İran'da çoğalan estetik ameliyatlar son zamanlarda ülke gündemini de meşgul ediyor

Son zamanlarda gençler arasında da yaygınlaşan estetik ameliyatlar orta ve üst yaş grupları arasında normal karşılanıyor hatta bir statü göstergesi olarak da sayılabiliyor

(AA)
(AA)
TT

İran'da çoğalan estetik ameliyatlar son zamanlarda ülke gündemini de meşgul ediyor

(AA)
(AA)

İran'da, son yıllarda artış gösteren estetik ameliyatlar, "estetik kaygı", "Batılı ünlülere benzeme", "kendini iyi hissetme" ve "ülkedeki zorunluluklardan farklı şeylere yönelme" gibi nedenlerle yapıldığı tartışmalarıyla gündeme gelirken diğer yandan "orijinal İran yüzünün" yok olmasına neden olarak da gösteriliyor.

Konuyla ilgili sosyal medyada yapılan taramalarda İran’ın "dünya burun estetiği başkenti" olarak nitelendirilmesi bile estetik ameliyatların ne kadar çoğaldığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Cadde ve sokaklarda yürürken estetik ameliyatların ne kadar yaygın olduğunu görmek için çevreye bakmak yeterli. Yuvarlak ince yanaklar, dolgun dudaklar, küçültülmüş burunlar, burunlarda bulunan bandajlar hemen dikkatleri çekiyor.

Son zamanlarda gençler arasında da yaygınlaşan estetik ameliyatlar orta ve üst yaş grupları arasında normal karşılanıyor hatta bir statü göstergesi olarak da sayılabiliyor.

Özellikle her yaştan kadınlar arasında estetiğe duyulan ilgi, genç erkekler arasında da yaygınlaşıyor.

İran’da her yıl yüzbinlerce estetik ameliyat gerçekleştiriliyor. Bu ameliyatların kimisi sağlık gerekçeleriyle kimisi tamamen estetik kaygılarla yapılıyor.

Ülkedeki estetik operasyonlarının başında burun ameliyatı gelirken, dudak, yüz gerdirme, göğüs, kalça ve göbek ameliyatları da oldukça yaygın.

Kendini "daha iyi hissetmek için" ameliyat yaptırıyor

Ameliyat masasına yatmadan önce açıklamada bulunan 25 yaşındaki Fatma Defteri, “kendini daha iyi hissetmek için” bu ameliyata yöneldiğini belirtti.

Arkadaşlarının bir kısmının estetik kaygılarla bir kısmının da sağlık gerekçeleriyle burun ameliyatı olduğunu söyleyen Defteri, her iki durumda da alınan iyi sonuçların kendisine cesaret verdiğini dile getirdi.

Defteri, ailesini ikna etmenin ardından iki yıllık araştırmalar sonucu doktorla iletişime geçtiğini, yapılan tetkiklerin ardından ameliyat olacağını ifade etti.

Şimdiki yüzünü beğendiğini söyleyen Defteri, bir sorunu olmadığını fakat biraz daha güzel olmasını istediğini kaydetti.

Sistemi değiştiremeyen bedeninde değişikliğe gidiyor

İranlılara göre, estetiğe duyulan ilginin tarihsel bir geçmişi var, buna karşın isminin açıklanmasını istemeyen İranlı psikolog estetiğe olan düşkünlüğün bu derece fazla olmasını "ülkedeki siyasi durumla" ilişkilendiriyor.

Söz konusu psikoloğa göre, ülkedeki bazı zorunluluklar insanları farklı şeylere yönlendiriyor, sisteme müdahale edemeyenler, bedenlerine yönelerek değişiklikler yapmak suretiyle psikolojik bir rahatlama yaşıyor.

Estetik ameliyatların değişmek için yapıldığını ifade eden Operatör Doktor Emir Deryani de psikolojik nedenlerle ameliyat olanların sayının az olduğu görüşünde.

Plastik cerrah olarak 10 yıldır çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Deryani, en çok burun, göğüs, karın ve kalça ameliyatları yapıldığını, hastaların daha çok 20 ile 40 yaş arası kişilerden oluştuğunu aktardı.

Tarih boyunca kültürel olarak güzelliğe önem verilmesi, Batı filmlerinin yıldızlarına benzeme isteği, daha görünür olma arzusu ameliyatların tercih edilmesinin etkin sebepleri olarak sayılabilir.

İran’da neredeyse her mekanda görebileceğiniz Kaçarlar dönemi güzel kadın tiplemesindeki birleşik kalın kaşlar, dolgun kirpikler, renkli belirgin dudaklar, yüze yapılan ben tarzı dövmelerin aksine yeni dönemde Batılı yüz hatlarının tercih edilmesi de Batı kültürüne olan ilgiyi göstermesi açısından önemli.

