Mossad'ın eline yüzüne bulaştırdığı beş operasyon

Independent Türkçe, İsrail'in dış istihbarat örgütü Mossad'ın son 50 yıl içinde dikkat çeken 5 talihsiz operasyonunu inceledi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Mossad'ın eline yüzüne bulaştırdığı beş operasyon

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

2024 hızlı başladı.

Daha doğrusu geçen yıldan miras acılar, savaş hali ve gerilim kaldığı yerden sürüyor.

İsrail, Gazze Savaşı'nın bütün bir yıla yayılabileceğini söylerken sivil can kaybı sayısı gün geçtikçe artıyor.

Diplomasi, siyasetin yanında bir yandan da istihbarat servisleri çalışıyor.

Haftanın iki önemli gelişmesi aynı gün içinde iki farklı ülkede, Lübnan ve Türkiye'de yaşandı.

7 Ekim'deki Aksa Tufanı Operasyonu sonrası eleştirilerin odağında olan İsrail istihbaratın sağladığı bilgilerle Lübnan'da Hamas üst düzey yöneticilerinden, Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri öldürüldü.

Aynı gün, Türkiye'de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad'a yönelik İstanbul merkezli 8 ilde operasyon düzenlendi. 

Operasyon sonrası 34 kişi gözaltına alındı.

Hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15'inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildi.

Şüpheliler Türkiye’de yaşayan yabancılara yönelik keşif, takip ve adam kaçırma planlamakla suçlanıyordu.

İsrail istihbarat servisi yetkililerinin bu kişilerle sosyal medya üzerinden iletişime geçtiği, savaştan sonra Filistin lehine çalışmalar yürüten İsrail ve Filistinli aktivistlerin isim bilgilerini verip bu kişileri takip etmelerini istediği öne sürülüyor.

Şüphelilerin aldıkları isim bilgileri doğrultusunda hedef kişileri takip ettiği, hatta kimi kişilerin fotoğraflarını çekip bu kişilere ait bilgileri İsrail ile paylaştığı dillendiriliyor.

Aslında bunun Türkiye'de İsrail'in Mossad bağlantılı casus şebekesine karşı ilk hamle olmadığı biliniyor. 

Son adımın 2021'den bu yana süregelen Muteni, Nekpet, Neoplaz, Köstebek gibi bir dizi operasyonun devamı olduğu ifade ediliyor.

O tarihten bu yana Türkiye'de İsrail'in en üst düzey casusluk teşkilatı ile bağlantısı olan çok sayıda kişi tutuklanmış durumda.

Kuşkusuz diğer ülkelerde operasyon yürütmek casusluk işinin doğasının parçası.

Ancak Ankara, Mossad'ın iç istihbarat yetkililerini bilgilendirmediği ve Türkiye sınırları içerisinde Türkiye'ye karşı faaliyetler yürüttüğü kanaatinde. 

Mossad ilk kez bu tarzda suçlamalarla karşı karşıya kalmıyor. 

Tarihten bugüne uzanan ve İsrail'i ABD dahil birçok farklı ülkeyle karşı karşıya getiren çok sayıda operasyon ve skandal yaşandı. 

Independent Türkçe, Mossad'ın son 50 yıl içinde en çok dikkat çeken 5 başarısız operasyonu ve kurum içindeki çalkantılı anları inceledi.

1- Hamas liderine Coca-Cola kutusuyla zehirli suikast girişimi

İsrail ve Ürdün arasında o dönemde yeni bir barış anlaşmasına rağmen Mossad'ın suikast operasyonlarını yöneten Kidon Birimi üyeleri, Temmuz 1997'de Kudüs'teki bir pazarda meydana gelen ve 16 İsrailli'nin ölümüne, 169 kişinin ise yaralanmasına neden olan Hamas saldırısına misilleme yapmak istiyordu.

Hedefte o dönem Hamas liderliği koltuğunda oturmayan örgütün önemli isimlerinden Halid Meşal vardı.

Mossad ekibi Eylül 1997'de Ürdün'e geldiğinde İsrail'i birkaç ay önce başbakanlığa seçilen Benyamin Netanyahu yönetiyordu.

