DNA testleri İsraillileri korkutuyor

Katı haham mahkemeleri, Yahudi olduğundan şüphelenilen kişilerin Yahudi olduklarını kanıtlamak için bu işlemi şart koşuyor

İsrail Adli Tıp Enstitüsü (AFP)
İsrail Adli Tıp Enstitüsü (AFP)
TT

DNA testleri İsraillileri korkutuyor

İsrail Adli Tıp Enstitüsü (AFP)
İsrail Adli Tıp Enstitüsü (AFP)

İsrail Geri Dönüş Yasası 1950'de kabul edildiğinde, dünyadaki her Yahudi'nin İsrail'e göç etmesine ve otomatik olarak tüm yetkilere sahip bir İsrail vatandaşı olmasına izin veriyordu, ancak o sırada Yahudiliğin kimliği belirtilmemişti.

Ta ki İsrail Geri Dönüş Yasası 1970 yılında değiştirilene kadar.

Değiştirilen yasaya göre bir Yahudi, Yahudi bir anneden doğmak veya Yahudi dini yasası veya "Halaha" uyarınca Yahudi dinine geçmek zorunda.

Bu, Ultra-Ortodoks Hahamlar Yüksek Konseyi'nin (Haredi) İsrail'deki resmi ve en yüksek dini kuruma hâkim olduğu ve evlilikten sosyal hayata, cenazeden boşanmaya ve diğer meselelere kadar tüm konulardan tamamen sorumlu olduğu Ortodoks Yahudi görüşüne çok yakın bir değişiklik.

İsrail Demokrasi Enstitüsü'ne göre, İsrail'de haham kurumu tarafından tam Yahudi olarak tanınmayan yaklaşık 500 bin İsrailli var.

İsrail vatandaşlığına sahip olmalarına rağmen "dini kimlikleri olmayan kişiler" olarak sınıflandırılıyorlar.

Çoğu ya Sovyet kökenli (Doğu Avrupa ve Asya ülkelerinden) ya da Etiyopyalı.

Hahamlar Yüksek Konseyi, bu Yahudilerin kökenlerinden şüphe ediyor ve onların Yahudi olmayan İsrailliler olduğuna veya Yahudi olduklarına ancak İsrailoğullarından olmadıklarına inanıyor.

Ulusal eserler

İsrail'deki haham mahkemeleri, Yahudi olduklarını haham mahkemesinde kanıtlamak isteyenlerin, yalnızca anneden geçen Yahudi soyunun kanıtı olarak mitokondriyal DNA analizi sonuçlarını sunmalarını şart koşuyor.

Halaha'ya göre Yahudiliği şüpheli olan düzinelerce İsrailli DNA testine tabi tutulmuş olsa da İsrail'deki pek çok Yahudi bu tür testlere girme eğiliminde değil.

Bazıları laik ve Yahudi hukukunun öğretilerini umursamaz; bazıları ise haham mahkemelerinde Yahudiliği kanıtlamak için kullanılan katı prosedürlerin, uğraşılamayacak kadar yorucu ve karmaşık olduğunu düşünüyor.

İsrail gazetesi "Jerusalem Post" daha önce İsrail'in, bu test ve analiz sonuçlarının, Yahudilerin tek bir ırka mensup olduğu yönündeki temel Siyonist efsaneyi çürüteceğinden korktuğunu belirtmişti.

Gazete, özellikle gerekli numuneleri posta veya internet yoluyla uzaktan göndererek hizmet veren uzman ABD şirketleri için benzer analizlerin yapılması adına gerekli araç ve gereçlerin mevcut olduğuna ancak bunun İsrail'de tamamen yasak olduğuna şu sözlerle dikkat çekti:

İsrail'in tanınmış bir Yahudi dini devleti olduğu göz önüne alındığında, bu testlerin ulusal sonuçları olabilir.

İsrail'in en kıdemli hahamlarından biri olarak kabul edilen David Lau ise şunları söyledi:

İnsanlar kendilerini Yahudi olarak tanımlıyor ancak bunu kanıtlayan belgeleri yok ya da iddiaları ile daha sonra açığa çıkanlar arasında çelişkili durumlar var. Bu davada mahkeme, başvurucuya yardımcı olmak amacıyla iddiasını güçlendirmek adına DNA testi yapılmasını öneriyor.