Yaklaşık 30 yıldır mesleğini devam ettiren Operatör Doktor Cevad Emirizad ise bütün insanların güzelliği sevdiğini belirterek ekonomik durumlarına bağlı olarak da kişilerin bundan faydalandığını ifade etti.

Bu ameliyatların ne kadar gerekli olduğu konusunun ayrı bir sorun olduğunu söyleyen Emirizad, eskiden bu kadar yaygın olmadığını, burun ameliyatlarında İran’ın dünyada dördüncü sırada yer aldığını ifade etti.

Emirizad, “İnsanlar yabancı ünlülerin etkisinde kalıyor. Onlara benzemek istiyor. Gelip estetik ameliyat olmak istiyor." diye konuştu.

Estetik ameliyatların neden bu kadar çoğaldığı konusunun sosyoloji ve psikolojinin alanına girdiğini dile getiren Emirizad, şöyle devam etti:

Bunun psikolojik ya da sosyolojik değerlendirmesine dair bir şey söyleyemem. Ben bir plastik cerrah olarak var olan durumu anlatabilirim. Buraya gelenlerden bu ameliyatlara ihtiyacı olmadığını söylediklerimiz gidip bir başka yerde ameliyat oluyor.

(AA)
(AA)

İran'da yeni dolgu yaptırılmış dudaktaki şişlikle, burundaki bandajla ya da ameliyattan çok sonraları bile bantlı burunla gezmek ve bunu göstermek bir statünün de ilan edilmesi olarak görülüyor.

Yapılan görüşmelerde, yeni işe başlayan genç kadınların en büyük hayalinin para biriktirerek herhangi bir estetik ameliyat olmayı isteğini ifade etmesi statü arayışlarına örnek olabilecek düzeyde olmakla birlikte iş hayatına başlarken bir özgüven arayışına da işaret ediyor.

Estetik ameliyatlara olan yoğun ilginin bir sonucu olarak Tahran’ın kuzey mahallelerindeki güzellik merkezleri ile estetik cerrahi kliniklerinin sayısı da arttı.

Geçen her gün bu kliniklere gelen kadın ve erkeklerin sayısı da artıyor. Talebin artması ile birlikte pazar arayışındaki girişimcilerin bu alana yönelmesi ameliyatlardaki riskleri de beraberinde getiriyor.

Ameliyatların yapılabilmesinin izne tabi olduğu İran’da muayenehanesi bulunan plastik ve estetik cerrahlar izinli merkezlerin ameliyathanelerini kullanarak izin sorununu aşıyor.

Bu durum da ameliyatlardaki komplikasyon riskini artıran faktörler arasında yerini alıyor.

Estetik ameliyatlardaki artış bir tehlike mi?

İran Plastik ve Estetik Cerrahlar Derneği (ISPAS) Başkanı Babek Nikumeram, eylül ayında düzenlediği basın toplantısında, “orijinal İran yüzünün” kozmetik uygulamalar nedeniyle "yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu" dile getirmişti.

Bu durumu “kozmetik ameliyatlar tsunamisi” olarak değerlendiren Nikumeram, bunun kontrol altına alınmaması durumunda, “sosyal hasarlara sebep olmanın yanı sıra tedavi alanına da zarar vererek ülkenin sağlık sektörü için ayrılan kaynakların tükenmesine” neden olacağını söylüyordu.

(AA)
(AA)

Nikumeram, bu aşırı güzellik uygulamaları nedeniyle “orijinal İran yüzünün" giderek kaybolduğu uyarısında bulunarak, soruna yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bir çözüm bulunması çağrısı yapıyordu.

Bu konuya ilişkin konuşan Operatör Doktor Hasan Hudaperest ise orijinal İran yüzü diye bir durumun söz konusu olmadığını belirterek İranlıların, Irak Türkiye ve İtalya’daki insanlarla benzerlikler gösterdiğini ifade etti.

Hudaperest, estetik ameliyatların İran insan yüzünün kaybolmasına sebep olamayacağını söyleyerek bunun sonuç itibarıyla genetik bir durum arz etmediğini kaydetti.

Operatör Doktor Ali Musevi ise son yıllarda ameliyat için başvuranların sayısında ciddi bir atış olduğuna dikkati çekerek 18 ile 70 yaş aralığında her kesimden insanın ameliyat tercihinde bulunduğunu aktardı.

Ülkede yapılan operasyonlardaki başarının da bunda etkili olduğunu savunan Musevi, bu nedenle Arap ülkeleri ile Azerbaycan ve Ermenistan'dan insanların ameliyat için İran’ı tercih ettiklerini söyledi.

