Ürdün - Suriye uyuşturucu savaşı mı İran etkisi mi?

Suriye’den Ürdün’e giren kaçak silahların son durağı neresi?

Ürdün askerleri, 17 Şubat 2022’de Ürdün- Suriye sınırı yakınında devriye geziyor (AP)
Ürdün askerleri, 17 Şubat 2022’de Ürdün- Suriye sınırı yakınında devriye geziyor (AP)
TT

Ürdün - Suriye uyuşturucu savaşı mı İran etkisi mi?

Ürdün askerleri, 17 Şubat 2022’de Ürdün- Suriye sınırı yakınında devriye geziyor (AP)
Ürdün askerleri, 17 Şubat 2022’de Ürdün- Suriye sınırı yakınında devriye geziyor (AP)

Davud Kuttab

Ürdün’ün başkenti Amman’ın bu yılın ortasında başlattığı Suriye’de barışçıl çözüm girişimine rağmen, Suriye’den Ürdün’e uyuşturucu kaçakçılığı girişimleri son zamanlarda artış gösterdi. Girişim, diğer koşulların yanı sıra, Suriye’nin Arap Birliği’ndeki koltuğunu yeniden kazanması karşılığında Suriye hükümetinin Ürdün sınırındaki uyuşturucu kaçakçılığını durdurmak için çaba göstermesini de şart koşuyor.

Ürdün ordusu ile uyuşturucu kaçakçıları arasında 18 Aralık’ta yaşanan çatışma türünün en büyüğüydü. Öyle ki çatışma yaklaşık 14 saat devam etti. Çatışma sırada Ürdünlü askerler yaralandı. Ürdün ordusu ise çoğu es-Süveyda kırsalından gelen 9 kaçakçıyı tutuklayabildi.

Çatışmanın ardından istihbarat bilgilerine dayanarak geçen cuma günü Ürdün güvenlik güçleri, kaçakçıların saklandığı bir yere baskın düzenledi. Ürdün Kamu Güvenliği kurumundan yapılan açıklamaya göre bu operasyon, Ürdün sınırından yasadışı yollardan sızan bir kaçakçının ölümüyle sonuçlandı.

Açıklamaya göre çatışmalarda 3 kişi gözaltına alınırken, dördüncüsü de yaralanarak hayatını kaybetti.

18 Aralık Pazartesi günü Ürdünlü yetkililer, büyük miktarda uyuşturucu kaçakçılığına yönelik bir operasyonun engellendiğini duyurdu. 5 milyon Captagon hapı ve 12 bin paketten fazla esrar olduğu tahmin ediliyor.

Bölgede yeni sıcak noktalar oluşturmaya yönelik bölgesel çıkarların varlığı göz önüne alındığında, Güney Suriye’deki durum karmaşıktır

Ürdün Milletvekili Salih el-Armouti, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada Ürdün-Suriye sınırındaki son çatışmanın, uyuşturucu kaçakçılığından silah ve füzelere yönelen ve dolayısıyla Ürdün’ün güvenliğini tehdit eden şüpheli taraflarca gerçekleştirilen organize bir eylem olduğunu belirtti.

Arap Birliği’ne geri dönmenin koşullarından biri olarak, organize suç örgütlerini önlemek zorunda olduğu için bu durumdan Suriye hükümetinin sorumlu olduğunu dile getirdi.

Armouti, “Bu kaçakçılığın Suriye topraklarından yapılması makul müdür? Bu, Ürdün’ü hedef alan rahatsız edici bir meseledir ve hoş görülmemelidir” diyerek, Ürdün hükümetine de uyuşturucu kaçakçılarını kapsayan Suriye rejimine karşı diplomatik bir karar alma çağrısı yaptı.

Ürdün televizyonu, uyuşturucuyla mücadelenin Suriye içine kaydığını belirtmişti. Öyle ki 19 Aralık Salı günü Ürdün uçakları, Suriye kırsalı Suveyda’da bir uyuşturucu kaçakçısının evini hedef alan saldırılar düzenledi. Aynı şekilde Ürdün uçakları, geçen Mayıs ayında Suriye topraklarındaki bir uyuşturucu fabrikasını bombalamıştı. Saldırı, bölgenin en ünlü uyuşturucu kaçakçısı Marai er-Rumeysan’ın öldürülmesine yol açtı. Ancak Ürdün, her iki olayı da resmi olarak ilan etmedi.

ewf
Ürdün güvenlik güçleri, 15 Aralık’ta Gazze’yle dayanışma amacıyla Amman’daki ABD Büyükelçiliği yakınında düzenlenen gösteride (AFP)

Öte yandan Suriyeli kaynaklar, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Salhad şehrine düzenlenen hava saldırısında, Hizbullah milisleriyle iş birliği içinde uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantısı olan ve akıbeti henüz bilinmeyen Faysal es-Saadi’nin evi hedef alındı” dedi.