Netanyahu operasyonun gizli olmasını istemişti.

Bu yüzden Mossad'da görevli bilim insanlarından biri temas halinde öldüren ancak otopside tespit edilemeyen yeni bir zehirin kullanılmasını önerdi.

Öneri kabul gördü.

Mossad ajanları, sahte Kanada pasaportları taşıyan Barry Beads ve Sean Kendall olarak Ürdün'ün başkenti Amman'da turist kılığına büründüler.

Planları, Meşal'in SUV aracıyla gelmesini beklemek ve ardından evine yürürken onu zehirlemekti.

Ajanlar, çalkalanan bir Coca-Cola kutusunu açarak patlayan kola ile Meşal'i oyalayacak, sprey yardımıyla zehiri boynuna püskürtecek sonrasında ise kalabalığın arasında hızlı adımlarla uzaklaşacaklardı.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Suikastçılar Meşal'e yaklaştığında, birden küçük kızı araçtan atlayıverdi.

Peşi sıra hem Meşal hem şoförü  kızın peşinden koştu.

Mossad'ın sahadaki takım lideri, Beads ile Kendall'a görevi iptal etmeleri için haber vermeye çalışsa da ikili uyarının farkına varmadı.

Hedefe kilitlenmişler, planın dışında ortaya çıkan sahnede doğaçlamaya soyunmuşlardı.

Meşal'a yaklaştıklarında Kendall, Coca-Cola kutusunu açtı.

Ancak bekledikleri gibi kutu çalkalandıktan sonra patlamadı.

Bu kez Beads devreye girdi.

Ve Meşal'e spreyle zehri sıkmaya çalıştı.

Fakat bu kez de Meşal'in şoförü olup biteni fark edip Mossad ajanına elindeki gazeteyle vurdu.

Beads, Meşal'in kulağına birkaç damla zehri bulaştırmayı başarsa da "hedef" olay yerinden kaçmıştı. 

Sonrası mı?

Turist kılığına giren ajanlar Ürdün polisi tarafından tutuklandı.

Suikast girişimi İsrail ile Ürdün hükümetleri arasında infiale neden oldu, iki ülke ilişkileri gerildi.

Kral Hüseyin, Netanyahu zehirin panzehirini verene kadar Mossad ajanlarını hapse atma tehdidinde bulununca Netanyahu "Panzehiri verin!" talimatı verdi.

Sonunda İsrail, Beads ve Kendall'ın serbest bırakılması karşılığında Hamas lideri Şeyh Ahmed Yassin'i serbest bırakmak zorunda kaldı.

Beads ve Kendall, Kanada büyükelçiliğine teslim edildikten sonra İsrail'e dönebildi. 

Kanadalılar ise Mossad ajanlarının sahte Kanada pasaportları kullanmasından dolayı çok rahatsız ama muhtemelen her zamanki gibi kibarlardı.

2- Aşkının ya da uçkurunun kurbanı Mossad başkanı: Yossi Cohen

Avustralyalı iş insanı James Packer'dan kızının düğünü için 20 bin dolarlık hediye almış, yine kızı için Birleşik Arap Emirlikleri hükümeti aracılığıyla Dubai'de yüksek maaşlı iş garantisi sağlamıştı.

Ancak Mossad'ın başkanı Yossi Cohen sadece kızıyla ilgilenmiyordu.

Onu asıl tefe koyan ismi hala kimliği sır olan bir hostesle yaşadığı gizli ilişkiydi.  

2021'deki bir araştırma raporu, Mossad'ın eski başkanı Cohen'in devlet sırlarını, ilişkisi olduğu hostes ve o dönemki kocasına ifşa ettiğini ortaya çıkarmıştı.

HaMakor soruşturma programına göre Cohen'in gizli ilişkisi 2018 sonlarına dayanıyordu.

Cohen dünya çapındaki istihbarat örgütü Mossad'ın operasyonlarına dair çeşitli gizli ayrıntıları bilmesiyle övünüyor, çifte seyahatleri hakkında bilgi veriyordu.

Hostesin kimliği belli değildi ama aldatılan eş kendisini gizlememişti.

