İsrail’in Gazze'deki ihlalleri Lahey'deki uluslararası mahkemeler tarafından incelenecek

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Filistin topraklarındaki uluslararası hukuk ihlalleri artarak devam ederken Uluslararası Adalet Divanı (UAD) İsrail'in işlediği soykırımı, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) İsrail’in işlediği savaş suçlarını soruşturuyor

(AA)
(AA)
TT

İsrail’in Gazze'deki ihlalleri Lahey'deki uluslararası mahkemeler tarafından incelenecek

(AA)
(AA)

İsrail'in, Gazze'de savaş hukuku ve insan hakları hukukuna ilişkin ihlalleri Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı kuruluşlar ve çok sayıda insan hakları örgütünün raporlarında tespit edilirken merkezleri Lahey'de bulunan UAD ve UCM, söz konusu suçların soruşturulması ve sorumluların hesap vermesi bakımından en yetkili merciler olarak öne çıkıyor.

İsrail'in, abluka altındaki Gazze Şeridi'nde sivilleri hedef alan saldırıların durdurulması ve sorumluların cezalandırılması için UAD ve UCM'deki süreçler devam ederken AA muhabiri, her iki uluslararası mahkemenin görevlerini, yetkilerini, farklılıklarını ve öne çıkan özelliklerini derledi.

Uluslararası Adalet Divanı

BM'nin temel yargı organı UAD, Haziran 1945'te kurulduktan sonra Nisan 1946'da, Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerine başladı.

Divan'ın temel görevleri arasında devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları, uluslararası hukuka uygun bir şekilde çözmek ve kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışman görüşü bildirmek bulunuyor.

Sadece devletler arasındaki uyuşmazlıklara bakan Divan, dokuz yıl boyunca görev yapan ve BM Genel Kurulu ile Güvenlik Konseyi tarafından ortaklaşa seçilen 15 hakimden oluşuyor.

Divan'ın masrafları BM tarafından karşılanıyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi

1998 tarihli Roma Statüsü'ne dayanılarak bağımsız ve daimi bir ceza mahkemesi olarak kurulan UCM; soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunu işleyen gerçek kişileri yargılıyor.

Merkezi Lahey'de bulunan ve 2002 yılında faaliyetlerine başlayan mahkemede, başta devlet başkanları ve üst düzey devlet görevlileri olmak üzere, sadece gerçek kişiler yargılanıyor.

UCM'de 9 yıllığına seçilen 18 hakim görev alırken Mahkemenin masrafları, taraf ülkelerin katkıları ve üçüncü ülkelerin bağışlarıyla karşılanıyor.

UAD'de açılabilecek davalar

Divan'da, devletlerin uyuşmazlık yaşadığı uluslararası antlaşmaların konusuna bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle egemenlik, sınır anlaşmazlıkları, deniz anlaşmazlıkları, ticaret, doğal kaynaklar, insan hakları antlaşmaları ihlalleri ve antlaşmaların yorumlanmasına ilişkin davalar açılıyor.

Divan, devletler arasındaki uyuşmazlıkları çözüme kavuşturan bağlayıcı kararlarının yanında, uluslararası hukukta uzmanlık gerektiren bir konu hakkında bağlayıcı olmayan danışma görüşü de verebiliyor.

UCM'de soruşturulan suçlar

UCM'yi kuran Roma Statüsü'nde mahkemenin yargılayabileceği dört suç; soykırım suçu, insanlığa karşı suç, savaş suçu ve saldırı suçu olarak belirlenirken bunların dışındaki bir suçu mahkemenin yargılaması mümkün olmuyor.

Söz konusu dört suçtan ilk üçü 1998 yılında Statü'de ayrıntılı biçimde tanımlanmıştı, saldırı suçu ise 2010 yılında gerçekleştirilen Kampala Konferansı sonunda tanımlanabildi.

UAD ve UCM'de kimler dava açabilir?

UAD'de, sadece devletler çekişmeli dava açma hakkına sahip olurken potansiyel olarak BM üyesi 193 devletin UAD önüne gelmesi mümkün oluyor.

Gerçek kişiler, sivil toplum kuruluşları, şirketler ya da diğer özel kuruluşlar UAD önünde bir davanın tarafı olamıyor.

