Etiyopya, Somaliland ve denize erişim güvenliği

 Somaliland Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, liman kullanımı ve denize erişim için mutabakat zaptı imza törenine katıldılar. (Reuters)
Somaliland Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, liman kullanımı ve denize erişim için mutabakat zaptı imza törenine katıldılar. (Reuters)
TT

Etiyopya, Somaliland ve denize erişim güvenliği

 Somaliland Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, liman kullanımı ve denize erişim için mutabakat zaptı imza törenine katıldılar. (Reuters)
Somaliland Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, liman kullanımı ve denize erişim için mutabakat zaptı imza törenine katıldılar. (Reuters)

Etiyopya, Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Somaliland topraklarında bulunan Berbera Limanı’nı kullanmasını öngören bir mutabakat zaptı imzalayarak durgun göle taş attı ve doğu komşusu Somali ile eski bir anlaşmazlığı yeniden alevlendirdi. Anlaşmayı reddettiğini açıklayan Somali, Etiyopya'daki büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere geri çekti.

Deniz kıyılarından mahrum bir ülke olan Etiyopya, Afrika Kıtası’nda Kızıldeniz'e kıyısı olan ülkelerle ekonomik hedeflerini gerçekleştirecek bir deniz limanı anlaşması yapabilmek için uzun zamandır arayış içindeydi. Etiyopya’nın şu an deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 95'i komşusu Cibuti’deki deniz limanına bağlı. Etiyopya, geçtiğimiz yıllarda, kuzeydoğuda Eritre’nin Assab Limanı, kuzeybatıda Sudan’ın Port Sudan Limanı ve güneybatıda Kenya'nın Lamu Limanı’nı kullanmak için bu ülkelerle ile anlaşmalar imzalamaya çalışmış ancak girişimleri özellikle Eritre'de Tigray Savaşı sonrası ve Sudan’da darbeler ve iç savaş nedeniyle başarısız olmuştu.

Her iki tarafın da çıkarlarını gözeten bir anlaşma

Somali'den bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılından bu yana uluslararası toplum tarafından tanınmayan Somaliland’ın Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi tarafından yapılan açıklamaya göre Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan mutabakat zaptı, Etiyopya'ya 50 yıl süreyle Kızıldeniz'de başta Berbera Limanı olmak üzere 20 kilometrelik bir denize erişim noktası verilmesi karşılığında Etiyopya’nın Somaliland Cumhuriyeti'ni resmen tanımasını öngörüyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Kızıldeniz'deki Berbera Limanı’nın kullanılması, Etiyopya'nın ticari işlemlerinin en az yüzde 30'unun Cibuti'ye aktarılmasına olanak tanıyor. Başbakan Abiy Ahmed'in Güvenlik Danışmanı Redwan Hüseyin, Berbera Limanı’nın Kızıldeniz'deki kiralık bir askeri üsse erişim izni vererek Etiyopya'nın bölgedeki deniz ticaretinin önünü açtığını söyledi. Bu da Somaliland Cumhuriyeti'nin, topraklarının bir kısmını Kızıldeniz'deki deniz erişim noktası olarak Addis Ababa'ya satması karşılığında sorunlu bölgede güvenliği sağlayacağı anlamına geliyor. Bununla birlikte mutabakat zaptına göre Somaliland, devlete ait Etiyopya Havayolları'ndan da hisse alacak.

