Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı

Al-Majalla, Kudüs ve Beytüllahim'de, Gazze savaşının Hz. İsa'nın doğduğu yerdeki Filistinliler üzerindeki yansımalarını analiz etti.

Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı
TT

Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı

Gazze'ye 76 kilometre uzaklıktaki Filistinli Hıristiyanların yaşamı

Ahmed Mahir

Filistinli bir grup Hristiyan, İsa Mesih'in doğum yeri olan Beytüllahim'de bir papazın İncil dersine katılmak için Doğuş Kilisesi'nde bir araya geldi. Aralarından bazıları dindar Hristiyan ailelerde, bazıları ise liberal ve seküler düşünen ailelerde, dini ritüelleri uygulamadan büyüdü. Bu ders, inanç arayışındaki bir başlangıç noktası olan 23 yaşındaki genç kadın Yasemin şöyle diyor: "Gazze'deki günlük vahşetten dolayı depresyona girdim. Burada rahat hissediyorum ve bu maneviyat bana yardımcı oluyor."

Beytüllahim ve Kudüs'te konuştuğum neredeyse tüm Filistinli Hristiyanlar, 7 Ekim'de Hamas tarafından yapılan saldırıların ardından İsrail'in Gazze Şeridi'ne başlattığı savaştan dolayı öfke ve endişelerini dile getirdiler. Gazze ile Kudüs arasındaki mesafe sadece 76 kilometre. Ayrıca İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler tarafından rahip ve rahibelere yönelik artan ırkçı saldırılardan, sözlü tacizlerden ve fiziksel şiddetten de rahatsızlar.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Kudüs Genç Hristiyanlar Derneği'nin (YMCA/ Young Men's Christian Association) CEO'su Fadi Suveydan şu açıklamada bulundu:

"Birçok Yahudi arkadaşımız, dini kıyafetler giyenlere tüküren ve mezarlarımızdaki haçları kıran, dini Siyonizm'den etkilenen bir grup yerleşimci tarafından gerçekleştirilen bu iğrenç eylemlere karşı dayanışma içinde bizimle birlikte duruyor."

YMCA’nın işgal altındaki Doğu Kudüs'teki tarihi binasını gezerken, Gazze'de kötüleşen insanlık trajedisinden duydukları üzüntüyü ve hayal kırıklığını ifade etmek için her zamanki Noel ve Yeni Yıl kutlamalarını iptal eden Beytüllahim Hıristiyanlarına katılmaya karar verdiğini söyledi.

Şehrin panoramik gece manzarasını sunan kulenin son katında yaptığımız röportajda Suveydan şunları söyledi:

“Kudüs'e buradan bakıyorum. Hüzünlü bir şehir. Burayı daha önce hiç böyle görmemiştim. Mesele Yahudilik ile İslam arasındaki çatışma meselesi değil. Hayfa'da doğdum, Yahudi okullarında eğitim gördüm, akıcı bir şekilde İbranice konuşuyorum ve İsrail zihniyetini biliyorum. Ancak aşırılıkçı yerleşimcilerin terörü 7 Ekim'den sonra çarpıcı biçimde yoğunlaştı.”

Antik binaya girdiğinizde kendinizi sakin ve dingin hissediyorsunuz bu, ana girişteki mozaikte Arapça, İbranice ve İngilizce yazılmış cümlelere de yansıyor: “Burası siyasi ve dini nefretlerin unutulabileceği bir barış yeridir.”

Fotoğraf Altı:  Kudüs Genç Hristiyanlar Derneği'nin CEO'su Fadi Suveydan. (Ahmed Maher/Majalla)
Kudüs Genç Hristiyanlar Derneği'nin CEO'su Fadi Suveydan. (Ahmed Maher/Majalla)

Bu şehir yüz yıldan fazla bir süredir Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki dini çeşitlilik ve hoşgörüyle övünen, Ortadoğu'nun yol göstericilerinden biri olarak biliniyor. Ama son ziyaretimde gördüğüm şey farklıydı: Kasvetle kuşatılmış, panikle sarılmış bir şehir, doğusu ve batısının çeşitli yerlerinde cenaze sessizliği vardı.

İsrail polisi ve askerleri neredeyse her yerde mevcut ve olası güvenlik tehditlerini araştırmak amacıyla sokaklarda ihtiyatlı bir şekilde devriye geziyor. Eski Şehir dışındaki Maman Allah (Mamilla) alışveriş bölgesi gibi alışveriş bölgelerinde İsraillileri ve aileleriyle birlikte Amerikan yapımı M-16 saldırı tüfeklerini taşıyan babaları gördüm.

