Gazze'nin yıkımı İsrail'in dünyadan izolasyonunu daha da artırıyor

Yurtdışındaki İsrailli araştırmacılar "dışlanmayla, vatandaşlarına karşı yüzde 500'ü aşan olaylarla, sanat festivallerinin boykotuyla ve Rusya'nın kaderiyle karşılaşacağı korkusuyla" karşı karşıya

AFP
AFP
TT

Gazze'nin yıkımı İsrail'in dünyadan izolasyonunu daha da artırıyor

AFP
AFP

ABD Başkanı Joe Biden'ın ayrım gözetmeyen bombalama ve uluslararası desteğin kaybından söz etmesi sonrasında İsrail'e yönelttiği benzeri görülmemiş eleştirilere rağmen İsrail, daha fazla sivil kaybının yol açtığı artan uluslararası baskıya aldırış etmeden, Gazze'ye yönelik savaşını sürdürüyor.

Gazze Şeridi'ndeki savaşın yol açtığı en büyük insani krizlerden birinin ortasında boykotçuların İsrail ordusunu desteklemekle suçladıkları şirket ve ürünleri boykot etme çağrıları yayılıyor.

Bu çerçevede İsrailli araştırmacılar, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere dünya genelinde savaşa yönelik yaygın muhalefet ve protestoların, uluslararası araştırma merkezleri ve üniversitelerdeki çalışmalarına büyük zarar vereceğinden korktuklarını dile getirdi.

Araştırma ve bilim dünyasındaki İsrailli yetkililerin 7 Ekim'den sonra İsrailli araştırmacıların "yabancı araştırmacılarla işbirliği durdurularak, araştırmaları için hibe almaları engellenerek, bilimsel makaleleri gerekçesiz reddedilerek, değerlendirilmeleri ve yayınlanmaları kabul edilmeyecek, İsrailli öğretim üyelerinin yurtdışındaki prestijli konferanslara davet edilmesi durdurularak" İsrail içindeki ve dışındaki akademi dünyasından dışlandığına dair işaretler tespit edildi.

Bu durum ise İsrailli araştırmacıların İsrail'deki akademik araştırma alanındaki profesyonel ilerlemeleri engellendi.

Durum, pek çok öğretim görevlisi ve araştırmacının İsrail'deki bilimsel konferanslara katılım tekliflerini reddettiği, hatta akademik ilerlemeleri için İsrailli akademisyenlerin özgeçmişlerini incelemeyi bile reddettikleri noktaya ulaştı.

İsrail'deki araştırmacıların bilimsel ilerlemesi, "doktora sonrası alanda uzmanlaşmalarını kabul eden bir araştırma kurumu bularak, yabancı ülkelerdeki araştırmacılarla ve önde gelen bilimsel dergilerde diğer araştırmacılarla ortak makaleler yayınlayarak, uluslararası araştırma gruplarına katılım gerektiren büyük fonlardan hibe başvuruları yaparak ve akademik ilerlemeyi sağlamak için yabancı ülkelerden akran değerlendirmesi alarak" yabancı ülkelerdeki araştırma alanlarındaki meslektaşlarıyla geliştirdikleri ilişkilere bağlı. 

Gerçek korku

İsrail'in Science Abroad örgütünün başkanı Rivka Carmi, İsrail gazetesi The Marker, "Akademisyenlerimiz yurtdışındaki üniversitelerde zorlu zorluklarla karşı karşıya kalıyor ve anti-Semitizmin tezahürlerinden acı çekiyor. Bazıları sadece akademik gelecekleri için değil, güvenliklerinden de korkuyor" dedi. 

Gizli bir küresel boykotun sonucu olarak İsrail akademisinin zarar görmesinin teorik değil, gerçek bir korku olduğunu belirten Carmi, "ABD'de üniversiteleri kasıp kavuran Yahudi karşıtlığı dalgasının bu kadar büyük ve korkunç olduğuna ve şu anda yaşananların sandığımızdan çok daha tehlikeli olduğuna inanmıyorduk" ifadelerini kullandı. 

