İsrail Gazze’de üçüncü aşamaya hazırlanıyor

Sahada infaz haberleri ortaya çıkarken, bir yandan da savaşın altında kıtlık uyarıları geliyor

23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)
23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)
TT

İsrail Gazze’de üçüncü aşamaya hazırlanıyor

23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)
23 Aralık 2023’te Gazze Şeridi sınırına doğru hareket eden bir İsrail tankı (AP)

Savaşta sınırlı kara operasyonlarına odaklanan yeni bir aşamaya geçmeye hazırlanan İsrail, Gazze Şeridi’ndeki bazı bölgelere kara saldırısını derinleştirip diğer bölgelerden çekilirken, hava bombardımanının yoğunluğunu da azalttı.

İsrail işgal ordusundaki yedek Tümgeneral Amos Yadlin, İsrail’in yakında Gazze Şeridi’ndeki savaşta sınırlı kara operasyonlarına odaklanan yeni bir aşamaya geçeceğini söyledi. Bu sırada İsrail gazetesi Haaretz, ordunun üçüncü aşama için konuşlanma sürecine başladığını ve bazı yedek askerleri terhis etmeyi planladığını bildirdi. Savaşın üçüncü aşaması, ‘cerrahi’ operasyonlara odaklanıyor ve Gazze Şeridi’nde bir tampon bölge oluşturulmasını içeriyor.

Kesin bir tarih verilmese de İsrail ordusunun önümüzdeki ocak ayında resmi olarak bu aşamaya geçmesi bekleniyor. Ordu, bu operasyona hazırlanmak üzere bazı bölgelere girerken bazı bölgelerden çekildi. Filistinli gruplardan saha kaynakları, ordunun En-Nasr, Eş-Şucaiye ve Ez-Zeytun mahallelerindeki belirli bölgelerden çekildiğini ve Tel el-Hava Mahallesi, Cibaliye Mülteci Kampı ve Beyt Lahya’yı tamamen terk ettiğini söyledi. Aynı zamanda ordunun, Ed-Derc ve Eş-Şeyh Rıdvan mahallelerine sızarken, Cebaliye el-Beled’e saldırı girişiminde bulunduğunu, El-Berih ve En-Nuseyrat’a ilerlemeye hazırlandığını ve Gazze Şeridi’nin ikinci büyük şehri olan Han Yunus’ta da saldırılarına devam ettiğini kaydetti.

SDERGH4
İsrail’in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırılarının ardından yıkılan evler (AFP)

24 saat çatışmalar

Kaynaklar, çatışmaların tüm cephelerde şiddetli olduğunu ve 24 saat aralıksız devam ettiğini, en şiddetlisinin ise kuzeyde Cebaliye el-Beled ve Eş-Şeyh Rıdvan Mahallesi ile güneyde Han Yunus bölgelerinde yaşandığını belirtti. Dün İsrail ordusu, Gazze’ye saldırılarını sürdürdüğünü ve Hasan el-Atraş’a suikast düzenlediğini duyurdu. Ordu ve iç istihbarat servisi Şin-Bet’in ortak açıklamasında, Atraş, Hamas’ın ticaret, tedarik ve askeri üretim sorumlusu ve yurtdışındaki çeşitli ülkelerden Gazze Şeridi’ne ve Batı Şeria’ya yapılan silah kaçakçılığının elebaşı olarak tanımlandı.

Ordu, saha faaliyetleri kapsamında Gazze’nin kuzey, orta ve güneyinde onlarca militanı öldürdüğünü, Hamas’ın askeri mevzi olarak kullandığı binaları yıktığını ve silah ve savaş malzemesi depoları keşfettiğini bildirdi. Hamas’ın askeri kanadı El-Kassam Tugayları ise Gazze’nin farklı bölgelerinde pusu kurarak daha fazla askeri öldürdüklerini duyurdu.