Şarku'l Avsat'a konuşan Afrika işleri uzmanı Abduşşekur Abdussamed, şu değerlendirmelerde bulundu:

Yaklaşık yarım asır sürecek olan anlaşma, Somaliland Cumhuriyeti'ne altyapısının modernizasyonu, karayolları ve demiryollarının inşası ve özellikle Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın ürettiği elektrikten faydalanması gibi çıkarlar elde etmesini sağlayacak. Anlaşma kapsamı genişletildikten sonra Somaliland askeri koruma da alabilecek.

erg4
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed. (AP)

Başbakan Abiy Ahmed, aylar önce yaptığı ve bölgedeki endişeleri dile getirdiği bir açıklamada, ülkesinin denize erişim hakkını güçlendirmesi gerektiğini belirtmişti. Etiyopya'nın bir ulus olarak varlığının Kızıldeniz'e bağlı olduğunu ve bu yüzden ülkesinin bir limana ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Abiy Ahmed, bölge ‘barışının’, Etiyopya ile Afrika’daki, Kızıldeniz'e kıyısı olan ülkeler ve özellikle komşuları Cibuti, Eritre ve Somali arasındaki ‘karşılıklı dengeli paylaşıma’ dayandığını söyledi.

Etiyopya Başbakanı, açıklamalarının yarattığı korku karşısında ‘çıkarlarına asla savaş yoluyla ulaşamayacağının’ altını çizdi.

Etiyopya Haber Ajansı’nın (ENA) aktardığına göre mutabakat zaptı, Etiyopya hükümetinin ‘karşılıklılık’ temelinde iş birliği yaparak tüm tarafların çıkarlarını sağlamayı amaçlayan ilkeli konumunun altını yeniden çizdi. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in ofisi tarafından pazartesi günü sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, mutabakat zaptının Etiyopya'nın denize erişimini güvence altına alma ve deniz limanlarına erişimini çeşitlendirme hedefine ulaşmasını sağlayacağı belirtildi. Açıklamada, mutabakat zaptının iki taraf arasındaki güvenlik, ekonomik ve siyasi ortaklığı güçlendirdiği de vurgulandı.

Etiyopya, Somaliland’daki limanının tamamını mı yoksa bir kısmını mı kullanacak?

Mutabakat zaptında Etiyopya’non Berbera Limanı’nın ne kadarını kiraladığı belirtilmese de Addis Ababa'dan Afrika işleri uzmanı Abdusamed, limanının tamamının kiralanmış ve tamamen Etiyopya devletinin denetimi altında olabileceğini belirtti. Diğer yandan Etiyopyalı yetkililer, mutabakat zaptının tüm ayrıntılarını en kısa zamanda resmi olarak açıklayacaklarını ifade ettiler.

Daha önce 2018 yılı martında Dubai Port World’ün projenin yüzde 51 hissesine, Somaliland Limanları yüzde 30 ve Etiyopya'nın yüzde 19 hissesine sahip olduğu bir anlaşma imzalanmıştı. Etiyopya hükümeti, anlaşma çerçevesinde, ticaret kapısı olarak Berbera Limanı’nı geliştirmek için altyapıya yatırım yapacaktı. Ancak anlaşma henüz gün yüzü görmedi.

Eritre'nin 1993 yılında bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana Etiyopya'nın herhangi bir deniz limanı yok. Bu nedenle Addis Ababa, denize erişim için Eritre’nin Assab Limanı’nı kullandı. Ancak 1998 ile 2000 yılları arasında iki ülke arasındaki çatışma sırasında bu hakkını kaybeden Etiyopya artık ihracatı ve ithalatı için Cibuti’deki deniz limanına bağımlı hale geldi.

Somaliland, 1991 yılında Somali'den bağımsızlığını ilan etmesine rağmen çok az ülke tarafından tanındı. Etiyopya, eski Cumhurbaşkanı Meles Zenawi döneminde (1955 - 2012) Somaliland Cumhuriyeti'ni tanıyan ilk ülkelerden biri olarak diplomatik temsilciliklerin kurulmasına ve ticari işlemlerin gerçekleşmesine izin verdi. Böylece Somaliland, diğer ülkeler tarafından üstü kapalı olarak tanındı. Somaliland'da gerçekleşen seçimleri Avrupa Birliği'nden (AB) bir heyet takip etti. AB, Somaliland halkını, hükümetini, Seçim Komisyonunu ve siyasi partileri seçimleri başarıyla gerçekleştirdikleri için tebrik etti.