Kudüs İbrani Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Politikası Bölümü'nde araştırmacı olan David Levy Bauer de, İsrail dışındaki bazı bilim kurumlarının İsrailli araştırmacıların akademik ilerlemeleri için başvuruda bulunma ve gerekli değerlendirmeleri alma prosedürlerini durdurduğunu dile getirdi.

Bauer, yaşananları "mesleki etikle bağdaşmayan, etik olmayan davranış" olarak nitelendirirken, "Uygun tepkiyi düşünmeliyiz" dedi. 

İsrail Teknoloji Enstitüsü'nde Şehir Planlama ve Hukuk Bölümünde öğretim görevlisi olan Rachel Alterman, "İsrailli araştırmacıların yurtdışındaki doktora sonrası programlara kabul edilme ihtimali onlarca yüzde düştü. ABD kurumlarında, eleştiriyle karşılaşmadan onları kabul edecek birini bulmak zor olacak. Bu durum, sadece genç araştırmacıları değil, kurdukları ilişkilerin kendilerine fayda sağlayacağına inanan yaşlı araştırmacıları da hedef alıyor" açıklamasında bulundu. 

Ciddi muhasebe

Bu korkularla birlikte İsrail gazetesi Yediot Aharonot da üniversitelerden hesap sorulması çağrısında bulundu.

Gazete, İsrailli öğrenci ve profesörlerin saldırılara maruz kaldığını söyleyerek, dünyanın en prestijli kurumlarından bazıları da dahil olmak üzere yüksek öğretim kurumlarını salonlarındaki İsrailli öğrencileri korumamakla suçladı. 

Gazete, "Gazze'ye yönelik savaşa karşı uluslararası üniversite kampüslerinde öfkeli gösterilerin artması nedeniyle küresel akademik kamuoyu İsrail'e yöneliyor. Özellikle ABD, Kanada ve Avrupa'daki üniversitelerde öğrencilerin büyük bir kısmı İsrail savaşının tepki ve meşru müdafaanın ötesine geçerek çocuklar ve kadınlar da dahil olmak üzere sivilleri hedef aldığına inanıyor" ifadelerine yer verdi. 

Prestijli Amerikan Üniversitesi Harvard'daki 34 öğrenci grubundan oluşan bir birlik, on yıllar süren işgalin ardından yayılan tüm şiddet eylemlerinden tamamen İsrail rejimini sorumlu tuttuğunu belirten bir bildiri yayımladı.

Öğrenciler, açıklamalarında Gazze'de yaşananların tek sorumlusunun apartheid rejimi olduğunu dile getirdi.

Gazeteye göre İsrailli öğrenciler, sokaklarda ve New York, Los Angeles ve Londra gibi şehirlerde de hedef alınıyor.

İsraillilere karşı olaylar dünya genelinde yüzde 500'den fazla arttı ve bunların çoğu üniversitelerdeki İsrailli öğrencilere yönelikti.

Gazete haberini, "Bu saldırılara karşı ses çıkarmayan, harekete geçmeyen akademik kurumlardan hesap sorma zamanı gelmiştir. Dünyayı zenginleştirmeye ve herkes için güvenli bir liman olmaya odaklanması gereken kurumlarda öğrencilerin risk altında olduğu bir gerçekliğe tolerans göstermemeliyiz" ifadeleriyle sonlandırdı. 

Sanatsal boykot

İsrail, siyasi, ekonomik, askeri ve hatta medyada benzeri görülmemiş bir Batı ve Amerika desteğine sahip olmasına rağmen, kendisine ve Gazze'deki savaşına karşı çıkan sesler benzeri görülmemiş düzeylerde yükseldi ve sadece akademi ve bilim dünyasındaki araştırmacılar ve İsrailli öğrencilerle sınırlı kalmadı.

Dünya genelinde on binlerce insan hakları savunucusu, aktivist, Hollywood aktörü, ünlü, sanatçı ve yazar, kendi hükümetlerindeki ve dünya genelindeki ilgilileri İsrail ile ilişkilerini sona erdirmeye veya derhal ateşkes için baskı yapmaya, kuşatmayı sona erdirmeye, geçitleri açmaya ve Gazze Şeridi'ne yardımların girişine izin vermeye çağıran onlarca dilekçe ve çağrıya imza attı.