Bir devlet kendi vatandaşlarından biri adına başka bir devlete karşı Divan önüne çıksa dahi bu, devletler arasında bir uyuşmazlık olarak devam ediyor.

BM organları ve faaliyet alanlarıyla alakalı olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin bir konu hakkında UAD'den danışma görüşü isteyebiliyor. Devletler, Divan'dan danışma görüşü isteyemiyor.

Danışma görüşleri bağlayıcı olmuyor.

UCM'de dava açma yetkisi sadece Mahkemenin Başsavcılığına ait.

Kural olarak devletler veya gerçek kişiler UCM Başsavcılığına suç duyurusunda bulunsa da davanın açılıp açılmaması kararı Mahkemenin onayını almak kaydıyla Başsavcıya ait oluyor.

Başsavcılığın dava açma ya da açmama kararına karşı Mahkemenin ön inceleme dairesine itiraz da bulunulabilir.

UAD'de davalar nasıl açılır?

UAD'nin savaş suçları veya insanlığa karşı suçlarla itham edilen kişileri yargılama yetkisi bulunmuyor.

UAD bir ceza mahkemesi olmadığı için yargılama başlatabilecek bir savcısı da olmuyor.

Divan'ın kendi inisiyatifiyle bir uyuşmazlığı ele alma yetkisi de bulunmuyor ve Divan, bir uyuşmazlığa ancak bir veya daha fazla devletin talebi üzerine ele alabiliyor.

Uyuşmazlığa taraf olan devletlerin de Divan’ın yargı yetkisini kabul etmiş olmaları, başka bir deyişle UAD'nin söz konusu uyuşmazlığı ele almasına rıza göstermeleri gerekiyor. Devletler bu rızayı üç yolla gösterebiliyor.

Birincisi, belirli bir konuda uyuşmazlığı olan iki veya daha fazla devlet, uyuşmazlığı ortaklaşa UAD'ye sunmak üzere aralarında özel bir anlaşmayla Divan'ın yetkisini tanıyabiliyor. Macaristan'ın Gabcikovo-Nagymaros Projesi’ne ilişkin dava Macaristan ve Slovakya arasındaki özel bir antlaşmayla Divan'da görüldü.

İkinci olarak, uluslararası sözleşmelerin çoğunda, antlaşmanın yorumlanması veya uygulanması konusunda bir ihtilaf çıkması halinde devletlerin UAD’nin yargı yetkisini kabul etmeyi taahhüt ettiğini içeren maddeler yer alıyor.

Bugün 300’den fazla çok taraflı antlaşmada UAD'yi yetkilendiren maddeler yer alırken Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı davanın UAD'de görülmesinin dayanağı, Soykırım Sözleşmesi'nin 9. maddesinin uyuşmazlıkların çözümü için UAD'yi yetkilendirmesi olarak öne çıkıyor.

Üçüncü olarak devletler, tek taraflı açık bir beyanla UAD'nin yargı yetkisini, tarafı olduğu tüm davalarda tanıyabiliyor.

Divan'ın yargı yetkisini bu şekilde tanıyan 74 devlet bulunurken Divan ancak tarafların hepsinin bu 74 devlet arasından olduğu uyuşmazlıklar bakımından genel-geçer yetkisini kullanabiliyor. Karayip Denizi'nde Nikaragua ve Honduras arasındaki kara ve deniz sınırı anlaşmazlığına ilişkin dava, bu yolla açıldı.

Divan önüne gelen uyuşmazlıklarda davalı tarafın itirazı olmadığı sürece yargı yetkisi olup olmadığına bakmaz ve davalı devlet yargı yetkisi itirazını ileri sürmezse bunun zımnen Divan'ın yargı yetkisinin kabulü anlamına geldiği varsayılıyor ve karar, o devlet için de bağlayıcı oluyor. Arnavutluk, İngiltere ile arasındaki Korfu Kanalı Davası'nda, Divan'a yetki itirazında bulunmayarak yargı yetkisini fiilen tanımış oldu.

UCM'de davaların açılması

UCM Başsavcılığı üç şekilde soruşturma başlatabiliyor.