Kenya ve Somaliland arasında karşılıklı ziyaretler gerçekleşti. Somaliland’daki Somalililer, ülkelerinin pasaportlarıyla dünyanın her yerine hiçbir engel olmadan seyahat edebiliyorlar.

er
Somaliland Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi. (Reuters)

Somali, Somaliland’ı topraklarının bir parçası olarak görüyor. Somali Ulusal Haber Ajansı (SONNA) geçtiğimiz hafta, Cibuti'nin öncülüğündeki arabuluculuk çabalarının ardından Somali ve Somaliland’ın aralarındaki anlaşmazlıkların çözümüne yönelik müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda anlaştıklarını aktardı.

Somali’den güçlü protesto

Somali, Etiyopya'nın Somaliland ile imzaladığı mutabakat zaptını protesto etmek amacıyla Addis Ababa’daki büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere geri çağırdı. SONNA’nın haberine göre Başbakan Hamza Abdi Barre liderliğindeki Bakanlar Kurulu, Somali hükümetinin ‘yasadışı toprak ihlali’ olarak tanımladığı mutabakat zaptını görüşmek üzere dün acil bir toplantı gerçekleştirdi. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, X hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Etiyopya'nın ulusal egemenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü hukuka aykırı olarak ihlal etmesini kınadık ve bunu reddettik. Hiç kimse Somali'den bir santim bile toprak alamaz. Somali, Somali halkınındır. Mesele işte bu kadar!

ewr
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud. (Reuters)

Somali hükümetinin ülkenin egemenliğini korumakta kararlı olduğunu vurgulayan Başbakanı Barre ise “Hiç kimse Somali'nin topraklarını, münhasır deniz alanını ya da hava sahasını ihlal edemez” dedi. Somali Bakanlar Kurulu acil toplantısının ardından bir yazılı açıklama yayınladı. Açıklamada, “Söz konusu mutabakat zaptı temelsiz ve Somali Federal Cumhuriyeti'nin egemenliğine yapılmış açık bir saldırıdır” denildi.

Açıklamada, Birleşmiş Milletler (BM), Arap Ligi (AL), İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), AB ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'ne (IGAD) bu konuda acil bir toplantı yapılması çağrısında bulunuldu.

Etiyopya ile Somali arasındaki ilişkilerde onlarca yıldır ciddi gerilimler yaşanıyor. Afrika ülkeleri arasında da tarihi anlaşmazlıklar olsa da Afrika işleri uzmanı Abdusselam’a göre köprünün altından çok sular aktı. Ekonomik çıkarlar ve açılım politikaları, Afrika ülkelerini birbirine yakınlaştırmaya başladı.

Eritre ile son durum

Diğer yandan Eritreli yetkililer, Etiyopya ile Somaliland arasındaki mutabakat zaptı konusunda sessiz kalsa da gözlemciler, Asmara'nın mutabakat zaptından hoşlanmayabileceğini, ancak yine de bu konuda yorum yapmaktan kaçınacağını düşünüyor. O gözlemcilerden biri olan Abdussamed, yaptığı değerlendirmede, “Eritre, Etiyopya'nın Assab Limanı’nı kullanması karşılığında büyük paralar kazanmasını sağlayacak bir anlaşma yapma fırsatlarını kaçırmış olabilir” dedi.

Abdussamed, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

Etiyopya, Somaliland ile mutabakat zaptı imzalayarak Eritre ve Sudan ile daha önce yapılan anlaşmaları gözden çıkarmayacaktır. Nüfusunun yaklaşık 120 milyon gibi yüksek bir orana sahip olduğu göz önüne alındığında Etiyopya, ticari anlaşmalarının kaynaklarını çeşitlendirmeye çalıştığından ve büyük zorluklarla başa çıkmak için ekonomisini yeniden canlandırması gerektiğinden daha sonra bu anlaşmalara geri dönebilir.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.