İsrail hükümeti 7 Ekim saldırılarının ardından, izin alma sürecini hızlandırarak gerekli eğitimi almış veya askeri ve güvenlik geçmişine sahip İsrail vatandaşlarının silah edinmesini kolaylaştırdı. Ancak İsrailli Araplar, zorunlu askerlik hizmetinden muaf oldukları için bu lisansı alamazlar.

Gazze Savaşı'nın bahanesiyle, İsrail'in Ulusal Güvenlik Bakanı ve aşırı sağcı siyasetçi Itamar Ben Gvir, İsrailli sivilleri silahlandırmak için bir kampanya başlattı. Bu kampanya, bazı bu silahların nihayetinde Batı Şeria'daki aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimcilerin eline geçeceği endişesini ciddi şekilde artırdı.

Fotoğraf Altı: Eski Şehir dışındaki Mamilla alışveriş bölgesine giriş. (Ahmed Maher/Majalla)
Eski Şehir dışındaki Mamilla alışveriş bölgesine giriş. (Ahmed Maher/Majalla)

Kudüs’teki Eski Şehir'de görüştüğüm Rum Ortodoks Patriği Başpiskoposu Atallah Hanna, savaş bittikten sonra Doğu Kudüs ve diğer Filistin şehirlerinin demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmek için yerleşimcilerin çabalarını yoğunlaştırdıklarını ve özellikle Hristiyan mahallelere karşı kötü niyetli bir planları olduğunu söyledi.

2005'ten bu yana Kudüs'teki Rum Ortodoks Kilisesi'nin Sebastia Piskoposluğu'nun Başkanı Hanna şu ifadeleri kullandı:

“İsrail hükümetinin iyisi veya kötüsü olduğuna inanmıyorum. Tüm hükümetler ırkçıydı. Ancak, belirli dönemlerde, iki devletli çözüm hakkında diplomatik bir söylem ortaya çıkıyor. Ancak yavaş yavaş bu söylemin büyük bir yalan olduğunu fark ediyoruz çünkü İsrail, bir devlet olarak, Filistin meselesini tasfiye etmek istiyor.”

Demografik dönüşüm

Kudüs ve Beytüllahim'deki Filistinli Hristiyanlarla yaptığım görüşmelerde, korku duygusu açıkça görülüyordu. Geçtiğimiz yıllarda kendilerinden önce gelen on binlerce topluluk üyesi gibi doğrudan veya dolaylı olarak göç etmeye zorlanacaklarından endişe ediyorlar.

İşgal altındaki Filistin toprakları, Hristiyan topluluğundan gelen art arda göç dalgalarına tanık oluyor. Bu, gelecek nesillerin geleceği üzerinde ağır sosyal ve psikolojik sonuçlara yol açacak bir eğilimdir. Bu nesiller, özellikle de Batı ülkelerinde kökleri ile yurt dışında yeni vatanlarını arasında bölünmüş hissedeceklerdir.

Filistin Merkez İstatistik Bürosu'nun yayınladığı son istatistiklere göre, Filistinli göçmenlerin çoğunluğunu Hıristiyanlar oluşturuyor ve bu da hızlı bir demografik dönüşüme neden oluyor. Hıristiyanların göçünün, kendilerine ve İsrail işgali altındaki diğer Filistinlilere uygulanan kısıtlamalar, topraklarından sürülme korkusu ve yerleşimci saldırılarının yanı sıra sosyal ve ekonomik faktörler de dahil olmak üzere birçok nedeni var. Büro, son on yılda yıllık göç oranının 10 binden fazla olduğunu tahmin ediyor.

Fotoğraf Altı: 2005'ten bu yana Kudüs'teki Rum Ortodoks Kilisesi'nin Sebastia Piskoposluğu'nun başkanı olan Atallah Hanna. (Ahmed Maher/Majalla)
 2005'ten bu yana Kudüs'teki Rum Ortodoks Kilisesi'nin Sebastia Piskoposluğu'nun başkanı olan Atallah Hanna. (Ahmed Maher/Majalla)

Bugün işgal altındaki Filistin topraklarındaki Hıristiyanların yüzdesi, yaklaşık 46 bin kişilik toplam nüfusun yüzde 1'ini geçmiyor. Bu oran, 1948'de İsrail'in kurulmasından ya da Filistinlilerin dediği gibi Nekbe’den önce yaklaşık yüzde 11,2'ydi.

Filistin Merkez İstatistik Bürosu'ndan elde edilen sonuçlar, Hıristiyanların çoğunluğunun Filistin Yönetimi'ne güvenmediğini ve liderlerinin yolsuzluk yaptığını düşündüğünü de gösteriyor.