İlk olarak Başsavcılık, taraf ülke topraklarında herhangi bir kişi tarafından işlenen veya taraf ülke vatandaşının yer ayırt etmeksizin dünya genelinde işlediği suçlar bakımından resen açılabiliyor. Örneğin UCM Savcılığı, 2007 ve 2008 yıllarındaki seçimlerden sonra Kenya'daki iç karışıklık sırasında işlenen insanlığa karşı suçlar için resen soruşturma başlattı.

UCM Savcılığı ikinci olarak devletlerden gelen talep üzerine soruşturma başlatabiliyor. Bu talep, Mahkemeye taraf devletlerden gelebileceği gibi Mahkemeye taraf olmayan devletlerin Roma Statüsü'nün 12. maddesinin 3. paragrafı uyarınca vereceği geçici ve kısıtlı bir yargı yetkisine de dayanabiliyor. UCM'deki Filistin ve Ukrayna’da işlenen suçların soruşturması ilk olarak Roma Statüsü'nün 12 (3) maddesine dayanılarak açılmış, daha sonra her iki devlet de UCM'ye taraf olmuştu.

Üçüncü olarak, BM Güvenlik Konseyi tarafından UCM Savcılığına tevdi edilen vakalara ilişkin dava açılabiliyor. Diğer iki yoldan farklı olarak, BM Güvenlik Konseyi tarafından UCM Savcılığına gönderilen vakalar, BM Şartı'nın 7. bölümü kapsamında alınan karara dayalı olduğu için tüm BM üyesi ülkeleri bağlar ve sevk edilen ülkenin Mahkemeye taraf olması şartı aramıyor. UCM'deki Libya ve Sudan soruşturmaları, BM Güvenlik Konseyinin kararlarıyla UCM Savcılığına sevk edildi.

Soykırım uluslararası hukukta nasıl düzenlenmiştir?

"Soykırım", uluslararası belgelere ilk defa 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'yle girdi.

Söz konusu sözleşmenin 2. maddesi şu hususları içeriyor:

"Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur:

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi,

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi,

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek,

d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak,

e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek."

Soykırım suçunun bir ceza kanunu maddesi olarak yer aldığı Ruanda ve Eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Statüleri ile Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nün 6. maddesinde de BM Soykırım Sözleşmesi'ndeki tanımı aynen kullanıldı.

Bu suçun tespitinde öne çıkan unsur da failin "soykırım niyeti"nin tespitiydi. Dört gruptan birini, "başkaca bir neden olmadan, sadece o gruba üye olması nedeniyle yok etme amacı" taşıyan eylemler soykırım niyetini gösteriyor.

UAD ve UCM’deki soykırım kararları

Divan, Bosna Hersek’in açtığı davada 26 Şubat 2007 tarihli kararında, Srebrenitsa’da sınırlı olmak kaydıyla soykırımı işlendiği ve Ratko Mladic’i Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesine teslim etmeyerek Sırbistan’ın soykırım sözleşmesine aykırı hareket etmekten mahkum etti.

UCM’deki yargılamada henüz verilen bir soykırım kararı bulunmazken Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinin soykırım suçundan cezalandırdığı görülüyor.

Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi 2 Eylül 1998'de, Taba şehrinin belediye başkanı Jean-Paul Akayesu'yu ve 4 Eylül 1998'de eski Ruanda Başbakanı Jean Kambanda'yı soykırım suçundan suçlu bularak ömür boyu hapse mahkum etmişti.

Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ise 2 Ağustos 2001'de, Bosnalı Müslüman erkeklerinin Srebrenitsa'da öldürülmesi sebebiyle Radislav Kristic'i soykırımdan suçlu buldu.

Yugoslavya Mahkemesi, 10 Haziran 2010'da, Doğu Bosna Müslümanlarına karşı soykırım işledikleri gerekçesiyle Vujadin Popovic ve Ljubisa Beara ve Drago Nikolic’i mahkum etti.

UCM'deki Filistin soruşturması

Filistin hükümeti, 1 Ocak 2015 tarihinde Roma Statüsü'nün 12 (3) maddesi uyarınca "13 Haziran 2014 tarihinden bu yana Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında" işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili olarak UCM'nin yargı yetkisini kabul eden bir beyanda bulunup, ertesi gün Mahkemeye katılım belgesini BM Genel Sekreterliğine sunarak UCM'ye taraf ülke oldu.