ABD'nin Baltimore eyaletindeki Johns Hopkins Enstitüsü'ndeki Yahudi araştırmacı Irene Hayek'in araştırması, ortak Yahudi kökeninin birliğine ilişkin Siyonist anlatıyı "saçmalık" olarak tanımladı.

Bu, İsrail'deki Yahudi cemaati içinde yaygın bir kargaşaya neden oldu.

Hayek, 2012 yılında yaptığı genetik araştırmada ise Yahudilerin genel olarak tek bir kökene ait olmadıkları sonucuna vardı.

Adli tıp doktorlarından oluşan bir ekip, kalıntıları bir şahıs adıyla ilişkilendirilmek için yoğun bir şekilde çalışıyor (AFP)
Adli tıp doktorlarından oluşan bir ekip, kalıntıları bir şahıs adıyla ilişkilendirilmek için yoğun bir şekilde çalışıyor (AFP)

Araştırmasında "Yahudi milliyetçiliğini" eleştiren tek kişi Hayek değildi.

İsrailli tarihçi ve "Yahudi Halkının İcadı" kitabının yazarı Shlomo Zand, "Dünyada bu konuda araştırma yapan tek halk Yahudilerdir" dedi.

Tel Aviv Üniversitesi'nde halen Yahudi genetik genleri ve DNA'sı üzerinde araştırmalar yapıldığını; ancak sonuca ulaşılamadığının altını çizen İsrailli tarihçi, şöyle devam etti:

Tarih boyunca Yahudiler, insanlarla dilini, yemeğini, hatta kıyafetlerini bile paylaşmıyorlardı.

Bilinmeyen kimlikler

Geçen ekim ayının 7'sinde Hamas'ın Gazze Şeridi'ni çevreleyen yerleşimlere düzenlediği saldırılardan sonra İsraillilere artık DNA testi yapılmaya başlandı.

DNA testleri, cinsel saldırı mağdurları, ani genç ve bebek ölümleri için klinik muayene yapmak, bilinmeyen cesetleri tespit etmek, iş kazalarını, intiharları ve suçları araştırmak, babalığı veya Yahudi soyunu kanıtlamaya yönelik testler yapmak isteyenlerle sınırlıydı.

Saldırı sırasında yüzlerce İsraillinin öldürülmesi, yakalanması ve ortadan kaybolması, yüzlerce İsrailli ailenin, kayıp üyelerini aramak ve onların ölü mü yoksa Hamas tarafından esir mi alındığını öğrenmek için DNA testine başvurmalarına yol açtı.

Bu yüzden sonuçlar esas olarak İsrail polisine gönderiliyor ve polis bu sonuçları aile üyelerinin DNA veri tabanıyla karşılaştırıyor.

ABD gazetesi Wall Street Journal'ın haberine göre, İsrail Adli Tıp Enstitüsü uzmanları cesetlerin kimliklerini belirlemek için zamana karşı yarışıyor.

Gazete, enstitüde adli tıp doktorları, antropologlar, laboratuvar teknisyenleri ve gönüllülerden oluşan küçük bir ekibin bulunduğunu belirtti.

Doktorlar kalıntıları biri ile irtibatlandırmak için gece geç saatlere kadar yoğun bir şekilde çalışıyorlar.

Testlerin sonuçlarını bir an önce öğrenmek için daha yoğun çalışmalarını talep eden ordu ve ailelerin büyük baskısına maruz kalıyorlar.

İsrail Adli Tıp Enstitüsü DNA laboratuvarı sorumlusu Nurit Boublil, "Ceset kamyonu günde 2-3 kez enstitüye gelip gidiyor. Çalışmalar durmuyor" dedi.

Enstitü yetkilileri, saldırının sadece ilk üç haftasında adli tıbba ulaşan toplam kalıntı sayısının, yaklaşık olarak bir yıl boyunca ele alınanlara eşdeğer olduğunu söyledi.

7 Ekim'den önce yalnızca sekiz çalışanı bulunan DNA laboratuvarı, bugün gönüllü adli antropologlar, laboratuvar teknisyenleri, doktorlar ve akademisyenlerin de aralarında bulunduğu 30 çalışana sahiptir.

Anında imtiyazlar

Ayrıca, geçen kasım ayının sonunda Knesset Sağlık Komitesi, doktorların içinde bulunduğu zorlukları ve İsrail Adli Tıp Enstitüsü'ndeki çalışma koşullarını ele aldı.

Knesset Sağlık Komitesi Başkanı MK Yonatan Mashreki, her yıl ilave adli tıp doktorları alınması için Maliye Bakanlığı'na acil imtiyazlar çağrısında bulundu.