4TH5H
Gazze Şeridi’ndeki kara operasyonu sırasında İsrail askerleri (AFP)

Kassam Tugayları, savaşçılarının, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cebaliye el-Beled bölgesine giren düşman kuvvetleriyle silahlı çatışmalara girdiğini açıkladı. Burada çok sayıda askeri öldürüp yaraladıklarını, anti-personel ve anti-zırh patlayıcıları ile döşeli bir alanı patlatarak Gazze Şeridi’nin merkezindeki Cuhr ed-Dik bölgesinde dört düşman komuta aracını sert bir pusuya düşürdüklerini ve böylece birliğin tüm üyelerini öldürdüklerini duyurdu. Söz konusu açıklamaya göre, Kassam savaşçıları buna ilaveten, Yahloum birliğinden beş askeri de Han Yunus şehrinin doğusundaki tünellerden birine çekerek sıfır mesafeden bu askerleri öldürdü. Han Yunus’ta iki askeri füzeyle hedef aldılar ve askerler anında orada ölüp parçalara ayrıldılar. Gazze Şeridi’nin Eş-Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde sıfır mesafeden bir askeri ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye kampındaki El-Kasasib Mahallesi’nde ise sıfır mesafeden dört askeri öldürdüler.

İsrail kayıpları

Kassam Tugayları, Aşkelon’un bombalandığını, işgal tarafından sivillerin evlerine ateşlenen ancak patlamayan iki tonluk iki füzenin kullanıldığını ve böylece beş tankın imha edilerek, personelinin öldürülüp, yaralandığını duyurdu. Dün akşam İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ndeki çatışmalarda son 24 saatte beş subay ve askerin öldüğünü, 44 askerin de yaralandığını, bunlardan 10’unun durumunun ağır olduğunu duyurdu. Kara savaşının başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 150 asker öldürüldü. Buna karşılık İsrail, savaşta 20 binden fazla Filistinliyi öldürdü ve 50 binden fazla yaralı bıraktı. ABD medyası, uydu görüntülerinin ve Birleşmiş Milletler (BM) değerlendirmelerinin, İsrail’in bu yüzyılda benzeri görülmemiş düzeyde bir yıkıma yol açtığını gösterdiğini belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Filistin hükümetinin medya ofisi, dün şu açıklamayı yaptı:

Savaşta 78 günün geride bırakılmasıyla, işgal ordusu toplamda bin 720 katliam gerçekleştirdi. Bu katliamlarda 27 bin 258 şehit ve kayıp kaydedildi. Hastanelere getirilen 20 bin 258 şehidin arasında 8 bin 200 çocuk, 6 bin 200 kadın, 310 sağlık personeli, 35 sivil savunma personeli ve 100 gazeteci olduğu belirlendi. 7 bin kişi hala enkaz altında ya da akıbetleri bilinmiyor. Bunların yüzde 70’i çocuk ve kadın. Yaralananların sayısı ise 53 bin 688’e ulaştı.

RGTNR
Gazze’deki bombalamada öldürülen yakınlarının kefenleri arasında oturan bir Filistinli (AFP)

Ofis, işgal güçlerinin Gazze ve Kuzey Gazze vilayetlerinde 137 sivili sahada infaz ettiğini bildirdi. Filistin Sivil Savunması, İsrail işgal güçlerinin Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahya sokaklarından çekilmesinin ardından onlarca çürümüş cesedin bulunduğunu açıkladı.

Sivil Savunma’dan yapılan açıklamada, Beyt Lahya’da bulunan cesetlerin çoğunun sahada infaz edildiğini ve köpekler tarafından parçalandığını söyledi. Bu, ilk sahada infaz vakası değil.

Cesetlerin buldozerlerle ezilmesi

CNN’in dün yaptığı bir haberinde, geçen hafta Gazze’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi’ne baskın yapan İsrail askerlerinin buldozerlerle ölü hastaların cesetlerine saygısızlık ettikleri, askeri bir köpeğin tekerlekli sandalyedeki bir adamı ısırmasına izin verdikleri ve çok sayıda doktora bile kimliklerini kontrol ettikten sonra ateş açtıkları ortaya çıktı.

ERG4TH
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir mülteci kampında gıda yardımı almayı bekleyen çocuklar (AFP)

Röportaj veren iki üst düzey sağlık personeli, başka bir doktor ve hastanedeki bir hasta, hastane personelinin içeride mahsur kalan hastaları tedavi etmeye çalışırken ordunun doktorları Hamas’la bağlantıları konusunda sorguya çektiğini söyledi. Ayrıca, ordu güçlerinin hastaneyi terk ederken, yakın zamanda hastane avlusunda geçici mezarlara gömülen cesetleri çıkarmak için buldozerler kullandıklarını belirttiler. Hastanenin Çocuk Servisi Başkanı Hüsam Ebu Safiyye, “Askerler mezarları kazıp cesetleri çıkardı ve sonra da buldozerlerle cesetleri ezdi” ifadelerini kullanarak “Daha önce böyle bir şey görmemiştim” dedi.