İsrail finans piyasalarının bilindik simalarından Guy Shiker tüm işittiklerini hatta tanık olduklarını sadece mahkeme karşısında değil basının önünde de bir bir anlattı.

Mossad hakkında bir sürü hikaye anlattı. Çenesi çok düşük. Bana Mossad'ın ünlü bir Arap liderinin doktorunu 'izlediğini' söylemişti"

Cohen'ın eşine "Prensesim" ve "Güzelim" diye hitap ettiği mesajlar gönderdiğini söyleyen Shiker, "Şu anda bir aileyi mahvediyorsun" diye Mossad direktörüne çıkıştığından bahsedecek, Cohen'in Mossad'daki yönetim tarzıyla ilgili bazı ayrıntıları paylaştığını da aktaracaktı:

Bana dedi ki, 'Mossad başkanı olarak atandığımda, dikkatlice dinle, 10 gün içinde altı üst düzey yetkiliyi kovdum... çünkü sisteme sadık değillerdi, iyi değillerdi. Ben onların eşitleri olduğumuzda en iyi arkadaşları olduğumu düşündüler. Ben atandığımda onları kovdum hem de merhamet tanımadan"

Cohen elbette iddiaları reddetti.

Asla güvenlik sırlarını veya paylaşmaması gereken bilgileri paylaşmadığını söyledi.

Olaydan kısa süre önce Cohen, Mossad'ın İran'ın Natanz'daki yeraltı santrifüj tesisini patlattığını ima ettiği bir röportajdan dolayı eleştiri almış, 2018'de Mossad'ın Tahran'daki bir depodan İran'ın nükleer arşivini çaldığı operasyonu ayrıntılı bir şekilde anlatmış, İran'ın öldürülen üst düzey nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin yıllardır Mossad'ın hedefinde olduğunu doğrulamış ve İsrail'in İran'ın nükleer silah elde etmesini önleme konusundaki taahhütlerinin ciddi olduğunu anlatmıştı.

Mossad'dan ayrıldığından beri Cohen, etik ihlalleriyle ilgili birkaç suçlamayla karşı karşıya kaldı.

Cohen'in Mossad başkanlığı haziran 2021'de sona erdi ve yerine David Barnea geçti.

Cohen'i göreve atayan ise Benyamin Netanyahu'ydu.

3- Mossad terörist yerine Faslı garsonu öldürüyor

Altı Gün Savaşları'nın üzerinden beş yıl geçmişti.

İsrail ve Arap ülkeleri silahlanmaya devam ediyordu.

1972 Yaz Olimpiyatları düzenleniyordu.

Adres sporun evrenselliğinden çok terörün acımasızlığının ön plana çıkacağı Müniht'ti.

Kara Eylül örgütü üyesi silahlı militanlar İsrail Olimpiyat takımının on bir üyesini rehin almış, olay rehineler ve bir polisin ölümü ile sonuçlanmıştı. 

Bir yıl sonrası, 1973...

Mossad ajanları Münih katliamından sorumlu tuttukmları Kara Eylül terör örgütünün lideri Ali Hassan Salameh'i yakalamak istiyordu.

İsrail intikam peşindeydi. 

Salameh'in Norveç'te olduğu bilgisini aldılar.

"Süngü Operasyonu" olarak da anılan "Tanrı'nın Gazabı" operasyonu için düğmeye basıldı.

Aslında operasyon Filistinli tercüman Wael Zwaiter'in Roma'da vurulması ve Kara Eylül'ün liderlerinden olduğu öne sürülen Mahmud Hamşari'nin Paris'te arabasına bomba konulmasıyla zaten başlamıştı.

Önce Zwaiter'in terör örgütü ve saldırılarla herhangi bir bağlantısı olmadığı iddia edildi.

Ama asıl skandal Norveç'te gerçekleşecekti.

Münih'teki yaz olimpiyatlarında yaşananların intikamı, seneler sonra kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak 20 bin nüfuslu küçük Norveç kasabası Lillehammer'de alınacaktı. 

Mossad ekibinin genç ve tecrübesiz lideri Mike Harari, Salameh sandıkları adamı buldu.

Ancak bu Faslı garson Ahmed Bouchiki'den başkası değildi.

Faslı garson Münih saldırılarının sorumlusu Salameh'e talihsiz şekilde çok benziyordu.

Bouchiki'nin Salameh sanılması Kara Eylül örgütü adına kuryelik yapmış, ardından Mossad için çifte ajanlığa soyunmuş Kemal Benamane'nin marifetiydi.

Bouchiki, işten eve dönerken vurularak öldürüldü.

Sonrası kaos...  

Zira küçük Norveç kasabasında neredeyse yarım asırdır tek bir cinayet vakası kaydedilmemişti.

Kasabadaki on iki yabancının varlığı zaten halk ve polisçe fark edilmişti.

Bu yüzden Bouchiki öldürüldüğünde polis yakındaydı.

Harari ve ekibin bir kısmı kaçmayı becerdi, altı ajan ise Norveç polisi tarafından tutuklanıp cinayetle suçlandı.

Mahkemede ajanlar Mossad'ın gizli faaliyetleri ve suikast yöntemleri hakkında utanç verici ayrıntılar içeren itiraflarda bulundu. 

Skandalın ardından Mossad, Avrupa'daki tüm güvenli evlerini, gizli telefon numaralarını bir bir terk edip ortadan kaldırdı.

Olan 30 yaşındaki genç garsona olmuştu. 

4- Münih'in intikamını alırken siviller de ölüyor

Norveç'teki Lillehammer felaketinden beş yıl sonrası...  

Mossad bir kez daha Münih Olimpiyatları'ndaki saldırıladan sorumlu tuttuğu Ali Hassan Salameh'in hala peşindeydi.

Bu kez hata yapmak istemiyorlardı.

Ancak İsrailliler Salameh'in aradan geçen yıllar içinde bir CIA'in bir piyonu haline geldiğini bilmiyorlardı.

CIA, Salameh'in statüsü ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içindeki bağlantılarını kullanıp ABD'ye yönelik olası saldırıları önlemeyi umuyordu.

Hatta iddiaya göre Washington'ın bu hamlesi sayesinde dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir suikastten kurtulmuştu.

İsrail'in o dönem bir numaralı hedefi olan CIA'in kiralık ajanı işini iyi yapıyordu.

Bununla birlikte Salameh'in hizmetleri karşılığında para almayı reddettiği de söylenecekti.

Sadece Amerikalılar ile Filistinliler arasında daha iyi ilişkileri teşvik etmek istediğini söylese dahi CIA pahalı balayının masraflarını ödemişti. 

Mossad daha sonra CIA ile Salameh'in ilişkisi hakkında bilgi istedi.

İsrail'in şüphelerini gidermek için CIA, teröristle herhangi bir ilişkisinin olmadığını kesin bir dille reddetti.

Haliyle Mossad yeniden işe koyulabileceğini düşündü.

1978'in son günleriydi.

Erika Chambers, Salameh'i bulmak için Beyrut'a gönderildi.

Kendisini Filistinli çocuklara bakım sağlayan yardım kuruluşunda çalışan İngiliz bir kadın olarak takdim etti.

Kısa sürede diğer Mossad ajanları teröristi bulmuştu.

Hemen günlük rutinini öğrenmeye giriştiler.

Rizk ile evlenen Salameh, FKÖ Genel merkezi, ilk eşi ve iki çocuğunun evi ile Rizk'in daireleri arasında düzenli olarak mekik dokuyordu. 

22 Ocak 1979...

İsrailliler bir Volkswagen kiraladı.

Onu patlayıcılarla doldurup Salameh'in sık kullandığı rota üzerine park ettiler.  

Salameh'in Chevrolet'i Volkswagen'in yanından geçerken patlayıcılar radyo vericisiyle infilak ettirildi.  

Patlamada Salameh ve onu bir Land Rover ile takip eden korumalarıyla birlikte dokuz kişi öldü.