Oturumu başlatan Knesset Üyesi Vladimir Bilyak'a göre, Adli Tıp Enstitüsü, harap bina, bütçe ve insan gücü eksikliği nedeniyle işlevini yerine getiremiyor.

Bilyak, adli tıp raporlarındaki gecikmenin "cesetlerin kimliklerinin belirlenmesindeki gecikmelerden kaynaklandığına" dikkat çekti.

Bilyak, İsrail'deki Adli Tıp Enstitüsü'nün büyüklüğünün dünyada kabul edilebilir olanın yalnızca yüzde 10-15'i kadar olduğunu, zira her 100-200 bin vatandaş için bir adli tıp doktorunun çalışması gerektiğini vurguladı.

Cesetler, soğutmalı kamyonların boşalttığı torbalarda sabah akşam durmaksızın geliyor (AFP)
Cesetler, soğutmalı kamyonların boşalttığı torbalarda sabah akşam durmaksızın geliyor (AFP)

İsrail'in resmi tahminlerine göre, kadrosu şu anda altı uzman doktor, iki stajyer doktor, beş teknisyen, iki sekreter ve bir fotoğrafçıyı aşmayan İsrail Adli Tıp Enstitüsü'nde en az 50 adli tıp doktoru çalışıyor.

İstihbarat bilgileri

Ciddi insan gücü ve kaynak sıkıntısının İsrail Adli Tıp Enstitüsü'nün görevlerini yerine getirme kabiliyetine zarar verdiğine dair defalarca yapılan uyarılara rağmen, Askeri Hahamlık ve İsrail Adli Tıp Enstitüsü, Gazze Şeridi'nde 7 Ekim'deki saldırıda öldürülen bini aşkın Filistinlinin cesetlerinden diş ve DNA örnekleri alınmasına karar verdi.

Bundaki amaç aralarında ölü İsraillilerin bulunmadığından emin olmak.

Zira Gazze Şeridi'ni çevreleyen ve sınıra yakın yerleşim birimlerinde bugüne kadar kayıp İsrailliler bulundu.

İsrail kamu yayıncısı Kan'ın birkaç gün önceki haberine göre, en az iki hafta sürebilecek bu operasyon İsrail'in güneyindeki bir askeri üste gerçekleştirilecek.

Buna paralel olarak İsrail güçleri, Gazze Şeridi'ni çevreleyen kasabalarda ve Gazze Şeridi'ni çevreleyen güvenlik çitlerine bitişik bölgelerde ceset aramaları yapacak.

İsrail ordusuna göre, tüm Filistinlilerin cesetlerinden DNA örnekleri almanın amacı, 7 Ekim'den bu yana kayıp olan mahkumların ve kayıp kişilerin tam bir resmini çıkarmak.

Ordu, bu operasyonun saldırıya katılan savaşçılar hakkında istihbarat bilgisi toplamaya olanak sağlayacağını düşünüyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Yeni bir video, Alex Peretti'nin Minneapolis'te öldürülmesinden birkaç gün önce federal ajanlara saldırdığını gösteriyor

Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)
Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)
TT

Yeni bir video, Alex Peretti'nin Minneapolis'te öldürülmesinden birkaç gün önce federal ajanlara saldırdığını gösteriyor

Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)
Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)

Yeni bir video, Alex Peretti'nin Minneapolis’te ABD Sınır Devriyesi tarafından vurularak öldürülmesinden birkaç gün önce federal ajanlara tükürdüğünü ve devlete ait bir arazi tipi araca zarar verdiğini ortaya koydu.

The News Movement adlı haber sitesi tarafından yayımlanan ve 13 Ocak’ta çekildiği belirtilen görüntülerde, sakalı, gözlüğü ve giyimiyle Peretti’ye benzeyen bir kişinin yer aldığı görülüyor. Görüntülerdeki kişinin, öldürüldüğü gün üzerinde bulunan kıyafetlere benzer giysiler giymesi dikkat çekiyor.

Videoda, söz konusu kişinin federal ajanlara bağırıp tükürdüğü, ardından devlete ait arazi tipi aracın arka lambasına tekme atarak kırdığı görülüyor.

Hakaretlerin sürmesi üzerine ajanlar araçtan inerek şahsa doğru ilerliyor ve onu yere yatırıyor.

