Gazze Savaşı gölgesinde Mısır- İran ilişkileri… Yakınlaşma mı yoksa gözetleme mi?

Tahran’ın bölgedeki silah hareketlerine ilişkin korkular ortasında iki ülke arasında krize ilişkin resmi toplantılar yapıldı.

Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Gazze Savaşı gölgesinde Mısır- İran ilişkileri… Yakınlaşma mı yoksa gözetleme mi?

Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır ve İran cumhurbaşkanları, Kasım ayında Riyad’da yaptıkları görüşmelerde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Gazze Şeridi’ndeki savaş, 7 Ekim’den önce onlarca yıldır süren durgunluğun ardından iki taraf arasında yakınlaşmaya yönelik adımlara tanık olan Mısır- İran ilişkileri de dahil olmak üzere birçok bölgesel meseleye gölge düşürüyor.

Filistin bölgesindeki savaşla bağlantılı olarak Mısır- İran temaslarının çokluğuna rağmen bu durum, Mısır’ın, özellikle Tahran’a yakın Husi grubunun Babu’l Mendeb Boğazı bölgesindeki ticari gemileri hedef alması üzerine, İran’ın kolları olarak nitelenen bölgedeki bazı grupların davranışlarına ilişkin takip ve endişe durumunu ortaya çıkardı. Bu da Süveyş Kanalı’nın güney girişini temsil eden bu stratejik bölgedeki seyrüsefer hareketine yansıyor.

Gazze Savaşı’nın başlamasından bu yana Filistin direniş gruplarının 7 Ekim’de İsrail hedeflerine yönelik gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonuna yanıt olarak İsrail’in Gazze Şeridi’nde başlattığı yoğun askeri operasyonların ardından Mısır- İran ilişkilerinin seyri, birçok toplantı ve iletişime sahne oldu. Öyle ki Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile geçen Kasım ayında Riyad’da düzenlenen olağanüstü ortak Arap- İslam zirvesinin oturum aralarında ilk kez bir araya geldi.

Cumartesi günü Sisi, İranlı mevkidaşından da bir telefon alırken, Reisi, Mısır Cumhurbaşkanı’nı son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferinden ve yeniden Mısır cumhurbaşkanı seçilmesinden dolayı tebrik etti. Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsü tarafından yapılan açıklamaya göre görüşmede ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki durumla ilgili gelişmelerin yanı sıra iki ülke arasında askıda kalan sorunların çözümüne yönelik takip görüşmelerine de değinildi.

Öte yandan İran Tasnim Ajansı’nın haberine göre İranlı bir cumhurbaşkanlığı yetkilisi, iki liderin Filistin’deki son gelişmeleri ve İslam birliğinin önemini ele aldıklarını belirtti. Aktarılana göre iki ülke arasındaki sorunların nihai çözümü için somut adımlar atılması konusunda mutabakata varıldı.

Diplomatik istişareler

Diplomatik istişareler sırasında iki ülke dışişleri bakanları arasında son dönemde çok sayıda temas yaşandı. Bunlardan en sonuncusu, Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre geçen pazartesi günü Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan’dan Gazze Şeridi’ndeki durumu görüşmek ve iki ülke arasındaki ikili meselelere ilişkin görüşmeleri takip etmek için aldığı bir telefon görüşmesiydi.

İki ülke diplomatik ilişkilerini 1979’da kesmiş, ardından ilişkiler 11 yıl sonra maslahatgüzarlar ve çıkar büroları düzeyinde yeniden başlamıştı. Geçtiğimiz aylarda Mısırlı ve İranlı bakanlar arasında iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirme olasılığını tartışmak üzere çeşitli vesilelerle toplantılar düzenlendi. Geçen Mayıs ayında İran Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanlığı’na Mısır’la ilişkilerin güçlendirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması talimatı vermişti.

Geçen Mart ayında ise Mısır hükümeti, gelen yabancı turistlerin hareketini kolaylaştırmak için bir kolaylaştırma paketini onayladı. Bu paket, İranlı turistlerin Güney Sina’daki havalimanlarına vardıklarında ülkeye girişlerinin kolaylaştırılmasına yönelik bir kararı da içeriyordu. Karar kapsamında ayrıca, İranlı turistlerin turist grupları aracılığıyla ve Mısır tarafıyla önceden seyahat koordine eden şirketler aracılığıyla vize alması da vardı. Bu, o dönemde İranlılar tarafından memnuniyetle karşılandı.

Endişeler devam ediyor

Kahire Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü ve Mısır Stratejik Araştırmalar Merkezi Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü Dr. Dalal Mahmud, Mısır’ın bölgede İran’la bağlantılı bazı davranışlara ilişkin korkularının hala mevcut olduğunu ve Gazze Şeridi’ndeki mevcut savaştan sonra azalmadığını dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mahmud, “Mısır, İran’ın bölgede genişleme projesi ve arzusu olan bir ülke olduğunun farkında ve bu da Mısır’ın İran’a yönelik vizyonunu her zaman temkinli kılıyor” dedi. Gazze’deki savaşla ilgili son gelişmelerin, özellikle de Husi grubunun Yemen’deki hareketlerinin, Mısır’ın korkularını doğruladığını ve onları uzaktan izlemenin ötesinde daha fazlasını yapmaya ittiğini de belirten Mahmud, “İran’ın bölgedeki çıkarlarının, Mısır çıkarlarına yönelik tehdide dönüşmemesi için Mısır’ın sahneyi yeniden okuması ve aktif iletişim kurması gerekiyor” dedi.