Bir görgü tanığı, tanık olduklarını şöyle tarif edecekti: 

Cehennem gibiydi. İnanılmazdı. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim, hatta Beyrut'ta bile. Tüm şehir yanıyormuş gibi hissedildi. Bir sürü ölü insan, yanmış araçlar ve sokakları süsleyen genç cesetler. Sonra Hassan Salameh'in bir arabadan çıkıp yere düştüğünü gördüm. İnsanlar bana kim olduğunu söyledi."

İsrail amacına nihayet ulaşmıştı.

Ancak yaşamını yitirenler arasında çok sayıda sivil de vardı. 

5- İsrail ile ABD'yi karşı karşıya getiren adam: Pollard

1985 yılıydı.

Eski bir ABD Deniz Kuvvetleri istihbarat analisti olan Jonathan Pollard, İsrail için casusluk yapması nedeniyle FBI tarafından tutuklanmıştı.

Pollard, Mossad'a binlerce gizli belge sağlamış ve bunlardan bazıları iddiaya göre diğer ülkelere de iletilmişti. Olay, İsrail ile ABD arasında büyük bir ayrılığa neden oldu. 

Peki iki müttefiği karşı karşıya getiren bu adam kimdi?

Jonathan Jay Pollard 1954'de Texas'ın Galveston şehrinde doğdu, Amerikalı bir Yahudi'ydi.

Babası saygın bir bilim insanıydı.

Stanford Üniversitesi'nde eğitim aldı Pollard.

Ardından 1979'da Maryland, Suitland'deki ABD Deniz Kuvvetleri İstihbarat Servisi'nde istihbarat analisti olarak göreve başladı.

Zaman içinde rütbesini yükseltti.

Bu, hassas bilgilere erişebileceği anlamına geliyordu.

Mayıs 1984'te İsrail ajanları tarafından işe alındı.

Sonraki 18 ay boyunca, o dönem New York'ta eğitim izninde olan İsrail Hava Kuvvetleri Albayı Aviem Sella'nın oyuncağına dönüştü.

Tabi yüklü miktarda para karşılığında...

Pollard İsrail'e, Ortadoğu ve diğer ülkelere dair neredeyse sınırsız bilgi sağladı.

Bilgiler 1960'lardan beri İsrail Savunma Bakanlığı'nda faaliyet gösteren, eski Mossad görevlisi Rafael Eitan'ın yönettiği bağımsız istihbarat şebekesi "Bilimsel İrtibat Birimi" aracılığıyla iletiliyordu. 18 ay süresince Pollard'a hizmetleri için ödeme yapıldı.

İsrail ve Avrupa'ya seyahat etti.

Olayın farkına varılması halinde kendisine sığınma sözü verildi.

İsrailliler onun işe alınmasını hiçbir İsrail savunma bakanı veya kabine tarafından yetkilendirilmediğini iddia etse de bu ABD'de çok da inandırıcı bulunmadı.

FBI ajanları Pollard'ı ve eşini takibe başladığında çift siyasi sığınma talebiyle Washington'daki İsrail büyükelçiliğine kaçtı.

Ancak büyükelçilikten çıkarııp 21 Kasım 1985'te tutuklandılar.

Tutuklama ve açıklamalar, Amerikan Yahudi liderliği dahil olmak üzere halkın  tepkisine neden oldu.

İsrail, Reagan yönetimi ve ABD Kongresi ile açık bir çatışma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. 

ABD, soruşturmada İsrail'den işbirliği talep etti.

1 Aralık 1985'te dönemin başbakanı Şimon Peres, İsrail'in ilgili kişileri ABD yetkilileri tarafından sorgulanmasına izin verdi.

Tek taahhüdü bu değildi.

İsrail Pollard aracılığıyla temin edilen tüm belgeleri iade edecek, Bilimsel İrtibat Birimi'ni fesh edecek ve sorumlu İsraillileri cezalandıracaktı.

Pollard hiç mahkemeye çıkarılmadı.

Anlaşma gereği o dönemki eşi Anne'ın beş yıl hapis cezasını kabul etti.

Haziran 1986'da casusluk suçlamalarında suçlu olduğunu itiraf etti.

Ancak buna rağmen Mart 1987'de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.  

2015 yılında 30 yıl hapis cezası sonrasında şartlı olarak serbest bırakıldı.

Independent Türkçe



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.