Olay devam ederken, ajanlar yakındaki bir grup göstericiye biber gazı ve göz yaşartıcı gaz sıkıyor, ancak adam sonunda serbest bırakılıyor.

Ajanlardan uzaklaştıktan sonra, şahsın belinde bir ateşli silahın görüldüğü dikkat çekti.

Şahıs olay yerinden ayrılmak yerine, diğer protestocularla birlikte kalarak federal kolluk kuvvetlerine yönelik hakaretlerini sürdürüyor.

Alex Peretti'nin ailesi, Minnesota Star Tribune’e yaptıkları açıklamada, videodaki kişinin Peretti olduğunu doğruladı.

Peretti'nin ailesinin avukatı Steve Schleicher, Fox News’e yaptığı açıklamada, “Alex, sokakta kimseye tehdit oluşturmamasına rağmen vurularak öldürülmesinden bir hafta önce, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’ne (ICE) bağlı bir grup görevli tarafından şiddetli bir saldırıya uğradı. Bir hafta önce yaşanan hiçbir olay, 24 Ocak’ta ICE ajanları tarafından Alex’in öldürülmesini asla haklı çıkaramaz” ifadelerini kullandı.

37 yaşındaki Alex Peretti, Minneapolis’te federal göçmenlik uygulamalarını görüntülediği sırada, ABD Sınır Devriyesi ajanlarının açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.

Silahlı saldırıya ilişkin görüntülerde, Peretti’nin ajanlar tarafından yere düşürülen bir kadına yardım etmeye çalıştığı, ardından kimyasal bir maddeyle püskürtüldüğü, yere yatırıldığı ve darp edildiği görülüyor.

Kayıtlarda ayrıca, bir ajanın Peretti’nin kemerinden yetkililerin ‘şüpheli silah’ olarak nitelendirdiği 9 milimetrelik bir tabancayı aldığı, diğer ajanların ise yaklaşık 12 el ateş açtığı yer alıyor.

Yetkililer, Sınır Devriyesi’ne bağlı bir görevlinin Gümrük ve Sınır Muhafaza Birimi envanterinde bulunan Glock 19 tabancasıyla ateş açtığını, bir diğer görevlinin ise yine aynı kuruma ait Glock 47 tabancasını kullandığını açıkladı.

Ateş açılmadan önce ajanların, çevrede sivillerin bağırıp düdük çaldığı bir ortamda kolluk operasyonu yürüttüğü belirtildi. Yetkililer, kalabalığın kolluk kuvvetlerinin çalışmalarını engellememesi için kaldırımda kalmasının istendiğini bildirdi.

Yetkililer ayrıca, ajanların gözaltına almaya çalıştığı sırada şahsın direndiğini ve bunun fiziksel bir arbedeye yol açtığını kaydetti.

Rapora göre, yaşanan arbede sırasında kimliği açıklanmayan bir Sınır Devriyesi görevlisinin, adamın silahlı olduğunu defalarca bağırarak dile getirdiği duyuldu.


Trump'tan dikkat çeken hamle: Beyaz Saray koridorlarına Putin ile çekilmiş bir fotoğraf asıldı

Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)
Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)
TT

Trump'tan dikkat çeken hamle: Beyaz Saray koridorlarına Putin ile çekilmiş bir fotoğraf asıldı

Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)
Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını Beyaz Saray’a astırdığı bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre, söz konusu adımın ABD’nin müttefikleri arasında şaşkınlık yaratması bekleniyor.

Fotoğraf, iki liderin geçtiğimiz ağustos ayında Alaska’da düzenlenen zirvesi sırasında çekildi ve Trump’ın torunlarından biriyle olan başka bir fotoğrafın üzerine yerleştirildi.

PBS News’in Beyaz Saray muhabiri Elizabeth Landers’ın X platformunda paylaştığı bilgiye göre, çerçevelenen fotoğraf, Beyaz Saray’ın Batı Kanadı ile ana bina arasındaki koridora asıldı.

Fotoğrafa ilişkin olarak Rusya’nın kıdemli müzakerecilerinden Kirill Dmitriev olumlu bir değerlendirmede bulundu. Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile birçok kez görüşen Dmitriev, “Bir fotoğraf bin kelimeye bedel” ifadesini kullandı.

Ancak Beyaz Saray’daki bu yeni ekleme herkes tarafından aynı şekilde karşılanmadı. Virginia Senatörü Mark Warner, fotoğrafa ilişkin yaptığı yorumda, “Putin’i Amerikan halkının ve ailesinin üzerine koymak, biraz abartılı bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

Estonyalı siyasetçi Marko Mihkelson da Trump ile Putin arasındaki ilişkiye yönelik bu görünür vurgunun, Ukrayna’da süren savaş açısından ne anlama gelebileceğine dair endişelerini dile getirdi.

Mihkelson, “Eğer ABD Başkanı’nın, 21. yüzyılın en büyük savaş suçlusunun fotoğrafını Beyaz Saray duvarına asmayı uygun gördüğü doğruysa, ne yazık ki adil ve kalıcı bir barışın ertelenmesi gerekecek” ifadesini kullandı.

Beyaz Saray, geçtiğimiz ay Palmiye Odası’nda bir yenileme çalışmasına sahne olmuştu. Bu düzenleme, Donald Trump’ın geçen yıl göreve dönmesinin ardından hayata geçirdiği kapsamlı değişiklikler zincirinin son halkası olarak değerlendiriliyor.

Trump ile Putin, 15 Ağustos’ta Alaska’nın Anchorage kentinde bir araya gelmişti. Bu görüşme, Moskova’nın dört yıl önce Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalini başlatmasından bu yana ABD ve Rusya liderleri arasında gerçekleşen ilk zirve olma özelliğini taşıyor.

Söz konusu buluşmada Putin’in gördüğü sıcak karşılama dikkat çekmiş, Trump’ın Rus lideri samimi bir şekilde karşılaması, Rus güçlerinin Ukrayna’nın doğusunda yıpratma savaşını sürdürdüğü bir döneme denk gelmişti.

Görüşme, Moskova’da diplomatik bir kazanım olarak yorumlanmış; iki liderin kameralar önünde tokalaşması ve Putin’in yakın bir müttefik gibi ağırlanması öne çıkarılmıştı.

Zirve sırasında dikkat çeken anlardan biri de Putin’in, kendi makam aracı yerine Trump’ın ‘Canavar’ (The Beast) olarak bilinen zırhlı başkanlık aracına binmeyi tercih etmesi olmuştu. Görüntülerde, iki liderin hava üssünden ayrıldığı ve Putin’in arka koltukta gülerek oturduğu görülmüştü.

The Times gazetesi ise Kremlin’in daha önce yaptığı bir açıklamaya atıfla, söz konusu zirvenin gelecek eğitim yılından itibaren güncellenmiş tarih ders kitaplarında yer alacağını yazdı.


Avrupa’dan Devrim Muhafızları’nı terör listesine alma konusunda uzlaşı sağlandı

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel’de düzenlenen bakanlar toplantısı kapsamında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldi (EPA)
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel’de düzenlenen bakanlar toplantısı kapsamında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldi (EPA)
TT

Avrupa’dan Devrim Muhafızları’nı terör listesine alma konusunda uzlaşı sağlandı

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel’de düzenlenen bakanlar toplantısı kapsamında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldi (EPA)
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel’de düzenlenen bakanlar toplantısı kapsamında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldi (EPA)

Avrupa Birliği, bugün (Perşembe) İran üzerindeki baskıyı artırma konusunda siyasi uzlaşıya vardı. Bu kapsamda, Tahran yönetiminin göstericilere yönelik baskıları ve İran’ın Rusya’ya verdiği destek gerekçesiyle kişi ve kurumları hedef alan yeni bir yaptırım paketi kabul edildi. Aynı zamanda, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesine alınmasını öngören bir anlaşmanın da önü açıldı.

Son günlerde başta Fransa, İtalya ve İspanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, Devrim Muhafızları’nın AB terör örgütleri listesine dahil edilmesine destek verdiğini açıkladı.

İnsan hakları örgütleri, Aralık ayı sonlarında kötüleşen yaşam koşulları nedeniyle başlayan ve kısa sürede rejim karşıtı sloganların öne çıktığı protestolarda, çoğu gösterici olmak üzere binlerce kişinin İran güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü belgeledi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brüksel’de düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Devrim Muhafızları’nın terör örgütleri listesine alınması konusunda anlaşmaya varacağımızı bekliyorum” dedi.

Kallas, “Bir aktör terörist gibi davranıyorsa, terörist gibi muamele görmeyi de beklemelidir” ifadelerini kullanarak, bu adımın Devrim Muhafızları’nı El Kaide ve DEAŞ gibi örgütlerle aynı kategoriye koyacağını söyledi.