Charles Dance, Tilda Swinton, Miriam Margolyes, Steve Coogan, yönetmenler Mike Leigh, Michael Winterbottom (ve diğerleri) da dahil olmak üzere açık bir mektuba imza atan 2 binden fazla İngiliz aktör ve sanatçı, İsrail'in Gazze ablukası ve bombalamasına derhal son verilmesi çağrısında bulundu.

Mektupta, "Bir suça, bir felakete tanık oluyoruz. İsrail, Gazze'nin büyük bir bölümünü harabeye çevirerek 2,3 milyon Filistinlinin su, elektrik, gıda ve ilaç ihtiyacını kesti" ifadelerine yer verilirken, İngiliz hükümeti de İsrail'in Gazze'de savaş suçları işlemesine yardım ve yataklık etmekle suçlandı.

Ayrıca hareketi desteklemek amacıyla ‘Filistin İçin Sanatçılar' internet sitesini kurdular.

İsrail'e yönelik boykot olgusunun giderek büyümesi ve birçok alana yayılması sonrasında İsrail Haaretz gazetesi, Aralık ayı başında İsrailli yapımcı Maya Fischer'in, "Benim Odam" adlı filmini Varşova Film Festivali ve diğer uluslararası festivallerde yayınlamakta zorlandığını yazdı.

Gazeteye göre filminin daha önce gösterilmesini kabul eden çeşitli festivallerdeki gösterimleri de iptal edildi. Hatta uluslararası Yahudi festivalleri de filmin İsrail ordusunun sahnelerini içermesi nedeniyle gösterimini kabul etmedi. 

Bunun birlikte Stockholm Uluslararası Film Festivali yönetimi, İsrailli oyuncu Aleeza Chanowitz'in festivale katılım davetini geri çekerek, kararın "devam eden trajik olaylar ve mevcut çatışmaların bir sonucu olarak" verildiğini belirtti.

Festival yönetimi ayrıca, misafirlerin rahatsız edici durumlarla karşılaşmasına neden olabilecek olası hareketler konusunda endişelerini dile getirdi.

Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali'nin (IDFA) 8 Aralık'taki son oturumunun açılışı sırasında Filistin yanlısı bir protestonun arka planında aktivistler, Filistin'in nehirden denize özgürlüğü çağrısında bulunan sloganlar attı.

Bir grup İsrailli film yapımcısı, festivalin sanat yönetmeninin görevden alınmasını talep ederken, "onun, protestoya katılanları alkışladığını ve bunu önlemek veya durdurmak için inisiyatif almadığını" iddia ederek, davranışını kınayan bir dilekçe imzaladılar. 

Yerel sunum

Savaşın ağırlığı, tırmanması, İsraillilerin uluslararası festival ve sergilere katılımı üzerindeki etkisi ve birçok kişinin eserlerini uluslararası yarışmalarda sunma konusundaki isteksizliği, İsrail içindeki önemli performansların sınırlandırılmasına yol açtı.

Öyle ki İsrail Uluslararası Çağdaş Sanat Festivali, bu yılki performanslarının yalnızca yerel kapsamla sınırlı olacağını duyurdu. Çünkü İsrail ordusunun Gazze'deki hastaneler gibi hassas çatışma bölgelerindeki varlığı, uluslararası sanatçıların katılmaya davet edilmesini zorlaştırıyor. 

Festival direktörü Itay Monter, Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada "Gösteri sanatları, dışavurumcu dans, müzik, tiyatro, oyunculuk ve performans alanlarındaki katılımcıların yaklaşık yüzde 90'ı, çalışmalarını etkinliklere uyacak şekilde uyarlamayı reddetti" diyerek, katılımcıların yüzde 10'unun bu yıl festivale katılmama isteğini dile getirdiğini söyledi. 

Uluslararası sanatçıların İsrail sergilerine önem vermesine rağmen katılım konusundaki isteksizliğine dair endişeler çerçevesinde İsrail'in en önemli kültür kurumu ve dünyanın en önemli sanat ve antika müzelerinden biri olarak kabul edilen Kudüs'teki İsrail Müzesi, sergi programının iptal edilip alternatif planlar üzerinde çalışılabileceğinin sinyalini verdi.