Suveydan duruma ilişkin şu açıklamada bulundu:

“Bu demografik değişim, Kudüs'teki kültürel çeşitlilik fikrine kesinlikle meydan okuyacak ve genellikle evrenin merkezi olarak adlandırılan bu şehrin Hıristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin kaynaşma potası olarak bilinen imajını değiştirecektir.”

YMCA, 1878'de kuruldu ve yönetim kurulu, Kudüs'ü paylaşan üç dini mezhebin entegrasyonunun ve bir arada yaşamasının harika bir örneği. Suveydan'dan önceki CEO Müslüman bir kadındı, onlardan önce de Yahudi bir adam vardı ve selefi de Müslümandı. 1982 yılında Filistinliler ve Yahudiler için ilk anaokulunu açtı ve 25 yıl sonra, öncelikli amacı Filistinli ve Yahudi öğrenciler arasında ortak payda bulmak olan ve El Ele (Yeddun Biyed) olarak bilinen bir okula dönüştürüldü.

Suveydan, kızının ve diğer öğrencilerin, sekiz yıl önce, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimcilerin burayı ateşe vermeye çalıştığı ve duvarlarına 'Araplara ölüm' ve 'Araplar kanser gibidir' gibi ırkçı ifadeler yazdıkları o kader geceden nasıl sağ kurtulduklarını üzüntüyle anlattı.

Fotoğraf Altı: Kudüs’teki YMCA. (Ahmed Maher/Majalla)
 Kudüs’teki YMCA. (Ahmed Maher/Majalla)

Siyon Dağı

Bugün Filistinli Hıristiyanların güçlü seslerinden biri de Ermeni Mahallesi'nde bulunuyor. Ermeniler daha çok etnik kimliklerine ve kültürel köklerine odaklanıyorlar. Tarihte Hıristiyanlığı benimseyen ilk toplumlardan biriydi. Kutsal Kitap'taki Tevrat'ta anlatılan Davut Şehri'ndeki eski sığınaklarını ziyaret ettim. Bu bölge, aynı zamanda Siyon (Zion) Dağı olarak da bilinir ve Kudüs surlarının hemen dışındaki bir tepenin üzerindedir. Ermeniler, İncil'e göre 12 havarisinden biri olan Aziz Yakup'un MS 44'te burada öldürüldüğüne ve başının sunağın altında gömülü olduğuna inanıyorlar.

Bazı Filistinli Ermeniler, geniş zenginlikleri ve gayrimenkul yatırımlarıyla tanınırlar. Yüzyıllar boyunca Kudüs'teki evleri satın alıyorlar ve mülkiyet imparatorlukları şehrin doğu ve batı mahallelerine yayılmış durumda. Ancak genellikle bu mülklerde yaşamıyorlar, onları kiliseye bağışlıyorlar.

Kudüs'teki Ermeni Mahallesini savunmak ve korumak için kurulan ‘Ermeni Mahallesini Kurtarın Hareketi’nin kurucu ortağı Setrak Balian "Topluluğumuzu korumak için burayı kiralıyoruz" dedi. "Batı kesimdeki mülklerimiz herkesin kullanımına açıktır, ancak Doğu ise farklı bir hikaye” ifadesini kullandı.

Balian'la kiliseye bitişik konferans odasında tanıştım. Burada aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler ve onların suç ortaklarının Ermeni mahallesinin kalbindeki ihtilaflı bir araziye yaptıkları son saldırıların ardından kanun dışı komiteler oluşturmak üzere Ermeni dostlarına katıldı.

Fotoğraf Altı: Kudüs'teki Ermeni Mahallesi’ni savunmak ve korumak için kurulan Ermeni Mahallesi’ni Kurtarın hareketinin kurucu ortağı Setrak Balian. (Ahmed Maher/Majalla)
Kudüs'teki Ermeni Mahallesi’ni savunmak ve korumak için kurulan Ermeni Mahallesi’ni Kurtarın hareketinin kurucu ortağı Setrak Balian. (Ahmed Maher/Majalla)

Antik çağda Hıristiyan hacıların ve çiftçilerin koyunlarıyla uğrak yeri olan ve el-Abkar Parkı olarak bilinen bu boş tarihi arsada bir duvarın kısmen yıkıldığını bizzat gördüm.

Ermeni rahiplerin ve aktivistlerin bu toprakların manşetlere taşınan hikâyesini anlattıklarını dinledim. Kudüs Ermeni Patrikhanesi 2020 yılının mart ayında İsrail yönetimindeki Kudüs belediyesiyle 10 yıllık bir kira sözleşmesi imzaladı. Arazi otopark olarak tahsis edildi ve belediye yaklaşık 230 park yerinden 90'ının Yahudilere tahsis edilmesini şart koştu.

