz'de faaliyet gösteren ABD Donanması Husi tehdidinin sona ermesine engel olmuyor. (AFP)
Kızıldeniz'de faaliyet gösteren ABD Donanması Husi tehdidinin sona ermesine engel olmuyor. (AFP)
TT

Mısır, ‘Refah Muhafızı Operasyonu’ konusunda sessizliğini koruyor

Kızıldeniz'de faaliyet gösteren ABD Donanması Husi tehdidinin sona ermesine engel olmuyor. (AFP)
Kızıldeniz'de faaliyet gösteren ABD Donanması Husi tehdidinin sona ermesine engel olmuyor. (AFP)

ABD'nin, 10 ülkeyi kapsayan, Kızıldeniz'de seyrüseferi korumaya yönelik çok uluslu bir operasyon başlatacağını duyurması, Kızıldeniz ve Babulmendeb Boğazı'ndaki deniz operasyonları alanında yeni bir gelişmeye işaret ediyor. Babulmendeb Boğazı, Süveyş Kanalı'nın güney girişi olması nedeniyle Mısır ve dünyanın birçok ülkesi için stratejik öneme sahip.

Kahire ise ‘Refah Muhafızı Operasyonu’ adındaki yeni deniz ittifakına ilişkin sessizliğini koruyor.

Uzmanlar, Mısır'ın bu hayati bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiğini aktardı.  Yapılan değerlendirmeler Mısır'ın ulusal güvenliğini korumaya odaklanan öncelikleri, ayrıca koalisyonun hedefleri ve çalışma mekanizmalarının şu ana dek belirsizliği göz önüne alındığında, Kahire'nin yeni koalisyona katılmamasının muhtemel olduğu yönünde.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Kızıldeniz'de ticareti güvence altına almak amacıyla ‘Refah Muhafızı’ adı altında çok uluslu bir güvenlik operasyonu başlatacağını duyurdu. Ortadoğu’da ABD filosuna ev sahipliği yapan Bahreyn’i ziyaret eden Austin, söz konusu operasyona katılacak ülkeler arasında İngiltere, Bahreyn, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Seyşeller ve İspanya’nın yer aldığını bildirdi.

Geçtiğimiz haftalarda insansız hava araçları ve füzelerle Kızıldeniz'den geçen birçok uluslararası gemiyi hedef alan Husi grubu, saldırılarını İsrail gemilerini veya İsrail limanlarına giden gemileri hedef aldığı iddiasıyla gerekçelendirmişti. Husi Sözcüsü’ün daha önce yaptığı açıklamalara göre söz konusu saldırıya ilişkin gerekçelerin kapsamı daha sonra İsrail'i destekleyen ülkelerle bağlantılı tüm gemileri kapsayacak şekilde genişletildi.

Husi isyancılar salı günü yaptıkları açıklamada, ABD'nin kurduğu bu uluslararası koalisyonun Filistin halkına yönelik saldırı çerçevesine girdiğini öne sürdü. Koalisyonun uluslararası hukuka aykırı olduğunu, seyrüseferi himaye etmediğini, aksine tehdit ettiğini, Kızıldeniz'i İsrail'in yararına askerileştirme amacı güttüğünü ifade etti.

Kızıldeniz, petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yanı sıra tüketim mallarının nakliyesi için de dünyadaki en önemli rotalardan biri sayılıyor. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 40'ı bölgeden geçiyor. Uzmanlar, küresel konteyner ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun Süveyş Kanalı'ndan geçtiğini tahmin ediyor.

Süveyş Kanalı'nın izlenmesi

Mısır'daki Süveyş Kanalı İdaresi pazar günü yaptığı duyuruda, kanaldaki seyir trafiğinin düzenli olduğunu duyurdu. İdare Başkanı Usame Rabi, idarenin Kızıldeniz'de devam eden gerilimleri yakından takip ettiğini, bunların kanaldaki navigasyon üzerindeki etkisinin boyutlarını araştırdığını söyledi. Bazı gemi şirketleri, geçici olarak Ümit Burnu güzergahına yönleneceklerini duyurmuştu.

Rabi, 19 Kasım'dan itibaren Ümit Burnu güzergahından 55 geminin transit geçişe yönlendirildiği bildirildi. Bu rakam, o dönemde 2 bin 128 geminin geçişine kıyasla düşük bir oran sayılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı strateji uzmanı Tümgeneral Samir Ferec, Kızıldeniz girişindeki Husi saldırılarından ilk etkilenen hususun küresel ticaret olduğu görüşünde. Refah Muhafızı Operasyonu’nun ABD’nin bu hayati bölgedeki varlığını pekiştirmeye yönelik girişimini temsil ettiğine dikkat çeken Ferec, farklı ülkelere ait 6 askeri üssün yer aldığı Cibuti başta olmak üzere dünyada birçok ülkeye ait çok sayıda askeri üs bulunduğunu hatırlattı.

Mısır'ın çıkarlarının küresel ticaretin korunmasına ve güvence altına alınmasına bağlı olduğunu açıklayan Ferec, kendi çıkarları için hayati önem taşıyan bu bölgede bir çatışmaya girmenin veya gerginlik yaratmanın kendi çıkarına olmadığını da sözlerine ekledi. Mısır'ın, kendi topraklarında ittifaklara katılmayı veya askeri üsler kurmayı reddeden köklü vizyonuna dayanan bu yeni ittifaka katılmamasının muhtemel olduğunu vurguladı.

Kahire'nin esas olarak bölgede seyrüsefer özgürlüğünün ve uluslararası ticaretin korunmasına ilişkin koordinasyona dayanan bölgesel ve uluslararası çabalarda kilit bir ortak olduğunu vurgulayan Ferec, Kızıldeniz'de seyrüseferin korunmasına yönelik Suudi Arabistan ve Sudan ile bölgesel koordinasyonun yanı sıra 153 Ortak Görev Gücü’nün de buna dahil olduğunu hatırlattı.

Nisan 2022'de kurulan ve 39 üye devletten oluşan 153 Ortak Görev Gücü, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde deniz güvenliği konusunda uzman. Genel merkezi ise Bahreyn'de bulunuyor.

Mısır, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı açıklamada, Mısır Donanması’nın Ortak Görev Gücü komutasını devralacağını duyurmuştu. Tüm bölgelerde ve deniz yollarında güvenlik ortamını iyileştirmeyi, uluslararası deniz yollarında gemi akışının güvenli geçişini sağlamayı ve her türlü organize suçla mücadele etmeyi amaçladığını duyurmuştu.

Stratejik çıkarlar

Mısır Deniz Koleji eski müdürü Tuğamiral Mahfuz Merzuk, Mısır'ın vizyonunun temel belirleyicisinin, başta ekonomik ve stratejik çıkar olmak üzere, ulusal güvenliğinin korunması ve bölgede seyrüsefer güvenliğinin sağlanması olduğuna inanıyor. Tehditlerle yüzleşmeye odaklanan Mısır’ın aynı zamanda kendisi için stratejik öncelik taşıyan alanlarda sükûnet ve istikrarı korumak ve bu alanlarda ortaya çıkabilecek gerilimi azaltmak için de harekete geçtiğini de sözlerine ekledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Merzuk, Mısır'ın, Süveyş Kanalı'nın güney girişi olan bölgedeki stratejik ve ekonomik çıkarları nedeniyle Kızıldeniz girişindeki mevcut durumu yakından takip ettiğini açıkladı. Ancak mevcut durumun ciddiyetine ilişkin birçok haberin fazlasıyla abartılı olduğuna dikkat çekti. Süveyş Kanalı'ndaki navigasyon trafiğinin etkilenmediğini, kanaldan günlük olarak geçen kargo hacminin normal oranlarda, hatta bazen normalden daha yüksek olduğunu belirtti.

Bazı gemi şirketlerinin rota değiştireceği duyurusunun, gemi hattının Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı rotasından tamamen saptığı anlamına gelmediğini söyleyen Merzuk, bu stratejik koridorun öncelikle ekonomik nedenlerden dolayı uluslararası deniz trafiği için vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Nakliye ve sigorta maliyetlerinde teşvik edilen artışların siyasi amaçlardan yoksun olmadığını, artışın değerinin, bu gemilerin, özellikle konteynerlerın kargo değerlerine kıyasla neredeyse yok denecek kadar az olduğuna dikkat çeken Merzuk. artışın, İsrail'e gidiş-dönüş deniz taşımacılığı dahil olmak üzere bu bölgedeki deniz taşımacılığını korumak için uluslararası destek toplamayı amaçladığını kaydetti.

Aralarında Danimarka merkezli Maersk, Almanya merkezli Hapag-Lloyd, Fransa merkezli CMA CGM, İtalya ve İsviçre merkezli MSC ve Tayvan merkezli Evergreen’in de bulunduğu uluslararası nakliye şirketleri, gemilerine Kızıldeniz'i Aden Körfezi'nden ayıran Babulmendeb Boğazı’na girmemeleri konusunda bilgi verdi. Küresel konteyner ticaretinin yüzde 53'ünü temsil eden dünyanın en büyük beş konteyner şirketinden dördü, Kızıldeniz'deki faaliyetlerini askıya aldı.

Rota değiştiren gemiler, Güney Afrika'nın etrafını dolaşmak için Babulmendeb Boğazı’nı kullanmak yerine daha uzun bir rota izlemek zorunda kalacak. Bu da yolculuğu en az 10 gün uzatacak.

Siyasi ve güvenlik boyutları

Kahire Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tarık Fehmi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, ABD'nin Refah Muhafızı duyurusunun, seyir özgürlüğünün korunmasını başlık olarak alan güvenlik boyutuna sahip pek çok yaklaşımı taşıdığı görüşünde olduğunu söyledi. Ancak uluslararası rekabetin yaşandığı bu bölgedeki ABD varlığının pekiştirilmesine ilişkin siyasi boyutlardan ve uzun vadeli hedeflerden yoksun olmadığını da sözlerine ekledi.

Fehmi, ABD Savunma Bakanı'nın bu yöndeki duyurusunun, birçok hedefinin ve çalışma mekanizmasının belirsizliğini ortadan kaldırmadığını, belki de ABD Bakanı'nı 40 ülkenin savunma bakanlarıyla uzaktan toplantı yapmaya iten şeyin bu olduğunu savundu. Şu ana kadar katılımcı sayısının sadece 10 ülke ile sınırlı olduğu bu girişime ABD’nin çağrısıyla daha fazla ülkenin katılım sağlayabileceğini, bu durumun belirsizlik yaratabileceğini belirten Fehmi, ittifakın çalışma mekanizmaları ve katılımcılarına yüklediği rollerin bölgedeki birçok ülkenin katılım konusundaki isteksizliğinin nedenleri arasında yer aldığını kaydetti.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.