Müzenin müdür yardımcısı Suzanne Landau, "Müze, bu sanat eserlerinin tehlikeye maruz kalmaması için savaş zamanlarında eserlerini ödünç vermeye hazır değil" dedi. 

Uluslararası şirketlerin saldırıya uğrama ve boykot edilme korkusu, İsraillilerle olan sözleşmelerinin kesilmesine veya iptal edilmesine katkıda bulundu.

Öyle ki Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsü (RMIT), İsrailli silah üretim şirketi Elbit System ile olan sözleşmesinin sona erdiğini duyurdu.

Bu karar, BDS'nin İsrail'i boykot etme ve tasfiye etme kampanyası uyarınca alındı. Ayrıca bu gelişme, 12'den fazla yüksek öğrenim kurumundaki 6 bin Filistinli üniversite profesörünü ve çalışanını temsil eden Filistin Üniversite Profesörleri ve Çalışanları Birlikleri Federasyonu (PFUUPE) tarafından başlatılan enstitü üzerindeki ciddi baskının ardından yaşandı. 

BDS hareketinin önemli bir parçası olan Filistin İsrail'e Akademik ve Kültürel Boykot Kampanyası (PACBI), küresel çaptaki dayanışma hareketleriyle ortaklaşa şekilde yıllardır sürdürdüğü kampanyasının Alman spor giyim şirketi Puma'ya karşı zaferini de duyurdu.

Öyle ki birkaç gün önce şirket İsrail Futbol Federasyonu ile olan sözleşmesini feshetti.

BDS'nin kurucularından biri olan Ömer Bergusi, kampanyanın 1948 Nekbe'den bu yana var olan apartheid ve yerleşimci-sömürgeci bir rejim olarak İsrail'e ve onun suçlarına ortak olan tüm kurumlarına karşı boykot çağrısında bulunduğunu ve bu rejimi destekleyen tüm baskı gruplarının hiçbir kimseyi kimliğinden dolayı boykot etmediğini söyledi. 

Derin izolasyon

İsrail'de yayımlanan haberlere göre İsraillilerin yaklaşmakta olan uluslararası festival ve gösterilere katılımının kısıtlanması ve yasaklanması ve birçok sanatçı, araştırmacı ve öğrencinin antisemitizmin bazı Batı ülkelerine yayılması bahanesiyle seyahat etmekten korkması, İsrail'de kültürel, bilimsel ve akademik düzeylerde ciddi sonuçlar doğuracak.

Nitekim Tel Aviv Üniversitesi tarafından yakın zamanda yapılan bir anket de İsraillilerin yalnızca yüzde 10'unun İsrail ordusunun çok fazla ateş gücü kullandığına inandığını gösterdi.

İsrail Demokrasi Enstitüsü'nün yaptığı bir ankete göre İsraillilerin dörtte üçü, Filistinli sivil kayıplarını azaltmak veya uluslararası baskıyı hafifletmek için saldırının herhangi bir değişiklik yapılmadan devam etmesi gerektiğini söyledi.

Enstitü araştırmacılarından Tamar Herman, "Filistinli kurbanlara ilişkin görüşler İsrail'in siyasi eğilimlerine göre farklılık gösterse de bazı insanlar, sivil kayıplarının gelecekteki güvenlik karşılığında kabul edilebilir bir bedel olduğunu düşünüyor" dedi.

Herman, "İnsanlar daha fazla askerin ölümünü kabul etmeye hazır" şeklinde konuştu. 

İsrail'in Rusya'nın iki yıl önce Ukrayna ile devam eden savaşı nedeniyle maruz kaldığı boykot deneyimine benzer bir boykot deneyimi yaşama korkusu artarken, İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, ülkesinin uluslararası destek olsa da olmasa da Hamas'a karşı mücadeleye devam edeceğini açıkladı.

İsrailli yetkili, dünya çapında Gazze sakinlerine insani yardım konusunda seslerin yükseldiğini ve daha fazla sivil kaybının önlenmesi çağrısında bulunduğunu kabul etti, ancak İsrail'in Hamas'ı ortadan kaldırma hedefi doğrultusunda hâlâ önemli bir uluslararası destek aldığına dikkati çekti.

Cohen ayrıca, "Bu savaşın en önemli ve temel amacı budur" dedi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.