Park yerlerinin azlığı nedeniyle eski şehirdeki bu konumun önemi daha da artıyor. Ancak anlaşmanın tartışmalı bir bölümünde, kamu yararına otel kurulmasına karar verilmesi halinde bunun geçersiz sayılacağı belirtiliyor. 2021 yılının temmuz ayında Avustralya asıllı İsrailli iş insanı Dani Rotman (Dani Rubinstein olarak da biliniyor) ile 49 yıllık bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, yatırımcının onayı halinde bir kez daha aynı süreyle yenilenebilir. Anlaşmaya göre kiracı, yıllık 300 bin dolar, tek seferlik iki milyon dolar ve yıllık kârın yüzde 5'i karşılığında mülkü kiralayacak.

Fotoğraf Altı: Ermeni Mahallesi'nde "İnek Parkı" olarak bilinen boş tarihi arsadaki duvar kısmen yıkıldı. (Ahmed Maher/Majalla)
Ermeni Mahallesi'nde "İnek Parkı" olarak bilinen boş tarihi arsadaki duvar kısmen yıkıldı. (Ahmed Maher/Majalla)

Balian, Avustralyalı yatırımcı ile yapılan bu anlaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getirerek alaycı bir şekilde şöyle dedi:

"Bu yasa dışı anlaşmayı reddetmemize rağmen, söz konusu arsanın hakkını bu kadar küçük bir miktar karşılığında almak istediklerini hayal edebiliyor musunuz? Londra'daki tüm Oxford Caddesi'nden daha değerli."

Anlaşmanın yasa dışı olduğunu da sözlerine ekleyen Balian, anlaşmanın, askıya alınmasından önce gayrimenkul ve vakıf müdürü olan rahip Barit Yericiyan tarafından imzalandığını ve kilisenin en yüksek otoritesi olan Kutsal Meclis ve 30 rahipten oluşan genel kuruldan onay alınmadan imzalandığını söyledi. Balian, kira sözleşmesinin süresi 25 yıldan fazla olduğu için anlaşmanın gizli tutulduğunu ve ancak bu yılın nisan ayında bir ihbarcı tarafından anlaşmanın bir kopyasının sızdırılmasıyla öğrendiklerini kaydetti.

Avustralyalı yatırımcı adına tartışmalı anlaşmayı yürüten İsrail şirketi, aktivistlerin ve Ermeni rahiplerin şiddetli direnişi karşısında geri adım atmayı reddetti ve 5 Kasım'da inşaat çalışmalarına başlama girişiminde bulundu.

Fotoğraf Altı: İşgal altındaki Doğu Kudüs'teki Hıristiyan mahallesinin girişi. (Ahmed Maher/Majalla)
İşgal altındaki Doğu Kudüs'teki Hıristiyan mahallesinin girişi. (Ahmed Maher/Majalla)

Bu haberin yazıldığı 28 Aralık 2023 tarihinde, çok sayıdaki maskeli kiralık adam, söz konusu tartışmalı araziye baskın düzenledi. Kudüs Ermeni Patrikhanesi yaptığı açıklamada, saldırının videoya çekildiğini ve birçok rahip ve aktivistin ağır yaralanmasına yol açtığını bildirdi. Açıklamada"Ermeni din adamları Kudüs'te topraklarını savunurken, saldırganlar cezasız kalıyor" ifadelerine yer verildi.

Bu son gerilim, şiddetli Filistin-İsrail çatışmasını daha da karmaşık hale getiriyor. 11 bin metrekareden (Ermeni Mahallesi'nin yaklaşık dörtte biri) fazla alana sahip olan söz konusu arazi, Hıristiyan Ermeniler tarafından Kudüs'ün demografisini değiştirme girişimi olarak görülüyor.

Ermeni Kilisesi'nden, özellikle de Siyon Dağı’ndan birkaç adım ötede Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'ın aynı anda buluştuğu muhteşem bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bu bölge Yahudiler için de kutsaldır çünkü Tapınak Dağı’na ve onların deyimiyle İsrail toprağına ait.

Balian, Ermeni Mahallesi'nin stratejik önemine dikkat çektiği açıklamasını şöyle sonlandırdı:

“Ermeni Mahallesi, sadece Siyon Dağı'nın bir parçası değil; aynı zamanda hem Tevrat hem de Hıristiyan tarihiyle derinden iç içedir. İlk kez, sadece Ermenileri değil, Kudüs'teki tüm Hıristiyan toplumunu etkileyen ciddi bir varoluşsal tehditle karşı karşıyayız."

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.