Televizyon kanalı, Hüsam Ebu Safiyye’nin paylaştığı video klip ve fotoğrafların, hastanenin her yerine dağılmış çürümüş insan kalıntılarını gösterdiğini belirtti.

Aç ve susuz bırakma politikası

Kara savaşları yoğunlaştıkça İsrail, Gazze Şeridi’ndeki bölgeleri bombalamaya devam etti. Bombardıman, Cebaliye el-Beled ve Han Yunus gibi ordunun sorun yaşadığı bölgelere yoğunlaştı. Gazze Sağlık Bakanlığı, Gazze’de son 24 saatte en az 201 kişinin öldüğünü ve 368 kişinin de yaralandığını açıkladı. Gazze’deki hükümetin medya ofisi, işgalin Gazze Şeridi’ndeki sivillere karşı uyguladığı aç ve susuz bırakma politikasına karşı uluslararası kuruluşları uyardı.

Ofisin bir sözcüsü, kuşatma altındaki Gazze Şeridi’nin yaklaşık 2,2 milyon sakini arasında kıtlığın yayıldığı konusunda uyarıda bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze’de insanların açlıkla karşı karşıya olduğunu ve yiyecek karşılığında eşyalarını sattıklarını söyledi. Ghebreyesus, sosyal paylaşım sitesi X hesabından yaptığı açıklamada, Gazze’de açlık ve kıtlık olduğunu belirtti. Genel Direktör, “İnsanlar açlıkla karşı karşıya ve yiyecek karşılığında eşyalarını satıyor. Anne-babalar, çocukları yemek yiyebilsin diye aç kalıyor. Bu durum, Gazze Şeridi’ndeki insanların sağlığı için bir felaket” ifadelerini kullandı.



ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.


Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, bugün (Pazar) Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri “yasa dışı güzergâhları kullanmaları” halinde uyardı. Tahran, ABD ile yaşanan çatışmanın tek çözümünün diplomasi olduğunu vurguladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın boğazı yeniden açmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi öngören önerisini reddetmesinden bir gün sonra geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik atılacak herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlı” dedi. Arakçi, “Onları bu çıkmazdan çıkarabilecek tek yol müzakere yoludur” ifadelerini kullandı.

Trump ise İran’ın “ekonomisi can çekiştiği” için Hürmüz Boğazı’nı açmak istediğini belirterek ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu söyledi. Trump, “İran anlaşma istiyor, ben de anlaşma istiyorum ancak öneri kabul edilemez” dedi.

İran’ın boğazın yönetimi için oluşturduğu makam da gemileri bölgede “yasa dışı güzergâhları” kullanmaları halinde doğabilecek sonuçlar konusunda uyardı.

İran makamı, bu tür güzergâhların kullanılmasının “gemi, gemi sahibi, kaptan ve mürettebat açısından mali kayıplar ve can kaybı riskleri doğuracağını ve geminin gelecekte Hürmüz Boğazı’ndan geçişini ciddi şekilde kısıtlayacağını” bildirdi.


Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
TT

Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)

Antoine el-Hac

Avrupa’da savaşın genişleme ihtimali artık uzak bir senaryo ya da teorik bir varsayım olarak tartışılmıyor. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana kıta, askeri çatışmanın siber saldırılar, sabotajlar, hava sahası ihlalleri, dezenformasyon kampanyaları ve altyapıya yönelik baskıyla iç içe geçtiği yeni bir güvenlik dönemine girdi. NATO’nun yakın zamanda bir saldırıya işaret eden herhangi bir belirti bulunmadığını vurgulamayı sürdürmesine rağmen, Avrupa’da on yılın sonuna doğru Rusya ile olası bir savaşa hazırlık konusunda giderek daha fazla konuşulması endişe yaratıyor.

Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)  Avrupa’daki tablo b
Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)

 

Avrupa’daki tablo bu nedenle iki paralel mesaj taşıyor: Birincisi, daha geniş çaplı bir çatışma riski Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar ciddi hale geldi. İkincisi ise topyekûn savaşın şu aşamada yarın ya da öbür gün gerçekleşmesi beklenen bir senaryo olmadığı. Mevcut endişeler esas olarak ‘hibrit savaş’ kapsamındaki olayların birikmesine ve Moskova’nın ittifakın karşılık verme kapasitesini test etmek amacıyla sınırlı ya da gizli operasyonlara başvurabileceği ihtimaline dayanıyor.

Bu yöndeki işaretler de giderek artıyor. Son aylarda hava sahasıyla bağlantılı çeşitli olaylar yaşandı. Bunlar arasında NATO’ya bağlı savaş uçaklarının Litvanya üzerinde bir Rus insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ile bir Rus askeri uçağı, bir Rus gemisi ve Danimarka’ya ait bir askeri helikopterin dahil olduğu diğer olaylar yer aldı. Almanya’da ise Leipzig Havalimanı’nda bir İHA’yla gerçekleştirildiği belirtilen saldırı girişimi, Rusya ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen bir kişiyle ilişkilendirildi. Aynı zamanda Avrupa hükümetleri, sabotaj faaliyetleri, siber saldırılar ve altyapının hedef alınmasına yönelik girişimlerde artış yaşandığını belirtiyor.

Saha hazırlıkları

Mesele artık yalnızca siyasi uyarılarla sınırlı değil. Almanya, hastanelerde çok sayıda yaralının tedavi edilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaparken, Litvanya da sivillerin tahliyesine yönelik planlarını güncelledi. Baltık Denizi bölgesi ve İskandinav ülkelerinde askeri tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Alman ve İsveç birlikleri stratejik Gotland Adası yakınlarında ortak tatbikat gerçekleştirirken, NATO güçleri de Rusya’nın Polonya ile Litvanya arasında bulunan ve Rusya sınırına yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Kaliningrad yakınlarında başka tatbikatlar düzenliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

Ancak tartışmanın en çok gündeme gelen boyutu yalnızca şu anda yaşananlarla değil, Avrupa’da açıkça ya da kapalı kapılar ardında dile getirilen savaş tarihiyle ilgili: 2029-2030.

Peki, neden özellikle on yılın sonu?

Avrupa ve NATO’nun resmî açıklamalarında savaşın 2030’a kadar başlayacağı belirtilmiyor. Bunun yerine değerlendirmelerde, Ukrayna’daki savaşın ardından Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden inşa edebileceği ve NATO’nun doğu kanadını tehdit etmeye yetecek ölçüde kuvvetlerini yeniden donatabileceği döneme işaret ediliyor. Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, belirli bir tarihten söz edilmesinin bir kehanet değil, Rus ordusunun gücünü yeniden kazanabileceği döneme ilişkin bir zaman tahmini olduğunu belirtiyor. NATO’ya atfedilen değerlendirmelere göre Moskova, on yılın sonuna kadar olası bir saldırı için gerekli kaynak ve kapasiteyi biriktirmiş olabilir.

Burada Avrupa’nın siyasi açmazı ortaya çıkıyor. 2029 veya 2030’da olası bir savaşa ilişkin uyarılar tekrarlandıkça, bu tarihler de kamuoyunun gündeminin bir parçası haline geliyor. Daha da önemlisi, Avrupalı yetkililer savunma harcamalarının artırılması çağrısında bulunuyor, hükümetler askeri kapasitelerini yeniden inşa ediyor, NATO tatbikatlarını yoğunlaştırıyor ve gelecekteki bir savaşa hazırlık fikri kalıcı bir politikaya dönüşüyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu yaklaşımı, Avrupa’nın ‘şu anda güvende olduğu’, ancak üç ila beş yıl sonra aynı durumun geçerli olmayabileceği sözleriyle ifade etti. Buna karşılık Avrupalı yetkililer, Rusya ile savaşa girme yönünde alınmış bir Avrupa kararından ziyade ‘Rus saldırganlığına’ karşılık vermeye hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirdi.

Önleme ve tedavi arasında

Buradan hareketle, tablonun en dikkat çekici boyutlarından biri daha iyi anlaşılabilir: Avrupa savaşı önlemeye mi çalışıyor, yoksa savaşı gerçekleşmesi muhtemel bir sonuç olarak görüp buna hazırlanmaya mı başladı?

Aradaki fark yalnızca dilsel değil. Askeri hazırlık caydırıcılık aracı olabilir ve bunun amacı, saldırının maliyetinin yüksek olacağı konusunda karşı tarafı ikna etmek olabilir. Ancak savaş söyleminin yoğunlaşması, birkaç yıl önce uzak görünen bir senaryonun bugün siyasi tartışmaların günlük bir parçası haline gelmesine de yol açabilir.

İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Bu çerçevede bazı Avrupalı çevreler aynı zamanda Moskova ile yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulunmaya başladı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya ile iletişim kanallarını açmaya başlamasının zamanının geldiğini belirtirken, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa da Avrupa’nın Ukrayna konusunda müzakereler yürütülmesi ihtimaline hazır olduğunu söyledi. AB’de bu görüşmeleri yürütmek üzere bir muhatap belirlenmesi de gündemde.