Musevi, insanların genç görünme isteğinin onları bu ameliyatlara yönlendirdiğini dile getirerek, şunları aktardı:

Genelde aynı tür şekiller isteniyor ama estetik ameliyatlar paket programlar değildir. Her yüzün ya da her bedenin kendine göre ihtiyaç ve imkanları oluyor. Her ameliyat kişiye göre değerlendirilip yapılıyor.

Estetik ameliyat olgusu siyasilerin de gündeminde

Estetik ameliyatların bu denli çoğalması ülke yönetiminin de gündeminde yer almaya başladı.

İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi de bir süre önce yaptığı açıklamada estetik ameliyatların yüzde değişiklik yapması durumunda mutlaka kimlik kartları gibi resmi evrakların yenilenmesi gerektiğini belirtmişti.

Sağlık turizmine yaptığı katkılar nedeniyle bir yandan gelişmesine destek verilen diğer yandan “orijinal İran yüzünün” yok olması tehlikesini beraberinde getiren estetik ameliyatlar ülke için paradoksal bir durum yaratıyor.



Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.


"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

"Sessiz katil"e karşı yeni umut: Mekanizma bozulunca tümörler küçüldü

(Unsplash)
(Unsplash)

Harriette Boucher 

Bilim insanları, "sessiz katil" diye adlandırılan pankreas kanserinin bağışıklık sisteminden nasıl gizlendiğini ve bu süreci bozmanın tümörlerin küçülmesine nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmiş olabilir.

Yakın zamanda yapılan çalışmada, Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesine katkıda bulunan kanser geni MYC'nin, normalde bağışıklık sistemini harekete geçiren ve tümöre saldıran alarm sinyallerini bastırarak tümörleri kamufle ettiğini buldu.

Ancak araştırmacılar, hayvanlarda bu mekanizmayı bloke ederek tümörlerde çarpıcı bir küçülme tespit etti ve kanserin vücudun kendi savunmasına maruz kalabileceği yeni bir yol önerdi.

Çalışma, Cancer Grand Challenges KOODAC araştırma ekibinden Martin Eilers tarafından yönetildi. Eilers şunları söyledi:

Normal MYC'ye sahip pankreas tümörlerinin boyutu 28 günde 24 kat artarken, kusurlu MYC proteinine sahip tümörler aynı dönemde çöktü ve yüzde 94 oranında küçüldü. Ama bu durum yalnızca hayvanların bağışıklık sistemleri sağlam olduğunda görüldü.

Eilers, bulguların kanser tedavisi için umut verici yeni yollar açtığını çünkü gelecekteki ilaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörleri vücudun bağışıklık sistemine karşı görünür ve savunmasız hale getirmek için kullanılabileceğini sözlerine ekledi.

Pankreas kanseri, Birleşik Krallık'ta her yıl yaklaşık 10 bin ölüme yol açarak en çok can alan 5. kanser türü. Tüm yaygın kanserler arasında en düşük sağkalım oranına sahip ve 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 7'nin altında.

Hastaların semptomları genellikle ancak hastalık tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir aşamaya ilerledikten sonra ortaya çıktığı için "sessiz katil" diye adlandırılıyor.

MYC kanserde önemli bir rol oynuyor ve önceki araştırmalara göre insanlarda  kanserlerin yüzde 70'ine kadarında aktive oluyor.

Cancer Grand Challenges KOODAC ekibi, çocukluk çağı solid tümörleriyle mücadele etmek üzere 2024'te finansman desteği aldı.

Ekip, tümör büyümesini sağlayan proteinleri hedef almak için yenilikçi yöntemler geliştiriyor ve çalışmanın bulguları, ekip tarafından çocuklarda MYC kaynaklı kanserler için potansiyel yeni tedaviler tasarlamak üzere kullanılacak.

Ekibin Direktörü Dr. David Scott şunları söyledi:

Cancer Grand Challenges, KOODAC gibi kanser hakkında bildiklerimizin sınırlarını zorlayan uluslararası ekipleri desteklemek için var.

Bunun gibi araştırmalar, tümörlerin bağışıklık sisteminden saklanmak için kullandıkları mekanizmaların ortaya çıkarılmasının, sadece yetişkin kanserleri için değil, KOODAC ekibinin odak noktası olan çocukluk çağı kanserleri için de nasıl yeni olanaklar yaratabileceğini gösteriyor.

Bu, uluslararası işbirliğinin ve farklı uzmanlıkların kanser araştırmalarındaki en zorlu zorluklardan bazılarının üstesinden gelmeye nasıl yardımcı olabileceğinin cesaret verici bir örneği.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news/health