Önceki UCM Başsavcısı Fatou Bensouda, Filistin Devleti'ndeki durumla ilgili yaklaşık 6 yıllık ön incelemenin tamamlanarak 3 Mart 2021'de soruşturmanın açıldığını duyurdu. Soruşturmada henüz 2021’den bu yana bir gelişme olmazken mevcut Başsavcı Kerim Han’ın, 7 Ekim sonrasında yaptığı açıklamada soruşturmada ilerleme kaydetme amacının karşılık bulmadığı görülüyor.

UCM Başsavcısı Karim Han'ın, Ukrayna soruşturmasında 1 yıl gibi bir sürede devlet başkanı düzeyinde yakalama kararı talep etmesine karşın, Filistin'de işlenen suçlar için 8 yıllık süreye rağmen henüz bir yakalama kararı çıkarmaması UCM Savcılığının "çifte standart" uyguladığı eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Güney Afrika’nın UAD’de İsrail’e karşı açtığı "soykırım davası"

Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık'ta, İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze'de işlediği fiillerle 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle UAD'de dava açarak İsrail için ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etti.

Soykırım Sözleşmesi'nin 9. maddesi uyarınca, bir devletin sözleşmenin maddelerini ihlal etmesi durumunda, sözleşmeye taraf herhangi bir devlet, ihlalci devlet aleyhine UAD'de dava açabiliyor.

Güney Afrika, UAD’den durumun aciliyeti sebebiyle ihtiyati tedbir kararına hükmetmesini talep ederken söz konusu ihtiyati tedbirlere ilişkin duruşmalar 11-12 Ocak tarihlerinde Lahey’de yapılacak.

UAD’de daha önce soykırıma ilişkin Bosna Hersek ve Hırvatistan tarafından ayrı ayrı Sırbistan'a karşı, Soykırım Sözleşmesi'ne dayanılarak açılmıştı.

Divan önündeki, Gambiya'nın, "Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın soruşturulması" için Myanmar'a karşı açtığı ve Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığı davalar da Soykırım Sözleşmesi’ne dayanıyor. Divan her iki davada da başvuran devletlerin tedbir taleplerini kabul ederek Myanmar ve Rusya'nın dava süreci sonlanana kadar ihlallere son vermelerine hükmetti.

İsrail'in tepkisi ne oldu?

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi, Güney Afrika’nın İsrail’e yönelik soykırım suçlaması için "iftira" olduğunu dile getirirken, "Kan iftirası anlamına gelen saçma suçlama (davasına) katılacağız ve çürüteceğiz." ifadelerini kullandı.

İsrail, 11-12 Ocak tarihlerinde Divan’da yapılacak tedbir kararı duruşmalarına katılacağını açıkladı.

Divan, Gambiya’nın açtığı davada tedbir duruşmalarını 28 Şubat 2022 de tamamlamış ve kararını 22 Temmuz 2022’de açıklamıştı.

Filistin'in işgalinin hukukiliği ile ilgili danışma görüşünde son durum

BM Genel Kurulu tarafından 2023’te alınan bir kararla, Divan'dan, İsrail'in işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukukiliğini değerlendirdiği bir danışma görüşü istedi.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 57 ülke ve uluslararası kurum, İsrail’in Filistin topraklarını işgalinin hukukiliğine ilişkin danışma görüşü hakkındaki kendi beyanlarını 19 Şubat 2024’te başlayacak duruşmalarda sözlü olarak Divan'a iletecek.

ICJ'nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği görülüyor.

UAD'nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, İsrail'in üzerindeki baskı artacak ve İsrail'e destek veren ülkelerin Gazze saldırıları sebebiyle uluslararası toplum nezdinde ihlale açıkça ortak olmakla suçlanacak.

İsrail'in, Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004'te Divan tarafından verilen danışma görüşünde, duvarın hukuka aykırı olduğunu tespit edilmesinin ardından birçok devlet ve şirket, İsrail ile inşaat malzemelerine ilişkin ticaretini kısıtlamıştı.

UAD’de verilen kararlar

Divan, yargılama konusuna göre sınırı çizebiliyor, egemenliği tesis edebiliyor veya antlaşmanın yorumunu belirleyebiliyor.

Bunun yanında, uyuşmazlık konusu bir devletin haksız fiili ya da antlaşmayı ihlaliyse Divan kararında ihlalin sonlandırılmasını, ihlalin kabul edilerek mağdur devletten özür dilenmesini, mümkün ise durumun ihlalden önceki hale getirilmesini ve tazminat ödenmesini isteyebiliyor.

Divan, İsrail’in soykırım sözleşmesini ihlal ettiğine hükmederse bu durumda Gazze'deki işgalin sonlanmasına, soykırımın tanınmasına ve Gazzelilerin kayıplarının tazmin edilmesine karar verebiliyor.

UCM, bir ceza mahkemesi olması sebebiyle mahkum edilen kişiye müebbet hapis veya azami 30 yılı aşmamak kaydıyla belirli sürede hapis cezası verebiliyor.

Hapis cezasının yanı sıra Mahkeme usul kurallarında belirlenen kıstaslara göre para cezası, müsadere ve kazançlara el konulmasına hükmedebiliyor.

UAD ve UCM'deki kararların birbirine etkisi

Her ne kadar bu mahkemelerin kararları birbirleri için bağlayıcı olmasa da aynı olaya ilişkin her iki mahkemenin birbirini etkilemesi mümkün.

UAD'nin diğer mahkemelere nazaran daha belirleyici olması sebebiyle Divan’dan çıkacak muhtemel bir soykırım kararı, UCM açısından da birçok İsrailli yetkili hakkında soykırım suçundan dava açılmasının önünü açıyor.

UAD'deki soykırım davasında İsrail tarafının beyanatları, UCM nezdindeki davada birer suç ikrarı veya yeni deliller olarak kullanılabiliyor.

Benzer şekilde UCM'de İsrailli bir sanığın soykırımdan cezalandırılması durumunda, UAD, İsrail'in soykırımı önleme ve cezalandırma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine hükmedebiliyor.



Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.


İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
TT

İran'da reformist harekete yönelik tutuklamalar sürüyor

Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)
Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı protestolardan bir kare (AP)

İran’da reform yanlısı medya kuruluşları dün akşam, ülke çapında haftalardır süren yaygın protesto gösterilerinin ardından, reformist hareketin önde gelen isimlerini hedef alan tutuklama kampanyası kapsamında Reform Cephesi Başkanı ve İran Birlik Partisi Genel Sekreteri Azer Mansuri'nin tutuklandığını bildirdi.

Reform Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen ‘İmtidad’ adlı haber sitesi, Mansuri'nin Tahran'ın yaklaşık 20 kilometre güneydoğusundaki Karçak ve Ramin semtindeki evine yapılan baskın sırasında Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) istihbarat servisi üyeleri tarafından adli emirle tutuklandığını aktardı.

Bu haberin ardından DMO'ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı Fars, güvenlik ve adli kaynaklara dayandırdığı haberinde Mansuri'nin, eski milletvekili, önde gelen reformist figür ve Reform Cephesi Siyasi Komite Başkanı İbrahim Asgerzade ve asli üye eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Muhsin Eminzade ile birlikte tutuklandığını doğruladı.

drvgf
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2025 yılının ağustos ayında İsrail ile savaşın sona ermesinden birkaç gün sonra cumhurbaşkanlığı görevine geldikten sonra Reform Cephesi üyeleriyle üçüncü kez bir araya geldiğinde (İran Cumhurbaşkanlığı)

Aynı kaynaklara göre tutuklulara yöneltilen suçlamalar arasında ‘ulusal uyumu bozmak, anayasaya aykırı tutumlar sergilemek, düşman propagandasıyla iş birliği yapmak, teslimiyet politikasını teşvik etmek, grupların siyasi yollarını saptırmak ve yıkıcı nitelikte gizli mekanizmalar kurmak’ yer alıyordu.

Konuya hakim bir yetkili, yetkililerin ‘önceki eleştirel tutumlarını hoş görmesine rağmen, güvenlik karşıtı faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle bu gruba yasaya uygun şekilde müdahale ettiğini’ söyledi.