Bazıları kaçakçıları destekleyen tarafların geçmişine büyük bir dikkatle bakıyor. Öyle ki İran’ın, İsrail’e karşı askeri eylemler gerçekleştirmek için Ürdün topraklarını kullanarak ya da Ürdün’de faaliyet gösteren yabancı taraflara, özellikle de Amerikalılara saldırarak, Ürdün’deki iç durumu etkilemeye çalışacağı yönünde korkular var.

Ürdün’ün iç güvenliğini istikrarsızlaştırma ihtimalinin zayıf olmasına rağmen Ürdün Silahlı Kuvvetleri, sınır ötesi uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra, Ürdün topraklarına askeri personel veya silah sokma girişimlerini önlemek için gece gündüz çalışıyor.

Stratejik Uzman Amer es-Sabayla, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Güney Suriye’deki durum karmaşıktır. Çünkü bölgede birden fazla taraf var. Ayrıca bölgede yeni sıcak noktalar yaratmak ve belirli ülkelerin çıkarlarına zarar vermek için bölgesel çıkarların varlığı ortasında uyuşturucu kaçakçılığı ağları yıllardır orada yerleşik durumda” dedi.

Ürdün ordusu, 2023 yılı başından bu yana Suriye’nin güneyinden gelen uyuşturucu yüklü 9 insansız hava aracını düşürdü.

Sabayla, “Oyuncuların çokluğu göz önüne alındığında Şam’ın, bölgedeki durumu kontrol etmesi zor. Bu nedenle Ürdün, Suriye’den gelen tehlike kaynaklarını hedef alarak, onları kurutarak ve Ürdün sınırına saldırmaya cesaret eden herkesin ödeyeceği bedeli yükselterek açık mesajlar gönderip sınırlarının güvenliğini bizzat koruma fikrine güveniyor” dedi.

Amer es-Sabayla’nın bahsettiği oyuncular, Hizbullah milisleri, onun Suriye’deki ortakları, Suriye hükümeti, İran güçleri ve daha az ölçüde de olsa Rus güçleridir. Sınırın diğer tarafında ise Ürdün Haşimi Krallığı’nın Arap Ordusu bulunuyor.

Askeri mesaj

Sabayla, “Husilere karşı Kızıldeniz’de uluslararası seferberliğin başlamasıyla birlikte bölgede savaşın genişlediği bir dönemde Ürdün tarafının en önemli mesajı, tehdidin kaynaklarına karşı güçlü bir askeri tepki yoluyla siyasi değil askeri bir mesajdır” dedi.

Öte yandan Ürdün Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Yusuf el-Haniti, Ürdün ordusunun sızma ve kaçakçılık operasyonlarını önlemek ve bunlarla güçlü bir şekilde yüzleşmek, ülkenin güvenlik ve istikrarı ile halkının güvenliğini korumak için tüm yetenek ve kaynakları kullandığını açıkladı.

Yetkili, 18 Aralık Pazartesi akşamı Doğu Askeri Bölgesi’ndeki operasyon sırasında yaptığı açıklamada, Ürdün Silahlı Kuvvetleri’nin bu operasyonları önlemeye, sınır cephelerinde her türlü tehdide karşı koymaya ve bu tehditlerin arkasındaki silahlı grupların peşine düşmeye devam ettiğini belirtti.

swcw
Ürdün ordusunun 18 Aralık operasyonunda ele geçirdiği silah ve uyuşturucu

Aynı şekilde Ürdünlü askeri uzman emekli Tuğgeneral Eymen er-Ravsan, Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, birlikte çalışabilirliği artırmak için bölge ülkeleri arasındaki koordinasyonun artırılması çağrısında bulundu. Ravsan, Suriye- Ürdün sınırında kaçakçılık operasyonlarının arttığını, kaçakçıların sınırı zorla geçmeye çalışması nedeniyle bu faaliyetlerin silahlı çatışmalara dönüştüğünü ve kaçakçılık sevkiyatının içerisinde uyuşturucunun yanı sıra silah ve füzelerin de yer aldığını dile getirdi.