Askeri hazırlık ile diyalog ihtiyacı arasındaki bu çelişki, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu gerçek açmazı yansıtıyor. Bir yandan kamuoyundaki savaşı sona erdirme ve silahlara harcanan parayı azaltma yönündeki baskı artıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre diğer yandan Avrupa hükümetleri, savaşın Rusya’nın askeri gücünü hızla yeniden inşa etmesine imkân verecek koşullarda sona ermesinin mümkün olduğunu değerlendiriyor. Avrupa ise aynı dönemde ordularını yeniden silahlandırma sürecinden geçiyor.

Ukrayna ise kendisini bu denklemin merkezinde buluyor. Avrupa’nın askeri desteğinin sürmesi, Kiev’e silah akışının devam etmesi anlamına geliyor; ancak aynı zamanda savaşın da sürmesi demek. Böylece askeri destek, bir yandan Ukrayna’ya yardım etmenin, diğer yandan Avrupa’nın savunma kapasitesini yeniden kazanmasını beklerken Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmenin aracı haline geliyor.

Psikolojik bir kampanya mı?

Ancak tüm bu hesaplamalar, Rusya ile NATO arasında bir savaşın kaçınılmaz hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, NATO kaynakları şu aşamada yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir saldırı tehdidinin bulunmadığını belirtiyor. İttifakın resmi değerlendirmesinde de bir değişiklik yaşanmadığı ve müttefiklere yakın zamanda bir saldırıya işaret eden yeni istihbarat bilgileri konusunda resmi bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)

Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys’in, siyasi açıklamaların Moskova’yı NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini test etme konusunda uyarmaya yönelik koordineli bir kampanyanın parçası olabileceğini söylemesi dikkat çekti.

Ancak rakamlar da endişenin nedenini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki Sahaidachny Güvenlik Merkezi’nin verilerine göre Avrupa’da Ocak-Ağustos 2026 döneminde resmi olarak kayda geçen 100 hibrit savaş vakası yaşandı. Bu sayı geçen yılın aynı döneminde 60’tı. NATO’dan bir kaynak, ittifat kurumlarına yönelik siber saldırıların bu hesaba dahil edilmemesi halinde gerçek vaka sayısının 200’ü aşabileceğini belirtti. Kaynak, siber saldırıların ittifak kurumlarına yönelik ayda binlerce saldırıya ulaştığını söyledi.

Avrupa’daki endişenin boyutunu ortaya koyan gelişmelerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 18 Eylül’de Elysee Sarayı’nda siyasi parti liderleri ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını gizli bir güvenlik toplantısında bir araya getirmesi oldu. Katılımcılara üst düzey istihbarat yetkilileri tarafından tehdidin seyri konusunda brifing verildi. Macron, Avrupa’daki Rusya kaynaklı tehdidin niteliğinin değiştiğini ve daha önce ağırlıklı olarak hükümet ya da askeri tesisleri hedef alan sabotaj faaliyetlerinin, sivil kayıplara yol açabilecek hedeflere yönelmeye başlayabileceğini söyledi.

Avrupa bugün böylece iki savaşın arasında sıkışmış görünüyor: Ukrayna’da devam eden savaş ve on yılın sonunda yaşanması ihtimaline karşı hazırlıkların yapıldığı olası bir savaş. Bu ikisinin arasında ise geniş bir caydırıcılık, sabotaj, siber savaş, askeri tatbikatlar ve uyarılar alanı bulunuyor.

2029 veya 2030’dan söz edilmesi, Avrupa’nın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik yalnızca bir planlama çerçevesi olabilir ya da Moskova’nın NATO’yu test etmeyi düşünmesini engellemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabilir. Ancak asıl risk, savaşa hazırlığın kalıcı bir duruma dönüşmesi ve savaş senaryosunun barış senaryosundan daha sıradan hale gelmesi.

 T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)
T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak, mevcut veriler Avrupa’nın Rusya ile kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendiğini göstermiyor. Ancak daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Avrupa, buna hazırlıklı olması gerektiği varsayımıyla hareket etmeye başlarken, aynı zamanda savaşın çıkmasını engelleyebilecek yolu aramayı sürdürüyor. İkinci seçenek ise her iki tarafın da sorumluluğunu gerektiriyor.