İran'daki reformist partiler için en geniş koordinasyon çerçevesini oluşturan Reform Cephesi, son seçimlerde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın en önde gelen destekçilerinden biri oldu.

Yine DMO'ya yakınlığıyla bilinen bir diğer haber ajansı Tesnim, kısa ve belirsiz bir açıklamayla yayınladığı haberde Tahran Savcılığı'nın bazı önde gelen siyasi isimleri ‘Siyonist İsrail rejimini ve ABD'yi desteklemekle’ suçladığını bildirdi. Ocak ayındaki olaylarla ilgili soruşturmalar çerçevesinde ilgili kişilerin isimleri, parti bağlantıları veya tutuklanma koşullarına dair herhangi bir bilgi ise verilmedi.

Tesnim’in haberine göre bu ‘terör olayları’, şiddet eylemlerini meşrulaştırmak ve iç güvenliği etkilemek için perde arkasında ve siber uzayda çalışan bir organizasyon ve medya ağı aracılığıyla ‘İsrail’ ve ‘kibirli’ taraflarla pratik ve operasyonel bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Ajans, ABD ve İsrail’in tehditlerinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemde reformist hareketin önde gelen politikacılarının davranışlarını izlemenin, savcının onları ‘siyasi ve sosyal durumu bozmak ve saha terörizmi olarak nitelendirdiği eylemleri meşrulaştırmak için faaliyetler düzenlemek ve yönetmekle’ suçladıktan sonra dosyalarını açmasına neden olduğunu da ekledi.

Tesnim, prosedürlerin tamamlanmasının ardından, bir siyasi partiye bağlı dört kişiye suçlamada bulunulduğunu, bunlardan bazılarının İsrail ve ABD için çalıştıkları gerekçesiyle tutuklandığını, diğerlerinin ise ulusal uyumu bozmak ve kışkırtmakla suçlandıkları bir davada soruşturma için çağrıldıklarını bildirdi.

dfghyju
Aktivist Azer Mansuri ve Eminzade solda, Asgerzade sağda (Jamaran News)

İran Yargı Erki’nin haber ajansı Mizan, kimliklerini açıklamadığı bazı siyasi isimlerin tutuklandığını ve haklarında dava açıldığını doğruladı.

Mansuri (60), daha önce reformist çizgiden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin danışmanlığını yapmıştı. Aralık ayı sonlarında İran'da protestolar patlak verdikten sonra, Instagram hesabında “Sesinizi duyurmanın tüm yolları kapandığında, protesto sokaklara taşınır” diye yazmıştı.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye göre Mansuri, ‘baskının, protestocularla başa çıkmanın en kötü yolu’ olduğunu belirtirken, protestolar sırasında binlerce kişinin hayatını kaybetmesine atıfla, “Medyaya ulaşamıyoruz, ancak yaslı ailelere ‘Yalnız değilsiniz’ diyoruz” mesajına “Hiçbir güç, hiçbir gerekçe, hiçbir zaman bu büyük felaketi telafi edemez” diye ekledi.

Mansuri, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası düzenlenen protestoların ardından tutuklanmış ve ‘kamu düzenini bozmak ve devlete karşı propaganda yapmak’ gibi suçlamalarla üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Aynı şekilde 2022'de ‘başkalarına zarar vermek ve çevrimiçi kamuoyunu kışkırtmak amacıyla yalan yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Mansuri, bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırıldı. Mansuri, 2023 yılının haziran ayından bu yana, daha fazla sosyal özgürlük ve sivil toplumun daha güçlü bir rol oynamasını talep eden reformist partiler ve grupların çatı koalisyonu olan Reform Cephesi'nin başkanlığını yapıyor.

Yargı uyarıları

Bu tutuklamalar, 28 Aralık'ta İran genelinde yaşam koşulları nedeniyle başlayan ve kısa sürede yaygın bir hükümet karşıtı protesto hareketine dönüşen ve 8-9 Ocak'ta zirveye ulaşan protestoların ardından gerçekleşti.

Protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizmin de dahil olduğu ‘ayaklanmalara’ dönüştüğünü belirten İranlı yetkililer, ABD ve İsrail'i ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdikleri olayların arkasında olmakla suçladı. Ardından gelen baskılar, 1979'dan bu yana rejime yönelik en büyük siyasi meydan okuma olarak kabul edilen protestoları sona erdirdi.

Tutuklamalardan önce, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reformlar ve gerçekleri araştırma komitelerinin kurulması çağrısında bulunan yerli şahsiyetleri sert bir şekilde eleştirdi. Ejei, Velayet-i Fakih’in yanında yer almayanların, ‘savaş sırasında Saddam Hüseyin'e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanlarla’ aynı kaderi paylaşacakları uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir zamanlar devrimde yer alan ve şimdi açıklamalar yapanlar, zavallı ve sefil insanlardır.”

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya göre protestolar sırasında 6 bin 971 kişinin öldürüldüğü belgelendi, bunların çoğu göstericiydi, ayrıca 51 binden fazla kişi gözaltına alındı.

Reformistlere yönelik parlamento tehdidi

Tutuklama kampanyası, Reform Cephesi'nin eski başkanı ve eski Milletvekili Ali Şakuri-rad'ın, güvenlik güçlerini protestolar sırasında ‘kendi saflarında cinayetler uydurmak’ ve ‘camileri yakmakla’ suçladığı açıklamalarıyla tırmanan tartışmalarla eş zamanlı gerçekleşti.

Şakuri-rad ne demişti?

Geçtiğimiz hafta Şakuri-rad’ın bir ses kaydı sızdırıldı. Bu kayıtta, 8-9 Ocak olaylarını ayrıntılı olarak anlatan Şakuri-rad, üyelerinin gerçekleştirdiği cinayetlerin ayaklanmayı bastırmak için yapılan bir proje olduğunu söyledi. Cami, türbe ve Kuran'ların yakılması ile Besic üyeleri ve güvenlik güçlerinin öldürülmesinin baskı için bahane olarak kullanıldığını da ekleyen Şakuri-rad, Mossad ve dış operasyon ekiplerini bu olayların arkasında olmakla suçlayan resmi açıklamayı reddettiğini ifade etti. Diğer açıklamalarında Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın protestocuları ‘sorun çıkaranlar’ olarak nitelendirmesini eleştiren Şakuri-rad, bunun ‘merkezci bir güç olarak rolünü yaktığını’ ve merkezci gücün ‘krizlerde temel sosyal sermayeyi temsil ettiğini’ söyledi.

rgthy
İran'ın Meşhed kentinde hükümet karşıtı protestocular toplanırken duman yükseliyor, 10 Ocak 2026'da (Reuters)

Aynı bağlamda Şakuri-rad, Birlik Partisi'nin kısa bir süre önce düzenlenen konferansına atıfla, konferansın oturumlarından birinde İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in mevcut durumu ele almak için bazı yetkilerini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a devretmesi önerisinin gündeme getirildiğini ve bu önerinin parti içinde tartışıldığını, ancak kamuoyuna açıklanmadığını söyledi.

“Geçiş konseyi”

Iran International adlı televizyon kanalı, 20 Ocak'ta Reform Cephesi Merkez Konseyi'nin, Hamaney'in istifasını ve bir ‘geçiş konseyi’ kurulmasını talep eden bir taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı düzenlediğini bildirdi.

Ancak kanalın aktardığına göre güvenlik güçleri müdahale ederek Reform Cephesi liderlerini tehdit etti ve bu da bildirinin yayınlanmasının askıya alınmasına ve herhangi bir kamuoyu çağrısının geri çekilmesine yol açtı.

Habere göre görüşmelerde ‘toplu istifalar’ ve ‘ülkenin dört bir yanında protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısı’ önerileri de gündeme geldi, ancak yaygın tutuklamalarla ilgili uyarılar da dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin baskısı, bu adımların atılmasını engelledi.

Kanalın aktardığı reformist harekete yakın kaynaklara göre, güvenlik güçlerinin tepkisi, yetkililerin en üst düzeylerdeki siyasi bölünme belirtilerine karşı duyarlılığını ve İran siyasi sahnesinde herhangi bir fikir birliği hali veya kamuoyu eyleminin oluşmasını önleme çabalarını yansıttı.