Ravsan, bu durumla ilgili olarak “Suriye güvenlik hizmetlerinin gevşekliği nedeniyle Güney Suriye’de bir güvenlik kaosu var. Bu, milislerin faaliyetlerini artırmasına ve insansız hava araçları gibi modern teknolojileri kullanmasına olanak sağladı. Bu durum da güvenli bir yol olduğu için kaçakçılığın artmasını teşvik ediyor” dedi.

Kaçakçılarla yaşanan çatışmada bir askerin öldürülmesi ve diğerlerinin yaralanması üzerine Ürdün’ün 17 Mayıs 2022’den bu yana kaçakçılarla çatışma kurallarını değiştirmesinin ardından kaçakçılar, drone kullanmaya başvurmuştu. Ürdün ordusu bu yılın başından bu yana Suriye’nin güneyinden gelen uyuşturucu yüklü yaklaşık 9 dronu düşürmeyi başardı.

Bu çerçevede Ravsan, “Kaçakçılar için önemli olan artık yalnızca uyuşturucu değil. Aksine silah kaçakçılığı yapmak, birçok Arap ülkesinin sınırlarını tüketmek ve buraları uyuşturucuya boğarak insani kapasitelerini yok etmek için milisler aracılığıyla bir tür vekâlet savaşı yürütüyorlar” şeklinde konuştu.

Ele geçirilen silahların eski ve kullanılmış olması, amaçlarının kişisel olduğunu ve bunları Filistin topraklarına nakletmek olmadığını gösteriyor.

Ürdün, Suriye’deki savaştan en çok etkilenen ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. Öyle ki iki ülke, 375 kilometreyi aşan ortak bir sınırla birbirine bağlı. Ayrıca Suriyeli mültecilerin akınına ek olarak aşırılık yanlılarının Ürdün noktalarına defalarca saldırılarına da tanık oluyor. Resmi rakamlara göre Ürdün’de bir milyon 300 bin Suriyeli mülteci var. Aynı şekilde iki ülke arasındaki ticaret kötüleşirken, Suriye’den Ürdün’e yapılan uyuşturucu kaçakçılığının hızı da artıyor.

Silahlar Filistin’e mi gidiyor?

Yanıtlanması zor olan soru hâlâ mevcut: Ürdün’e kaçırılan silahların nihai varış noktası neresi?

Şu ana kadar Ürdün’e silah kaçakçılığı yapmaya yönelik sistematik bir hareketlilik görünmüyor. Ürdün ordusunun kaçakçılardan silah ele geçirdiği doğru, ancak bu silahların kaçakçılık amaçlı mı olduğu yoksa Ürdün’e ve oradan Filistin topraklarına mı kaçırıldığı kesin değil. Ele geçirilen silahların fotoğrafları, bunların eski ve kullanılmış olduğunu gösteriyor. Bu durum da amaçlarının kişisel olduğunu ve kaçakçılık faaliyeti olduğunu, daha sonra kullanılabilmek üzere Filistin topraklarına veya Ürdün’de uyuyan hücrelere nakletmek olmadığını gösteriyor. Silahların Filistin topraklarına nakledilmesi için bu silahın modern olması gerekiyor.

wefwe

Ürdün - Suriye sınırındaki durum, Ürdün ile Suriye arasında karşılıklı ilişkinin gerekliliği olan yeni ve eski bir talebi yansıtıyor. Ancak bu konuda yapılacak herhangi bir ikili veya çok taraflı anlaşma, verilen sözlerin uygulanması ve Suriye tarafının kendi topraklarını ve sınırlarını kontrol edebilmesi ve imzalanan anlaşmaları uygulayacak siyasi iradeye sahip olmasıyla bağlantılı olmalıdır. Ama siyasi ve mali faktörlerden dolayı bu zor görünüyor. Suriye hükümetinin hayatta kalabilmek için Hizbullah’ın, İranlıların ve Rusların desteğine güvenmesi, bu müttefiklerden vazgeçmesini zorlaştıracak. Ekonomik açıdan bakıldığında uyuşturucu ticaretinin Suriye hükümetine ve işbirlikçilerine para sağladığı kesin. Bu nedenle alternatif gelir elde edemedikleri sürece bundan vazgeçemezler.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.