Avrupa Birliği daha önce de Devrim Muhafızları’nı ve birçok üst düzey komutanını, protestoların bastırılması ve İran’ın Rusya’ya Ukrayna savaşında verdiği destek gibi gerekçelerle yaptırım listesine almıştı. Bu nedenle, yeni kararın pratik etkisinin sınırlı olacağı, ancak siyasi açıdan güçlü bir sembolik anlam taşıdığı belirtiliyor. Adım, AB’nin İran yönetiminin protestolara karşı uyguladığı sert baskıyı güçlü biçimde kınadığı bir mesaj olarak değerlendiriliyor.

27 üyeli birlik, baskılar nedeniyle aralarında İçişleri Bakanı İskender Mumini’nin de bulunduğu 21 İranlı yetkili ve kuruma yönelik vize yasağı ve mal varlığı dondurma kararı almayı da planlıyor.

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), protestolarda 5 bin 856’sı gösterici, 100’ü çocuk, 214’ü güvenlik görevlisi ve 49’u yoldan geçenler olmak üzere toplam 6 bin 221 kişinin öldüğünü belgelediğini açıkladı. Ajans ayrıca 17 bin 91 olası ölüm vakasının daha incelendiğini ve en az 42 bin 324 kişinin gözaltına alındığını bildirdi.

İranlı yetkililer ise resmî olarak 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini kabul ederek, ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları, siviller ve ABD ile İsrail tarafından desteklendiğini öne sürdükleri “provokatörler” olduğunu savundu.

İtalya ve Fransa’nın tutumu

1979’da Ayetullah Humeyni liderliğindeki devrimin ardından kurulan Devrim Muhafızları, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e bağlı olarak faaliyet gösteriyor. İran Anayasası’na göre bu yapı, esas olarak “devrimi ve kazanımlarını korumakla” görevli.

Tahran daha önce Devrim Muhafızları’nın AB terör listesine alınmasının “yıkıcı sonuçlar” doğuracağı uyarısında bulunmuştu. Buna karşın Kallas, bu adımdan sonra da İran’la diplomatik kanalların açık kalacağını ifade etti.

Avrupa’daki son karar, daha önce bu adıma mesafeli duran bazı ülkelerin tutum değiştirmesinin ardından geldi. En dikkat çekici değişim Fransa’da yaşandı. Paris yönetimi, Avrupalı tutukluların İran’daki durumu ve Tahran’la ilişkilerin zarar görebileceği endişesiyle uzun süre bu adıma karşı çıkmıştı.

Élysée Sarayı, dün yaptığı açıklamada Fransa’nın Devrim Muhafızları’nın AB terör örgütleri listesine alınmasını desteklediğini duyurdu. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Brüksel’deki toplantı öncesinde “İşlenen suçların cezasız kalmaması gerektiğini” vurguladı.

Barrot, kararın aynı zamanda İran makamlarına, cezaevlerinde tutulan binlerce kişinin serbest bırakılması ve son yılların en sert baskı aracı olarak nitelendirdiği idamların durdurulması çağrısı anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca 8 Ocak’tan bu yana uygulanan internet kısıtlamalarının kaldırılmasını ve “İran halkının geleceğini yeniden seçebilme imkânına kavuşmasını” talep etti.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola da toplantı öncesinde AB’ye, Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etmek için “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısı yaptı. Metsola, bu adımın “sadece sembolik değil, ahlaki bir sorumluluk” olduğunu belirtti.

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise pazartesi günü AB’yi Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak tanımaya çağırarak, öneriyi “diğer ortaklarla koordinasyon içinde” sunacağını söyledi. İran ise bu açıklamaların ardından İtalya’yı sert şekilde eleştirerek, “yıkıcı sonuçlar” uyarısını yineleyerek, İtalya’nın Tahran büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı.

gthyu
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, bugün Brüksel’de düzenlenen bakanlar toplantısı sırasında (EPA)

Beklenen Avrupa kararı, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, ABD’den gelebilecek herhangi bir askeri operasyona Tahran’ın “derhal ve sert” karşılık vereceği uyarısının hemen ardından gündeme geldi. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer programı konusunda yeni bir anlaşma ihtimalini dışlamazken, zamanın giderek daraldığını söylemişti.

Trump ayrıca, haziran ayında İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa ABD’nin katılmasının ardından, protestoların bastırılması gerekçesiyle İran’a yönelik yeni bir saldırı ihtimalini de dışlamadığını ifade etmişti.