Mısır Stratejik Araştırmalar Merkezi Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü, Gazze’deki savaşın devam etmesinin, Kızıldeniz’de yoğun bir Arap varlığıyla güvenlik için bölgesel düzenlemeler yapılmasını gerektirecek yansımalara sahip daha fazla gelişmenin önünü açtığını söyledi. Bunun da İran ve Husilerin ötesine geçen düzeyde aktif iletişim gerektirdiğini belirten Dr. Dalal Mahmud, “Gazze’deki savaşın gölgesinde bile Mısır’ın İran ve diğerleriyle bu iletişimi yönetebilme yeteneği, Mısır’ın İran’la bağlantılı güçlerin bölgedeki bazı hareketleri hakkındaki korkularının geçerliliğini doğruluyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Şukri, 23 Ekim’de yaptığı telefon görüşmesinde İranlı mevkidaşı ile çatışmanın kapsamının genişletilmesiyle ilgili riskleri ele aldı. Şukri, İran Dışişleri Bakanı’na, çatışmanın tırmanmasının tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracağı ve tahmin edilmesi zor sonuçlara yol açabileceği yönündeki görüşünü iletti.

Kızıldeniz’deki durum

Kızıldeniz’deki durum, özellikle Mısır ekonomisi için hayati bir arteri temsil eden Süveyş Kanalı’nın güney girişi olması nedeniyle bölgenin Mısır için taşıdığı stratejik önem göz önüne alındığında, son zamanlarda Mısır’ın beklentilerini artırdı.

Geçen hafta Mısır Dışişleri Bakanı, İngiliz mevkidaşı ile Kahire’de düzenlediği basın toplantısında “Seyrüsefer özgürlüğü ilkelerini ve bunun korunmasının gerekliliğini paylaşıyoruz” açıklamasında bulundu. Kızıldeniz’e sınırı olan ülkelerin, buranın güvenliği çerçevesinde sorumluluk taşıdığına dikkat çeken Şukri, “Kızıldeniz'de seyrüsefer serbestisi sağlamak ve Süveyş Kanalı’na erişimi kolaylaştırmak için ortaklarımızla işbirliği yapıyoruz” dedi. Samih Şukri ayrıca, “Mısır, ortaklarıyla başka çerçevelerde de işbirliği yapıyor ve biz, dolaşım özgürlüğünü sağlamanın, ürünlere erişimi sağlamanın ve tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz etkileri önlemenin en iyi yollarını koordine etmeye ve bunlar hakkında konuşmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır, Kızıldeniz’deki ticari nakliye trafiğinin korunmasına yardımcı olmak için kurulan çok uluslu deniz koalisyonuna katılmadı. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a göre ABD’nin Refah Muhafızı adı altında oluşumunu duyurduğu koalisyon, 20 ülkeyi kapsıyor. Aynı şekilde İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ABD’nin Kızıldeniz’de uluslararası bir güç oluşturması halinde büyük sorunlarla karşılaşacağı konusunda uyardı.

FOTO: Norveç bandıralı bir tanker, daha önce Kızıldeniz’in güneyinde Husilerin füze saldırısına maruz kalmıştı (AFP)
Norveç bandıralı bir tanker, daha önce Kızıldeniz’in güneyinde Husilerin füze saldırısına maruz kalmıştı (AFP)

Merkezi Londra’da bulunan Orta Doğu Araştırmaları Forumu’nun siyasi araştırmacısı Ahmed Atta, Gazze Şeridi’ndeki mevcut savaşı ‘istisnai’ olarak nitelendirirken, “Tüm bölgede farklı bir coğrafi durumla sonuçlanacak” dedi. Ayrıca savaşın, bölgenin geleceği ve buradaki bölgesel ilişkilerle ilgili birçok konunun yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğine dikkati çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Atta, “Mısır, bölgesel politikalarını, İran’la ilişkiler de dahil olmak üzere çıkarlarını ve yükümlülüklerini dikkate alan ulusal önceliklere göre yönetiyor. Bölgedeki mevcut koşullar, özellikle de müttefik ve İran’a yakın olarak tanımlanan grupların yaptıklarına ilişkin riskler göz önüne alındığında, Tahran’ın bu grupların kararlarını etkileme kabiliyetini reddetme konusundaki ısrarına rağmen Kahire ile Tahran arasında yakınlaşma adımlarının devam etmesi zor” şeklinde konuştu.

Siyasi araştırmacı, ‘Husi grubunun Kızıldeniz girişinde gerçekleştirdiği eylemlerin Mısır çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğine dair özel mesajlar vermek için’ mevcut aşamada Mısır’ın çıkar önceliklerinin, İran’la diplomatik iletişim kanallarının açılmasının yoğunlaştırılmasını gerektirdiğini açıkladı. Ahmed Atta ayrıca, bu diplomatik temasların yoğunlaşmasının, mevcut anın gereklilikleri ve en başta Mısır’ın çıkarları tarafından empoze edildiğini vurguladı.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA